Beşinci bölüm
Kış yaklaştıkça, Mollie daha da tuhaflaşıyordu. Her
sabah işe geç geliyor, uyuyakaldığını söyleyerek özür di-
liyor, iştahı yerinde olmasına karşın akıl sır erdiremediği
bazı sancılardan yakınıyordu. Bir bahane uydurup işten
kaçıyor, yalağın başına gidip aptal aptal sudaki yansısını
seyrediyordu. Ama ortalıkta daha ciddi söylentiler de
dolaşıyordu. Bir gün, Mollie, ağzında bir saman sapı,
kuyruğunu sallayarak keyifle avluya girdiğinde, Clover
onu bir kenara çekti.
"Bak, Mollie," dedi, "çok ciddi bir şey söyleyeceğim
sana. Bu sabah, Hayvan Çiftliği'ni Foxwood Çiftliği'n-
den ayıran çitin üzerinden bakarken gördüm seni. Çitin
öbür yanında da Bay Pilkington'ın adamlarından biri
vardı. Gerçi çok uzaktaydım, ama seninle konuştuğu-
nu, senin de burnunu okşamasına ses çıkarmadığını
gördüğüme neredeyse emindim. Ne demek oluyor bu,
Mollie?"
"Hayır! Burnumu falan okşamadı!" diye bağırdı Mol-
lie. "Ben öyle bir şey yapmadım! Yalan!"Ter ter tepiniyor,
ayaklarıyla yeri eşeliyordu.
"Mollie! Yüzüme bak. O adamın senin burnunu ok-
şamadığına namusun üstüne yemin eder misin?"
Mollie, "Yalan! Öyle bir şey olmadı!" diye yinelediy-
50se de, gözlerini Clover'ın gözlerinden kaçırdı; tarlaya
doğru dörtnala tabanları yağladı.
Birden, Clover'ın kafası bir şeye takıldı. Kimseye bir
şey söylemeden Mollie'nin ahırdaki bölmesine girdi,
ayağıyla biraz eşeleyince samanların arasına bir avuç kes-
meşeker ile çeşitli renklerde kurdeleler gizlenmiş oldu-
ğunu gördü.
Üç gün sonra Mollie ortadan kayboldu. Uzun süre
nerede olduğuna ilişkin hiçbir bilgi edinilemedi, ta ki
güvercinler onu Willingdon'ın orada gördüklerini bildi-
rene kadar. Bir meyhanenin önünde duran, kırmızı-si-
yah, küçük, şık bir arabaya koşuluymuş. Meyhaneciye
benzeyen, ekose pantolonlu, tozluklu, şişman, al yanaklı
bir adam, Mollie'nin burnunu okşuyor, ona şeker yediri-
yormuş. Tüyleri yeni kırkılmış olan Mollie'nin perçemi-
ne kızıl bir kurdele bağlıymış. Güvercinlere bakılırsa,
keyfi yerinde görünüyormuş. O günden sonra hayvanlar
Mollie'nin adını bir daha anmadılar.
Ocak ayında havalar müthiş soğudu. Toprak o kadar
sertti ki, tarlalarda çalışmak olanaksızdı. Büyük saman-
lıkta toplantı üstüne toplantı yapılıyor, domuzlar gele-
cek mevsimin işlerini planlamaya çalışıyorlardı. Çiftlik
siyasetiyle ilgili bütün konularda karar verme yetkisi,
öteki hayvanlardan açıkça daha zeki olan domuzlara ve-
rilmişti; verdikleri kararların oy çokluğuyla onaylanması
gerekse de. Hemen her konuda takışan Snowball ile Na-
poléon arasında ikide bir hırgür çıkmasa, bu düzen pek
güzel işleyecekti. Biri arpa ekilen alanın daha da genişle-
tilmesini önerecek olsa, öbürü yulaf ekilen alanın geniş-
letilmesi gerektiğini savunmaya kalkıyor; biri bir tarlanın
lahana yetiştirmeye elverişli olduğunu söyleyecek olsa,
öbürü o tarlada kökbitkilerden başka hiçbir şey yetişme-
yeceğini ileri sürüyordu. İkisinin de yandaşları vardı; ba-
zen şiddetli tartışmalar patlak veriyordu. Snowball, par-
51lak söylevleriyle, toplantılarda çoğu zaman oyların ço-
ğunluğunu elde etmeyi başarıyordu; ama Napoléon da,
kulis çalışmalarında kendine destek bulma konusunda
az becerikli değildi. Özellikle de koyunları etkilemeyi
çok iyi biliyordu. Son zamanlarda yerli yersiz "Dört ayak
iyi, iki ayak kötü!" diye melemeyi alışkanlık edinmiş olan
koyunlar, toplantının sık sık kesilmesine yol açıyorlardı.
Özellikle de Snowball'un konuşmasının can alıcı yerle-
rinde, "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeye baş-
lamaları gözden kaçmıyordu. Snowball, çiftlik evinde
bulduğu Çiftçi ve Hayvan Yetiştiricisi adlı derginin eski
sayılarını okuyup incelemiş, çiftliğin yenilenmesi ve ge-
liştirilmesiyle ilgili bir sürü tasarı oluşturmuştu. Tarlalar-
da su kanalları açılması, yemlerin silolarda korunması,
dışkılardan nasıl yararlanılacağı gibi konuları ne kadar iyi
bildiğini gösteren konuşmalar yapıyordu. Tüm hayvan-
ların dışkılarını doğrudan doğruya tarlaya, hem de her
gün tarlanın farklı bir yerine yapmalarıyla ilgili karmaşık
bir tasarı geliştirmişti; böylece, dışkıları arabalarla tarla-
lara taşımak için emek ve zaman harcamaktan da kurtu-
lacaklardı. Napoléon ise tek bir özgün düşünce bile ge-
liştirmiyor, Snowball'un tasarılarının hiçbir işe yarama-
yacağını sessizce çevresine yayıyor, sanki uygun zamanı
kolluyordu. Ama aralarındaki tartışmaların en şiddetlisi,
yel değirmeni konusunda patlak verecekti.
Çiftlik binalarının az ilerisinde uzanıp giden çayırda,
küçük bir tepe vardı. Burası, çiftliğin en yüksek yeriydi.
Zemini iyice inceleyen Snowball, bir yel değirmeni için
en uygun yerin burası olduğunu açıkladı. Yel değirmeni
bir dinamoyu çalıştırabilir ve tüm çiftliğe elektrik gücü
sağlayabilirdi. Böylece, ahırlar aydınlatılabilir ve kışın ısı-
tılabilir; yuvarlak testere, ot ve saman bıçkısı, pancar doğ-
rayıcı ve elektrikli süt sağma makinesi gibi aletler kul-
lanılabilirdi. Hayvanlar daha önce hiç böyle bir şey duy-
52mamışlardı (Nuh Nebi'den kalma bir çiftlik olan Beylik
Çiftlik'te yalnızca en ilkel aletler bulunuyordu); o düşsel
aygıtları gözlerinin önünde canlandıran Snowball'u şaş-
kınlık içinde dinliyorlardı. Snowball'un anlattıklarına ba-
kılırsa, bu akıl almaz aygıtlar çiftliğin bütün işlerini göre-
cek, onlar da kırlarda yan gelip keyif çatacaklar, kitap
okuyup söyleşerek kendilerini geliştireceklerdi.
Snowball'un yel değirmeniyle ilgili planları birkaç
haftada sonuçlandırıldı. Mekanik ayrıntıların büyük bir
bölümü, Bay Jones'un üç kitabından elde edildi: Eviniz
İçin Binbir Bilgi, Kendi Duvarını Kendin Yap ve On Ders-
te Elektrik. Snowball, bir zamanlar kuluçka makineleri-
nin durduğu, düzgün ahşap döşemesi çizim yapmaya
elverişli barakayı çalışma odası olarak kullanıyordu. Ba-
zen saatlerce kapandığı oluyordu barakaya. Yere açtığı
kitaplarının sayfaları üzerine taş ağırlıklar koyuyor, ön
ayağının toynakları arasına bir tebeşir tutturuyor, çizim-
leri hızla gerçekleştirirken heyecandan soluğu kesiliyor,
kesik kesik hırıltılar çıkıyordu gırtlağından. Snowball'un
çizimleri yavaş yavaş manivelalar ve dişli çarklardan olu-
şan karmaşık bir yığına dönüştü, barakanın yarısından
fazlasını kapladı. Öteki hayvanlar bütün bunlardan hiç-
bir şey anlamıyor, ama çok etkileyici buluyorlardı. Her
gün en az bir kez gelip Snowball'un çizimlerine bakıyor-
lardı. Tavuklar ve ördekler de geliyor, tebeşirle çizilmiş
çizgilere basmamak için akla karayı seçiyorlardı. Bir tek,
yel değirmenine karşı olduğunu daha en başından açıkla-
mış olan Napoléon uzak duruyordu oradan. Ama gene
de dayanamadı, bir gün durup dururken çizimleri görme-
ye geldi. Barakanın içinde ağır ağır dolandı, çizimlerin
her bir ayrıntısını uzun uzadıya inceledi, birkaç kez kok-
layıp yokladı, bir süre öyle durup göz ucuyla gözledi,
sonra birden bacağını kaldırıp çizimlerin üstüne işedi ve
tek bir söz söylemeden çıktı gitti.
53Yel değirmeni sorunu, çiftlikte derin bir bölünmeye
yol açmıştı. Snowball, yel değirmeninin yapımının çok
zor olacağını yadsımıyordu. Taşocağından taş taşınacak,
duvarlar örülecek, yel değirmeninin kanatları yapılacak,
sonra da dinamolar ve kablolar bulmak gerekecekti.
(Snowball, bütün bu işlerin üstesinden nasıl gelineceğin-
den hiç söz etmiyordu) Yalnızca, bütün işlerin bir yıl
içinde biteceğini ileri sürmekle yetiniyordu. Ona kalırsa,
yel değirmeni tamamlandığında işler o kadar kolaylaşa-
caktı ki, hayvanların haftada yalnızca üç gün çalışmaları
gerekecekti. Buna karşılık Napoléon, en büyük gereksi-
nimlerinin besin üretimini artırmak olduğunu, yel değir-
meniyle zaman yitirilirse herkesin açlıktan öleceğini öne
sürüyordu. Hayvanlar, "Oyunuzu Snowball'a atın, hafta-
da üç gün çalışın!" ve "Oyunuzu Napoléon'a atın, hiç aç
kalmayın!" sloganları altında iki hizbe ayrılmışlardı. Hi-
ziplerin dışında kalan tek hayvan Benjamin'di. Ne bolluk
geleceğine inanıyordu, ne de yel değirmeninin işleri ko-
laylaştıracağına. "Yel değirmeni olsa da, olmasa da, şu
kötü hayatımızda değişen bir şey olmayacak," diyordu.
Yel değirmeni tartışmaları süredursun, bir de çiftli-
ğin savunulması sorunu vardı. İnsanların, Ağıl Savaşında
bozguna uğratılmış olmalarına karşın, çiftliği yeniden ele
geçirip Bay Jones'a geri vermek için, daha da kararlı ikin-
ci bir girişimde bulunabilecekleri artık bütün hayvanlar-
ca kavranmıştı. Uğradıkları yenilginin haberi tüm köyle-
re yayılarak, komşu çiftliklerdeki hayvanların daha da
asileşmelerine yol açmış; bu yüzden, insanların yeniden
saldırıya geçme olasılığı daha da artmıştı. Snowball ile
Napoléon, her konuda olduğu gibi bu konuda da anlaşa-
madılar. Napoléon'a göre, hayvanların bir yerlerden ateş-
li silahlar bulmaları ve bunları kullanmayı öğrenmeleri
gerekiyordu. Snowball ise, öteki çiftliklerin üzerine daha
çok güvercin salmaları ve hayvanları başkaldırmaya kış-
54tartmaları gerektiği kanısındaydı. Biri, kendilerini savu-
namazlarsa, eninde sonunda mutlaka yenileceklerini ile-
ri sürüyor; öbürü ise, her yerde ayaklanmalar patlak ve-
rirse, kendilerini savunmalarına gerek kalmayacağını
söylüyordu. Hayvanlar bir Napoléon'a, bir Snowball'a
kulak veriyorlar, ama hangisinin haklı olduğu konusunda
bir türlü karara varamıyorlardı. Daha doğrusu, o sırada
kim konuşuyorsa ona hak veriyorlardı.
En sonunda, Snowball'un planları gerçek oldu. Er-
tesi pazar düzenlenecek Toplantı'da, yel değirmeni ya-
pım çalışmalarının başlatılması önerisi oya sunulacaktı.
Hayvanlar büyük samanlıkta toplandıklarında, Snowball
ayağa kalktı ve konuşmasının ikide bir koyunların mele-
meleriyle kesilmesine aldırmaksızın, yel değirmeninin
yapılması gerektiğinin nedenlerini sayıp döktü. Ardın-
dan, yanıt vermek üzere Napoléon kalktı ayağa. Çok sa-
kin bir sesle, yel değirmeninin saçmalıktan başka bir şey
olmadığını, yel değirmenine oy vermeyi kimseye öğütle-
yemeyeceğini söyledi ve hemen yerine oturdu. Konuş-
ması yarım dakika bile sürmemişti; sözlerinin etkisinin
farkında değilmiş gibi görünüyordu. Bunun üzerine, ye-
rinden fırlayan Snowball, yeniden melemeye başlayan
koyunları susturarak, yel değirmeninin nimetlerini anla-
tan ateşli bir söylev çekti. O ana kadar, yel değirmenini
isteyen hayvanlarla yel değirmenine karşı çıkan hayvan-
ların sayısı aşağı yukarı eşit görünüyordu, ama Snow-
ball'un söz ustalığı eşitliği bir anda bozuverdi. Parlak
sözlerle, hayvanların köle gibi çalışmaktan kurtulacakları
bir Hayvan Çiftliği tablosu çizen Snowball'un düş gücü
artık saman bıçkılarının, pancar doğrayıcıların çok ötesi-
ne uzanmıştı. Harman makineleri, sabanlar, kesek kırma
makineleri, silindirler, biçerdöverler ve biçerbağlarların
elektrik gücüyle çalışacağını, her ahırın kendi ışığına, sı-
cak ve soğuk suyuna, kendi elektrikli ısıtıcısına kavuşa-
55cağını söylüyordu. Konuşmasını bitirdiğinde, oyların ki-
me gideceği konusunda kimsenin kuşkusu kalmamıştı.
Ama tam o sırada Napoléon ayağa kalktı, Snowball'a
yan yan baktıktan sonra, o güne değin kimsenin işitme-
diği kadar tiz bir çığlık attı.
Bunun üzerine, dışarıdan korkunç havlamalar du-
yuldu, az sonra çivili tasmalarıyla dokuz iri köpek zıpkın
gibi içeri daldı. Dosdoğru Snowball'un üzerine atıldılar.
Snowball, tam zamanında yerinden fırlamasa, azgınca
saldıran köpeklere yem olacaktı. Hemen kendini dışarı
attı, köpekler de peşinden. Şaşkınlık ve korkudan nutku
tutulan hayvanlar, kapıya yığılıp kovalamacayı seyre ko-
yuldular. Snowball, bir domuzun koşabileceği kadar hız-
lı koşuyor, çayırı geçip anayola kavuşmaya çabalıyordu.
Ama köpekler de ensesindeydi. Birden kayıp düştü; her-
kes artık kesin yakalandı derken, yeniden ayağa kalktı ve
daha da hızlı koşmaya başladı. Köpekler de fırtına gibiy-
diler, avlarına eriştiler erişeceklerdi. Bir tanesi tam kuy-
ruğunu kapacaktı ki, Snowball tam zamanında kaçırdı
kuyruğunu. Köpeklerle arasında neredeyse bir karış kal-
mışken, son bir çabayla ileri atılarak, çitteki deliklerden
birinden kaçtı gitti. Bir daha da Snowball'u gören ol-
madı.
Hayvanlar, suskun ve sinmiş, samanlığa geri döndü-
ler. Az sonra köpekler de koşarak geldiler. Bu canavar-
ların nereden çıktığını ilk başta hiç kimse anlayamamıştı,
ama çok geçmeden gerçek ortaya çıktı. Bunlar, Na-
poléon'un annelerinden ayırıp özel olarak yetiştirdiği
yavrulardı. Henüz tam büyümemiş olmalarına karşın
fazlasıyla iriydiler; bir kurt kadar yabanıl görünüyorlardı.
Napoléon'un yanından ayrılmıyorlardı. Tıpkı öteki kö-
peklerin Bay Jones'a yaltaklandıkları gibi, onların da Na-
poléon'a kuyruk salladıkları kimsenin gözünden kaç-
madı.
56Napoléon, arkasında köpekleri, bir zamanlar Koca
Reis'in konuşma yapmış olduğu yükseltiye çıktı ve pazar
sabahı toplantılarına artık son verileceğini açıkladı: Bu
gereksiz toplantılar vakit kaybından başka bir şey değil-
di. Bundan böyle, çiftliğin işleyişiyle ilgili bütün sorunlar,
kendisinin başkanlığındaki özel bir domuzlar kurulunca
çözülecekti. Kurul sorunları kapalı oturumlarda ele ala-
cak, kararları sonradan öteki hayvanlara bildirecekti.
Hayvanlar pazar sabahları gene bayrağı selamlamak, İn-
giltere'nin Hayvanları şarkısını söylemek ve haftalık buy-
rukları almak için toplanacaklar, ama tartışmalara artık
asla izin verilmeyecekti.
Daha Snowball'un kovuluşunun şaşkınlığını savuş-
turamamış olan hayvanlar, bu açıklama karşısında iyice
umutsuzluğa kapıldılar. Bazıları, doğru dürüst bir gerek-
çe bulabilseler, karşı çıkacaklardı. Boxer bile tedirgindi.
Kulaklarını arkaya yatırdı, yelesini sallayarak kafasını to-
parlamaya çalıştı; ama söyleyecek söz bulamadı. Do-
muzlardan bazıları ise düşüncelerini açıkça dile getir-
mekten çekinmediler. Ön sıradaki dört genç domuz, hep
birlikte ayağa fırlayarak, olup bitenleri onaylamadıklarını
bağıra bağıra açıkladılar. Ama Napoléon'un ayakları di-
binde yatmakta olan köpekler birden ürkütücü bir bi-
çimde hırlayınca, susup yerlerine oturmak zorunda kal-
dılar. O sırada, koyunlar da, kulakları sağır eden bir sesle,
"Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeye başlamış-
lardı. Gösteri o kadar uzun sürdü ki, konunun tartışıl-
masına olanak kalmadı.
Bir süre sonra, çiftliği dolaşıp yeni düzeni öteki hay-
vanlara anlatma görevi Squealer'a verildi.
"Yoldaşlar," dedi Squealer, "Napoléon Yoldaş'ın böy-
le bir görevi üstlenmekle ne kadar büyük bir özveride
bulunduğunu, buradaki tüm hayvanların çok iyi anladı-
ğından hiç kuşkum yok. Yoldaşlar, sakın önderliğin yan
58gelip keyif çatmak olduğunu sanmayın. Tam tersine, ön-
derlik, çok ağır bir sorumluluk yükler. İçimizde, bütün
hayvanların eşit olduğuna en çok inanan, Napoléon Yol-
daş'tır. Kararları kendi başınıza almanıza izin vermekten
büyük mutluluk duyacaktır. Ama, yoldaşlar, bazen yanlış
kararlar da alabilirsiniz, o zaman halimiz nice olur? Ör-
neğin, şu yel değirmeni saçmalığını savunan Snowball'un
izinden gitmeye karar verseydiniz, ne yapardık? Hainin
teki olduğu artık açıkça ortaya çıkmadı mı Snowball'
un?"
Hayvanlardan biri, "Snowball, Ağıl Savaşında yiğit-
çe çarpıştı," diyecek oldu.
"Yiğitlik yeterli değildir," diye karşılık verdi Squealer.
"Sadakat ve itaat daha önemlidir. Ağıl Savaşına gelince;
SnowrbaH'un bu savaştaki rolünün çok fazla abartıldığını
bir gün anlayacağınıza inanıyorum. Disiplin, yoldaşlar,
demir disiplin! Bugün parolamız bu olmalı. Tek bir yan-
lış adım atmayagörelim, düşmanlarımız o saat tepemize
binecektir. Yoldaşlar, herhalde Jones'un geri gelmesini is-
temezsiniz!"
Bu soru da yanıtsız kaldı. Jones'un geri gelmesini
elbette istemiyorlardı; pazar sabahları yapılan toplan-
tıların, Jones'un geri gelmesine yol açma olasılığı varsa,
tartışmalara kuşkusuz son verilmeliydi. Olup bitenleri
kafasında evirip çeviren Boxer, herkesin düşüncesini dile
getirdi: "Napoléon Yoldaş öyle diyorsa öyledir." O gün-
den sonra da, kendi adına benimsediği "Daha çok çalışa-
cağım" parolasının yanı sıra, "Napoléon her zaman hak-
lıdır" sözünü düstur edindi.
İlkbaharla birlikte havalar ısınmış, tarlalar sürülmeye
başlamıştı. Snowball'un yel değirmeni çizimlerini yaptığı
baraka kapatılmış, söylenenler doğruysa yerdeki çizimler
de silinmişti. Hayvanlar, her pazar sabahı saat onda bü-
yük samanlıkta toplanıp haftalık buyrukları alıyorlardı.
59Koca Reis'in artık bütünüyle kurumuş olan kafatası, mey-
ve bahçesinde gömüldüğü yerden çıkarılmış, bayrak dire-
ğinin dibinde, tüfeğin yanında duran bir kütüğün üzerine
yerleştirilmişti. Hayvanlar, bayrak göndere çekildikten
sonra kafatasının önünden saygıyla geçerek girmek zo-
rundaydılar samanlığa. Samanlıkta da artık eskiden oldu-
ğu gibi bir arada oturulmuyordu. Napoléon, yükseltinin
önünde oturuyor; şiir yazıp şarkı besteleme konusunda
olağanüstü yetenekli olan Minimus adlı bir başka domuz
ile Squealer da iki yanına çöküyorlardı. Dokuz genç kö-
pek onların çevresinde yarım daire oluşturuyor, öteki do-
muzlar ise daha arkada oturuyorlardı. Geri kalan hayvan-
ların tümü, yüzleri onlara dönük, yükseltinin karşısına
diziliyordu. Napoléon haftalık buyrukları asker gibi, sert
bir sesle okuyor, İngiltere'nin Hayvanları şarkısı tek bir
kez söyleniyor ve herkes dağılıyordu.
Snowball'un çiftlikten kovuluşunun üzerinden to-
pu topu üç pazar geçmişti. Napoléon birdenbire yel de-
ğirmeninin yapılması gerektiğini açıklayınca, tüm hay-
vanlar donup kaldılar. Bu apansız düşünce değişikliğinin
nedenini söylemedi Napoléon, yalnızca bu ağır işin çok
sıkı çalışmalarını gerektireceğini belirterek herkesi uyar-
dı; tayınların azaltılması bile söz konusu olabilirdi. Ama
planlar en ince ayrıntılarına kadar hazırlanmıştı. Do-
muzlardan oluşan özel bir kurul, üç haftadır kafa pat-
latıyordu. Yel değirmeni yapımı, bazı değişikliklerle bir-
likte, iki yıl sürebilirdi.
O akşam Squealer, öteki hayvanlara, Napoléon'un
yel değirmeni tasarısına aslında hiçbir zaman karşı çık-
madığını anlattı. Tam tersine, bu tasarıyı ilk savunan Na-
poléon olmuştu; nitekim, Snowball'un barakanın döşe-
mesine çizdiği tasarımlar, aslında Napoléon'un dosyaları
arasından çalınmış olan çizimlerdi. Yel değirmeni, ger-
çekte, onun düşüncesinden doğmuştu.
61Hayvanlardan biri sormadan edemedi: "Onun dü-
şüncesinden doğmuştu da, Napoléon neden o kadar şid-
detle karşı çıkmıştı yel değirmenine?" Squealer'ın yü-
zünde şeytansı bir anlatım belirdi: "Napoléon Yoldaş
kurnazca davrandı," dedi. "Snowball, tehlikeli biriydi,
herkese kötü örnek oluyordu. Napoléon Yoldaş da, on-
dan kurtulmak için yel değirmenine karşıymış gibi gö-
ründü." Squealer'a bakılırsa, artık Snowball ortadan kalk-
tığına göre yel değirmeni tasarısı rahatça uygulamaya
konulabilirdi. İşte, taktik diye buna derlerdi. Squealer,
hoplaya zıplaya, şen kahkahalar atıp kuyruğunu sallaya-
rak birkaç kez, "Taktik, yoldaşlar, taktik!" diye yineledi.
Hayvanlar, "taktik" sözcüğünden pek bir şey anlamamış-
lardı doğrusu; ama Squealer o kadar inandırıcı konuşu-
yordu, kuşkusuz bir rastlantı sonucu onun yanında bulu-
nan üç köpek öylesine ürkütücü bir biçimde hırlıyordu
ki, Squealer'ın açıklamasını daha fazla karşı çıkmadan
kabul ettiler.
62