İçeriğe geç

Gerçek aile (polis)

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Gerçek aile (polis)

Bölüm 9

0,6

“Şimdi senin toplam kaç abin, kaç kardeşin var anlamadım ya.”

“Aşkım, 3 abim, bir de küçük kardeşim varmış ama hiç yüz yüze görüşmedim.”

“Kızım, ne yapacaksın o kadar kardeşi ya?”

Bilmem anlamında omuzlarımı indirip kaldırdım.

Sorgu odasına girince adam olmayan şerefsiz göz alanıma girdi. Birçok şeyden buradaydı; uyuşturucu, insan kaçakçılığı, organ satmak gibi bir sürü şey vardı.

Sorgu bittiğinde çetenin yerini öğrenmiştik ve bizim işimiz de bitmişti. Şu an toplantıya çıkıyorduk. Toplantı odası en üst kattaydı. O da uzun ve geniş bir masadan oluşuyordu. 20 sandalyesi vardı. 2 hafta sonraki göreve 3 ekip çıkacağımız için birkaç sandalye daha eklenmişti.

Şu an odada sadece 2 ekip vardık: Kılıç ve Kurt ekibi. Kurt 7 kişiden oluşuyordu; 5 erkek, 2 kız olacak şeklindeydi.

Çıkacağımız görev, sorgusunu bizim yaptığımız adamın olduğu çeteydi. 2 haftaya baskın yapacaktık ama galiba görev önceye çekilecekti. Yani Kılıç, Kurt ve diğer ekip olan İntikam, biz talep edecektik bunu. Anlaşmadan yapacağımızı hepimiz biliyorduk. Zor bir görev olacaktı.

Yanımda Akın, karşımda Yiğit, çaprazında Züleyha, Akın’ın yanında Hakan abi oturmuştuk.

Toplantıya başlamadan önce saat 22.30 falandı. Şimdi ise saat sabahın 06.00’sıydı. Toplantı 8.30 saat sürmüştü resmen.

Ve evet, görevi öne çekmiştik. 5 gün sonra gidiyorduk.

Toplantıda özellikle Akın ve Züleyha çok yorulmuştu. Onlar hem havacı hem normal polis oldukları için üstleri ikna etmeye çalışmışlardı ama emekleri boşa çıkmamış, görevi erken almıştık.

Ekibin evleri bizim olduğumuz sokaktaydı, hep beraberdik. Diğerleri topluca bir arabayla gelmişlerdi. Diğer arabalara çıkartmaya üşenmişlerdi canım arkadaşlarım.

Ben de motora bindim ve eve gitmeye başladım. Yarın görev hazırlıklarına başlayacaktık.

Eve girince ekipten hızlı bir şekilde geldiğimi anladım. Cebimden anahtarımı çıkartıp eve sessizce girmeye çalıştım. Sarp uyuyordu büyük ihtimalle.

Sessiz adımlar hâlinde üst kattaki banyoya girdim ve hızlı bir duş aldım. Bornozumu çıkarıp odaya girdim ve şort giydim. Beyaz çoraplarımı da giydikten sonra mutfağa indim ve 3 su bardağı su içtim.

Salona adımlarken salondan birçok ses geliyordu. Eve girdiğimde fark etmiştim ama Sarp televizyonu açık unutmuş diye düşünmüştüm. Ama salonda insanlar vardı.

Salona adımlayıp girdim. O sırada içeridekiler bana döndü.

Bunlar biyolojik kadromdu. Benim evimde, benim salonumdaydı. Özellikle saat sabah 06.30’da evimde ne işleri vardı?

Sarp bana doğru adım attı. İçeride tanıdığım tek kişi oydu çünkü.

Oturduktan sonra herkes bana bakmaya başladı.

Aysel Hanım:

“Merhaba kızım, hoş geldin. Biz de seni bekliyorduk.”

Heyecanlıydı ama ben hâlâ neden burada olduklarını sorguluyordum.

“Hoş buldum Aysel Hanım, siz de hoş geldiniz.”

Gülümseyerek cevap vermeyi seçmiştim.

Yanımdaki Sarp’a dönüp “neden buradalar?” bakışı atmaya başlamıştım ki sessizce konuştu:

“Onlar konuşurken sonuç çıktı, onların kızısın. Bunu zaten biliyorduk. Ben de anlamadım ama birden eve gelip seni görmek istediler. Senin evde olmadığını söyledim ancak bekleyebileceklerini söyleyip geldiler. Abilerin falan da geldi. Oturuyorduk öyle, akşamdan beri seni bekliyorlar.”

Şaşkındım.

Koltuktan kalkıp herkese karşılık:

“Haydi kalkın, kahvaltıya gidelim o zaman. Orada tanışırız.”

Onlar da kalkınca:

“Bekleyin, ben 2 dakika hazırlanıp geliyorum.”

Bu sırada birçok gülme sesi geliyordu. Ne diye bakarken Alp:

“Abla, geliyor musun?”

İlk önce şaşırmıştım abla demesine, sonrasında gülmeye başladım.

“Hee, gidiyom. Sen de mi gelcen?”

Gülüyordu zaten ama bu sefer cam sileceği gibi gülmeye başladı.

Ben bu sefer salondaki camın yanına gülerken gitmeye çalışıyordum. Camın yanına elimi koymuş, siliyor gibi yapmaya başlamıştım.

Alp bunu görünce birden yerlere düşüp gülmeye başladı. Ben ona gülüyorken eğilip kalkıyordum.

En son sakinleştiğimizde yaklaşık 5 dakika geçmişti. Bütün herkes bize bakmaya başlamıştı.

Ben artık yukarı çıkmaya başladım. En sonunda.

Odaya gidince üstüme kıyafetlerimi giydim ve aşağı indim. Onlar da kalkmış, dışarı çıkıyorlardı.

Ben yarım saatlik bir işim olduğunu söylemiş ve motoruma binip sahile sürmeye başlamıştım.

O sırada Sarp’ı arayıp:

“Alo prensim, sen benim yerime bir yerlere götür onları. Ben yarına kadar olmayacağım ya. Kafa dinlemem gerek. Söylersin, bir işim çıkmış gibi. Lütfen yani.”

Konuşmasına izin vermeden telefonu suratına kapatmıştım.

Sahilin yanındaki alkol satan bir bakkala girip birkaç içki ve sigara aldım. Yaklaşık 10 içki almış ve sahilde kuma oturmuştum.

Telefonumu açıp Züleyha’yı aradım. Açınca:

“Züloşum, sahildeyim. Gel istersen.”

“Geleyim aşkım ama Aleyna da yanımda, o da geliyor. Haberin olsun.”

“Tamam.”

“10 dakikaya oradayız, bay.”

diyerek kapattı.

Aleyna ortak arkadaşımızdı. İkisi de alkol ve sigara kullanmıyorlardı. Onları dertleşmeye çağırmıştım.

Aleyna tam bir çaykolikti. Kesin termosuyla gelecekti, emindim. Ayrıca edebiyat öğretmeniydi. Güzel bir okulda iş yapıyordu.

Ben bu sırada sigaramı yakmış, içki içmeye başlamıştım. 10 dakikanın sonunda bir şişenin dibine gelmiş, ikinci şişeyi açmaya çalışıyordum.

En sonunda açtığımda yanımda iki beden oturmuştu. Tam da tahmin ettiğim gibi Aleyna termosuyla gelmişti.

Bu olaya gülüp onlara hoş geldiniz anlamında kafamı eğdim. Onlar da aynı şekilde eğince beraber çay içmeye başlamışlardı.

4 şişeden sonra Aleyna ve Züleyha’nın çişi gelmişti. Beraber kalkıp gitmiş, 5 dakika sonra geleceklerini söylemişlerdi.

Kafa sallayıp uzaklaşmalarını izledim. Ardından hem düşünmeye hem bir sigara daha yakmaya başlamıştım.

2 dakika sonra yanıma bir beden oturdu.

Kafamı kaldırdığımda tanımadığım bir adamdı. Boş verip sigara içmeye devam ettim.

Tanımadığım adam konuşmaya başladı:

“Daha fazla içme. Çok içmişsin.”

Aniden cevap verdim:

“Sana ne?”

“Haklısın, bana ne. Ama içme, yapma bunu kendine.”

“Sen kimsin ki?”

Bir anda elini uzatıp:

“Rüzgar ben. Sen kimsin peki?”

Ona bakarken sadece:

“Alisa...”

diye bir mırıldanma çıktı ağzımdan.

Elini tutmamıştım. Tanımadığım hiç kimsenin elini tutmazdım, tanışırken bile.

O da elini tutmadığımı fark edince elini geri çekti ama susmadı.

“Alisa! Tanıştığıma memnun oldum. Güzel bir ismin var ama daha önce hiç duymamıştım. Anlamı ne?”

“Soylu, zarif demek. Peki Rüzgar’ın anlamı ne?”

“Bilmem, hiç bakmamıştım ama annem özgür ruhlu derdi.”

“Hmm, iyiymiş.”

İçkimden birkaç yudum daha aldım.

Bu sırada yanımıza Züleyha da gelmişti. Bana ve Rüzgar’a bakıp konuşmaya başladı:

“Aleyna gitti, işi çıktı aşkım da bu kim?”

Kafasıyla Rüzgar’ı gösteriyordu.

“Rüzgar o ama tanımıyorum. Geldi öyle oturdu birden. Dövmeye üşendim.”

“Hmm, demek şimdi tanımıyorsun beni.”

“Evet, tanımıyorum. Sen tanıyor musun beni ki?”

“Hayır, tanımıyorum.”

Bu sırada Züleyha araya girip:

“Alisa, ben de Sarp’ı arayayım, seni de gelip alsın. Benim işim çıktı, gitmem gerek. Akın’la buluşacağım, bir toplantı daha yapacağız.”

“Yapın yapın, sıkıntı çıkmasın. Ayrıca ben buradayım, Sarp’ı aramıyorsun. İşi var onun, ben kendim giderim.”

“Olmaz, gidemezsin. Sarhoşsun, izin vermem.”

Rüzgar aramıza girip:

“Bana güvenebilirsiniz. Cumhuriyet savcısı Rüzgar Karahan ben. İsterseniz Alisa’yı evine bırakabilirim.”

Züleyha’ya hitaben konuşmuştu.

Züleyha, sarhoş olsam da kendimi koruyabileceğimi bildiği için hemen kabul etmişti.

“Olur o zaman. Alisa’nın motorunu ben aldırırım bizimkilere ya da motorla gidin, siz bilirsiniz.”

“Ben arabamla götürürüm, merak etmeyin Züleyha Hanım.”

“Teşekkürler Rüzgar Bey.”

Ben onları içki içerken dinliyordum. Züleyha gitmiş, Rüzgar çöplerimi toplamaya başlamıştı.

Birden elimdeki şişe alınmış ve poşete atılmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.