İçeriğe geç

GERBERA

Bölüm 2 · 8 dk okuma

GERBERA

Bölüm 2

Her Şeyin Başlangıcı

Hayatta daha önce bu kadar korkudan titrediğim ve sonumun geldiğini düşündüğüm başka bir an olmamıştı.

O andaki yaşadığım duyguyu anlatamazdım. Furina kemiklerimi kırarcasına korkuyla elimi sıkıyordu. Hanın gürültüyle açılan kapısından giren ve boyu neredeyse kapıyı geçen adamın gözleri, hiç çekinmeden bizim üzerimizdeydi. Ben ise olduğum yerde donakalmıştım.

"Hey!" Biraz önce hayvan kellesini tuttuğu ve dirseğinden aşağısından kanlar akan eliyle birine seslendi. "Bu kadınların ne işi var burada?"

Biraz önce gülerek kendilerinden geçen adamlar bile susmuş ona bakıyordu.

Siktir... Kelimenin tam anlamıyla, ölümle burun buruna gelmiş gibi hissediyordum.

"Hanımım, bizi gördü!" Fısıldarken sesi titreyen Furina, sanki ne olup bittiğinden habersizmişim gibi beni bilgilendiriyordu. "Şimdi ne yapacağız? Ya burası aslında girmememiz gereken bir yerse? Sürücü, kasabadaki tek hanın burası olduğunu söylemişti."

Bunu anlamamak zaten aptallık olurdu. Furina'ya bakmak, bir şeyler söylemek ve onu sakinleştirmek istedim. Nitekim ben bile o anda ne yapacağımı bilmiyordum. Gözlerim; üzerindeki kirli beyaz keten gömleğin düğmelerini açan, siyah saçları alnından kafasının arkasına doğru Nors'lar gibi örülmüş, geniş yapılı ve açık gri gözleri parlayan adamın üstündeydi.

Bu adam, biraz önce sanki galip geldiği bir savaştan çıkmış gibi duruyordu.

"Onları bize Tanrı getirdi, Erian!" dedi diğer adam. Bunu diyen kişi biraz önce bize içeri kadar eşlik adamdı. "Son zamanlarda ne kadar yalnızlık çektiğimizi biliyorsun. Geri göndermek istemedim." Yüzünde iğrenç bir sırıtış vardı.

Biraz önce adının Erian olduğunu öğrendiğim adam bizi hesaba çekmemiş gibi olduğumuz yerde duruyorduk. Furina'nın korkudan tutunduğu elimi hissetmiyordum. Sesini çıkarmıyordu, o sırada ben kılımı bile kıpırdatamıyordum ve gerçek, bütün hücrelerimi acıyla sarmalamıştı... Burası kesinlikle kolayca çıkabileceğimiz bir yer değildi.

"Kadın olduğumuzu nasıl anladı?" diye fısıldadı Furina. O sırada ben adama ne diyeceğimizi düşünüyordum. "Hiçbir yerimiz görünmüyor, daha sesimizi bile duymadı. Şimdi ne yapacağız?"

"Sus, Furina." dedim sertçe. Kafamı toparlayamıyordum. Buradan çıkabilmemiz için bir yol arıyordum ama aklıma hiçbir şey gelmiyordu.

Kahretsin...

Yanımıza aldığımız bütün altınları versek bizi bırakır mıydı? Peki Cecilia'nın evine gidene kadar nasıl hayatta kalacaktık?

"Bundan sonra benim haberim olmadan, Tanrı'dan gelen bir şey de olsa onu buraya sokmayacaksın. Febris." dedi Erian. Karşısındaki koskoca adamın yüzü onun bu bağırışıyla düştü. Ortam daha da sessizleşti ve kalbimin, her bir kelimesinden sonra ateşe düşmüş gibi titrediğini hissettim. "Sana ne zaman bir kadın istediğimi söyledim?"

"Şaka yapıyordum." Demek ki, buraya girdiğimizde sorduğum soruya aşağılar gibi kahkaha atan adamın ismi Febris'ti. "Buraya gelebildiklerine göre o kadar da güvenilir insanlar değiller, dostum, yani bu zamanda kadınlara bile güvenemezsin." Adam ona sert gözlerle bakıyor olmasına rağmen elini omzuna götürdü. "Kim olduklarını öğrenmeden önce gelmeni bekledim."

Erian, üzerindeki yarısı kırmızıya boyanmış keten gömleğin önünü açtı. Gözlerindeki bakışı asla değiştirmeden bize diktiğinde, sanki pelerinimin gölgesine saklanan yüzümü görüyor gibi hissettim. Her yerine bulanmış kanın kırmızılığı, gri gözlerinden yansır gibi oldu.

"Furina, bize doğru geliyor. Şimdi sana dediğimi yapacaksın." Olanca sakinliğimi korudum ve oturduğum yerden kalkmaya hazır bir şekilde kaslarımı sıktım. "Biz yolunu kaybetmiş iki kız kardeşiz, sakın onlara daha fazlasını söyleme ve konuşurken gözlerine bakma."

"Ama-"

"Bu, emirdir." Geçen her saniye daha da gerilmeme neden oluyordu. "Yoksa buradan çıkamayız." Resmen ona bunun için yalvarıyordum.

Uzun beyaz saçlarımı örten siyah peruğu pelerinimin üzerinden düzelttim. Bu insanlar sanki dış dünyadan habersizmiş gibi ilkel duruyorlardı ama bir şekilde, saç rengimi gördükleri zaman hangi aileye mensup olduğumu anlama ihtimalleri vardı.

Ve Erian bize doğru yürürken, Febris denen adamın ona uzattığı kılıcı sol eliyle önüne getirdi ve havada kapar gibi sağ eliyle tuttu.

Kılıcını ters bir hareketle tutarak belindeki kınıya koydu.

Bir dakika... Gözlerim dehşetle açıldı ve içime bir sıcaklık yayıldı. Ben doğru mu gördüm...?

"Başındaki örtüyü çek ve yüzünü göster." dedi sert bir şekilde. Neredeyse kana susamış gibi bir yüzle bize bakarken aniden ayağa kalktık. "Yoksa lafımı ikilettiğimi bile duyamazsın."

Furina, boyu benden kısa olduğu için arkama saklanabiliyordu. Ben ise biraz önce şahit olduğum şeyle beraber ne düşüneceğimi şaşırmıştım.

Bu gerçek olamaz... Bu adam, sadece imparatorluğun şövalyelerine özgü bir hareket ve ritüelle kılıcı kullanıyordu. O anda dikkatimi çeken her bir detayı, resmen onun halktan biri olmadığını gösterir gibiydi. Sarayda yetişmediği ve eğitimini almadığı sürece böyle refleksif hareket edemezdi.

Eğer bir şövalyeyse bu onun onurlu ve yeminli biri olduğunu gösterirdi. Sanki Tanrı dualarıma cevap vermiş gibi bir mutlulukla içim ısındı ve ne kadar korkutucu görünürse görünsün, onun bize yardım edeceğini düşünmeye çalıştım.

Ama kahretsin ki, ona şövalye olarak hitap ettiğimde benim bunu nereden anladığımı ve soylu biri olduğumu öğrenirdi. Köylü bir kız olarak konuşursam, ona şövalyeler hakkında nasıl bilgiye sahip olduğumu anlatamazdım.

Derin bir nefes aldım.

"Özür dilerim, efendim. Ben Estelle." dedim. Ve kafamdaki pelerini sıyırdığımda aslında peruk olan uzun siyah saçlar yüzümü düştü. Arkama saklanan kadını gösterdim. "Bu da kız kardeşim Furina. Yolumuzu kaybettik ve gidecek yerimiz yoktu. At arabasını kullanan adam gece için kalabileceğimiz tek yerin burası olduğunu söyledi."

Karşımda duruşundan asla ödün vermeyen adam bir süre iki metre ötemizde durdu. Eli bellerindeyken gözleriyle siyah eski dokuma elbiseme, elbiseme dökülen uzun saçlara ve muhtemelen bembeyaz kesilmiş yüzüme baktı.

Kafasını, arkamda korkuyla titreyen Furina'ya bile çevirmedi.

Gözlerim kısa bir anlığına masalarda oturan adamlara gitti. Orada bulunanların hepsi hayatlarında ilk defa kadın görmüş gibi bize bakıyorlardı. Ve sanki vahşi hayvanların ortasında esir kalmışım gibi başıma gelecekleri bekliyordum.

"At arabası, ha?" Gür ve kalın bir sesle konuştuğunda yerimde sıçradım. Gözleriyle sanki avını izliyormuş gibi beni süzmeye devam etti. "Soyadın yok mu senin?"

Kafamı iki yana salladım. "Hayır, lordum. Ben soylu değilim, çiftçiyim. Soyadım yok."

Kaşları çatıldı. Sanki yasaklı bir kelimeyle konuşuyordu. "Ben senin lordun değilim." Dünyanın en büyük hakaretini etmişim gibi bana baktı. "Soylu değilsin, çiftçilik yapıyorsun ve at arabasına binebilecek paran var? Toprağını bırakıp nasıl buralara gelebildin?" Cümlelerinden sonra şokla, daha doğrusu kaçırmış olduğum bir noktayı fark ederek gözlerim açıldı. "Benimle dalga mı geçiyorsunuz, leydim?"

Leydim...

Sözlerinden ve yüzündeki ciddiyetten sonra ne düşündüğünü görebiliyordum. Bu adam benim köylü olmadığımı anlamış gibi duruyordu. "Ailem yakın zamanda öldü. Onlardan kalan parayla imparatorluğun kuzeyine..." Aklıma gideceğimiz yerin ismini getirmeye çalışsam da olmadı. "Şeye..."

Furina fısıldadı. "Egeria Krallığı'na, hanımım..."

Hışımla Furina'ya döndüm.

Hayır, Furina...

"Hanımım... Öyle mi?" Karşımda duran ve hafifçe gülümsemeye başlayan adamın aurası yoğunlaşır gibi oldu. "Anlayabiliyorum... Nitekim oturduğun yerden kalkışından, telaffuzuna kadar senin hakkındaki her şey kendini gösteriyor, leydim." Havadaki loş ışık, terle beraber parlayan teninde dans etti ve bütün kasları gömleğinin kollarını sırıyırırken gerildi. Leydim derken sanki benimle alay ediyor gibiydi. "Ama zararsız biri olduğunu düşünüyorum. Seni buraya bilerek gönderen biri olsaydı bile, bu sadece planlanmış bir intihar olurdu. Yine de senin kim olduğunu öğrenmeden bırakmam için yeterli değil."

Bütün kanım dondu.

Ve gözlerim öfkeyle bütünleşti.

"Herhangi bir zararımız yoksa, bizi bırakmanız sizin için de en doğru olanıdır." dedim. O anda aklıma gelen en iyi ihtimal bile korkunçtu. "Başınızı ağrıtmak istemeyiz. Geceyi geçirecek başka bir yer bulsak iyi olur. Eğer söz konusu altınsa da... Her ne isterseniz vermeye hazırım."

Aslında bu tamamen yalandı. Yanımdaki bütün paramı verdiğim takdirde, Cecilia'nın yanına gidene kadar açlıktan ölürdük. Çünkü birkaç gündür ağzımızdan neredeyse hiçbir şey geçmemişti. "Ne istersem, öyle mi?" Erian'ın bakışları, küstah bir şekilde benim ve Furina'nın üzerinde dolaştı. "Bu dediğinde ne kadar kararlı olduğunu görmek isteseydim, leydim... Arkadaşın bana bir süreliğine eşlik eder miydi?"

İmâ ettiği şeyle beraber Furina, bütün vücudu gerilmiş bir şekilde bağırdı. "Estelle..."

"Sus." dedim. Furina ağzımdan sertçe çıkan sözle birlikte itiraz eder gibi inledi. Gözlerim, karşımda ne tepki vereceğimi görmek istercesine duran adamın üzerinde gezindiğinde artık titremiyordum. "Furina olmaz. Bir şey istiyorsan bunu ben yapacağım. Ama ona dokunmayacaksın."

Daha önce, söylediklerimde bu kadar kararlı olduğum bir anı hatırlamıyordum.

Erian durdu ve sadece dediklerimi bitirmemi bekledi. Sakin bir şekilde sanki deminki dehşetli hâli dinmiş, düşünmeye başlamış gibi gözlerime bakmaya başladı. Orada bulunan herkes sesini kesmiş bize bakıyordu. Aklı benim dediklerimin de ötesini geçip başka yerlere gitti. "Beni şaşırtıyorsunuz, leydim. Sizden tam tersi bir şey bekliyordum. Soylu bir kadın için onurunun değeri yok mu?"

İçimdeki korkuya ve güvensizliğe karşı kendimi toparlamaya çalıştım. Bana böyle ahlâksız bir istekte bulunan bir adama karşı utanacağım bir şey yoktu. Hele ki Furina'yı, bedel olarak böyle birinin önüne atamazdım.

Kaşlarım çatıldı.

"Sizin gibi, normalde onurlu olması gereken bir şövalye için onurun ne kadar değeri yoksa... Benim de yerine göre onursuz davranmam sorun teşkil etmiyor olmalı." Onun şövalye olduğunu bildigimi gösterir gibi ciddiyetle baktım. Sözlerimin aksine bacaklarım gerginlikle titriyordu.

Sanki ölümün suretiyle yüz yüze gelmişim gibi, gözlerine bakıyordum ama daha da sakin kalamıyordum. "Yani ne isterseniz onu yapacağım. Ve sonra buradan gideceğiz."

Nasıl bir ailede büyüdüğüm ve çocukluktan beri neler öğrendiğimin bir önemi yoktu. Ben hayatımı soyluların değil, babamın ilkelerine ve ahlâkına göre yaşıyordum. "Hayır, hanımım... Lütfen..." Furina ağlamak üzereydi ama başka bir şansımız yoktu.

Erian, yine sabırla söylediklerimi bitirmemi bekledi.

Ve sanki etrafında yoğunlaşan aurayla beni boğmak ister gibi bir adım attı. "Cesaretini takdir ediyorum. Daha çok bana biraz önce söylediğin şeyler için..." Kanla karışık kokusu etrafımı sarar gibi oldu. "Sizin gibi aristokratlar için vefâlı davranmak da onur göstergesi olmalı. Değil mi, Estelle?"

Adımı söylediğinde, sanki daha önce duymadığım bir şey demiş gibi gözlerine baktım. Bana doğru yaklaştıkça onu görebilmek için kafamı kaldırıyordum ama korktuğumu belli etmiyordum. Aristokrat kelimesi dudaklarından iğrenç bir şeyden bahsediyormuş gibi çıktığında yüzüm buruştu.

"Öyle, lordum..."

Kaşları çatıldı. Sonra yumuşadı, bana bir adım daha attığında sanki gerici hava üzerime baskı yapmış gibi nefes alamadım. "Bana lordum dememeni söylemiştim... Ve sandığının aksine ben bir şövalye değilim." dedi. Diğerine nazaran daha az kana bulanmış olan büyük elini uzattığında gözlerim aşağıya kaydı. "En azından hatırlamadığım kadar bir süreden beri..."

Elimi tuttu ve yüzüne kadar götürse de savaştan çıkmış gibi kirli duran tenine dokundurmadı. Dudakları elime birkaç milim kala durdu ve ben gözlerimle ne yaptığını anlamaya çalışırken havadan buse kondurdu. Onun bu yaptığından sonra, resmen kanım donmuştu.

"Kim olduğumu bildiğinizi varsayıyorum, leydim... Sizin daha da aşinâ olabileceğiniz bir isimle..." Bu sefer çok net bir ifadeyle gözlerimin içine baktı ve sesi kısıldı. "Benim adım Dante."

Ve ağzından çıkan tek bir isimden sonra, vücuduma yayılan simsiyah bir duyguyla dizlerim çözüldü.

Olduğum yere çöktüm.

Verdiğim tepki sonrasında, korkutucu duran simasına uymayan bir şekilde gülümsedi. Elimi tutmaya devam ederken kan kokusu, isminin kulaklarımda bıraktığı izleri bana hatırlatır gibi oldu. Karşımdaki, imparatorluğun her yerinde ismi fısıldanan kiralık katili, gözlerinin rengine kadar gördüğümde kalbim ağzıma geldi.

"Sizinle tanıştığıma memnun oldum, Estelle..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.