İçeriğe geç

Gerçek Ailem:Kayıp Varis

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Gerçek Ailem:Kayıp Varis

Bölüm 11

☠️☕ 11. BÖLÜM: ZEHİRLİ ZARAFET ☕☠️

Arkadaşlar beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum destekleriniz için her birinize teşekkür ederim🥰🌸🧸

Zaman: Pazartesi, Saat 16:30

Mekân: Boğaz'a Nazır Lüks Bir Yalı

Anlatan: Genel Anlatıcı'nın gözünden

Erkeklerin dünyasında silahlar patlar, limanlarda tırlar dolusu kaçak silah sevkiyatları için kan dökülürken; yeraltı imparatorluklarının asıl görünmeyen, o en acımasız savaşı malikanelerin salonlarında veriliyordu. Pazartesi gününün ikindi vakti, Boğaz’a nazır lüks bir yalının bahçesinde, şehrin en güçlü mafya ailelerinin eşleri bir araya gelmişti. Masadaki o mesafeli hava, bu kadınların arasındaki o ölümcül savaşı gizleyen sahte birer maskedir. Marcus Moretti'nin o sarsılmaz, asil duruşuyla tanınan eşi, yani Moretti Hanımı olan Elena Moretti, masanın başköşesinde oturmuş, buz gibi bir zarafetle çayını yudumluyordu. Karşılarında ise en büyük düşmanları olan Valente ailesinin liderinin eşi, kibirli Sofia Valente oturmaktaydı. Salondaki hava o kadar gergindi ki, köşe başlarında bekleyen korumalar bile nefes almaya korkuyordu. Sofia Valente, fincanını masaya bırakırken sahte, zehirli bir gülümsemeyle Elena’ya baktı. "Duydum ki Elena," dedi, sesi bir yılanın tıslaması kadar ince ve tehlikeliydi. "Yıllar sonra yetimhaneden bir kız getirmişsiniz malikaneye. Silahla, yeraltı dünyasıyla hiç işi olmamış, sokakların tozuyla büyümüş bir kızın Moretti soyadının ağırlığını taşıyabileceğinden emin misiniz? Malum, bu dünya narin çiçekleri çok çabuk soldurur."

Masadaki diğer mafya eşleri, bu açık ve sert meydan ukumanın ardından nefeslerini tutup Elena Moretti’nin yüzüne baktılar. Elena, yüzündeki o sarsılmaz, asil ifadeyi bir milim bile bozmadı. "Moretti kanı nerede büyürse büyüsün, ait olduğu tahtı er ya da geç geri alır Sofia," dedi, sesi tam ortanın birazcık mesafelisi, kırmayan ama insanın kemiklerini sızlatan o asaletle doluyordu. "Bizim kızımız sokakların sertliğini gördü, yani sizin o saraylarda, lüks odalarda büyüyen narin çocuklarınız gibi ilk rüzgarda kırılmaz. Dün abilerinin yanında o depoda olanları, kızımın o sesini çıkarmadan nasıl itaat edip kuralları öğrendiğini bizzat Marcus'tan duydum. Bence sen kendi narin çiçeklerini korumaya baksan iyi edersin, çünkü Moretti ailesi artık eskisinden çok daha hırçın." Sofia Valente'nin yüzündeki o sahte gülümseme bir anda donup kaldı. Masadaki o kibirli kadınlar topluluğu, bu lafın ardından kimin gerçekten güçlü olduğunu bir kez daha anlamıştı. Erkekler sokakları kurşunla zapt ederken, mafya eşleri tek bir kelimeyle yeraltının haritasını yeniden çiziyordu.

Elena Moretti, toplantının ardından yalının kapısında bekleyen siyah zırhlı aracına bindiğinde yüzündeki o sahte zarafet maskesi yerini derin bir yorgunluğa bıraktı. Yol boyunca dikiz aynasından Boğaz’ın dalgalarını izlerken aklında sadece o kız, Aria vardı. Malikanenin kapısından içeri girdiğinde, adımları doğrudan üst kattaki o loş koridora yöneldi. Aria'nın odasının kapısında bekleyen iki silahlı koruma, Elena'yı görünce başlarıyla selam verip geri çekildiler. Elena kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdi. Aria, üzerindeki dökümlü kazakla yatağın kenarına oturmuş, ellerinin titremesini durdurmaya çalışarak boş gözlerle pencereden dışarı bakıyordu. O depodaki dökülen kanın şoku ve babası Marcus’un karşısındaki o karşı gelemediği sessiz itaati, kızın omuzlarına koca bir yük gibi binmişti. Elena, yatağın kenarına, Aria'nın tam ortanın birazcık mesafelisi olan o güvenli uzaklığına oturdu. "O toplantıda o kibirli kadınların karşısında seni nasıl savunduğumu, Moretti adının arkasında nasıl durduğunu bilmeni istedim Aria," dedi, sesi bir annenin sıcaklığını taşısa da aradaki o asil mafya mesafesini milim bozmuyordu. Aria başını yavaşça kaldırıp Elena’nın o sarsılmaz gözlerine baktı; içindeki o büyük üzüntü ve vicdan azabı hâlâ sesini kesiyordu ama ilk defa bu evde, arkasında duran güçlü bir kadının varlığını hissediyordu.

[...Aria başını yavaşça kaldırıp Elena’nın o sarsılmaz gözlerine baktı; içindeki o büyük üzüntü ve vicdan azabı hâlâ sesini kesiyordu ama ilk defa bu evde, arkasında duran güçlü bir kadının varlığını hissediyordu.]

"Beni o kadınlara karşı savunmuş olmanız, bu eve ait olduğum anlamına gelmez," dedim, sesimdeki o kırgın ama dik duruşu korumaya çalışarak. Gözlerimi Elena’nın kusursuz yüzüne diktim. "Dışarıdaki düşmanlarınız bana sokakların tozuyla büyüdüğümü söylerken haklılar. Ben dün bir kafede çay dolduruyordum, bugün ise o depodaki kan kokusunu tenimden çıkaramıyorum. Beni koruduğunuzu söylüyorsunuz ama beni bir canavara dönüştürüyorsunuz." İçimdeki o birikmiş öfke ve yabancılık hissi kelimelerime dökülmüştü; bu aileyi, onların o kirli taht savaşını öyle hemen kabullenecek değildim. Canım acıyordu ve bu malikanedeki her şey bana hâlâ çok yabancıydı.

Elena Moretti, bu sert çıkışımın karşısında bir milim bile gerilemedi. Yüzündeki o buz gibi zarafet, bir Moretti Hanımına yakışacak şekilde daha da keskinleşti. Bana sarılmadı, yapay bir anne şefkati göstermedi; aramızdaki o mesafeli sınırı koruyarak gözlerimin içine baktı. "Seni hemen kabullenmeni, bu dünyaya aşık olmanı beklemiyorum Aria," dedi, sesi ne çok sıcak ne çok soğuktu, tam o aradığımız mesafedeydi. "Canının acıdığını, o depoda eline zorla silah tutuşturulduğunda ruhunun nasıl sarsıldığını biliyorum. Ama burası bir mafya ailesi. Biz burada sevgimizi kurşunlarla, sadakatimizi ise döktüğümüz kanla ölçeriz. Dışarıdaki Valente köpekleri seni canlı canlı yemek için fırsat kollarken, senin o yetimhane kırgınlıklarını dinleyecek vaktimiz yok. Bu aileyi hemen sevmene gerek yok, ama hayatta kalmak istiyorsan bu kurallara uymak ve bizimle yürümeyi öğrenmek zorundasın. Hiçbir şey senin için kolay olmayacak, çünkü Moretti olmak bunu gerektirir."

Ablam Katiana’nın antrenman odasındaki o "Asi Kız" hitabından sonra, annemin bu buz gibi ama arkamda duran asil sözleri içimdeki o fırtınayı biraz olsun dindirdi. Onlardan nefret ediyordum, bu karanlık dünyadan tiksiniyordum ama haklı olduğunu da biliyordum. Bu evde hiçbir şey kolaylıkla tatlıya bağlanmayacaktı. Gözlerimi halıya çevirip parmaklarımla oynarken o hüzünlü itaatime geri döndüm. "Tamam," diye fısıldadım, sesimi çıkarmadan o zorlu gerçeği kabul ederek. Elena yavaşça ayağa kalktı, kapıya doğru yürürken arkasını dönmeden son kez konuştu: "Akşam yemeğinde masada ol Aria. Marcus seni bekliyor. Ve unutma, Moretti Hanımı’nın kızı asla başını öne eğmez." Kapı arkasından kapandığında odada yine o ağır sessizlikle baş başa kalmıştım. Ama bu kez içimde, o zorlama rolleri oynamayan, bu acımasız aileye karşı adım adım kendi tırnaklarıyla tutunmaya çalışan çok daha dürüst bir Aria vardı.

Bölüm sonu

23 yorum