İçeriğe geç

Genoktonia

Bölüm 7 · 37 dk okuma

Genoktonia

Bölüm 7

6. Bölüm Yuvaya Dönüş

Elpis şaşkın bakışlarla adamı inceledi; uzun boylu, siyah uzun saçlarını arkada topuz yapmış, çimen yeşili gözlü ve beyaz tenliydi. "Bay Myojo." dedi Süleyman ayağa kalkarken. Bay Myojo bu muydu? Elpis adamı daha da dikkatli izlemeye başladı. Myojo ayağa kalkan Süleyman'ı görünce içten bir kahkaha patlattı. Zaten çekik olan gözleri yok olurken bir eliyle karnını tuttu ve eğildi. Resmen dalga geçiyordu Süleyman ile. "Oğlum sana ne oldu lan? Sen dayak yiyecek adam değil-" dedi gülmeden konuşmaya çalışırken. Lafı Habib'in suratını görmesiyle kesildi. Zaten gülme krizine giren adam daha da kendini kaybetti ve arkasını dönüp sesli şekilde gülmeye devam etti. Bir süre güldükten sonra geri önüne döndü, tekrar konuştu: "Kimden dayak yediniz de karşılık vermediniz?" diye sordu gülerek. Hepsinin bakışı Elpis'e dönerken, Elpis utanarak sağ elini havaya kaldırdı. Myojo'nun gülüşü silindi, yerini şaşkınlık aldı. "Sen mi yaptın?" diye sordu şaşkınlıkla. Elpis utana sıkıla başıyla onayladı adamı. Myojo inanmıştı, bir Habib'e bir Süleyman'a baktı ve tekrar güldü. "Eli çok ağır, efendim." dedi Süleyman. Myojo başını olumsuz anlamda salladı: "Ona gülmüyorum, annesi de babasını böyle dövmüştü-" dedi ve daha çok gülmeye başladı. Bir süre sonra Aiko da onunla beraber gülmeye başladı. Elpis istemeyerek sırıttı, adamın gülüşü çok komikti, nefesi kesilmişti gülmekten. "Ay karnım ağrıdı ayol." dedi kendini sakinleştirmeye çalışırken. Elpis adamın Ayol demesine kahkaha attı. Zaten kafası hala iyiyken böyle bir kelime kullanması iyi olmamıştı. Elpis gülünce adam sakinliğini tekrar bozup kıkırdadı.

"Neden geldin baba?" diye sordu Aiko. Myojo gülmeyi bıraktı ve oğlunu cevapladı: "Oğlum birbirinizi yiyormuşsunuz, ben böyle mi tembihledim?" diye kızdı Aiko'ya. Azar geliyordu, Elpis hissetmişti. "Efendim-" dedi Süleyman ve Myojo lafını kesti: "Senin işin bitti oğlum, Timur deliye döndü." Süleyman'ın korkuyla gözleri açıldı, Timur kimdi? "Timur?" diye sordu Elpis. Myojo gülümseyerek Süleyman ile Elpis'in arasına oturdu. Ardından Süleyman'ın başını kolunun altına aldı ve cevapladı: "Bu itin babası." Süleyman'ın kafasıyla oynuyordu, onu sevme şekli buydu. "Babam çok kızdı mı?" diye sordu Süleyman, Myojo'dan başını kurtarmaya çalışırken. "Kızdı tabii, komutanın kızına sinirlenip yükselmek senin ne haddine?" diyerek kızdı asyalı adam. Elpis nedense mutlu olmuştu, azar yemesi hoşuna gitmişti. "Senin nerden haberin oldu?" diye sordu Markus gergin bir sesle. Myojo cevaplamak için ağzını açtığında dışardan içeriye biri daha girdi ve konuştu. "Ben söyledim." Elpis tekrar kapıya baktı; orta yaşlı başka bir adam kapıda dikiliyordu. Tıpkı Habib'e benziyordu, muhtemelen de onun babasıydı. Adam Elpis'in yanına yaklaştı, yeşil gözlerini kadının gözlerine dikti ve bir eliyle Habib'in saçlarından tutup başını havaya kaldırdı. Habib saçları çekildiği için acıyla ufak bir inilti kaçırdı ağzından. Adam bakışlarıyla Süleyman'ı işaret edip konuştu: "Böyle daha yakışıklı olmuşsun." Myojo ile beraber güldüler. Elpis onlarla beraber kıkırdarken adamın bakışları tekrar Elpis'e kaydı ve ekledi: "O da öyle düşünüyor." Elpis'in suratı kızardı, Habib gibi o da mı zihin okuyordu? Aklından öyle bir şey bile geçirmemişti. "Ben Hüseyin bu arada, habibi." diye ekledi. Elpis'e böyle hitap etmesi hoşuna gitmişti. Genç kadın gülümsedi ve adamı cevapladı: "Memnun oldum." Hüseyin gülümsedi ve genç kadına göz kırptı. Elpis bir anlığına adamı çekici bulmuştu, bu düşünceden kurtulmak için başını iki yana salladı. Adam Elpis'e pis bir sırıtış attı, ve Myojo'ya baktı. Myojo'nun kaşları çatılmış, esprili halinden eser kalmamıştı, durumu fark etmiş olmalıydı. "Senin annenle dans ederim." dedi Myojo bastırarak. Hüseyin buna cevap vermedi ve oğlunu olduğu yerden kaldırdı. "Git gemiyi hazırla." dedi ve onun yerine oturdu. "Bİr daha da sigara içtiğini görmeyeyim!" dedi Habib'in arkasından. Genç adam söylene söylene dışarı çıktı. Gemi mi? Elpis dışarıda gemi görememişti. "Gemi yok ki dışarıda?" diye sorguladı Myojo'ya bakarken. "Var, sadece kalkanı aktif, göremezsin." diye cevapladı kadını. Elpis anladığını belli etmek için kaşlarını kaldırdı. Myojo kadına samimi bir gülümseme gönderdi. Elpis ona karşılık olarak gülümsedi. "Annene çok benziyorsun; tavırların, suratın, fiziğin... Birebir aynısısın babandan sadece cesaretini ve..." dedi ve Elpis'in gözlerine dikkatle bakıp ekledi: "Bir de sinirli bakışlarıyla göz rengini." Elpis'in buna söyleyebilecek bir lafı yoktu. Cesur bir kadın olmasaydı, hayatta kalamazdı zaten. "Lucy de Timur'u hiç sevmezdi." dedi Hüseyin. Elpis bakışlarını Hüseyin'e çevirdiğinde Hüseyin kadına baktı ve ekledi: "Annenin kızısın..." Süleyman burnundan soluyordu, Hüseyin Süleyman'a döndü ve güldü. "Gerçi biri neden Kızıltaşları sevsin ki?" diye sataştı çocuğa. Süleyman'ın tek dizi sinirle titremeye başladı, Myojo tekrar olaya el attı. "Seni de seven yok." Hüseyin'in suratı düştü, Myojo bir damara basmış olmalıydı. Araplar savaştan sonra en az Ruslar kadar sevilmiyordu. "Lucy, Timur'u dik başlı diye sevmiyordu, seni ise ona asıldın diye sevmiyordu..." diye ekledi Myojo. Elpis bunu öğrenince sinirlenmişti, zaten sağlam pabuca benzemiyordu. "Arada büyük bir karakter farkı var, habibi." diye ekledi bay Myojo. Süleyman'ın öfkesi dinmiş gibiydi, bu sefer Hüseyin öfkeyle nefes alıp veriyordu. Ortamda gerginlik artarken Elpis Myojo'nun ne kadar iyi biri olduğunu düşünüyordu. Süleyman'ın kendini savunamayacağını bilip, onu savunmuştu. "Gemi hazır, gidelim." dedi Myojo telefonuna bakarken. Elpis ayağa kalktı ve bavuluna uzandı fakat, elinden bavulu Myojo aldı. "Sen taşıma." dedi ve kadına önden gitmesi için işaret etti. Elpis bavulunu taşıyabilirdi güçsüz değildi, Myojo bunu biliyordu sadece centilmenlik yapmıştı. Elpis samimi bir gülümseme yerleştirdi suratına ve dışarı çıktı.

Gemiye bindiklerinde pilot koltuğuna Myojo geçti, Hüseyin hemen sağında ki koltuğu alırken Aiko içeri motorunu sokuyordu. "Abel, diğer koltuğu sen al." dedi Myojo ve arkasına dönüp gülerek ekledi: "Bu ikisi önünü zor görüyordu, gemiyi süremezler." Süleyman Myojo'nun esprisine alaycı bir şekilde güldü. Elpis bir koltuğa geçti ve bavulunu bacak arasına alıp oturdu. Kemerini takmaya çalıştı, Markus nasıl yapmıştı bunu? Kemerin soğuk ve sert iplerini bağlamaya çalıştı defalarca, unutmuştu. Unutmuş muydu yoksa önünü zor gördüğü için miydi? "Ben yardım edeyim." dedi Habib kemere uzanırken. Elpis kaşları çatık bir şekilde adama baktı, yardıma ihtiyacı yoktu. "Zorlama lütfen, yeterince canımız yandı." dedi Habib buruk bir sesle. Elpis suratını yumuşattı, ne kadar kötü bir başlangıç yapsalar da ikisi de aynı şeyi istiyordu. Habib kemeri taktı ve kadının bacak arasına uzandı. Elpis bir eliyle adamın omzundan tuttu ve sinirle konuştu: "Ağır ol!" Habib başını kaldırdı ve gözlerini gözlerine kilitledi. Elpis adamın çimen yeşili gözlerine bakarken kalp atışı değişti. Garip duygular hissetmişti bir anlığına. Habib Elpis'in bacak arasında duran bavulu aldı ve yarım ağızla gülümsedi. "Bavulu gemi hareket ederken tutamazsın." dedi. Ardından bavulu kucağına alıp başka bir koltuğa koydu, o koltuğun da kemerini bağlarken genç kadının solunda ki koltuğa oturdu Süleyman. Suratında iğrenç bir gülümseme vardı. Elpis tekrar kaşlarını çattı ve ona dönüp ölümcül bakışlar atmaya başladı. Adam oralı bile olmadı, gülümsemeye devam etti. Tam da bu anda yanında ki diğer koltuğa oturdu Habib. Elpis bu sefer ona döndü ve aynı bakışları attı, Habib Süleyman gibi gülümsemeye başladı. Kadınla dalga mı geçiyorlardı? Aiko gülümseyerek üçlüye baktı ve tam karşılarına, Markus'un yanına yerleşti. Elpis Markus'a bakışlarıyla onu kurtarması için yalvarıyordu. Onların yanına gitmeliydi, bu ikiliyle baş başa kalamazdı. Elleri kemerine gitti genç kadının, çıkarıp yerini değişecekti. Fakat kemerini çift görüyordu, dizine vurdu: "Sikeyim!" dedi kendi kendine.

Süleyman sesli bir şekilde gülmeye başladı, kadının durumunu komik bulmuştu. Elpis derin bir nefes aldı ve sinirle bağırdı: "Ne gülüyorsun be?!" Süleyman daha çok gülmeye başladı, Habib de kıkırdıyordu. "Arkada ne oluyor?" diye döndü Myojo. Süleyman, Myojo arkasını dönünce resmen gülerken kükredi. Elpis korkuyla geriye yaslandı, adamın sesi çok gür çıkmıştı. Myojo Elpis ile göz göze geldiğinde gülmeye başladı. Bu kadar komik olan neydi? Elpis karşısında oturan ikiliye baktı, onların gülmemesini umuyordu... Onlar da gülüyordu. "İmdat diye bağıracağım şimdi!" dedi Elpis sinirle. "Elpis sakin ol ama-" dedi Markus ve sesli bir şekilde güldü. Elpis merakla etrafına bakıyordu. Kimse gülmekten bir şey diyemiyordu. "Neden sakin olmam lazım?" diye sordu genç kız. "Kafanda iki tane dev gibi-" dedi Süleyman, gülmekten konuşamıyordu. Kafasında ne vardı, dev gibi ola şey neydi? Elpis telaşla elini kafasına götürdü, eline gelen şeyi görmek istememişti. Elpis merakla elinde ki şeye baktı: tüylü kocaman bir örümcekti. Bu nereden gelmişti kızın kafasına? Elpis endişeyle bağırdı ve örümceği yere fırlattı. Genç kadın korkuyla titrerken konuştu: "DİĞERİNİ AL! DİĞERİNİ AL!" başını sallıyor, örümceği düşürmeye çalışıyordu. Süleyman kadının kafasına götürdü elini, bir süre yakalamaya çalıştı. "Sabit dur deniyorum!" diye kızdı kadına. "S!keceğim belanı al şunu!" diye yükseldi Süleyman'a. Süleyman bir süre sonra yakaladı örümceği, fakat bu sefer kadından daha güçlü bir çığlık patlattı. Örümcek Süleyman'ın koluna tırmanmıştı. Adam telaşla silkelenmeye başladı, örümcek tişörtünün içine girdi. Süleyman tek hamleyle kemerini açtı ve ayağa fırladı. Kadın hala üzerinde yürüdüklerini hissedebiliyordu. Diğerleri onlara kahır kahır gülerken Süleyman tişörtünü çıkardı ve yere fırlattı. Örümcek tişörtten çıktı, Süleyman bir hamleyle vurdu yere. Fakat örümceğe denk getirememişti, haşere son hızla kahkaha atan Markus'un üzerine koşuyordu. "Mark sana geliyor!" diye seslendi Elpis. Markus kadını çok geç duymuştu, gülmesini pantolonundan içeri giren örümcek kesti. Markus çığlık atarak Aiko'yu tuttu. "Aiko bir şeyler yap!" dedi ve pantolonunu silkelemeye başladı. Bu sırada diğer örümcekte ikiliye doğru koşuyordu. Aiko'nun kaşları çatıldı ve genç adamın pantolonuna vurmaya başladı. Bu sırada ayakta duran Süleyman örümceği ezmeye çalışıyordu. "Sana elektrik vereceğim!" dedi Aiko. Markus'un gözleri kocaman açıldı. "Sen kafayı mı-" dedi ve lafı Aiko'nun ellerinin adamın vücuduna değmesiyle kesildi. Markus olduğu yerde titrerken, yanmış örümcek pantolonundan aşağı düştü. Aiko, Markus'tan ellerini çekti, titremesi durmuştu. Süleyman bu sırada yere sert bir darbe indirdi. Suratı gerilmiş, kaşları çatılmıştı ve hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. "Gülümse!" dedi Habib, elinde tuttuğu telefonu Süleyman'a çevirmişti. Flash patlattı ve gülerek geri indirdi telefonunu. Süleyman yumruğunu yerden çekti, örümceği yere yapıştırmıştı. Bakışları Habib'e döndü, işaret parmağını havaya kaldırıp adama uzattı. "Sil onu yoksa seni de yere yapıştırırım." diye tehdit etti. Habib gülerken başını olumsuz anlamda salladı. Süleyman sinirle nefes verdi ve bakışları Elpis'e döndü. Genç kadın adamın fiziğine bakıyordu, az çok kaslı olduğunu tahmin etmişti fakat bu kadar güzel olduğunu düşünmemişti. Düşündüğünün aksine vücudunda hiç kıl yoktu, ten rengi uyuşuyordu, yanığı yoktu, sadece bir kaç derin yara izi vardı. Sağ kolunun altından başlayıp göbeğine uzanan koca bir yara izi, onu takip eden küçük izler. Büyük bir olaydan sağ kurtulmuş olmalıydı. Süleyman, kadının ona baktığını fark edince kızardı. Sinirli bakışları yerini utanca bıraktı.

İkili bir süre bakıştı, Elpis'in kalp atışları hızlanmıştı. Süleyman kadına derin ve anlamlı bakıyordu. Elpis'in nedense birden ona karşı olan kaba düşünceleri değişmişti, adamla yakınlaştığını hissediyordu. "Üstünü giy mağara adamı!" diye kızdı Myojo, Süleyman'ı daldığı düşüncelerden uyandıran ses bu oldu. Süleyman yerde ki tişörte baktı, üzerinde böcek öldürdüğü tişörte... Elpis üzerinde ki ceketi çıkarmaya başladı, babasına ait olduğundan ona tam olacağını düşünüyordu. Çıkardı ve adama uzattı, bakışlarını kaçırırken konuştu: "Bunu giy." Süleyman'ın reddetme lüksü yoktu, ceketi aldı. Üzerine giydi ve önünü kapattı. Geri yerine otururken kadını sessizce cevapladı: "Teşekkür ederim." Elpis onu başıyla onayladı. Genç adam yerine oturduğunda utancından başını hiç bir yere çeviremiyordu. Elpis'i sıcak basmıştı, ceketini çıkarması iyi olmuştu. Kadın gergin bir şekilde Markus'a baktı; Aiko'ya ters ters bakıyordu, Aiko gülmemeye çalışıyordu. "Şimdi komik mi?" diye kızdı Elpis. Markus kadını takmamıştı, örümcek yüzünden korkuyla titriyordu. Elpis üzerinde hissettiği delici bakışların sahibini aradı, Myojo ona bakıyordu. Bakışları bir Süleyman'a bir Elpis'e kayıp duruyordu. Derin bir nefes aldı ve gülümseyerek önüne döndü. "Erkeksi çığlıklarınız, küçük haşereden korkularınız ve şaklabanlıklarınız bittiyse... Kalkalım!" dedi ve iki elini birbirine vurdu. Önünde ki paneli genişletti, bir kaç tuşa bastı. Habib genç kadının yanında telefonuna bakarak kıkırdıyordu. Elpis göz ucuyla telefona baktı: Süleyman'ın fotoğrafını Gomutanım diye kayıtlı bir adama göndermişti. Mesaj da şunlar yazıyordu:

Çıplakken ayrı seksi oluyor B)))

Gomutanım: Ellie'yi etkilemeye mi çalışıyor? xd

Örümcek girdi o yüzden çıkardı (bahane) :D

Gomutanım: Nasıl da sinirden şişmiş, eridim :P

Elpis mesajları okuyor :D:D:D:D

Gomutanım: Selam kuzum :O

Elpis ekrandan gözlerini ayırdı, fark edilmeyeceğini nasıl düşünmüş olabilirdi? Adam zihin okuyordu, okumasa bile her türlü görünüyordu ekran. Adamın Süleyman hakkında dedikleri onu utandırmıştı. Habib gülümseyerek Elpis'e döndü ve sessizce konuştu: "Oku istersen sıkıntı değil." Elpis tekrar ekrana baktı ve merakla sordu: "O kim?" Habib bakışlarını ekrana çevirdi ve cevapladı: "Amcan." Habib tekrar mesaj yazmaya başladı:

Selam söylüyor amcası ♥

Gomutanım: Özledimmmmm

Süleyman salsa o da tanışmak istiyor.

Gomutanım: Süleyman'ın ölüm fermanı verildi xd

Nasıl :D?

Gomutanım: Timur deliye döndü oğlum. Elpis seninkini dövmüş dedik de sakinleşti.

Yapışsaydın dudağına sakinleşirdi zaten.

Gomutanım: Aygül de öyle diyordu, canımı sokaktan bulmadım sağ ol.

Aygül olmasa yapışacaksın yani :D?

Gomutanım: NE SANDIN? :D:D:D:D

Elpis kıkırdayarak arkasına yaslandı, amcasının mizahı çok yüksekti. Habib gülerek Elpis'e baktı, sonra tekrar telefona döndü. "Babandan on iki yaş küçük, tek anlaşabildiğimiz yetişkin bu." dedi Habib gülümserken. Elpis bu kadar genç olmasını beklemiyordu, ama konuşmasından daha büyük olması beklenmezdi. "Timur, Süleyman'ı dövmez değil mi?" diye sordu sessizce. Habib Elpis'e doğru eğildi ve konuştu: "Süleyman daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştı, tepkisini ben bile kestiremiyorum." Elpis'in morali bozulmuştu, göz ucuyla Süleyman'a baktı. Genç adam uzaklara dalmıştı. "Buna izin veremem." dedi Habib'in kulağına eğilirken. Habib genç kızın kulağına uzandı: "Aklından geçeni biliyorum, bir ihtimal yumuşatabilirsin." dedi ve geri çekildi. Elpis kendisi Timur ile konuşacaktı. Başka türlü yolu yoktu, arkadaşının azarlanmasına bile göz yumamazdı. Aile azarı neydi biliyordu, Arina ailesiyle sürekli kavga ederdi. Elpis bakışlarını tekrar Süleyman'a çevirdi, adamın gözleri kapanmıştı. Dün çok iyi uyuyamamıştı zaten, burada direkt gözleri kapanmış olmalıydı. Gemi havaya sonunda kalktığında Süleyman sarsılarak açtı gözlerini, ardından Elpis'e döndü bakışları. Elpis adama gülümsedi, adam karşılık olarak ona gülümsedi ve başını kadının omzuna yaslayıp gözlerini kapattı. Elpis'in gözleri açıldı, bunu beklemiyordu çok ani olmuştu. Bir şey demedi, adam yorgundu biraz dinlenmesinde sakınca yoktu. Ardından Habib başını kadının diğer omzuna koydu, yaslanarak mesajlaşmaya devam etti. Kadının diyeceği şey umurunda değil gibi görünüyordu. Elpis bir şey demedi, sadece dönen başını sabit tutmaya çalışıyordu. Genç kadının göz kapakları çökerken Markus'a baktı, onların fotoğrafını çekiyordu. "Mark ne yapıyor, okusana." dedi yorgun bir şekilde kadın. Habib başını kaldırmadan konuşmaya başladı, ikili onları duyamıyordu. "Fotoğrafı annesine..." dedi ve biraz bekleyip ekledi: "Chae ile Chloe'ye ve..." ardından güldü. Elpis merakla sordu: "Başka kime attı?" Habib bir süre cevapsız bıraktı kadını. "Timur'a yolladı, duygu sömürüsü yapıyor." dedi gülerken. Habib gerçekten inanılmaz bir yeteneğe sahipti, buna nasıl bir lanet diyebiliyordu. "Timur ne dedi?" diye sordu sessizce. "Timur yumuşamış gibi, fotoğrafa bakıp gülümsüyor." diye cevapladı kadını. Elpis rahatlamıştı, sol omzunda uyuyan adama baktı göz ucuyla. Yorgun ve bitap düşmüştü, kim bilir bu güne kadar kimlerle mücadele etmişti. Hele vücudunda ki yaralar, Elpis'in ona karşı içinin soğuma sebebiydi. Elpis yavaşça başını Süleyman'ın başına dayadı, yaşadıkları her şeyi unutmaya hazırdı. Genç kadın onlara karşı ateşkes ilan etmişti. Markus onlara bakıp, samimi bir şekilde gülümsedi, Aiko fotoğraflarını çekiyordu. Yüksek ihtimalle herkese gönderecekti, Elpis bunu düşünecek durumda değildi. İçki başını ağrıtmaya başlamıştı, uykulu gözlerini kapattı.

"Ellie..." hoş bir erkek sesi ona seslenmişti. Elpis gözlerini kırpıştırdı, göz kapaklarına ayı oturmuş gibiydi, açamıyordu. "Ellie..." tekrar aynı sesi duyunca gülümsedi ve yavaşça açtı gözlerini. "Efendim." dedi ve karşısında ki adama baktı. Kirli sakallı, mavi gözlü adam dibinde durmuş ona bakıp gülümsüyordu. Elpis bu adamı tanımıyordu, yine kim musallat olmuştu ona? "Kuzum gitmemiz lazım, hadi." dedi adam. Elpis yavaşça kaşlarını çattı, beyni zonkluyordu. "Sen kimsin?" diye sordu yorgun bir sesle. Adam Elpis'in kemerini çözerken konuştu: "Newt amcan ben, tanıştığımıza memnun oldum." Elpis bu kadar yakışıklı olmasını beklemiyordu, babasına benzer diye düşünmüştü. Adam kemeri aşağıya attı ve bir kolunu kadının dizinin altından geçirdi. Diğer kolunu sırtının altına koydu ve kadını havaya kaldırdı. Elpis ağrıyla konuştu: "Eve gitmek istiyorum." Adam kadını gemiden aşağı indirirken cevapladı: "Eve gidiyoruz." Ev... Evi neresiydi? San Francisco mu? Vancouver mı? Yoksa Arina'nın kolları mıydı evi? "Arina nerede?" diye sordu kadın adama. "Arina kim?" diye cevapladı adam, kaşlarını havaya kaldırırken. Arina kim mi? Bu nasıl ona sorulabilirdi, aklı almıyordu. "Arina kim mi? Arina benim evim!" dedi öfkeyle ve adamın kucağından inmeye çalıştı. "Arina'ya gidelim." dedi tiz bir sesle. Kadın uykulu ve yorgundu, arkadaşını daha şimdiden özlemişti. Newt'in göğsüne vurdu ve kendini aşağı itmeye çalıştı. "Kendim yürüyebilirim!" dedi adama. Newt durdu ve kadını aşağı indirdi, Elpis olduğu yerde sallandı. Başı çatlıyordu kadının, bir daha bu kadar içmeyecekti. Kendini toparlamaya çalışarak derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. Babası Alex dev gibi bir adamla konuşuyordu, yanlarında Süleyman ve genç bir kız vardı. Aiko ile Myojo diğer tarafta kendi aralarında gülüşüyorlardı... Diğerlerini aradı gözleri, fakat kimse yoktu. Süleyman Elpis'i fark ettiğinde gülümsedi ve yanında ki adamı dürttü. Adam bakışlarını önce Süleyman'a sonra Elpis'e çevirdi ve gülümsedi. "Bunlar kim Newt, mahşerin dört atlısı mı?" diye sordu Elpis ayakta durmaya çalışırken. Newt kadının kolunu omzuna attı ve kucağına almak için bir hamle yaptı. Elpis onu itti ve kaşlarını çatıp adama ölümcül bakışlar attı. "Ben kendim yürüyebilirim, beni iyice bebek yaptınız." dedi ve babasının yanına doğru yürüdü. Alex genç kadını fark edince kollarını açtı. Elpis de kollarını açarak adama yürüdü ve ona sarıldı. Bunu neden yaptığını bilmiyordu, sadece birisine sarılmak istemişti. "Arina ne zaman gelecek?" diye sordu gözleri dolarken. Babası derin bir nefes aldı ve kadını cevapladı: "Arina olduğu yerde mutlu, gelmeyecek." Elpis kaşlarını çatarak ayrıldı adamdan, bakışları iri yarı iki oğlana kaydı. Orta yaşlı adama elini uzattı ve konuştu: "Elpis Pandora Price!" sert çıkmıştı sesi. Adam başta şaşırsa da sonra samimi bir şekilde gülümsedi ve cevapladı: "Timur Kızıltaş!" kadını taklit etmişti. Timur bu muydu? Elpis adamı incelemeye başladı; koyu kahve gözleri, iri yarı bir vücudu, uzun bir boyu vardı. Suratı duvar kadar ruhsuzdu ve çiziklerle doluydu. "Savaşçı mısınız bayım?" diye sordu Elpis yorgun gözlerle. Adam güldü ve Alex'e bakarken cevapladı: "Bir aralar, şuan sadece eğitim veriyorum." Elpis anladığını belirtmek için gözlerini kırptı ve genç kıza döndü. Sevimli kadın aşırı renkli giyinmişti, belinde altından bir kuşak vardı. Gözleri elaydı, Elpis'ten kısaydı ve kısa siyah saçları vardı. Saçlarının arasına mavi ve pembe renkler atılmıştı. "Sen peki?" diye sordu Elpis. Kız gülümsedi ve kadına sarıldı. "Kuzenini nasıl unutursun aptal!" dedi heyecanla. "Mary?" diye sordu Elpis. Mary hızla ayrıldı kadına ve Newt'in ceketini çekiştirmeye başladı. "Beni hatırlıyor!" dedi heyecanla. Elpis onun hevesini kırmak üzereydi: "Hatırlamıyorum, Markus anlattı." dedi ruhsuz bir sesle. Genç kızın suratı düşerken lafa Alex girdi: "Ceketim neden onun üzerinde?" Elpis'e sert bakışlar atıyordu. Elpis Süleyman'a baktı, suratı kızarmıştı, açıklayamamış olmalıydı durumu. Elpis kaşlarını çatıp Alex'e baktı ve onun gibi hesap sordu: "Bilmem neden evden bir kazak getirmedin?" Alex bir anda ciddileşti, kızına sertçe baktı. "Elpis! Neden ona kazak getireyim?" diye sordu, öfkeli sesi kasılmış çenesinden çıkmıştı. Elpis suratını daha da sertleştirdi ve cevapladı: "Çünkü tişörtü beni korurken pislendi, bende senin ceketini verdim!" Alex bir kaşını havaya kaldırdı ve şaşkın bir sesle sordu: "Kimden?" Elpis Süleyman'a baktı, adamın suratında komik bir ifade vardı. Yine de ciddiyetini bozmadan Alex'e döndü, parmak uçlarına kalkıp adamın suratına yaklaştı. Suratını iyice sertleştirdi ve korkutucu bir sesle cevapladı: "Büyük, tüylü bir örümcekten!" Alex'in suratında ki öfke silinmiş, yerini gülümseme almıştı. "Ne kadar büyük?" diye sordu gülümserken. Elpis istifini bozmadan cevapladı: "Kafam kadar!" Alex sesli bir şekilde güldü ve bakışları Süleyman'a çevrildi. "Doğru mu?" diye sordu Timur. Süleyman onu başıyla onayladı. "Süleyman olmasa ölmüştüm." dedi Elpis ve gülümsedi. Timur'u güldürmeyi başarmıştı, adamın kızgın olmasını istemiyordu. "Ben ceketi yarın getiririm efendim." dedi Süleyman ve lafa Elpis girdi. "Onlara gidelim, Süleyman üzerine bir şey giyip ceketi versin!" dedi heyecanla. Alex kaşlarını çattı, anlamamıştı. "Emin misin?" diye sordu kızına. Elpis başıyla onaylarken cevapladı: "Belki bana güzel bir kahve de yapar, başım feci derece ağrıyor." Alex Timur'a baktı ve konuştu: "Müsait misiniz?" Timur gülümsedi, genç kızın bu kadar açık sözlü olması hoşuna gitmişti. "Price ailesini ağırlamaktan şeref duyarız." dedi Timur. Elpis adama baktı, suratında ki o samimiyeti sevmişti. "Bende size gelmekten şeref duyarım." dedi ve güldü. Newt ve Mary şaşkın bir şekilde gülümsüyordu, genç kadının bir anda misafirliğe gitmek istemesini garip bulmuşlardı. Alex elini havaya kaldırdı ve Myojo'ya işaret çekti. Myojo, Aiko'yu dürttü ve onlara doğru yürümeye başladılar. "Biz buradan Kızıltaşlara geçeceğiz." dedi Alex. Myojo onu başıyla onayladı, oğluna döndü. "Yarın görüşürüz o zaman." dedi Myojo, ilk defa ciddi olmuştu. "Gel bizimle." dedi Timur adama bakarken. Elpis adamın ne kadar misafirperver olduğunu düşündü. Çok kalabalık olacaklardı eğer onlar da gelirse. Myojo bakışlarını Aiko'ya çevirdi, oğluna danıştı. "Gidelim istersen reis, sana bağlıyım ben." diye cevapladı Aiko. Babasıyla konuşma şekli fazla samimiydi. Öyle babayla ancak samimi olabilirsin zaten. "İyi madem, gelelim bari." dedi Myojo ve güldü. Timur gülümsedi ve konuştu: "Aygül kafayı yiyecek."

Arabaya bindiklerinde Elpis Mary ile arkada oturuyordu, genç kadının gözleri önde ki jeepteydi. Jeep hareket ettiğinde, peşlerine takıldılar. Elpis bakışlarını yanında oturan kadına çevirdi. "Sen kaç yaşındasın?" diye sordu merakla. Mary kadına baktı ve güldü. "Kaç gösteriyorum?" soruya soruyla yanıt verdi. Elpis omuzlarını silkti: "On iki gibi duruyorsun." diye cevapladı. Newt güldü ve arkasına dönüp Elpis'le konuştu: "On altı yaşında." Mary kaşlarını çattı. "Baba!" dedi kızarak. Newt tekrar önüne dönerken Mary konuştu: "Senden küçüğüm diye ezecek misin yoksa?" Elpis bu soruya ne diyebilirdi ki? Kimseyi ezmezdi o. "Hayır canım, neden ezeyim?" dedi ve tekrar bakışlarını jeepe çevirdi. "Ezdirmez zaten." dedi Alex, dikiz aynasından Elpis'e bakıyordu. Elpis şaşkındı, ilk defa kan bağı olan bir ailenin içindeydi. Hepsi aynı soyadı taşıyordu, hepsi akrabaydı. "Ezeni ben ezerim." dedi net bir şekilde Elpis. Alex onu başıyla onayladı ve yola geri döndü. Mary meraklı bakışlarla etrafı kontrol etti, ardından kadına doğru eğildi. Onunda eğilmesi için işaret etti, Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve ona doğru eğildi. Mary sessizce sordu: "Süleyman'dan hoşlanıyor musun?" Ne? Elpis ondan böyle bir soru beklemiyordu. Sorması normaldi tabii, bir anda, iner inmez onlara gitmek istemişti. Elpis bu sorunun cevabını kendi bile bilmiyordu. Bir süre düşündü, ondan hoşlanıyor muydu? "Bana söyleyebilirsin, kimseye demem." diye diretti küçük kız. Elpis adamı düşünmeye başladı: onunla konuşmalarını, kavgalarını, gülüşmelerini... "Bilmiyorum." dedi boşluğa bakarken. Mary şaşkın bir bakış attı ve başını geriye eğdi. "Ne demek bilmiyorum? Evet veya hayır." diye sordu kızarak. Elpis küçük kıza döndü ve durumu açıklamaya çalıştı: "Ben hayatım boyunca kimseden hoşlanmadım, nasıl bir duygu onu bile bilmiyorum." Mary dalga geçercesine güldü. "Gülme kızım." diye çıkıştı Mary'ye.

Mary kadına göz kırptı ve gülmeyi kesti. "Kalbin hızlı atar hani, onu görünce elin ayağın birbirine dolaşır, sürekli onla olmak istersin?" diye sorguladı kadını. Elpis ilk maddeye giriyordu, diğerleri olmamıştı daha. Korkak bakışlarla kıza baktı, ardından kaşları çatıldı ve kıza kızdı: "Sen de iyi biliyormuşsun, yaşın kaç daha?" Mary omuz silkti ve kadını cevapladı: "Bence yakınında hiç yakışıklı erkek yok, ondan kimseden hoşlanmadın..." dedi ve bakışlarını pencereden dışarıya kilitledi. "Oysa burası kaynıyor." diye ekledi. Elpis küçük kıza hafifçe vurdu. "Büyü de gel kızım." dedi öfkeyle. Elpis küçük bir kızın bunları düşünmesine sinirlenmişti. "Ahh Aiko, üzümlü kekim." diye iç geçirdi Mary. Elpis'in gözleri kocaman açıldı, küçük kızı daha sert dürttü. "Aranızda kaç yaş var haberin var değil mi?" diye kızdı. Mary ona gözlerini devirdi, "Yoksa sen mi istiyorsun?" diye sordu pişkin bir gülümsemeyle. Elpis sinirle tuttuğu nefesi verdi; "Seni parçalarım yaşına göre davran." Mary ona gülmeye başladı, genç kızın dilinde ki piercingi farketti. Nasıl bu yaşta izin verilmiş miydi ona? "Ellie Hülya ile olacak kavganı görmek için sabırsızlanıyorum." dedi Newt gülerken. Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve sordu: "Hülya?" Newt gülerken Alex'e çevirdi bakışlarını. Alex endişelenmiş gibiydi, yola dikkatini vermişti. "Süleyman'ın kız kardeşi, onu dövdüğünü görünce çıldırabilir." diye cevapladı Newt. Elpis gerildi, bir kadınla kavga etmek istemiyordu. "Denesin, onu oraya gömerim!" dedi Mary net bir şekilde. Mary'nin Elpis'i savunması hoşuna gitmişti genç kadının. Yarım ağızla gülümseyerek küçük kıza baktı. Kaşları çatık bir şekilde Elpis'le konuşmaya başladı: "Birimize bulaşan, hepimize bulaşır." Elpis kıkırdadı, ilk defa Arina dışında biri ona bunu söylemişti. Elpis bir ablığına geçmişe gitti....

*** Flashback***

Elpis başını yerden kaldırdı, burnundan akan sıcak kan midesini bulandırmıştı. "Bu kadar mısın?" diye sordu gülerek serseri. Elpis serserinin elinde ki beyzboll sopasına baktı, Elpis'in kanları üzerinden damlıyordu. Genç kadın çok kötü dayak yemişti, iki eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bacakları onu öldürüyordu, çok fazla darbe yemişti. Karşısında ki serserilere baktı, hepsiyle tek başına mücadele vermişti, haliyle dövülmüştü. Kaşın patlamış olan adam iki elini açtı ve konuştu: "Ölüm fermanıın verildi güzelim!" diğerleri sesli bir şekilde güldü. Elpis burnundan akan kanı elini tersiyle sildi, kaşlarını çattı. Ellerini yumruk yapıp gardını aldı. "Cesaretini taktir ettim, sevgilime bulaşmamış olsan iyi arkadaş olabilirdik." diye ekledi genç adam. Elpis sinirli bir şekilde gülümsedi ve cevapladı: "Ben bir kişiyle dövüşmeye üç kişi gidenlerle takılmam, karaktersiz değilim!" Adam'ın gülümsemesi silindi, elinde ki sopayı sinirle kaldırdı. Elpis'in kurtulma şansı yoktu, koma yolu gözükmüştü. Vücudunda ki ağrılar onu öldürürken belli etmemeye çalışıyordu. En azından şerefli bir şekilde ölürdü. "Kime bulaştığına bence sen dikkat et!" diye bir ses yükseldi Elpis'in arkasından. Elpis şaşkın bir şekilde arkasına döndü. Onu kurtarmaya kim gelmişti? Genç kadının arkasından loş sokak ışığı vuruyordu, bu Arinaydı. Bir elinde dikenlerle kaplı meşhur sopası, diğer elinde muşta vardı. "Sen de mi istiyorsun aynısından?" diye sordu gülerek adam. Arina ışığın altından Elpis'e doğru yürüdü, genç kızın suratı yavaşça aydınlandı. Suratı öfkeyle kasılmıştı, haberi alır almaz gelmiş olmalıydı. Nefes nefese kalmıştı, elleri sinirle titriyordu. Bakışları Elpis'e döndü: "Ona bulaşan, bana bulaşmış olur." dedi kadına muştayı uzatırken. Elpis gülümsedi ve muştayı aldı, durum tersine dönmek üzereydi. "Dövüşebilir misin?" diye sordu kadına. Elpis başıyla onaylarken cevap verdi: "İçinden bile geçerim."

**Flashback**

Araba büyük bir evin önünde durdu. Elpis kapıyı açtı ve dışarı adımını attı. Bakışları öndeki jeepteydi. Süleyman indi önce, arkasına baktı. Onun bakışları da kadını arıyordu, göz göze geldiler. Peşinden Timur indi arabadan, arkalarından onlara yaklaşan beyaz araba da durdu. Elpis başını arkaya çevirdi, Myojo ile Aiko gülüşerek indi arabadan. Mary kadını dürttü, Elpis irkilerek küçük kıza döndü. Onu beklemiyordu, ürkmüştü. "Hadi." dedi kız ve eve doğru yürümeye başladı. Elpis bekleyecekti, çekiniyordu Süleyman'ın ailesinden, hele oğullarını dövmüşken. Alex arkasından kadına yaklaştı ve kadının koluna girdi, diğer koluna Newt girerken kadını sürüklemeye başladılar. Elpis sarhoşluğun etkisiyle gitmek istemişti, aklı yeni yeni kendine geliyordu. Elpis'in adımları eve doğru gitmek istemiyordu. Kadın vazgeçmişti, geri gitmek istiyordu. Kendini durdurmaya çalıştı fakat iş işten geçmişti. Elpis korkuyla arkasına döndü, Timur ile Süleyman kadının haline gülüyorlardı. Kapıya yaklaştıklarında Elpis amcasından ve babasından kurtulmayı başarmıştı. Timur kapıya iki kere vurdu, bir süre sonra içeriden koşma sesleri geldi. "Geliyorum, geliyorum!" diye seslendi bir kadın. Kapı açıldığında Mary yaşlarında bir kız Timur'un kollarına atladı. Timur kıza sarılırken kız onun her yerinden öpüyordu. Yanaklarından, boynundan, anlından... Elpis merakla kızın ne yapacağına baktı, kız Timur'dan ayrıldı ve Süleyman'a sarılmak için hamle yaptı. Onu durduran şey suratında ki yaralar oldu. Kızın suratında ki gülümseme silindi, yerini dehşete bıraktı. Kızın çenesi titremeye başladı, çok endişelenmişti. "Sana ne oldu?" diye sordu titreyen sesiyle. "Kızım içeride konuşalım mı? Misafirlerimiz var." dedi Timur ciddi bir sesle. Kız kaşlarını çattı, suratında ki dehşet bu sefer yerini öfkeye bırakmıştı. Bir kaç adım geriye çekildi ve içeri gelmelerini işaret etti.

İçeri girdiklerinde Elpis eve hızlı bir bakış attı; içerisi çok genişti, kocaman koltuklar, büyük bir ekran, her yer siyah beyaz ve griden oluşuyordu. Elpis eski modern tarzı sevmezdi, 21. yy da ki insanların bu tarzdan hoşlanması ona tuhaf geliyordu. Elpis koltuğun en ucuna oturdu ve gözüne o fotoğraf takıldı. Atatürk'ün kız öğrencilerle olan renkli fotoğrafı, her Türk'te var mıydı bu fotoğraflardan? Elpis bu fotoğrafı daha önce görmemişti, merakla fotoğrafı incelemeye başladı. "Onu tanıyor musun?" diye sordu Timur tekli koltuğa otururken. Elpis bakışlarını fotoğraftan ayırmadan cevapladı: "Evet, Türklerin gurur duyduğu bir lider." dedi ve Timur'a dönüp ekledi: "Kadınlara hak ettikleri değeri veren sayılı kişilerden." Timur'un suratında gurur dolu bir ifade oluşmuştu. Bakışları Süleyman'ı aradı, yakaladığında ise kocaman gülümsedi. Süleyman kadının karşısına otururken gülümsedi, suratını kapıda onları karşılayan kız bozdu. "Anlatacak mısın artık?" diye sordu öfkeyle. Süleyman bakışlarını Elpis'e çevirdi, ne diyeceğini bilmiyordu. Onu bu durumdan kurtaran kişi Newt oldu: "Elpis yapmış." Ayakta dikilen kadının bakışları hızlıca Elpis'e döndü, suratında ki öfke kadının içini yakıyordu. Genç kadın dişlerini sıkarak sordu: "Neden yapmış?" Newt güldü, ortamda tek dalgaya vuran kişi oydu. "Kendisine sor." diye cevapladı Newt. Kadının suratında korkunç bir gülümseme belirdi, Elpis Newt'in neden böyle bir şey yaptığını sorguluyordu. "Ağabeyin de yerinde dursaydı aşkım, hak etmese yapmazdı." diye lafa girdi Mary. Diğerleri hiç bir şey söylemiyordu, Elpis utancından yerin dibine girmişti. Ayakta ki kadın Mary'ye baktı: "Sen sus, ucube!" diye kızdı. Konuşmaya Timur başladı: "Hülya!" adamın sesi yüksek ve gür çıkmıştı. Hülya korkuyla irkildi ve Timur'a döndü. "Saygısızlığın lüzumu yok, anneni çağır." diye ekledi, Timur sinirlenmişti. Hülya bunu fark edince suratında ki öfke silindi. Eli ayağı birbirine girerken konuştu: "Affedersin baba." Ardından Elpis'e ters bir bakış atıp mutfağa doğru yöneldi. Elpis kadının arkasından bakarken Timur daha yumuşak bir sesle konuştu: "Ağabeylerine çok düşkünler, kusuruna bakma." Elpis bu cümleyi kaldıramamıştı, neden dövmüştü ki onu? Kadın onu başıyla onayladı, suratı düşmüştü. "Ağabeyim mi geldi?" küçük bir kız sesi yükseldi merdivenlerden. Elpis bakışlarını merdivenlere çevirdi; bir elinde peluş tavşan vardı, diğer eliyle gözünü ovuşturuyordu. Uykudan yeni kalktığı belliydi, Elpis'in tahminince 6-7 yaşlarındaydı. Süleyman kocaman gülümsedi ve kollarını açtı. Küçük kız Süleyman'ı görünce hızlıca indi merdivenlerden ve abisine doğru koştu. Süleyman'ın kucağına atladı ve ona sıkı sıkı sarıldı. Kahretsin! Elpis artık çok daha kötü hissediyordu, genç kızın kafası yeni yeni kendine geliyordu. Küçük kız minik elleriyle Süleyman'ın başını tuttu ve suratını inceledi. Yüzünde ki yaralardan öpmeye başladı. "Ben iyileştiririm seni." dedi hüzünlü bir sesle. Elpis'in gözleri dolmuştu, arkasına yaslandı ve kollarını önünde birleştirdi. Bir bacağı titrerken bakışlarını onlardan uzak tutmaya çalışıyordu. "Hoş geldiniz!" kadın sesi mutfak kapısından gelmişti. Elpis bakışlarını kadına çevirdi, suratında kocaman bir gülümseme vardı kadının. Uzun boylu, düzgün bir fiziği vardı, suratı ise Elpis'in tanıdığı kimseye benzemiyordu. Kadının inanılmaz güzel bir suratı vardı, gözleri iri, burnu fındık kadardı ve dudakları kahve çekirdeğine benziyordu. "Hoş bulduk Aygül." dedi Alex kadının suratına bakmadan. Araları kötü müydü? Neden kadına bakmamıştı? "Güzel kızım benim." dedi Aygül Elpis'e doğru yürürken. Elpis ondan böyle bir tepki beklemiyordu, aksine oğlu yüzünden kızmasını beklemişti. Elpis'in yanına oturdu ve kadına sarıldı nazikçe. Elpis istemsizce kadını kokladı, yeni açmış gül gibi kokuyordu. "Çok güzel olmuşsun." dedi Elpis'in saçından bir tutam alıp kulağının arkasına koyarken. Elpis suratına samimi bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı, çektiği vicdan azabından dolayı zorlanıyordu. "Süleyman da çok güzel olmuş." dedi Myojo ve sesli bir şekilde güldü. Elpis adamın böyle dalga geçmesine şaşırmıştı, sadece gençlerle böyle konuşuyor sanıyordu. Aygül'ün bakışları Süleyman'ın üzerinde toplandı. Genç kadın sessizce kıkırdadı ve konuştu: "Elpis yapmasa ben yapacaktım, eline sağlık." Elpis'in gözleri kocaman açılırken Süleyman gülmeye başladı. "Komutanın kızına artistlik ha?" diye dalga geçti ve sesli bir şekilde güldü. Diğerleri de bu espri yüzünden gülmeye başladı. Ardından kadın kaşlarını kaldırıp ekledi: "Aslanın dişisi de aslandır unuttun mu?" Elpis bu lafı biliyordu, Türk meme sayfalarında çokça karşılaşmıştı. Aygül bakışlarını yavaşça Elpis'e çevirdi, tekrar gülümsedi ve konuştu: "Annen benim en yakın arkadaşımdı." Elpis çözmüştü, bu yüzden kıza iyi davranıyordu. Bir anlığına kadını annesinin yanında hayal etti. Bakışları Timur'a döndü, kafasında yapboz parçalarını birleştirmeye başladı. Timur eskiden çok deli biri olmalıydı, Lucy ile kavga etmiş daha sonradan onun en yakın arkadaşıyla evlenmişti. Annesi nasıl biriydi? Lucy ismini duyunca insanlar, ölen birinden ürperiyordu. "Ne içersiniz?" diye sordu Aygül. Elpis'in düşünceleri kesilmişti. "Elpis Türk kahvesi içecekmiş, sert bir kahve istedi." dedi Myojo dalga geçerek. Diğerleri de içecekleri şeyleri söylemeye başladı. "Ben üstümü değiştirip geliyorum." dedi Süleyman kucağında ki kıza bakarken. "Çabuk gel." dedi kız hüzünlü bir sesle. Süleyman başıyla onayladı ve kızı kucağından indirip ayağa kalktı. "Benimle mutfağa gelir misin? Dedikodu yapalım." diye sordu Aygül sessizce. Elpis bakışlarıyla onayladı kadını ve ayağa kalktı. Çok fazla erkek vardı odada, Elpis gerilmişti.

Mutfağa girdiklerinde Hülya kollarını önünde bağlamış, kaşları çatık bir şekilde kadına bakıyordu. "Özür dile." dedi Aygül kesin bir şekilde. Hülya başını olumsuz anlamda salladı. Aygül'ün kaşları çatıldı ve tekrar konuştu: "Ağabeyinin ne yaptığından haberin var mı?" Hülya kadının suratına baktı, bilmediği kesindi. "Bunu hak edecek bir şey yapmadığı kesin." dedi öfkeyle. "Onu orada bırakmayı teklif etmiş, hayran olduğun kişi savunmasız bir şekilde kurtların arasında kalsın demiş Hülya!" diye kızdı Aygül. Hülya'nın suratı yumuşadı, öfke yerini hayal kırıklığına bıraktı. "Yapmaz abim, öyle biri değil." diye savundu yine de. Aygül sinirle gülümsedi ve cevapladı: "Abin Elpis'e karşı nasıl biri peki?" Hülya ikna olmuştu, kadına döndü. Suratında bu sefer pişmanlık vardı. Abisinin durumu biliyor olmalıydı, utanarak konuşmaya başladı: "Özür dilerim." Tek cümleyle sorunu çözmüştü Aygül, uzun uzun ikna etmeye çalışmamıştı. "Sorun değil, senin yerinde olsam bende aynısını yapardım." diye yanıtladı Elpis. Kadınla arasını bozmak istemiyordu, hiçbiriyle kötü olmak istemiyordu. Aygül gülümsedi ve sordu kızına: "Anlattığı kadar var mı?" ardından tezgaha döndü ve bardak çıkarmaya başladı. Hülya samimi bir şekilde gülümsedi ve annesini cevapladı: "Daha fazlası." Elpis utanmıştı, Süleyman'ın ona karşı duyguları olduğunu düşünüyordu, emin değildi. Diğerleri de Elpis'e bağlıydı, ona özel bir durum olmamalıydı. "Alex amcadan nasıl böyle bir kız çıktı?" diye sordu gülerek. Aygül güldü ve omuz silkip yanıtladı: "Alex çıkarmadı, Lucy çıkardı." Elpis sessizce kıkırdadı, lanet olsun artık annesini daha çok merak ediyordu. "Burayı kurduğumuzda babanla annen at mevzusu yüzünden birbirlerini yiyordu." dedi ve sesli bir şekilde güldü. At mevzusu... Bir kısrak yüzünden neler olmuştu. "Ben o zaman devlet için çalışan bir çaylaktım. Görevim de onları araştırmaktı, ajan olarak içlerine girecektim." dedi ve üst dolabı açıp bir kaç fincan çıkardı. "Annenle tanıştığımda istifa ettim, bana gücümü kullanmayı öğretti... Her zaman yardımcı oldu, arkamda durdu..." diye ekledi Aygül. Elpis'in damarına basmıştı, aklına ilk Arina geldi. Genç kadının gözleri daldı, arkadaşının özlemiyle yanıp tutuşacaktı. "Gücün ne?" diye sordu merakla Elpis. Aygül arkasını döndü ve gülümsedi. Ardından yeleğini çıkardı ve sırtına uzandı. Elleriyle sırtında bir şeyi açtı ve Elpis'in ağzının açık kalmasına sebep olan şeyi gösterdi. Beyaz bir çift kanat çıktı sırtından, uçlarında ayrık sıralanmış demirler vardı. Elpis hayranlıkla kadına bakarken sordu: "Peki bunu nasıl fark edemedin ve çocuklarınızda var mı?" Aygül gülerek sırtında ki parçayı geri taktı. Lafa Hülya girdi: "Benim ve abimin var sadece, Ayça da yok. Ağabeyim kullanmayı tercih etmez." Süleyman'ın kanatları mı vardı? Elpis şaşırmıştı, bunu neden söylememişti kadına? "Keşfetmedim, aktif olması için bir büyü lazımmış. Gaia ajan olduğum için keşfetmemi istememiş." diye ekledi Aygül. Bu mantıklı bir cevaptı, öbür türlü her şey çok kötü olabilirdi. "Süleyman bana bundan bahsetmedi." dedi Elpis sessizce. Aygül ve Hülya birbirlerine baktılar. "Bu özelliğini sevmiyor, sert bir özellik değilmiş. Lazım olunca kullanıyor sadece. " dedi Aygül. Elpis'in kafasında taşlar oturmuştu; tişörtünü çıkardığında sırtında ki yara buydu demek, bu yüzden mi utanmıştı? Elpis sadece Süleyman'ı kanatlarıyla hayal etti, iri yarı bir adamdı yakışır mıydı kanat? "Kanatları siyah mı?" diye sordu Elpis. Hülya sesli bir şekilde güldü ve arkasına döndü. "Evet nereden bildin?" diye sordu, Elpis'in nokta atışı yapmasına şaşırmıştı. Elpis'in suratı kızardı, bakışlarını düşürdü. Hülya'nın suratında ki gülümseme silindi, meraklı bir şekilde sordu: "Gördün mü? " Elpis'in suratı daha da kızardı, bunu neden sormuştu ki? Görmedim dese de inanmayacaklardı. "Görmedim, sırtında ki yarayı gördüm sadece." dedi utanarak. Hülya'nın gözleri açıldı ve şaşkınlıkla gülerek sordu: "Nasıl gördün?" Lafa Aygül girdi: "Hülya, özellerini karıştırma!" diye kızdı. Elpis yanlış anlaşılmıştı, korktuğu başına gelmişti. Nasıl açıklayacaktı durumu? "Örümcek girdi içine korkup çıkardı, öyle gördüm gerçekten." dedi kekeleyerek. Hülya güldü ve konuştu: "O yüzden mi Alex'in çok sevdiği ceketi giyiyordu?" diye sordu. Elpis kadını başıyla onayladı. Bu sırada kapı açıldı ve içeri Aiko girdi. "Süleyman seni çağırıyor." dedi Elpis'e. Elpis onu başıyla onayladı ve ayağa kalktı. Hülya'nın suratında pis bir gülümseme oluştu. "Naber fıstık?" diye sordu Aiko ve göz kırptı. "İyi, sen?"

Elpis üst kata çıktı, uzun bir antre ve bir sürü oda vardı. Süleyman hangisindeydi? Genç kadın adama seslendi. Bir süre sonra ortalarda ki bir kapı açıldı ve Süleyman dışarı çıktı. Üzerinde siyah dar bir kazak vardı, elinde ceketi tutuyordu. Gülümsedi ve ceketi kadına uzattı. "İstersen yıkayıp da verebilirim." dedi Süleyman. Elpis nedensizce yıkanmasını istemiyordu ceketin, dün aldığını kokuyu duymak istiyordu cekette. "Gerek yok." dedi genç kadın çekinerek. Elpis adamın elinde tuttuğu ceketi aldı ve koluna attı, koklamamak için kendiyle mücadele veriyordu. Süleyman kadına doğru bir kaç adım attı, suratında ki gülümseme silindi. Elpis başını yere eğdi, adamın suratına bakamayacak kadar utanıyordu. Elpis aynı kokuyu tekrar duydu, Süleyman parfüm sıkıp mı çıkmıştı odadan? "Parfümün güzelmiş." dedi Elpis çekinerek. Onunla baş başa kaldığında, kendini garip duygular içinde buluyordu. Daha önce hiç hissetmediği, tuhaf bir utangaçlık duygusu. "Parfüm değil bu." dedi Süleyman sessizce. Ne demek parfüm değildi? Bir insanın ter kokusu hoşuna mı gitmişti? Elpis merakla konuşmaya başladı: "Ne demek parfüm değil?" diye sordu adama. Süleyman derin bir iç çekti ve kadının kulağına eğildi. Nefesini kadının boynuna verirken cevapladı: "Hormonlarımın kokusu." Elpis'in içi ürperdi, boynunda hissettiği sıcak havayla kendinden geçmişti zaten. Üzerine o mükemmel koku ve erotik ses pastanın üzerinde ki kremaydı. Hormon mu? Vücudunun salgıladığı hormonlar ona çekici bir koku mu veriyordu? Elpis bakışlarını kaldırdı ve adamın gözlerine baktı. Adamın gözleri kısılmış, kadının suratına anlamlı bir şekilde bakıyordu. Elpis onun kalp atışını duyabiliyordu, yerinden fırlayacakmışçasına deli gibi çarpıyordu. Adamın bakışları kadının dudaklarında toplandı, suratını suratına yaklaştırdı. Elpis derin derin nefesler alıp veriyordu, onu öpmeyecekti değil mi? Elpis kesinlikle buna hazır değildi, hele Süleyman tarafından. Nefesleri birbirlerininkiyle çarpışıyordu, adam daha da yaklaştı. Dudaklarının arasında ki boşluk kapanmak üzereydi. "Ağabey!" Ayça'nın sesi yükseldi aşağıdan. Süleyman'ın surat ifadesi değişti, kaşları çatıldı ve tuttuğu nefesini öfkeyle verdi. "Gelmeyecek misin?" tekrar seslendi küçük kız. Süleyman Elpis'e göz kırptı ve başını ondan uzaklaştırıp cevapladı: "Geliyorum balım!" Ardından arkasına bile bakmadan aşağıya indi. Elpis olayın etkisinde kalmıştı, az önce ne yaşadı? Kendini toparlamak istercesine derin bir nefes aldı ve aşağı doğru indi.

Süleyman aynı yere oturmuş, kucağında ki küçük kızın saçlarını örüyordu. Elpis yerine yürürken diğerlerine baktı. Hepsi kendi arasında gülüşüp, konuşuyorlardı. Elpis, Aygül'ün yanına oturdu, kadın Elpis'e gülümsedi ve sessizce sordu: "Kahveni soğutacak kadar ne konuştunuz yukarıda?" Elpis bakışlarını kadına çevirdi, yukarıdayken zaman durmuş gibiydi kadına kısa gelmişti o süre. "Hiç." dedi bakışlarını kahvesine çevirirken. Aygül sessizce kıkırdadı ve bakışlarıyla Süleyman'ı işaret edip ekledi: "Bir hiç onu çok mutlu etmiş gibiydi, ondan sordum." Elpis hafifçe kızardı, suratının ısındığını hissediyordu. Süleyman küçük kızla konuşuyordu, arada kaçamak bakışlarla kadına bakıyordu. Elpis kahvesine uzandı ve eline alıp dudaklarına götürdü. Kahvesini içerken Süleyman'a baktı, ikili göz göze gelmişti. Elpis bir yudum aldı ve kahveyi geri yerine bıraktı. Süleyman hemen gözlerini kaçırmıştı kadından, Elpis hafifçe gülümsedi ve kucağında ki kıza baktı. Süleyman onunla çok ilgili gibi duruyordu, sanki babası gibiydi. Saçlarıyla oynuyor, bebek gibi konuşuyordu kızla, küçük kız ise halinden epey memnundu. Elpis'in suratında buruk bir gülümseme belirdi, kendisinin hiç yaşayamadığı bir şeydi bu. Bir baba veya anne tarafından saçları hiç örülmemişti, örülmüşse de hatırlamıyordu. Bununla büyümek zorunda kalmıştı, tek başına mücadele etmek zorunda kalmıştı. Elpis, Süleyman'a değil, yaşayamadığı, hayallerini süsleyen küçüklüğüne bakıyordu. Genç kadının gözleri dolmuştu, Aygül elini kadının sırtına koydu. "Annen de senin saçını böyle örerdi." dedi orta yaşlı kadın. Anlamış olmalıydı kızın üzüldüğünü. Elpis derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. "Hatırlamıyorum." diye cevapladı, bakışları hala Süleyman'da idi. "Çok erken olgunlaşmak zorunda kaldın, değil mi?" diye sordu Aygül sessizce. Elpis'in zaten dolan gözlerinden bir damla yaş süzüldü, bakışları Aygül'e döndü. Aygül kadının gözyaşını fark edince elini tuttu, gülümsedi. "Ben senin annen sayılırım." dedi kadına. Elpis suratına samimi bir gülümseme yerleştirdi. Hiç bir zaman tam anlamıyla anne olamazdı kadına.

Arabaya bindiklerinde Timur arabanın önünde Alex ile konuşuyordu: "Yarın araştırır mıyız kızıl tilkiyi?" diye sordu Timur. Alex derin bir nefes aldı ve adamı cevapladı: "Tilki çok kurnaz, nazik olmalıyız." Timur adamı başıyla onayladı, ardından bakışları arka koltukta ki kadına döndü. Alex arabayı çalıştırırken, Timur genç kadına göz kırptı. Elpis samimiyetle gülümsedi adama, araba oradan ayrılırken. Elpis bakışlarını yanında oturan kıza çevirdi, canı sıkılmış gibi görünüyordu. "Misafirlik yaramadı mı?" diye sordu gülerek. Mary arkasına yaslandı ve başını olumsuz anlamda salladı. "Eve gidince erken uyumayız değil mi?!" diye sordu heyecanla Newt. Elpis önde oturan adama baktı, bir şeyler planlıyor gibiydi. "Ne yapacağız?" diye sordu Elpis. Newt omuzlarını silkti ve arka koltuğa döndü, gülümseyerek cevapladı: "Dışarıdan tatlı söyler, gün sonu değerlendirmesi yaparız." Elpis'in midesi tatlıyı kaldırabilir miydi bilmiyordu, ama muhabbete hayır diyemezdi. "Olur aslında." dedi Elpis. Newt heyecanla Alex'e döndü, Alex bakışlarını adama çevirdi ve derin bir nefes alıp cevapladı: "Peki, bir yarım saat otururum bende." Newt mutlu olmuştu, geri önüne döndü.

Büyük evin önünde durdular; dış cephe komple siyahtı, çatı katıyla beraber beş katlıydı, oldukça geniş ve mimarisi güzeldi. Elpis arabadan indi ve eve bakmaya başladı, neden bu kadar büyük bir ev almışlardı? O sırada evin kapısı açıldı, kadının bakışları kapıya döndü. 165 boylarında, Elpis'ten bir kaç yaş büyük bir kadın evin girişinde dikiliyordu. Üzerinde çiçekli bir elbise vardı, suratında buruk bir gülümseme, sarı uzun saçları beline geliyordu. "Hope?" diye sordu Mary, ardından kadına doğru koşmaya başladı. Elpis'in ablası mıydı o kadın? Elpis onu süzmeye başladı, genç kadın Mary'ye sarıldı. "Hope!" dedi Newt hızlı adımlarla kadına yürürken. Elpis arabanın kapısını kapattı ve babasını beklemeye başladı. Alex arabayı kilitledikten sonra kızının koluna girdi ve kapıya doğru yürümeye başladı. Hope'un bakışları Elpis'in üzerindeydi, merakla kadını inceliyordu. "Price'lar toplanmış, beni çağırmıyorsunuz." dedi Hope gülümserken. Bir eliyle uzandı kıza ve babasından kurtarıp kendi sarıldı. Kadına sıkı sıkı doladı kollarını, Elpis içinde ki şefkati hissetmişti, karşılık verdi. "Sen gelmezsin diye-" dedi Newt ve Hope onun lafını kesti: "Küçük kızım buraya gelecek ve ben gelmeyeceğim?" Ardından kadından ayrıldı ve bir kolunu omzuna atıp içeri girdi. "Evine hoş geldin güzelim!" dedi yüksek sesle. Elpis evin içinde gezdirdi gözlerini; annesinin, ablasının, arkadaşlarının, amcasının, Mary'nin fotoğraflarıyla doluydu duvarlar. İçerisinin dekorasyonu tam Elpis'in tarzıydı, kahverengi ve bej renkleriyle boyanmış, her yer örgüler ve heykellerle doluydu. Elpis heyecanla içeri doğru yürüdü, burası cennet gibiydi. "Bayıldım!" dedi heyecanla Elpis, kendi etrafında bir kaç tur attı. "Fotoğraf çekelim!" dedi Newt heyecanla ve telefonu şöminenin üzerine koydu. Diğerleri birbirlerine sarılırken Newt Elpis'in kadraja girmesini bekliyordu. "Hadi!" dedi kadına gülümseyerek. Elpis çekingen bir tavırla konuştu: "Fotoğraflarda iyi çıkmam ki." Newt kadına gözlerini devirdi. "Hadi Ellie! Utangaçlığına başlatma." diye kızdı Mary. Elpis çocuk gibi gülüyordu, gülerek ortalarına geçti. "Kadrajda mıyım?" diye sordu Newt'e. Newt eliyle kadına biraz daha sola kaymasını işaret etti, ardından eğilmesini. Elpis Newt'in talimatlarına uydu, Newt baş parmağını kaldırıp kadına onay verdi ve bir tuşa basıp yanlarına doğru koştu. "Price diyin!" dedi Mary yüksek bir sesle. Kamera flaşı patlarken hepsi hep bir ağızdan Price dedi. Newt fotoğrafa bakmak için koşarken, Hope kadına döndü ve konuştu: "En sevdiğin tatlıyı yaptım."

Elpis'in gözleri açıldı, ev yapımı turta mıydı? "Çilekli Turta-" dedi, lafını kadının başıyla onu onaylaması kesmişti. "Evet! Bugün daha iyi olamazdı." diye sevindi Newt. Elpis bu kadar sıcak bir aile ortamı beklemiyordu, açıkçası biraz şaşırmıştı. Hope kadına çok samimi gelmişti, nedense kanı ona karşı çok ısınıyordu. "Terasa çıkalım, hadi tatlıyı hazırla." dedi Newt ve çocuk gibi asansöre koştu. Mary ve Alex onu takip ederken Elpis ile Hope aşağıda kalmıştı, kadını yalnız bırakmalarını doğru bulmamıştı. "Sende git." dedi Hope gülümseyerek, Elpis sinirli bir bakış attı kadına. "Hayır." diye cevapladı asansörün kapısı kapanırken. Hope omuzlarını silkti ve mutfağa yöneldi. Elpis kadının peşine takıldı, mutfağa yaklaştıkça turtanın kokusu daha sert geliyordu. Elpis gözlerini kapattı ve sadece kokuyu dinledi, huzur vericiydi. "Eeee kaldık abla kardeş." dedi Hope. Elpis gözlerini açtı ve heyecanla kadına yaklaştı. "Evet, sonunda." dedi gülerken Elpis, Hope ile konuşmayı çok istiyordu. "Eeee klasik soruyu sorayım o zaman." dedi Hope ve kadına gülümseyip tezgaha döndü, ardından ekledi: "Biri girdi mi hayatına?" Elpis bu sorunun geleceğini tahmin etmişti. Kollarını önünde birleştirdi ve cevapladı: "Aslında bakarsan hayatım boyunca kimse olmadı, sadece son bir kaç günde 3 kişi olur gibi yaptı." Hope tek kaşını havaya kaldırdı ve başka bir soru sordu: "Birini tahmin edebiliyorum, diğer ikisi kim?" Kons ile Joseph, yüksek ihtimalle ablasının tahmin ettiği kişi Süleyman idi. Elpis biraz düşünür gibi yaptı, ardından cevapladı: "İlki fakülteden biriydi, pek bir muhabbetimiz olmadı." Ablası onu mırıldanarak onayladı. "İkinci en yakın arkadaşımın arkadaşı, aslında iyi çocuk ama buraya geldiğim için olmadı o da." diye ekledi Elpis. Ablası sesli bir şekilde kıkırdadı ve sordu: "Üçüncü peki?" Elpis'in içinde ufak bir utanç baş gösterdi tekrar. Genç kadın derin bir nefes alıp cevapladı: "Buradan biri, emin değilim duyguları konusunda. Sanırım bugün beni öpecekti, araya kardeşi girdi." Hope sesli bir şekilde kıkırdadı ve kadına arkasını döndü. Gülüşü çok güzeldi. "Ayça mı Hülya mı?" diye sordu gülerken. Elpis doğru tahmin etmişti, sesli bir şekilde güldü. "Herhalde abla sus biliyorsun." dedi Elpis. İkili birbirlerine bakıp gülüşmeye başladı, ablası tekrar tezgaha döndü. Elpis burada ilk defa birinin yanında rahat hissediyordu. "Süleyman babamla çok yakın, bende öyle tahmin ediyorum. Kimse senden hoşlanıp hoşlanmadığı konusunda bir şey demiyor ama..." dedi ve turtayı keserken ekledi: "Görünen köy kılavuz istemez tatlım, yanık sana." Elpis de bunu hissediyordu, kesin bir kanıya varmak istemiyordu sadece. Genç kadın saçlarıyla oynamaya başladı, diyecek bir şey bulamamıştı. "Sana karşı bence duygularını göstermeyen biri var." dedi Hope ciddi bir sesle. Kim? Elpis kimseden şüphelenmemişti Süleyman dışında. "Şu Arap çocuk, gözlerimin içine bir tuhaf bakıyor..." dedi ve elinde ki bıçağı Elpis'e uzatıp ekledi: "Sanki gözlerimde başka birini arıyormuş gibi." Elpis şaşırmıştı, Habib'ten böyle bir şey beklemiyordu. Öte yandan olabilirdi de, kızı sürekli izlemişti. İçinde bir şeyler besleyebilirdi. "Bence hayır, kardeş gibiymişiz o yüzden özlemiştir bakmıştır." diye savundu Elpis. Hope alaycı bir şekilde güldü ve kadını cevapladı: "Ayrıldığınızda hepiniz çok küçüktünüz, çocukluktan çıktı hepsi. Evlenmek isterlerse en iyi aday sen olursun." Elpis daha da şoka uğramıştı, böyle olmamalıydı. Gerçekler, genç kadının suratına sert bir şekilde çarpmıştı. Hope kadının hayal kırıklığına uğradığı fark edince, durumu düzeltmek için konuştu: "Ama benimki sadece bir teori, Süleyman hariç tabii. O çocukken de sana karşı aynıydı." Hope Elpis'in içine su serpmişti, yeni bulduğu arkadaşlarını bu konu yüzünden kaybetmek istemiyordu. "Gabriel senin resmini çizdiğinde tehdit etmişti onu." dedi Hope ve sesli bir şekilde güldü. Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve sordu: "Kim tehdit etti?" Hope dilimleri tabaklara koyarken konuştu: "Sülü canım kim olacak. Gabriel seni çok severdi, sana resim çizmeyi de o öğretti." Elpis şaşırdı, resim yeteneği yok muydu yani? Hepsi Gabriel'in ona öğrettiği teknikler miydi? "Ama sonradan zihnim silindi, onlar da kaybolmuştur." dedi Elpis. Hope tabakları tepsiye dizerken cevapladı: "Senin içinde vardı zaten yetenek, Gabriel onu ortaya çıkarmıştı." Elpis, Gabriel konusu geçince tuhaf oluyordu. Onunla ilgili çok büyük bir gizem vardı, Elpis bunu kurcalayacaktı. Beraber kaybolmaları, cesedinin bulunmaması... Eğer gömselerdi o gün Elpis'i de gömerlerdi, o kaçırılmıştı. "Devlet kaçırdığı çocuklara deney yapıyormuş..." dedi Elpis Hope'un gözlerine bakarken. Hope'un suratı düştü, Elpis'e anlamadığını belirtmek için mimik yaptı. "Gabriel'in üzerinde de deney yapmış olamazlar mı? Yani demek istediğim elimizde hiç veri yok mu devlete dair?" diye düzeltti Elpis. Hope omuz silkti. "Biliyorsa babamlar biliyordur, onların da ellerinde veri olsa bir dakika durmaz kurtarırlardı." diye cevapladı Hope. Elpis bakışlarını yere düşürdü, bu kadar kolay olmamalıydı. Gabriel'den çok çabuk vazgeçilmişti, altında başka bir sebep yatıyordu. Elpis'in içine kuşku düştü, bunu araştıracaktı....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.