İçeriğe geç

GERÇEĞİN ACISI

Bölüm 1 · 9 dk okuma

GERÇEĞİN ACISI

Bölüm 1

1. BÖLÜM : İlk tanışma

Bu kitaptaki her şey bir kurgudan ibarettir

Ben her zaman yaptığım gibi kolay yolu seçtiğim mutsuzluğumu başarımın arkasına saklamaya çalışıyorum. Mücadele etmek yerine başarımın arkasına saklanıyorum bu yüzden başardığımda mutsuzluğumu yendiğimi düşünüyorum ama başarısız olursam kendime bir kez daha yenildiğimi görüyorum. Benim mutsuzluğum her geçen gün biraz daha artıyor .Genelde mücadele etmeyi seviyorum ama bu konuda hep kaçıyorum.

Birinin beni sarsmasıyla gözlerimi yavaşça araladım . Sıçrayarak hemen yattığım sedyenin üstünden kalktım. Başımda Onur hoca dikiliyordu kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum , alaycı bir ses tonuyla "Kusura bakmayın Tomris Hanım uykunuzu böldüm hastalarla ilgilenmeyi düşünüyor musunuz ?" dediğinde utancımdan yerin yedi kat altına girdim. Acil nöbetimde sedyenin üstünde uyuya kalmıştım. Kendimi toparlayarak ayağa kalktım önlüğümü giydim ve kendimden emin bir şekilde "Onur Bey merak etmeyin ben hastalarımla ilgilenirim siz de acilde beklemek yerine kendi hastalarınızla ilgilenseniz hastane için daha iyi olur." Dedim ve kapıyı açarak odadan çıktım. Hastane genelde bu saatlerde pek fazla yoğun olmaz çünkü saat 3.30 o yüzden biraz rahat uyuyabilmiştim.

Benim en sevdiğim şeylerden biriside nöbete kalmaktı çoğu kişi bunu sevmese de benim için paha biçilemez zamanlardan bazıları. Genelde normal insanlara farklı gelen şeyleri sevdiğim için benimle takılmayı sevmezler. Kim korktuğu şeyleri seven biriyle takılmak arkadaş olmak ister ki? bu yüzden neredeyse hiç arkadaşım yoktur

Hasta olmadığı için biraz hastaneyi gezsem bir şey olmaz diye düşündüm ve hastanede dolaşmaya başladım. Hastaneye daha yeni geldiğim için hastaneyi hiç bilmiyorum o yüzden öğrenmem lazımdı. Ne de olsa artık bu hastanedeki önemli beyin cerrahlarından biriyim. Teker teker bütün katları gezdikten sonra hastane turum bitti. Hava yeni aydınlanıyordu o yüzden koşarak asansöre bindim. Hastanede toplamda 30 kat bulunmakta bu katlardan en sevdiklerim 30. Kat ve -4. Kat. En sevdiğim şeylerden birisi yükseklik onun için hastanedeki 30. Katı seviyorum , -4. Katı neden sevdiğimi daha anlamasam da belki karanlık olduğu için yada morg bölümünün orada olduğu içindir. Genelde insanlar ölen kişilerden korkarlar ve yaklaşmak istemezler ama bende öyle değil insanların nasıl öldüklerini öğrenmekten korkmam. Ne de olsa eninde sonunda her kez ölecek. Asansörde 30. Kata bastım ve yukarıya doğru çıkmaya başladım. Hastanedeki bu asansör cam olduğu için yukarıya doğru çıkarken dışarıyı seyredebiliyordum bu beni mutlu etti. Sonunda asansör durdu ve indim artık terastaydım . Terasta iki büyük helikopter pisti var bu yüzden teras katı oldukça büyük. Bu saatlerde terasta kimse olmaz o yüzden bu saatlerde terasa çıkmayı seviyorum. Yalnız olmak bana mutluluk veriyor. Korkuluk yoktu o yüzden kenara yaklaşıp oturdum , ayaklarım aşağıya doğru sallanıyordu. Bu beni mutlu ediyordu yüksekte olduğum zaman kimsenin bana ulaşamayacağını sanıyordum küçükken bu yüzden hala yüksekte olmayı seviyorum. Kafamı kaldırdım ve kısık bir sesle "Baba beni görüyor musun ben doktor oldum başka çocuklar babasız kalmasın diye başkalarının hayatını kurtarıyorum ." dediğimde gözlerim doldu yaşlar yüzümden süzülmesin diye göz altlarımı sildim aşağıya bakıp gülümsedim hastane 30 katlıydı ve ben şu anda 30. Kattan aşağıyı seyrediyordum bu beni mutlu ediyordu. Ayağa kalktım ve asansöre bindim. Aşağıya indiğimde ambulans sireninin sesi yükseliyordu. Koşarak acilden içeri girdiğimde koşuşturma başlamıştı bu gün sadece ben ve onur bey dışında doktor yoktu o yüzden hızla hastalardan birinin başına gittim. Hastaya baktığımda artık çok geçti iki kez kalbe bir kezde tam kaşlarının ortasından vurulmuştu ama ben hala çabalıyordum hastada tek bir gelişim bile yoktu ama ben hala devam ediyordum hemşirelerden birisi yanıma gelerek "Tomris hanım hastayı kaybettik ." dedi ve beni hastadan uzaklaştırdı. Kendime gelerek hastanın ölüm saatini söylemem gerekiyordu kendime gelerek hemşirelerden birini çağırdım ve "Ölüm saati 5.21." dediğimde hastanın yüzünü örttüler ve diğer hastaya bakmak için Onur Hocanın yanına gittim. Kendimi toparlamam gerekiyordu hemen kendime geldim. Hastaneye gelen hastalardan birisi ölmüştü hemen diğer hastanın yanına gittim. Hasta orta yaşlarda ve bayandı sarı saçları vardı ve beyaz tenliydi. Yüzü tam bir bebeğe benziyordu çok sevimli birisine benziyordu. Hemen hastanın durumuna bakmaya başladım göz kapaklarını kaldırdığımda göz bebekleri kayıyordu , hemen hastanın baş kısmına geçtim beyninde kan birikmişti ve kan çıkmazsa hasta bir kaç dakika sonra ölebilirdi hemen elime matkaba benzer bir alet aldım ve dikkatli bir şekilde hastanın başını delik açacakken (yani ilk kez birinin hayatını kurtarmak için delik açarken) Onur Hoca durdurdu "Eğer bir şey olursa hastaneye geldiğin gibi geri gidersin." Dediğinde aldırış etmeden hastanın kafasını deldim ve biriken kan çıktı başarmıştım. Ne yazık ki bir sorunum vardı hastanın beyninden çıkan bütün kan beyaz önlüğüme boşalmıştı. İlk defa birinin hayatını kurtarmak için kafasında delik açmıştım ama yapabilmiştim Onur hoca matkap gibi olan aleti elimden aldı ve endişeli bir tavırla "Tomris çabuk diğer hastanın durumuna bak." Dediğinde normal bir şekilde "Hocam hasta çoktan ölmüştü o yüzden ölüm saatini söyledim." Dediğimde hemen kolumdan çekerek "Sen onun kim olduğunu biliyor musun ?" dediğinde kim olduğunu bilmiyordum "Hocam geldiğinde iki kalbe bir de kafasından vurulmuştu nasıl kurtarabilirdim." Dediğimde kızgın bir ses tonuyla "Senin bur da ne işe yarıyorsun o zaman !" dediğinde öfkeyle "Benim işim ölen insanları yeniden diriltmek değil ." diye bağırdım, bir anda herkes bana bakmaya başladı. Hiçbir şey olmamış gibi hatanın başına giderek müdahalemi yaptım ve hastayı Onur Beye teslim ederek acilden çıktım ve odama doğru yürümeye başladım. Benden nasıl o hastayı kurtarmamı bekliyordu ki hasta çoktan ölmüştü bile. Kendi içimde sorularla boğuşurken odama gelmiştim bile. Camdan dışarıyı seyretmeye başladım. Bir anda önlüğüme bulaşan kan lekesini hatırladım ve önlüğümü çıkardım. Dolaptan yeni bir önlük alarak önlüğümü değiştirdim. Biraz kendime geldikten sonra acil bölümüne tekrar indim. Ortalık durulmuştu. Birisi kolumdan çekiştirerek beni bir yere götürüyordu. Karanlık olduğu için adamın yüzünü göremiyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama yürüyordum. Son anda neler olduğunu idrak ettim ve bir anda kolumu kurtarma için kendime çektim ama adam daha sıkı tutuyordu. Ben ne kadar çok çırpınırsam o da daha çok tutuyor. Adamın yüzünü görmek için durdum ve bana bakması için bacağının büküm yerine sertçe vurdum adam bir anlık acıyla bana döndüğünde yüzünde siyah bir maske üzerine beyaz desenlerle şimşekleri andıran çizgiler vardı sadece gözleri görünüyordu. Adam hızla önüne döndü ve koridordaki karanlık bir bölüme çekti. Bu adamı nasıl hastaneye sokmuşlardı. Dışarı da ki güvenlikler ne işe yarıyordu ? Bir anda Onur hocanın söyledikleri aklıma geldi acaba bu adam ölen kişiyle bir alakası var mıydı ? kendi kendime salakça sorular sorup duruyordum bağırıp yardım istemek aklımın ucundan bile geçmiyordu bir anda durduk ve sırtımı duvara vurdu ve garip bir ses tonuyla "Kendine dikkat et yoksa ölürsün kardelen." Dediğinde elimi yumruk yaptım ve yüzüne geçirdim. Sanırım sinirlendirmiş olmalıyım ki bütün koridor seslendirecek sesle kahkaha atmaya başladı. Koşmaya başladığımda arkamdan gelmediğini fark edince rahat bir nefes aldım. Hızlı adımlarla odama çıktım. Odama geldiğimde kapıyı kitledim ve yere oturdum. Kendi kendime sorular yağdırmaya başlamıştım bile kendimi toparlayarak ayağa kalktım ve çantamı alarak odamdan çıktım. Ne de olsa nöbetim bitmişti ve eve gidebilirdim bir daha o adamla karşılaşmamak için koşuyordum. Sanki koşarken yakalanmayacaktım. Herkes bana bakıyordu ama aldırış etmeden devam ettim .Hastanenin lobisindeki görevli çıktığıma dair bir kağıt imzalattı. Hızlı adımlarla arabaya bindim ve eve doğru gitmeye başladım.

Eve adımımı attığım gibi annemi kapıda dikilirken gördüm. Kahretsin ! nöbetim olduğunu söylemeyi unutmuştum. Gözlerindeki endişeyi görebiliyordum "Nerede kaldın sen ?" diye sorduğunda hızlı bir şekilde konuşmaya başladım"Matmazelim hastanede nöbet koymuşlar haberim yoktu , telefonumun şarzıda bitmişti o yüzden haber veremedim." Dediğimde rahat bir nefes almıştı "Hadi bakalım kahvaltıya ." dediğinde açlıktan neredeyse ölecektim hemen sofraya geçtim ve tıkınmaya başladım. Anneme olanlardan söz etmek konusunda hala kararsızım. Belkide söylememeliyim. Eğer söylersem büyük ihtimalle beni alıp başka bir ülkeye götürecekti ama ben bura da kalmak istiyorum. Aklıma bir anda ya evimi de bulduysalar ? diye soru işareti belirdi anneme dönerek gözlerinin içine yalvararak bakıyordum sonunda konuşmayı akıl ettim " anne biraz tatil yapmak için Fransa 'ya gidelim mi? Ne dersin ? Buketle önden gidin siz bende size sonradan katılırım. Lütfen lütfen." Diye yalvarmaya şimdiden başlamıştım. Bir anda konuşmaya başladı "Tamam ama her 6 saatte bir beni arayacaksın yoksa gitmem." Dediğinde sesindeki kararlılığı anlayınca kabul etmek zorunda kaldım. Bu kadar çabuk kabul etmesini bende beklemiyordum ama kabul etmişti bile. Aklımda yine soru işareti belirdi neden 6 saatte bir arayım ki ? kabul ettiği için havalara uçuyorum çünkü onları bu olaydan uzak tutmak istiyorum. Kimsenin benim yüzümden zarar görmesini istemem (yani masum kişilerin). Hızla odama gittim. Telefonumdan şoförü aradım ve uçağımı hazırlamalarını istedim. İki kişilik otelden yer ayarladıktan sonra yatağıma uzandım ve dinlenmek için gözlerimi kapattım ve uykuya daldım.

3 saat sonra

Yavaşça gözlerimi aralayıp saate baktım bir anda sıçrayarak kalktım. Odamdan çıkıp annemin yanına gittim. "Hazır mısınız ?" diye sorduğumda "Hazırız da şimdimi gidiceğiz?" dediğinde gülerek "Evet hatta şoföre söyledim sizi bekliyor." Dediğimde soforü arayıp valizleri almasını söyledim. Yavaşça Buket in odasına doğru yöneldim ve kapıyı çaldım "Buket hanım girebilir miyim?" dediğimde kapıyı açtım ve içeri girdim. Beni görünce şaşırmış olmalı ki "ne zaman geldin?" Diye sordu. Kendimi toparlayarak "Hadi bakalım kalk tatile gidiyorsunuz." Dediğimde sevinçten havalara uçuyordu "Gerçekten mi abla?" diye sorup duruyordu. Odasından çıkardım ve arabaya bindirdim. Sonunda annemle kardeşimi yollamıştım şimdi evde yalnızdım. Koşarak odama geçtim kıyafetlerimi hazırladım ve banyoya girdim. Hastanenin pisliğini üstümden atmak için sıcak bir duş aldım. Bornozumu giydikten sonra banyodan çıktım. Kıyafetlerimi yatağın üstünden alarak banyoya girdim ve üstümü giydim. Hava sıcak olduğu için siyah kısa bir şort üstüne de salaş bir kısa kollu tişört giydim ve çıktım saçlarım hala ıslaktı umursamadan telefonumu aldım ve Onur hocayı aradım telefonu açtığında "Tomris hastaneye iki hafta gelme ve kendine iyi bak . Umarım bir daha görüşebiliriz. Seninle tanışmak güzeldi." Dedi ve telefonu kapattı benim anladığım kadarıyla başım beladaydı. Olsun en azından bir orduya yetecek kadar silah cephanem var diye kendimi avutmaya başladım. En fazla ne olabilirdi ki ?

Hızlı adımlarla merdivenlerden indim ve evin garajına gelmiştim. Burası benim en sevdiğim bölümdü kimsenin bura da ki odalardan haberi yoktu bu beni ayrı bir mutlu ediyordu. Biraz yürüdükten sonra arabalardan birinin yanında durdum ve kapısını açıp direksiyondaki parmak izi algılayıcısına parmağımı okuttum. Arabanın olduğu platform asansör görevi görüyordu bir anda hızlı bir şekilde aşağıya indi ve artık kendimi güvende hissettiğim yerdeydim. Arabaya parmak izimi okutturdum ve platform yukarıya doğru çıktı. Bütün ışıkları açtım. Hızlı adımlarla silahlarımın olduğu bölüme geçtim üstüme silahları rahat takabilmek için bir tulum giydim. Tulumun her yerinde bir cep vardı bu da silahları yerleştirmem için bana koylaylık sağlıyordu. Silahları teker teker ceplere yerleştirmeye başladım. Silahları sağ tarafımdaki ceplere yerleştirdim sol tarafımdaki ceplere de mermileri ve bıçaklarımı yerleştirdim. Sıra büyük silahlara geldi dolaplardan birini açtım ve bir tane çanta çıkardım. Dolabımda duran SAR 109-T yi çıkardım ve çantaya yerleştirdim artık her şeye hazırdım. Bir anda bir gölge belirdi korkuyla arkamı döndüğümde hiçbir şey yoktu gelen sesle irkildim "Saklanman için bu yetmez kardelen."Dediğinde hızla sağ cebimde duran GLACK 43 ü çıkardım ve nişan aldım. Hastanedeki adam aklıma geldi. Ne istiyorlardı ki benden o adamın ölmesi benim suçum değildi ki adam geldiğinde zaten ölmüştü. Duyduğum sesle silaha dahada sıkı tuttum "Kardelen silahlara bu kadar ilgin olduğunu bilseydim babana söylerdim." Dediğinde kaskatı kesildim. Babam gözlerimin önünde ölmüştü. Tam 14 sene önce ölmüştü yaşaması imkansızdı. Yalan söylüyor olmalıydı belkide. Belki beni götürmek için bunu söylemişti. Ayrıca bana neden kardelen deyip duruyordu bu adam.

İlk bölümün sonuna gelmiş bulunmaktayız . Sizce nasıl olmuş ?

(⁠

.⁠ ⁠❛⁠ ⁠ᴗ⁠ ⁠❛⁠.⁠)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.