Karakterler:
Cleopatra:
10 yaşında bir kız çocuğu.
Toplamda 10 programlama dili biliyor: HTML, Python, SQL, C, JavaScript, PHP, C++, Java, Ruby, Perl.
Yusuf:
Uzay Elektrik Elektronik Mühendisi.
Makinelere ve tarıma meraklı
Fadiga:
Uzay Makine Mühendisi.
Nefertiti:
Uzay Endüstri Mühendisi.
Hikâye:
Cleopatra dünyaya geldiğinde yıl 2466 idi. Doğmak için seçilebilecek en kötü yerde dünyaya gelmişti: Havada iki kutbun tam ortasında, ekvator çizgisinin üzerinde. Bu yıllarda dünyada yaşanabilecek tek yer kuzey ve güney kutuplarıydı. Cleopatra, bu iki kutup arasında ticaret yapan bir anne ve babanın dördüncü çocuğuydu.
Ablası Nefertiti, abisi Fadiga ve Yusuf’tan sonra ailenin en küçük çocuğu olarak doğdu.
Nefertiti ve Fadiga, birbiriyle ne kadar anlaşamasalar da Cleopatra’nın doğumundan sonra, ikisi de olgun davranmaya karar verdiler. Bu kararı bilinçli bir şekilde değil, tamamen içgüdüsel olarak alıp uyguladılar.
Nefertiti: Nefertiti, çocukluğunda sakin ve çekingen bir yapıya sahipti. Ancak zamanla kendi ayakları üzerinde duran, ne istediğini bilen birine dönüştü. O yıllarda eğitim, simülasyonlar üzerinden verilmekteydi. Kazandığı bölümü tamamlamak için bir yıl boyunca simülasyonda kalıyor ve mezun oluyordu. Bu sistem, öğrencileri bir nevi stajyer olarak gerçek iş hayatına hazırlıyordu.
Nefertiti, uzay çağının şartlarına uygun olarak Uzay Endüstri Mühendisi oldu.
Fadiga: Fadiga da benzer şekilde simülasyon içinde zamanını geçirerek Uzay Makine Mühendisi oldu. Özgür ruhlu biriydi. Bir yerde çok uzun süre kalmayı sevmiyordu ve sürekli gezmek, dünyanın geri kalanını keşfetmek istiyordu. Ancak kuzey ve güney kutbu dışında gezilebilecek bir yer olmadığı için artık diğer insanların da bulunduğu Mars’a gitmek istiyordu. Bunun için bir uzay gemisi inşa etmeleri gerekiyordu.
Yusuf: Yusuf ise Uzay Elektrik Elektronik Mühendisi oldu. Artık dünyada yapılabilecek bir şey kalmadığı için o da Fadiga’ya yardım ediyordu. Bu süreçte Cleopatra’ya da yaptıkları işleri ve nedenlerini öğretmeye çalışıyordu.
Cleopatra: Cleopatra, henüz 10 yaşında olmasına rağmen, üç mühendis kardeşi arasında en zekisi olarak görülüyordu. Uzaya oldukça ilgiliydi; zaten nasıl olmasın ki? Üç kardeşi sürekli uzaydan bahsediyordu. Bir gün şaka yollu, “Hepinizi benim emrimle çalıştıracağım!” dedi. Bunun üzerine kardeşleri, “Eğer bunu istiyorsan, hepimizin bilgisine birden sahip olman gerekiyor,” diye cevap verdiler.
Bu sözlerden sonra Cleopatra, onların yaptıkları işleri daha fazla sorgulamaya ve öğrenmeye başladı. Kardeşleri de ona en iyi şekilde öğretmeye çalıştılar. Nefertiti bilgi kitapları veriyor ve ona simülasyonlar gösteriyordu. Cleopatra, gördüklerini hızlıca anlıyor, konulara hakim olabiliyordu. Bu süreç, üniversitede simülasyon görmek gibiydi ama Cleopatra bunu 10 yaşında yapmaya başlamıştı.
Fadiga ona hayatta kalma yöntemlerini, kurnazlıkları ve akıl oyunlarını öğretirken, Yusuf ise onun çocukluğunu yaşamasını sağlamak için sürekli onunla oyun oynuyordu. Bu yüzden Cleopatra’nın en sevdiği büyüğü Yusuf abisiydi.
Dünya Durumu: 2100 yıllarında ayrımcılık, ırkçılık ve savaşlar bitmişti. Çünkü insanlar başka gezegenlerde koloniler kurmuştu.
2200 yılında galaksi çağı başlamıştı. Insanlar, galaksiler arası yolculuklarla yaşayabilecekleri yeni yerler bulmaya çalışıyordu. Ancak bu gezegenlerde bazen avcı, bazen de av oluyorlardı. En yakın galaksiye gitmek 23 yıl sürüyordu.
2300 yılına gelindiğinde diğer galaksilerde koloniler kurulmuştu.
2400 yılında dünyada yaşanabilecek son yerler Antarktika ve kuzey kutup dairesindeki bazı topraklardı. Nesli tükenmekte olan hayvanlar başka galaksilerde yaşayabilecekleri yerlere taşınıyordu. Dünyada tek dil, İngilizce kullanılıyordu.
Galaksiler Arası Yolculuk: Dünya bu hale kimyasal ve nükleer savaşlar yüzünden geldi. 80 milyon insanın bir arada yaşayamadığı gezegende büyük yıkımlar yaşandı ve geriye yalnızca 800 bin insan kaldı. 2050 yılında Mars’ta ilk koloniler kurulmuştu ve her 10 yılda bir başka bir gezegene koloni kuruluyordu. 2100 yılına gelindiğinde insanlar güneş sisteminin her yerini keşfetmişti.
İlk başta 25 yıl süren galaksiler arası yolculuk teknolojinin daha fazla gelişmesiyle 10 yıla kadar düşmüştü. Yolculuk10 yıl sürüyordu ve ortalama 60 yıl ömrü olan insanlar için bu çok uzundu. 10 yıl boyunca aynı alanda yaşamak, insan psikolojisini bozuyordu. Yine de insanlar, çocuklarının geleceği için bu fedakarlığı yapmaktan çekinmiyorlardı.
2476 yılına gelindiğinde Cleopatra’nın tek hayali, dünyadan gidip daha huzurlu ve eğlenceli yerlerde yaşamaktı. O zamanlar ağaç kesmek ve ev yapmak yasaktı. İnsanlar jet taşıtlarla ağaçlık bölgelerin etrafında yaşıyorlardı. Karıncayı bile incitmek yasaklanmıştı. Dünyanın geri kalanı kavurucu güneşin etkisiyle yaşanmaz hale gelmişti. Denizler ve ormanlar yok olmuş, yeraltı kaynakları tükenmişti. İnsanlar bu iki kıta arasında seyahat ederken güneş batmadan yola çıkmak zorundaydı. Gece yarısı ekvatoru geçmek oldukça tehlikeliydi.
Cleopatra ve kardeşleri, artık dünyadan gitmek ve yeni bir hayat kurmak istiyorlardı. Bunun için yeni yaptıkları uzay aracının sadece Mars’a değil, galaksilere gitmesini sağlamaya karar verdiler. Çünkü dünyaya gelen yardımlar azalmıştı. Sadece temel gıda ihtiyaçları geliyor ve her seferinde 1000 kişi taşınıyordu. Kendilerine sıra 15 yıl sonra gelecekti. Bunun yerine, kendi ulaşım araçlarını yapmayı tercih ettiler.
Dünyanın her yerinde fırlatma rampaları kurulmuştu, ancak bu aile kendi çözümünü yaratmak istiyordu.
Fadiga’nın makine bilgisi, Yusuf’un elektrik bilgisi, Nefertiti’nın endüstriyel bilgisi ve Cleopatra’nın motivasyonuyla bir araya gelen dört kardeş, teknolojinin yardımıyla çocukluklarından beri hayalini kurdukları uzay aracını tam 3 ayda tamamladılar. Bu süre boyunca ekip olarak çalışan kardeşler, birbirlerinden aldıkları destekle zorlukları birer birer aştılar.
Cleopatra, merakı ve öğrenme tutkusu sayesinde, 2 yaşında okumayı öğrendi, 10 yaşına gelene kadar makine dili, elektrik dili ve tam on farklı yazılım dili öğrendi. Kardeşler arasında en temiz kalplisi, en güzeli ve en zekisi olarak bilinen Cleopatra, potansiyelinin henüz farkında olmasa da ailesi ve kardeşleri için her zaman ilham kaynağıydı.
Sonunda, yanlarına aldıkları bazı hatıralarla birlikte anne ve babalarına veda ederek, on yıl süreceğini planladıkları yolculuğa başladılar. Anne ve babalarının da onlarla gelmesini istemişlerdi. Ancak çocukların yapacakları bu yolculuğa, hem yorucu olacağın hem de yaşları sebebiyle kaldıramayacaklarını düşündükleri için katılmamışlardı. Çocuklarının bu yolculuğunda yük olmaktan korkmuş, çocuklarının başarısı için kendilerinden vaz geçmişlerdi. Vedalaşma anı son derece duygusal geçmişti; birbirlerine sarılıp gözyaşları içinde ayrılırlarken, aile sevgisinin derinliğini bir kez daha hissetmişlerdi.
Fırlatma rampasında heyecan doruktaydı. Geri sayım başladı:
“10…5…4…3…2…1!”
Motorlar ateşlendi ve uzay aracı dünyadan yükseldi. Son kez dünyaya bakan kardeşler, o sarı gezegeni arkada bırakmanın hem hüznünü hem de heyecanını yaşıyorlardı. Cleopatra, anne ve babasını bir daha göremeyeceğini düşünerek gözyaşlarına boğuldu. Onun bu acısına kayıtsız kalamayan Nefertiti, emniyet kemerini çıkararak Cleopatra’ya sımsıkı sarıldı. Bu sarılma, Cleopatra’yı bir nebze olsun rahatlatmıştı. Nefertiti kardeşine, her ne olursa olsun birlikte olacaklarını söylüyor, başını okşuyordu.
Uzay aracı, dünyanın etrafını saran çöp yığınının ötesine geçtikten sonra, bor ile çalışan motorlarını devreye aldılar. Tantal ve hafniyum alaşımıyla kaplanan aracın üstün yapısal özellikleri sayesinde, istenilen hıza ulaşılıyordu. Fırlatmadan altı gün sonra, hedeflenen hıza ulaşan kardeşler, dünyaya ilk mesajlarını gönderdi:
“Anne, baba… Hepimiz çok iyiyiz. Sizi çok seviyoruz!”
Cleopatra, dünya ile ilk iletişimlerinde çocukluklarından komik bir anıyı paylaşmaktan çekinmedi. Yusuf, anne ve babasından özür dilemek için çocukluk yıllarında onlara çektirdiği zorlukları dile getirdi ve gözyaşlarına hâkim olamadı. Fadiga, kardeşlerini her zaman koruyacağına dair söz verdi ve bu sözü, Nefertiti’nin başını onaylarcasına sallamasıyla taçlandı. Mesajlarını birbirlerine sıcak bir bakış ve gülücükle tamamladılar.
Her ay göndermeye hakları olduğu mesajlar, kardeşler için hem umut hem de merak kaynağıydı. Zamanın sessiz akışı içinde, düzenli olarak ailelerine ulaşan bu mesajlar, onların kaderini ince bir iplikle dokuyordu. Ancak altıncı ayın sonunda, anne ve babalarıyla konuşurken iletişimleri aniden kesildi.
Ne olduğunu anlamak için hemen iletişim cihazlarını kontrol etmeye başladılar. Sistemde bir arıza olup olmadığını anlamaya çalışırken, farkında olmadan büyük bir bilinmezliğe doğru sürükleniyorlardı. Aslında bir kara deliğe arkalarını dönmüşlerdi ve bunun farkında bile değillerdi. Kara delik, radyo dalgalarının frekanslarını emdiğinden iletişimleri kesilmişti.
Ancak kardeşler, bağlantı kopmasının nedenini iletişim cihazlarında arıyor, bir sinyal hatası olabileceğini düşünüyorlardı. Yanlış varsayımları onları farkına varmadan kara deliğe daha da yaklaştırıyordu. Sessizlik, görünmez bir ağ gibi etraflarını sararken, uzayın sonsuz boşluğu içinde gözle göremedikleri bir tehlikenin eşiğine geldiklerini hâlâ bilmiyorlardı.
Kara Delik ve 2030 Yılı: Cleopatra ve büyükleri, kendi tasarladıkları uzay gemisiyle çıktıkları yolculukta beklenmedik bir kara delikle karşılaştılar. Radarlar, kara deliğin sinyalleri emmesi nedeniyle arızalandı. Fadiga, gösterge panellerini dikkatlice incelediğinde, bu kesintilerin rastgele olmadığını fark etti. Sinyallerin belirli bir bölgede yoğunlaştığını ve oradan yayılan güçlü bir çekim kuvvetinin etkisiyle sapmalar oluştuğunu tespit etti. Bu bulgular, Fadiga'nın zihninde bir ihtimali güçlendirdi: Bir kara deliğe tehlikeli derecede yaklaşıyorlardı. Fadiga’nın son anda yaptığı ustalık dolu manevra ile gemi kara deliğin tam ortasına çekilmekten kurtuldu, ancak bu onları evrenin başlangıcına değil, 2030 yılına götürdü.
Kara delikten çıkış sırasında hızları ışık hızını aştı ve şiddetli sarsıntılar nedeniyle gemilerinin motorları hasar gördü. Sonuç olarak, kontrolsüz bir şekilde dünyaya, Afrika kıtasına düşmeye başladılar. Kaçış tüplerini kullanarak gemiyi terk ettiler. Cleopatra, Kuzey Atlas Okyanusu’na, Yusuf Güney Atlas Okyanusu’na, Nefertiti Akdeniz’e, Fadiga ise Hint Okyanusu’na düştü.
Ayrı düştükleri bu süreçte hem fiziksel hem de duygusal zorluklarla karşılaştılar. Ancak her biri, yeniden bir araya gelme umuduyla mücadele etmeye devam etti.
Düşüş: Kaçış ve Kaos
Kaçış tüplerinden atlamaları an meselesiydi. Uzay gemisi, kara deliğin etkisinden yeni çıkmış, kontrolden çıkmış bir şekilde atmosferin derinliklerine doğru hızla düşüyordu. Tüpler, geminin dört bir yanına yerleştirildikleri bölmeden ayrıldıklarında, gökyüzünde parlayan ateş topları gibi göz alıcı bir şekilde hızla süzüldü.
Cleopatra'nın Kaçışı: Kuzey Atlas Okyanusu üzerinde yoğun bulutlar arasında, Cleopatra'nın tüpü atmosfere girerken yavaş yavaş ısındı. Küçük çocuğun gözleri, dışarıdaki alev dansını korku ve merakla izliyordu. Küçük ellerini tüpün camına yasladığında, sıcaklık yüzüne vuruyordu. Düşüş anında kalbi hızla atıyordu; zihninde anne ve babasının sesleri yankılanıyordu. "Cesur ol Cleopatra, sen bizim en parlak yıldızımızsın." Tüp okyanusa çarptığında devasa bir su dalgası yükseldi ve bir savaş gemisi uzaktan bu olağanüstü olayın farkına vardı. Gemideki mürettebat, tüpten çıkan genç kızın kahverengi saçları ve zarif yüz hatlarına şaşkınlıkla bakıyordu. Cleopatra, kendisini kurtaran yabancıların merak dolu gözlerle etrafını çevirdiğini hissetti. Onun masum görüntüsü, mürettebatın şaşkınlığını artırdı; bu çocuk kimdi ve buraya nasıl gelmişti?
Yusuf'un Düşüşü: Güney Atlas Okyanusu'nda Brezilya kıyılarına yakın bir yerde, Yusuf'un kaçış tüpü gökyüzünden adeta bir meteor gibi düştü. Tüp, suya çarpıp derinlere dalmadan önce, bölgedeki balıkçı teknelerini korkutan bir gürültü kopardı. Düşüş anında Yusuf, çocukluğunda okuduğu masalları hatırladı. "Hayatta her zaman bir çıkış yolu vardır," derdi annesi. Annesinin bu sözüyle korkusunun üstesinden gelmeye çalışıyordu. Brezilyalılar, bu sıra dışı nesneye şaşkınlıkla yaklaşırken, genç adamın yeşil gözleri, sakin yüzü ve güçlü görünümü kurtarıcıların dikkatini çekti. Yusuf, baygın halde tüpten çıkarılırken, kurtarıcılar onun uzun, gür saçlarının suyun içinde yavaşça süzüldüğünü fark etti. Onun bu kadar kusursuz bir görünüme sahip olması, sahil güvenlik ekibini hayrete düşürmüştü. Ancak yüzündeki dinginlik, çevresindekilere garip bir huzur veriyordu.
Nefertiti'nın Düşüşü: Akdeniz'in berrak sularında, Türkiye'nin savaş gemisi bir parlama fark etti. Tüp su yüzeyine çarptığında, etrafa yayılan köpük dalgaları ve tüpten yükselen buhar, askerleri alarma geçirdi. Düşüş anında Nefertiti, çocukluk yıllarındaki bir anıyı hatırladı. "Unutma Nefertiti, cesaret korkusuz olmak değil, korkuya rağmen harekete geçmektir," demişti. Bu anı, ona düşerken bir anda dayanma gücü verdi. Tüpe ulaştıklarında, kapağı açtılar ve Nefertiti'nın uzun sarı saçlarının ve masmavi gözlerinin, sanki gökyüzünden düşmüş bir tanrıçayı andırdığını gördüler. Genç kadının narin yüz hatları ve donuk ama güçlü ifadesi, askerleri bir an için hareketsiz bırakmıştı. Nefertiti'yı nazikçe çıkarırken, onun üzerindeki kıyafetlerin ve aksesuarların ne kadar sıra dışı olduğunu fark ettiler. Askerlerden biri, "Böyle bir şey sadece filmlerde olur," diye mırıldandı. Nefertiti'nın düşünceleri ise, ailesinin ona yüklediği sorumluluklarla doluydu; gözlerini açtığında, burada olmaması gerektiğini biliyordu.
Fadiga'nın Kaçışı Fadiga, herkesin kaçış tüpüne güvenle bindiğinden emin olduktan sonra gemiyi terk eden son kişiydi. Tüpe binmeden önce, geminin kontrol paneline bakarak bir an duraksadı. Gemiyi terk etmenin bir ihanet olmadığını kendine hatırlatması gerekti. "Onlar güvende," diye düşündü. Kaçış tüpü hızla kapanıp harekete geçtiğinde, kalbinin derinliklerinde bir sorumluluk duygusu hissetti.
Hint Okyanusu üzerinde, Hindistan'ın sahil güvenlik gemisi göz alıcı bir ışık huzmesini fark etti. Fadiga'nın tüpü, suyun yüzeyine çarptığında çıkan ses, sanki uzak bir fırtınanın uğultusunu anımsattı. Kapağı açıldığında, siyahi yakışıklı bir gencin yüzündeki huzur dolu ifade, kurtarıcılarının hemen yardım etmesini sağladı. Düşüş sırasında Fadiga, ailesinin ona sık sık tekrarladığı bir sözü hatırladı: "Karanlığın içindeki yıldızlar, sana her zaman yol gösterir." Fadiga'nın kahverengi gözlü, kaslı yapısı ve yüzündeki asil ifade, Hindistanlı askerlerin gözlerini üzerinde topladı. Okyanus sularından kurtarılan bu genç adam, çevresindeki insanların onun hakkında fısıldamasına neden oldu. "Bir kral gibi görünüyor," dedi kurtarıcılardan biri alçak sesle, ondan bir an bile gözlerini ayırmadan. Fadiga'nın bilinci yerine geldiğinde, gözleriyle çevresindeki kalabalığı taradı ve sakin ama derin bir sesle, "Nerede olduğumu biliyor muyuz?" diye sordu.
Geminin Çarpışı: Uzay gemisi ise tüm bu kaçış tüplerinden sonra Afrika'nın balta girmemiş ormanlarının derinliklerinde, büyük bir patlama ile çakıldı. Patlama anında zaman sanki yavaşladı. Geminin düşüşünden saniyeler önce, ormandaki ağaçların rüzgârla savrulması, kuşların panik halinde havalanışı ve hayvanların korkuyla kaçışı, adeta bir film sahnesi gibi görünüyordu. Gökyüzünü kesen ateş çizgisi, yaklaşan felaketin habercisiydi. Çarpışma anı, ağaçların gövdelerini kıran ve toprağı sarsan bir sesle yankılandı. Gemi etrafında oluşan devasa krater, bölgenin sessizliğini bozan bir şimşek gibi duruyordu. Gökyüzüne yükselen duman sütunu, kilometrelerce öteden fark edilebiliyordu. Bölge halkı, gökyüzünden gelen bu "yabancının" ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken, zihinleri korku ve merak arasında gelgit yaşıyordu.
Kaçış tüpleriyle her biri ayrı bir yere düşen kardeşler, bilmeden, yeni bir dünyada hayatta kalma ve birleşme mücadelesine başlayacaklardı. Şimdi onları daha büyük bir sınav bekliyordu: Kendi zamanlarına ve dünyalarına dönmenin yolunu bulmak.
Dört Kardeşin Buluşması
Nefertiti, Fadiga ve Yusuf yapılan tahliler sonucunda gelecekten getirdikleri bir hastalık taşımadıklarının sonucuna vardıktan sonra, üç kardeşte bir araya geldi. Ama Cleopatra'nın nerde olduğunu bulmak için Türkiye-Hindistan ve Brezilya'dan yardım istediler.
Nefertiti:
"Onu bulmak için bir şeyler yapmalıyız. Artık beklemek bize zaman kaybettiriyor."
Yusuf:
"Türkiye, Hindistan ve Brezilya'nın radar teknolojisi bu konuda bir süre sonra işe yarayabilir. Ancak bu süre, Cleopatra için çok uzun olabilir. Belki de başka bir yol bulmalıyız."
Nefertiti'nin Hamlesi
Nefertiti bir süre düşündükten sonra, araştırma tesisindeki yüksek hızlı bir bilgisayarın başına geçti. Yusuf ve Fadiga şaşkın bir şekilde onu izlerken, Nefertiti dünyanın en gelişmiş uydularından birine sızmaya çalışıyordu. Ellerindeki teknolojiyi kullanarak bir tür şifre kırma yöntemini uygulamaktaydı.
Fadiga:
"Nefertiti, ne yapıyorsun? Bu tehlikeli olabilir!"
Nefertiti:
"Cleopatra’yı bulmanın başka bir yolu yok. Zaman daralıyor. Eğer radarlar yetersizse, bu uydular bize yol gösterebilir. Eğer Cleopatra’yı bulamazsak, onun başına ne geleceğini biliyor musunuz? Bu bir risk, evet, ama başka seçeneğimiz yok."
Cleopatra’nın Yerinin Tespiti
Dakikalar içinde Nefertiti, dünyanın en iyi gözlem uydularından birine başarılı bir şekilde erişim sağladı. Uydu görüntüleri arasında hızla tarama yaptı ve sonunda kaçış tüpünün düştüğü bölgeyi tespit eder.
Nefertiti:
"İşte burası! Kuzey Atlas Okyanusu. Kaçış tüpünün düştüğü yer burası."
Görüntüyü büyüterek detayları incelemeye başladılar. Ancak bir şey dikkatlerini çekti: Kaçış tüpünün çok yakınında bir Amerikan savaş gemisi bulunmaktadır.
Fadiga: (gerilim dolu bir sesle)
"Amerikan savaş gemisi... Bu iyi bir işaret değil."
Yusuf:
"Eğer savaş gemisi oradaysa, bu sadece bir tesadüf olamaz. Cleopatra ellerinde olabilir."
Durum Değerlendirmesi
Üç kardeş, durumun ciddiyetini kavramışlardı. Ancak açık bir çatışmaya girmeden, Cleopatra’nın izini sürmek zorundaydılar.
Mesaj Gönderiliyor
Üç kardeş, Türkiye’nin de desteğiyle Amerikan savaş gemisine doğrudan bir mesaj göndermeye karar verir. Mesajda, Cleopatra’nın durumuyla ilgili sorularını net bir şekilde ifade ederler.
Mesajın İçeriği:
“Bu mesaj, Cleopatra’nın büyük kardeşleri olan üç birey adına gönderilmektedir. Kuzey Atlas Okyanusu’ndaki konumunuz, kaçış tüpünün düşüş noktasına çok yakın. Cleopatra’nın güvenliğiyle ilgili bilgiye sahibiz. Eğer kendisi elinizdeyse, zarar görmeden bize iade edilmesini talep ediyoruz. Barışçıl bir çözüm arayışındayız. Yanıtınızı bekliyoruz.”
Amerikan Savaş Gemisinden Gelen Yanıt
Bir süre sonra gemiden yanıt gelir. Yanıtın tonu resmî ve soğuktur.
Gemi Komutanı (radyo frekansıyla):
“Buradan USS Lexington’a selamlar. Gönderdiğiniz mesaj alınmıştır. Cleopatra olarak bahsettiğiniz kişiyle ilgili elimizde hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bu bölgedeki varlığımız, uluslararası sular üzerindeki rutin bir devriye göreviyle ilgilidir. Daha fazla bilgiye sahip değiliz.”
Cleopatra’nın Odadaki Bekleyişi
Cleopatra, planını yürürlüğe koymadan önce, bir yandan sakinliğini korumaya çalışıyor, bir yandan da çaresizce bir açık arıyordu. Gözleri bir an renkli oyuncaklara takıldı. “Ne kadar ilkel,” diye düşünürken derin bir nefes alıp rahatlamaya çalıştı. Ellerini yumruk yaptı ve avuçlarının terlediğini fark etti. Ancak yüzüne sakin bir ifade yerleştirmeye çalışıyordu; korkusunu belli etmemesi gerektiğini biliyordu. Gözleri zaman zaman kapıya kayıyor, askerlerin gelişini bekliyordu.
Liderlerin İçeri Girişi
Kapı sert bir şekilde açıldı ve içeri bir grup asker girdi. Yüzlerindeki disiplinli ve sorgulayan ifadeler dikkat çekiyordu. Arkalarından, üzerindeki rütbeleri parlayan, soğuk bir güzellikte ama otoriter bir tavır sergileyen bir subay içeri girdi. Adımları yavaş ve hesaplanmıştı. Cleopatra’ya yaklaşıp bir an durdu ve derin bir nefes alarak otoriter bir sesle sordu:
“Söyle bakalım, küçük kız. Neden burada olduğunu biliyor musun??”
Cleopatra gülümsemeye çalışırken yüzünde hafif alaycı bir ifade belirginleşti. “Bunu sormak için neden bu kadar beklediğinizi merak ediyorum,” dedi sakin bir sesle.
Cleopatra’nın İlk Tehdidi
Tüm cesaretiyle, rengârenk oyuncakların bulunduğu odada bekliyordu. Bunların ne kadar ilkel oyuncaklar olduğunu düşünüyordu çünkü Cleopatra’nın geldiği zamanda, oyuncak niyetine makineler yapılıyordu.
Ardından kapı açıldı ve içeri asıl mesleği istihbarat için bilgi toplamak olan profesyonel bir pedagog girdi. Cleopatra, sanki içine doğmuş gibi bu kadını görünce iyi biri olmadığını anladı. Yine de belli etmemeye çalıştı. Kadın iletişim kurmak için ilk başta kendini tanıttı:
+Merhaba Cleopatra, ben Kethrin. Nasılsın?
-Merhaba, iyiyim teşekkürler, demekle yetindi Cleopatra.
Beraber oyun oynayıp, aynı zamanda Cleopatra’nın beyin yaşını öğrenmek için ona bazı sorular sordu. Cleopatra bunu fark etse de elinden geldiğince basit cevaplar verdi. Ancak bu basit cevaplar bile 2030 yılı için oldukça zekiceydi.
Kadın bir süre sonra merakla sordu: “Gelecekte zaman yolculuğunu nasıl yaptınız?”
Cleopatra, Fadiga abisinin öğrettiği “Kendini savunmadan önce, karşı tarafın neden böyle bir şey sorduğunu anla” sözünü hatırladı.
Cleopatra, bu sorunun cevabını tam olarak bilmese de tahmin yürütebiliyordu. Ancak bu soruya “Bilmiyorum” cevabını vermek yerine hızlı bir plan yaptı.
-Eğer bana bir bilgisayar verirseniz, size nasıl olduğunu gösteririm, dedi.
Blöf mü Gerçek mi?
Bir süre sonra o dönem için oldukça teknolojik ama Cleopatra’nın dönemi için oldukça basit bir bilgisayar getirildi. Cleopatra, bastığı her tuşun takip edildiğini fark etti. Yapmak istediği şeyi gerçekleştirmek için önce sistemlerine girmesi gerekiyordu. Öğrendiği bütün yazılımsal ve donanımsal bilgiyi sonuna kadar kullanmaya çalıştı. Hızlı parmaklarıyla bilgisayarın öbür tarafındaki kişi bile ona yetişmekte zorlanıyordu.
Cleopatra, sisteme attığı bir virüsle hem sistemi hem de kendisini odaya kilitlemeyi başardı. Amerika’nın gizli savaş tekniklerini ve elindeki donanma bilgilerini ele geçirdi. Kameraya dönüp liderlere şunları söyledi:
“Eğer beni abilerimin ve ablamın yanına götürmezseniz, 3. Dünya Savaşı için hazırladığınız savaş planını bütün ülkelere göndereceğim. Yazdığım yazılım sonucu, eğer şifreyi 5 dakika içinde girmezseniz, bu plan otomatik olarak yayınlanacak. Ayrıca ben gelecekten geliyorum; 3. Dünya Savaşı’nı neden çıkardığınızı da göndereceğim.”
Cleopatra uzayda geçirdiği 6 ayında edindiği bilgileri doğru kartlarla kullanarak bu tehdidi oluşturmuştu. Odadaki hava ansızın buz kesti. Subaylar arasında gergin bir tartışma başladı.
“Blöf yapıyor olabilir,” dedi biri alçak sesle.
“Ama ya değilse?” diye cevapladı diğeri. “Bu bilgi yayılırsa bizim için bir felaket olur.”
Cleopatra, bu tartışmayı duyabiliyor ama müdahil olmaya tenezzül etmiyordu. Gözleri ekrandaki geri sayımdaydı.
Cleopatra’nın Bilgiyi Açıklaması
Liderlerden biri daha fazla dayanamayarak Cleopatra’ya yaklaştı ve soğuk bir sesle sordu:
“Peki, söyle bakalım. Biz neden çıkarmışız 3. Dünya Savaşı’nı?”
Cleopatra hafifçe gülümseyerek subaya yaklaştı ve alçak bir sesle fısıldadı: “WATER projesi. Sadece üç kişi tarafından bilinen o gizli planınız. Tek amacı, su kaynaklarını kontrol ederek Amerika’yı dünyanın en yaşanılabilir yeri yapmak. Peki ya diğerleri?”
Subayın yüzü ansızın bembeyaz oldu. Derin bir nefes aldı ve geri çekildi. Diğerleri merakla ona baktı.
“Büyükleriyle iletişime geçin. Ve bu kızı gemiden hemen çıkartın” dedi subay ama sesindeki titreme Cleopatra’ya yetmişti.
Cleopatra, planının işlediğini anlamıştı.
Bu hamleden sonra Amerika'nın başka çaresi kalmamıştı. Cleopatra'yı büyüklerine teslim edildi........
Yer: Türkiye'deki yüksek güvenlikli araştırma tesisi, özel bir görüşme odası.
Nefertiti, Fadiga ve Yusuf odada sessizce otururken gözleri kapıya çevrilmiştir. Her birinin yüzünden farklı duygular okunuyordu: Umut, korku ve heyecan. Kapının ardında ayak sesleri duyuldu. An geliyor gibiydi.
Kapı açılır ve Cleopatra içeri girer.
Nefertiti:
(Cleopatra’yı görünce olduğu yerde dondu, gözlerinden yaşlar süzüldü)
"Cleopatra... Bu gerçekten sen misin?"
Cleopatra gözleri dolmuş bir halde ablasına doğru yürüdü. Gözleri bir an bile ablasından ayrılmaz. Ardından koşar adım Nefertiti’ye sarıldı.
Cleopatra:
"Benim, abla… Buradayım."
Nefertiti, kardeşine sımsıkı sarılır, gözyaşlarına engel olamadı. Bu an, sadece iki kız kardeşin değil, sanki tüm geçmişlerinin yeniden birleştiği bir andı.
Fadiga:
(Sessizce yaklaşır, yüzünde hafif bir tebessüm)
"Demek hâlâ aynı cesur Cleopatra. Seni bulacağımızı biliyordum."
Cleopatra:
(Sesinin titremesine engel olamadan)
"Beni gerçekten buldunuz... Hepinizi bir daha görememekten korkuyordum."
Yusuf:
(Cleopatra’nın yanına yaklaştı, ona sarılıp ve sırtını sıvazladı)
"Senin için buradayız, hepimiz. Artık yalnız değilsin."
Dört kardeş bir araya gelip birbirlerine sarıldılar. Bu, yalnızca bir buluşma değil, aynı zamanda umut ve güvenin yeniden inşasıydı.
Cleopatra:
(Ağlamayı bırakıp başını kaldırır)
"Sizi o kadar çok özledim ki... Kaçış tüpüne bindiğimde, hepinizin hayatta olduğuna inanmak istedim. Ama zamanla o inancımı kaybettim."
Nefertiti:
(Elleriyle Cleopatra’nın yüzünü tutar)
"Bunu bir daha düşünmeyeceksin. Biz buradayız. Artık hiçbir şey bizi ayıramaz."
Fadiga:
(Etrafına bakar, ardından küçük bir kahkaha atar)
"Bu kadar duygusallık yeter! Hadi, artık Cleopatra’yı kurtardığımıza göre sıradaki işimize bakalım: Ana gemi. Gidip geçmişimizi geri almanın vakti geldi."
Cleopatra:
(Hafifçe gülümser, gözyaşlarını siler)
"Tamam, ama bu sefer hep birlikte. Tek başıma bir yere gitmek yok."
Dört kardeş gülümseyerek birbirine bakar. Artık, tek bir bütün olmuşlardır ve önlerinde ne kadar zorluk olursa olsun, birlikte göğüs gereceklerdir.
Geminin Enkazında Bir Umut Işığı
Yer: Afrika'nın ortasında, uzay gemisinin tamamen parçalanmış enkazı.
Gemi, artık hiçbir işe yaramayan bir çöp yığınına dönüşmüş, parçalar hâlinde etrafa dağılmıştır. Kardeşler, enkazın etrafında dönüp bakarken, her şeyin tükenmiş ve kaybolmuş olduğunu hissettiler. Geriye tek bir şey kalmamıştı: Hatıralar, umutlar, geçmiş ve anne-babalarından geriye kalanlar...
Yusuf:
"Hiçbir şey kalmamış. Bu gemiden bir şey bulmamız mümkün mü?"
(Söyledikleri, sadece kelimeler değil, umutlarını yitirmenin acısıydı.)
Kardeşler, geminin derinliklerine doğru ilerlerken, her şeyin ne kadar dağılmış olduğunu görürler. Metal parçaları, devasa çelik kısımlar, elektronik aksamlar… Hiçbiri işlevsel değildir. Ancak bir yandan da bir şeyler keşfetme umudu hâlâ içlerinde yanmaktadır. Birkaç adım daha atıp daha derinlere inerken, Nefertiti bir şey fark etti.
Nefertiti:
(Çığlık gibi bir sesle)
"Burada bir şey var! Burası— burası… anne ve babamızın fotoğrafı!"
Diğerleri hemen yanına gelip ve Nefertiti’nin elindeki yanmış fotoğrafı gördüler. Fotoğraf, geçmişin izlerini taşıyan, fakat zamanın acımasızca etkilediği bir hatıra parçasıydı. Fotoğrafın bir köşesi yanmış ve silinmiş olsa da hala net bir şekilde görülebilen bir şey vardı: Anne ve babalarının gülümsediği bir anı, ana kumanda merkezindeki ekranın yanına yerleştirilmiş.
Fadiga:
(Gözleri dolarak)
"Bu… bu fotoğraf! Anılarımızdan geriye kalan tek şey…"
Yusuf:
(Hüzünlü bir şekilde)
"Hiçbir şey kalmamış, ama… bu fotoğraf!
Kardeşler, fotoğrafı yanlarına alarak, birbirlerine sıkıca sarıldılar. Her biri, kaybolan geçmişin, onlara ilham verecek bir yolculuğa dönüşeceğini hissediyordu. Bu küçük parça, sadece bir fotoğraf değil; bir dönüm noktasıdır, onları birlikte güçlü tutacak bir semboldür….