İkinci bölümde sorun çıktığı için iki üçü buraya koydum şekerler. iyi okumalar💙💙💙
Sevgili günlük; 16.10.1980
Bugün oradaydık ikimizde. Yüzündeki gülümsemeyi aklıma kim çiviledi bilmiyorum ama aklımda çivili olduğunu biliyorum. Gördüğüm andan beri aklımda ve kendime söz veriyorum sonsuza kadar unutmayacağım, sonsuza kadar. Bazı aşklar sonsuzdur bizimki de öyle olacak tabii aşk denirse. Oradaydı gülümsemiyordu etrafına bakıp saatine bakıyordu birini bekliyormuş gibiydi ve o biri bendim buna inanabiliyor musun sevgili günlük? Tamam, yine fazla abartıyorum kabul. Neyse evet o kendi döngüsünü tekrarlıyordu bende onu izliyordum geç kalmıştım beş dakika ama ondan önce oradaydım aslında sadece izlemek istemiştim onu. Öylece izledim onu ne kadar izledim bilmiyorum ama saatine sürekli bakması biraz fazla bekletmemin işaretiydi bence. Elimdeki kitabi daha sıkı tuttum diğer elimle saçımı düzelttim. Hangi mimiği kullansam bilemedim evde yaptığım provayı unutmuştum resmen. Ne yaparsam komik geliyordu asla güzel ve uygun bir yüz ifadesi seçemiyordum. Onun yüzünde heyecan olmaması kalbimi kırsa da umursamamaya çalıştım. Yıllardır kendi kabuğunda yaşamış biri olarak kendimi fazla tuhaf hissediyordum sonuçta benim Vedat'tan başka arkadaşım yoktu. Attığım ilk adımı hatırlıyorum ama devamını biri beynimden silmiş gibi hissediyorum. Hatırlayamıyorum o kadar gergindim ki oraya gidene kadar sadece gerginliğimi ve heyecanımı hatırlıyordum. Beni kendime getiren de muhtemelen o mükemmel gülümsemesi olmuştu. Aynı anda kıvrılan dudağının iki kenarı yine hafızamdaydı ve her zaman olacaktı. Kısılan gözlerini de unutmamak lazım tabii. Peki ya o turuncu saçlarının tamamladığı o yüz. Bunlar benim için unutulmaz olacaklar ama sadece benim için onun için değil gibiydi asla da olmayacaktı. Adı Kenan Ertekin'miş. Ertekin ailesinin iki oğlu vardı. Vedat'ın ailesi ve Ertekin ailesi çok yakınlardı ben de oradan biliyordum. Bir de birinin nişanlandığını duymuştum kardeşiymiş. Gelmemi falan istedi ama kesin o adam da orada olurdu o yüzden reddetmek zorunda kaldım. Oysa onun olduğu her anın içinde olmak en büyük dileğimdi benim. Çok mu abartıyordum? Evet, çok abartıyordum. İki gün görmekle âşık olunmazdı. Olunmazdı değil mi? Hayatımda hiç kızıl insan görmemiştim o yüzden olmuştu böyle. Öyledir değil mi? Öyledir öyle. Neyse haftaya yine sözleştik kitap hakkında konuşacağız. Çok heyecanlıyım çok kelimeler yetmez.
Sevgili günlük; 23.10.1980
Bugün oradaydım aynı heyecanla gittim oraya. İlk defa giydiğim çiçekli bir elbisem dizlerime kadar uzanıyordu. Ben çiçekleri de çok severim bu arada. Annem beni çiçekli elbisemle görünce "Gençliğime benziyorsun ama benden daha güzel olmuşsun bebeğim." Demişti. Annemin gençliği annem kadar benim de kapanmayacak yaralarım arasındaydı annem bana çok anlatmazdı her şeyini kalbini kırardı anlattıkları. Babam denecek dünyaya gram faydası olmayan o adam mahvetmişti annemin gençliğini sonra bir daha evlenmişti beni görse tanımazdı zaten peşimden de koşmazdı. Şimdilerde iki kızı varmış anneleri de çok takıntılıymış öyle anlatıyordu Vedat. Onu anmaya gerek yoktu yani o adamı. Normalde kendime hiçbir şey yakıştıramıyordum ama annem gençliğine benzettiği için bugün o kadar da kötü olmadığıma inanmıştım. Yola çıkarken o kadar heyecanlıydım ki kendimi bulutların üstünde hissettim. Sanki uçan bir hali vardı altımda. Bazen aklıma bunun son görüşmemiz olma ihtimali geliyordu ama sonra hemencecik vazgeçiyordum yine bir bahane bulurdum ne bileyim hallederdim yani buna inanıyordum hem belki Abdullah amcanın tanıdığıdır. Zaten Abdullah amca babamı tanıyorsa Ertekin'leri de tanır. Boş verdim her şeyi sonra zaten onu sadece iki kez görmüştüm bir daha görmezsem de ölmezdim. Ölmezdim değil mi? Kabul Kenan'ı çok kısa süredir tanıyordum ama onu çok sevmiştim arkadaşım olarak. Yani umarım. Oraya geçen haftaki heyecanımla gittim yine ama bu sefer içimde nedense çok kötü bir his vardı. Sonra yüzünü gördüm. Sinirli gibi görünüyordum bugün geç kalmamıştım ki. Sinirini anlamlandıramadım. Babamın kim olduğunu öğrenince sinirlenmeyen adam şimdi neden sinirliydi? Yüzünde ona çok yakışan gülümsemesinin olmaması yetmezmiş gibi bir de sinirli bir yüz ifadesi vardı. Sinirli yüz ifadesi beni o kadar germişti ki yolun burasına kadar koşan ayaklarım şimdi geri geri gitmek istiyordu. Yine de direndim ve ilk adımı attım. Önceki görüşmemize giderken ki gibi değildi bu sefer hatırlıyordum ona ulaşana kadar olan o yolu, gergindim. Geri dönmem için beni ikna etmeye çalışan adımlarıma kızmıştım çünkü ben asla korkak değildim. Karşısında durduğumda elindeki kitabı bana fırlatırcasına vermişti. Neredeyse elime fırlatılan kitabımla bakışırken dünyanın en soğuk tınısıyla "Teşekkür ederim." Dedi 'Seni öldürürüm.' der gibi. Bakışlarımı ona çeviremedim belki ama ayakkabılarına bakabildim. Ayakkabıları gözden kaybolunca gidecektim ama o, o kadar hızlı uzaklaşmıştı ki kendimi toplayacak zaman bile bulamadım. O gitti ben uzun süre aynı yerde bekledim sonra Yağmur yağdı. O yağmur sadece bana mı yağdı yoksa tüm Şehre mi bilemedim. Sanki ayaklarımın altındaki bulutlar yağmur yağdırmak için başımdaydılar. Ama kim Seniha'yı suçlayabilirdi ki Hakkı Celis'in sevgisine karşılık vermediği için? Sahi Hakkı Celis mi suçluydu imkânsız birini sevdiği için yoksa Seniha mı suçluydu onu delicesine seven bir erkeği reddedip kendi zevkleri ve hırslarının peşinde koştuğu için?
