"Ve Masal, okula geldiğinde henüz 18 yaşında olmasına rağmen bölümünü birincilikle bitirdiği ve tarih-arkeoloji-sanat adına hazırladığı çalışmalarla hepimizin gönlünü çalan öğrencim. Tebrik ediyorum." (alkış sesleri) "Tebrik ederim Masalcığım"
Tebrikler canım kardeşim" "Başarın daim olsun güzel kızım"...
Okuduğunuz ve okurken kulağınıza doluşan bu sözler mezuniyet törenimden kalma. O gün 11 yaşımdan beri ilgilendiğim tarihle ilgili çalışmalar yaptığımı hissetmiştim. Fakat öyle değilmiş. Ben sadece tarih yazıp çizmek değil yaşamak istiyormuşum. Geçmiş benim evimmiş ve şuan ki hayatımda misafirmiş gibi hissediyordum, elimde değildi.
24 yaşımın ilk sabahına rutin yemek haline getirdiğim haşlanmış bir yumurta birkaç parca domates ve salatalık doğranmış kahvaltı tabağıyla başladım. Her zamanki gibi büyüyordum ve 18. yaş günümden sonra hiç bir doğum günümü kutlamak istememiştim. Önümde kahvaltı tabağı cumartesi günü ve yazın hiçte güzel olmayan sıcağı. Bu şartlar da bir insan ne kadar mutluysa o kadar mutluydum ve Osmanlı dönemine ait bir yazı okumakla meşguldüm. Telefonuma gelen mesaj beni çok şaşırttığı için yazıyı okumayı bıraktım. Mesaj Oğuz'dan gelmişti ve aynen şöyle yazıyordu: "24 yaşını beraber geçirmeyi diliyorum seninde dileklerini dilemen için akşam 20.00'de buluşmayı teklif ediyorum. Seni seviyorum." şaşırtmıştım çünkü oğuz doğum günümü kutlamak istemediğimi bilirdi. Ayrıca onunla uzun süredir beraber olmamıza karşın son aylarda onun benden bir şeyler sakladığına neredeyse emindim. Benden saklayacak neyi olabilir diye uzun süre düşünmeme rağmen cevap bulamamış ve mesajına yanıt vermem gerektiğini hatırlamıştım. "Doğum günlerini sevmediğimi biliyorsun, ayrıca benim dileklerim gerçek olmayacak kadar derinler. Teşekkür ederim." yazıp gönderdikten sonra ona haksızlık ettiğimi de düşünsem bana son zamanlarda hissettirdiklerini hatırlayınca açıkçası rahatsız olmamıştım attığım mesajdan. Yemeğimi bitirdikten sonra avuç içi kadar evimde en sevdiğim yere yani tekli koltuğuma oturup tekrar yazımı okumaya koyuldum. Öyle ilgimi çeken ama doğruluğu kesin olmayan bilgiler vardı ki dikkatimi iyice vermiştim. Telefonumun çalmasıyla tekrar bölünen yazım için iyice sinirlenmiştim. Arayan Oğuz'du ve ısrar ediyordu görüşmek için. Elbette görüşebileceğimizi ama doğum gününün kutlanmasını istemediğimi söyledim. Kabul etmesiyle ben de görüşmeyi kabul ettim ve akşam için sözleştik. Biraz daha evde oyalandıktan sonra nolursa olsun erkek arkadaşımla buluşacağım için özene bezene giyinmeye koyuldum. Siyah elbise klasik, mavi elbise abartı, etek rahat değil, pantolon basit derken hiç iddiali değilmiş gibi kırmızı bir elbise giydim. Saçlarıma sanki hiç hazırlanmamış süsü verdikten sonra en sevdiğim küpeleri ve kolyeyi taktım. Oğuz'un "hadi artık gelmeyi düşünmüyor musun?" mesajıyla yarım saat geciktiğimi fark edip evden çıktım. Konum attığı yere doğru gidecektim fakat attığı konum Mersin merkezde değildi. Genelde buluştuğumuz yerler olmadığını anlayınca şaşırdım ama attığı yere doğru gitmeye başladım. Giderken; "Yetişince ara seni alacağım" mesajının gelmesiyle tam bir konum atmadığını anladım. İyi de neden? Sürprizlerden hoşlanırdım fakat bu hoşlanmayacağım bir şeydi. Attığı konuma yetişip onu aradığımda ise nerede olduğumuzu yavaş yavaş anlamış ve şaşırmıştım. Burada ne işimiz vardı?







