İçeriğe geç

George Orwell/Hayvan Çiftliği

Bölüm 3 · 9 dk okuma

George Orwell/Hayvan Çiftliği

Bölüm 3

2. Bölüm

İkinci bölüm

Koca Reis, üç gece sonra, uykusunda huzur içinde

öldü. Meyve bahçesinin kıyısında bir yere gömdüler.

Reis öldüğünde mart ayının ilk günleriydi. Bunu iz-

leyen üç ay boyunca bir sürü gizli etkinlik yürütüldü.

Reis'in konuşması, çiftliğin daha akıllı hayvanlarının ha-

yata yepyeni bir gözle bakmalarını sağlamıştı. Öngördü-

ğü Ayaklanma'nın ne zaman meydana geleceğini bilen

yoktu; böyle bir başkaldırıyı görebilecek kadar yaşayıp

yaşamayacaklarını da bilmiyorlardı; ama görevlerinin o

güne hazırlamak olduğunu açık seçik görebiliyorlardı.

Ötekileri eğitme ve örgütleme işi, doğal olarak, genellik-

le hayvanların en zekileri diye bilinen domuzlara verildi.

Domuzların en yeteneklileri, Bay Jones'un satmak için

yetiştirdiği, Snowball ve Napoléon adlı iki genç erkek

domuzdu. Napoléon, irikıyım, sert bakışlı bir Berkshire

domuzuydu; daha doğrusu, çiftlikteki tek Berkshire'dı.

Pek konuşkan sayılmazdı, ama istediğini söke söke al-

mayı bilen biri olarak tanınırdı. Snowball, Napoléon'dan

daha canlı, daha hayat dolu bir domuzdu; hem ağzı daha

iyi laf yapardı, hem de daha yaratıcıydı; ama kişiliğinin

Napoléon kadar sağlam olmadığı söylenirdi. Çiftliğin er-

kek domuzlarının hepsi de besi domuzuydu. İçlerinde

en ünlüsü, tombalak Squealer, yanakları yusyuvarlak,

23gözlerini sürekli kırpıştıran, şirret sesli, yerinde durama-

yan bir hayvandı. Parlak bir konuşmacıydı; zorlu bir ko-

nuyu tartışırken bir o yana bir bu yana sıçrar, kuyruğunu

hızlı hızlı oynatırdı; nedendir bilinmez, bu hareketleri

çok inandırıcı olmasını sağlardı. Squealer için, "Karayı ak

yapar," derlerdi.

Bu üçü, Koca Reis'in düşüncelerini geliştirerek dört

dörtlük bir öğretiye dönüştürmüşler, adına da "Anima-

lizm" demişlerdi. Haftanın birkaç gecesi, Bay Jones uyu-

duktan sonra, samanlıkta gizli toplantılar düzenliyor, Hay-

vancılığın temel ilkelerini öbür hayvanlara anlatıyorlardı.

İlk başlarda, büyük bir ahmaklık ve vurdumduymazlıkla

karşılaşmışlardı. Bazı hayvanlar, "Efendimiz" dedikleri

Bay Jones'a bağlılığın bir görev olduğundan dem vuru-

yorlar; bazıları da, "Bay Jones bizi besliyor. O olmasa,

açlıktan ölürüz," gibisinden salakça laflar ediyorlardı. Ki-

mileri, "Biz öldükten sonra olacakların bize ne yararı do-

kunur ki?" ya da "Madem bu Ayaklanma nasıl olsa ger-

çekleşecek, bu uğurda çalışmışız çalışmamışız ne fark

eder?" gibi sorular soruyorlardı. Domuzlar, bu tür ko-

nuşmaların Hayvancılığın ruhuna aykırı olduğunu kav-

ratana kadar akla karayı seçiyorlardı. Soruların en ah-

makçası ak kısrak Mollie'den gelmişti; Mollie'nin Snow-

ball'a sorduğu ilk soru, "Ayaklanma'dan sonra da şeker

bulabilecek miyiz?" olmuştu.

Snowball, "Hayır," diye kesip atmıştı. "Bu çiftlikte

şeker meker üretemeyiz. Kaldı ki, şeker gerekmeyecek.

Dilediğin kadar yulaf ve saman yiyebileceksin."

Bu kez, "Peki, yeleme gene kurdele takabilecek mi-

yim?" diye sormuştu Mollie.

Snowball, "Bak, yoldaş," demişti. "Senin onsuz ede-

mediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurde-

lelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?"

Mollie, "Kabul," derken pek inanmış görünmüyordu.

24Domuzlar, evcil kuzgun Moses'ın yaydığı yalanların

önünü almak için daha da zorlu bir savaşım vermek zo-

runda kaldılar. Bay Jones'un gözdesi olan Moses, gam-

mazın, dedikoducunun tekiydi, ama ağzı iyi laf yapardı.

Gene bir masal uydurmuştu: Sözümona, Balbadem Di-

yarı denen gizemli bir ülke vardı, bütün hayvanlar öl-

dükleri zaman oraya gidiyorlardı. Moses'a bakılırsa bu

ülke gökyüzünde bir yerde, bulutların az ötesindeydi.

Balbadem Diyarı'nda her gün pazardı; dört mevsim yon-

ca biter, ağaçlar ve çalılar, kesmeşeker ve keten tohumu

küspesinden geçilmezdi. Gerçi hayvanlar, gününü masal

anlatmakla geçirdiği ve hiç çalışmadığı için Moses'dan

nefret ediyorlardı; ama gene de, Balbadem Diyarı ma-

salına inananlar çıkmadı değil. Domuzlar, onları böyle bir

yer olmadığına inandırabilmek için az dil dökmediler.

En sadık tilmizleri, iki araba atı, Boxer ile Clover'dı.

Kendi başlarına düşünmekte epeyce zorlanan bu iki at,

domuzları öğretmen belledikten sonra onların her dedi-

ğini tartışmasız benimsemiş ve olduğu gibi öteki hay-

vanlara aktarmışlardı. Samanlıktaki gizli toplantıları hiç

kaçırmıyor; her toplantının bitiminde söylenen İngiltere'

nin Hayvanları şarkısında başı çekiyorlardı.

Derken, Ayaklanma, umulandan çok daha erken, her-

kesin beklediğinden çok daha kolay gerçekleşti. Bay

Jones, hayvanlara çok sert davranmasına karşın becerikli

bir çiftçiydi, ama son zamanlarda işleri bozulmuştu. Hele

bir davada para kaptırınca umudunu iyiden iyiye yitirmiş,

sağlığını bozacak ölçüde içkiye vermişti kendini. Bazen

günlerce mutfaktaki koltuğunda aylak aylak oturuyor, ga-

zete okuyup içkisini içiyor, arada sırada biraya batırdığı

ekmek parçalarıyla Moses'ı besliyordu. Yanında çalışanlar

tembel ve sahtekârdı; tarlaları ayrıkotları bürümüştü; bi-

naların damlarının onarılması gerekiyordu; çitler bakım-

sızdı; hayvanlar doğru dürüst beslenmiyordu.

25Haziran gelmişti, otlar biçilmeye neredeyse hazırdı.

Bay Jones, bir cumartesi gününe denk düşen yaz gündö-

nümünden hemen önce Willingdon'a gidip Kırmızı As-

lan meyhanesinde körkütük sarhoş olunca, çiftliğe ancak

pazar günü öğle saatlerinde dönebildi. İşçiler sabah er-

kenden inekleri sağmışlar, hayvanların yemini vermeden

tavşan avlamaya gitmişlerdi. Bay Jones, eve döner dön-

mez, oturma odasındaki kanepeye uzanmış, News of the

World gazetesine göz atarken uyuyakalmıştı. Hava karar-

dığında hâlâ aç olan hayvanlar sonunda dayanamadılar.

İneklerden biri boynuzuyla ambarın kapısını kırdı; içeri

dalan hayvanlar yem kovalarından karınlarını doyurma-

ya koyuldular. Tam o sırada uyanıveren Bay Jones, dört

işçisini de yanına alıp ambara koştu; hep birlikte hayvan-

ları kırbaçlamaya başladılar. Bu da, hayvanların sabrını

taşıran son damla oldu. Önceden hiçbir şey tasarlama-

malarına karşın, topluca zorbaların üstüne atıldılar.

Jones'la işçilerine dört bir yandan tos vurup çifte atıyor-

lardı. Hayvanları daha önce hiç böyle görmemiş olan

adamlar ne yapacaklarını şaşırmışlar; o güne değin dile-

dikleri gibi sopa atıp eziyet ettikleri hayvanların bu

umulmadık başkaldırısı karşısında dehşete kapılmışlardı.

Baktılar olacak gibi değil, korunmaya çabalamayı bırakıp

tabanları yağladılar. Patikadan aşağı anayola doğru yel

yepelek koştururlarken, hayvanlar da zafer çığlıkları ata-

rak onları kovalıyorlardı.

Bayan Jones, yatak odasının penceresinden olup bi-

teni görmüştü. Birkaç parça eşyayı toparladığı gibi bir

heybeye tıkıştırıp, çiftliğin arka yolundan savuşuverdi.

Moses da, tüneğinden sıçradı, kanat çırpıp avazı çıktığı

kadar bağırarak kadının ardına takıldı. Bu arada, hayvan-

lar, Jones ile adamlarını yola kadar kovalamışlar, beş kol

demiri bulunan çiftlik kapısını arkalarından hızla çarpıp

kapatmışlardı. Böylece, daha ne olduğunu anlamalarına

26kalmadan, Ayaklanma başarıyla sonuçlanmış, Jones çift-

likten kovulmuş, Beylik Çiftlik onlara kalmıştı.

Hayvanlar, talihlerinin böylesine yolunda gittiğine

bir süre inanamadılar. Önce, köşede bucakta saklanmış

bir insan olup olmadığını anlamak için, bir araya top-

lanıp çiftliği çepeçevre dolaştılar. Sonra, çiftlik binalarına

koşup Jones'un uğursuz saltanatının son izlerini de yok

etmeye koyuldular. Ahırların bitimindeki, koşum takım-

larının durduğu odanın kapısı kırıldı; gemler, burun hal-

kaları, köpek zincirleri, Bay Jones'un domuzları ve ku-

zuları iğdiş ederken kullandığı kıyıcı bıçaklar kuyunun

dibini boyladı. Dizginler, yularlar, meşin göz siperleri,

onur kırıcı yem torbaları, avluda çöplerin yakıldığı ateşe

atıldı. Kamçılar da. Kamçıların alevlere karıştığını gören

bütün hayvanlar sevinç içinde hoplayıp zıplıyorlardı.

Snowball, pazara gidildiği günlerde atların yelelerini ve

kuyruklarını süsleyen kurdeleleri de ateşe attı.

"Giysi, İnsanoğlu'nu çağrıştırır," dedi. "Kurdele de

giysiden sayılır. Tüm hayvanlar çıplak dolaşmalıdır."

Snowball'un bu sözleri üzerine, Boxer da, yazın ku-

laklarını sineklerden korumak için kafasına geçirdiği kü-

çük hasır şapkayı kaptığı gibi ateşe attı.

Kısa bir süre sonra hayvanlar, kendilerine Bay Jones'u

anımsatan ne varsa yok etmiş bulunuyorlardı. Napoléon,

hepsini yeniden ambara götürdü, herkese ikişer tayın

mısır, köpeklere de ikişer peksimet dağıttı. Ardından,

İngiltere'nin Hayvanları şarkısını baştan sona tam yedi

kez söylediler; gece inerken herkes kendi köşesine çeki-

lip uykuya daldı. Dünyaya geleli beri hiç bu kadar rahat

bir uyku çekmemişlerdi.

Ama her zamanki gibi şafak vakti uyanıp da bir gün

önce gerçekleştirdikleri görkemli başkaldırıyı anımsar

anımsamaz, hep birlikte çayıra koştular. Çayırın biraz

aşağısında, çiftliğin büyük bir bölümünü gören küçük

28bir tepe vardı. Hemen tepeye tırmandılar, sabahın duru

ışığında çevreyi seyre daldılar. Evet, burası onlarındı ar-

tık; göz görebildiğince önlerinde uzanan her şey onların-

dı! Bu düşünceyle kendilerinden geçerek hoplayıp zıpla-

maya, büyük bir coşkuyla havalara sıçramaya başladılar.

Çiy düşmüş çimenlerin üzerinde yuvarlanıyor, tatlı yaz

otlarını koparıp yutuyor, kara toprağı eşeleyip havaya sa-

vuruyor, toprağın güzelim kokusunu içlerine çekiyorlar-

dı. Sonra, çiftliği baştan başa dolaşıp denetimden geçir-

diler; tarlayı, otlağı, meyve bahçesini, gölcüğü, koruyu

dilleri tutulmuşçasına, hayran hayran izlemekten ala-

madılar kendilerini. Sanki buraları daha önce hiç görme-

mişlerdi; bütün bunların artık kendilerinin olduğuna

hâlâ inanamıyorlardı.

Daha sonra, sıra olup çiftlik binalarına döndüler;

çiftlik evinin kapısının önüne geldiklerinde, soluklarını

tutup durdular. Bu ev de onlarındı artık, ama içeri gir-

meye korkuyorlardı. Derken, Snowball ile Napoléon'un

kapıyı omuzlayıp kırmasıyla, hayvanlar birerlekol halin-

de içeri girdiler. Ortalığı altüst etmemek için attıkları

adımlara büyük özen gösteriyorlar; parmaklarının ucuna

basarak odadan odaya geçerken, seslerinin duyulacağın-

dan korkuyormuşçasına fısıldaşarak konuşuyorlar; içeri-

deki görkeme, kuştüyü şilteli yataklara, aynalara, at kılın-

dan dokunmuş kumaş kaplı sedire, Brüksel halısına, Kra-

liçe Victoria'nın oturma odasındaki şömine rafının üs-

tünde duran taşbaskı portresine biraz gözleri kamaşarak,

biraz da korka korka bakıyorlardı. Tam merdivenlerden

inerlerken, Mollie'nin ortalıkta olmadığını fark ettiler.

Birkaçı yukarı seğirtip odaları tek tek yoklamaya başladı.

Evin en şık yatak odasının kapısını açtıklarında bir de ne

görsünler! Mollie, Bayan Jones'un tuvalet masasından

aldığı anlaşılan mavi bir kurdeleyi omzuna tutmuş, ah-

makça bir hayranlıkla aynada kendini seyretmiyor mu!

29Mollie'yi fena halde azarlayıp evden çıktılar. Mutfakta

asılı duran jambonlar götürülüp gömüldü, bir de kiler-

deki bira fıçısı Boxer'ın bir çiftesiyle parçalandı, o kadar;

evde başka hiçbir şeye dokunulmadı. Hemen oracıkta,

oybirliğiyle bir karar alındı: Çiftlik evi, müze olarak ko-

runacaktı. Aralarında en küçük bir düşünce ayrılığı yok-

tu: Bu evde hiçbir hayvan yaşamamalıydı.

Snowball ile Napoléon, kahvaltıdan sonra hayvan-

ları yeniden toplantıya çağırdı.

"Yoldaşlar," dedi Snowball. "Saat daha altı buçuk,

uzun bir gün bizi bekliyor. Bugün otları biçmeye başlıyo-

ruz. Ama daha önce halledilecek bir işimiz var."

Sonunda anlaşıldı ki iki domuz, çöpler arasında Bay

Jones'un çocuklarının bir okuma kitabını bulmuş, son üç

ay boyunca bu kitaptan okuma yazma öğrenmişlerdi.

Napoléon, siyah ve beyaz boya kutularını getirtti, hay-

vanların başına geçerek onları anayola açılan çiftlik kapı-

sının oraya götürdü. Snowball da (en iyi yazı yazan oy-

du) fırçayı iki toynağının arasına geçirip kapının en

üstteki kol demirine yazılı BEYLİK ÇİFTLİK adını kara-

ladı, yerine HAYVAN ÇİFTLİĞİ yazdı. Çiftlik artık bu

adla anılacaktı. Daha sonra, çiftlik binalarına geri dönül-

dü; Snowball ile Napoléon bir merdiven getirtip büyük

samanlığın duvarına dayadılar. Domuzlar, üç aydır sür-

dürdükleri çalışmalar sonucunda, Hayvancılığın temel

ilkelerini yedi emirde toplamayı başarmışlardı. Şimdi bu

yedi emir duvara yazılacak, Hayvan Çiftliği'ndeki tüm

hayvanlar bundan böyle hayatlarının sonuna dek bu de-

ğişmez yasalara uyacaklardı. Snowball merdivene güç-

bela tırmandı (bir domuzun merdiven üzerinde dengesi-

ni bulması hiç de kolay değildir) ve işe koyuldu; Squea-

ler da birkaç basamak aşağıda boya kutusunu tutuyordu.

Yedi emir, katran kaplı duvara, yirmi otuz metreden

okunabilen iri beyaz harflerle yazıldı:

31YEDİ EMİR

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bilecek-

sin.

2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan

herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.

Emirler büyük bir özenle yazılmıştı; "dost"un "tost"

diye, s'lerden birinin de ters yazılmış olması dışında, hiç-

bir yazım yanlışı yoktu. Snowball, herkes anlasın diye,

emirleri baştan sona yüksek sesle okudu. Hayvanların

hepsi de kafalarını sallayarak emirler karşısında boyun-

larının kıldan ince olduğunu belirttiler. En akıllı olan-

larıysa hemen ezberlemeye başladı.

Snowball, boya fırçasını yere atıp "Haydi yoldaşlar!"

diye bağırdı. "Doğru tarlaya! Harmanı, Jones ve adam-

larından daha çabuk kaldırmanın onurunu yaşayalım."

Ama tam o sırada, bir süredir gergin görünen üç

inek böğürmeye başladı. Sütleri yirmi dört saattir sa-

ğılmamış olduğundan memeleri patladı patlayacaktı.

Domuzlar, biraz düşündükten sonra kovaları getirttiler,

ön ayakları bu işe yatkın olduğu için ustalıkla sağdılar

inekleri. Çok geçmeden kovalar köpüklü kaymaklı sütle

dolmuştu; hayvanların birçoğu sütlere ağızları sulanarak

bakıyorlardı.

İçlerinden biri, "Bu kadar süt ne olacak?" diye sora-

cak oldu.

"Jones bazen yemimize süt katardı," dedi tavuklar-

dan biri.

Bunun üzerine, Napoléon, kovaların önüne geçerek,

32"Sütü kafanıza takmayın, yoldaşlar!" diye bağırdı. "Gere-

ği yapılır, merak etmeyin. Hasat daha önemli. Snowball

Yoldaş başı çekecek. Ben de birazdan geliyorum. İleri,

yoldaşlar! Hasat bizi bekler."

Hayvanlar sürü halinde tarlaya varıp hasadı kaldır-

maya koyuldular. Akşam geri döndüklerinde, sütlerin or-

tadan kaybolmuş olduğunu fark edeceklerdi.

34

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.