sen geldin ve tüm sınırlarımı yok ettin.
uçmayı,
koşmayı,
düşmeyi,
en önemlisi sevmeyi öğrettin.
ben düşmekten,
yara almaktan çok korkardım.
ama sen,
tüm o düşüşlere rağmen yeniden ayağa kalkmayı,
yaraların kabuk bağlayacağını,
toparlanmayı öğrettin.
sen geldin,
kalbimin ritimlerini bozdun.
önceden korkardım bundan,
ama konu sen olunca
bu benim çok hoşuma gitti.
bir kişinin -o kişi sensin- kalbe ne kadar zarar verebileceğini gösterdin.
bu da çok hoşuma gitti.
çünkü bir kalbim olduğunu bu şekilde daha iyi anlamıştım.
uçurumdan düşmenin nasıl bir his olduğunu,
o uçurumdan düşmeden yaşattın.
yükseklik artık o kadar korkutmuyor beni.
çünkü uçurumun en tepesinden düştüm.
geldin,
kuşlar gibi özgürce
korkusuzca uçmayı öğrettin.
ben her uçtuğumda senin yanına geldim.
çünkü bir tek sana uçmayı öğrendim.
karşıma kara bulutlar çıktı,
engel olamadı bana.
sana çıkan her yolu ezberledim ben.
balık oldum ben,
sıcak sularında korkusuzca yüzdüm.
sana gelirken her şeyi unuttum,
seni unutamadım.
bu hisleri yaşatan birisi nasıl unutulabilir ki?
geldin,
sen hep gel olur mu?
