''Toprak yağmura, ben sana
Aşık olduk yeniden
İmkansız gibi görünen
Bu mesele
Girdi aklıma her gece
Tanıdık bir melodi
Sen miydin sebebi
Söylesene...''
Garip, metroda heykel misali sabit durduğum yerden hızla akıp giden şehiri izlerken, kulaklarımda dans eden bu melodi içimde durgun bir şeyleri kımıldatıyordu. Müzik gerçekten de sihir gibi bir şeydi. Kimisi için güç, kimisi için sadece bir ses olurken, benim için acının ta kendisiydi. Belki de özellikle bu şarkının bendeki büyüsü farklıydı, günde beş-altı kere dinlediğimi varsayarsak, evet gerçekten de en sevdiğim şarkı olmalıydı. Kapılar açılır açılmaz, hiç kimsenin ayağına basmamaya dikkat ederek çıktım metrodan. Bugün her zamankinden daha hüzünlü hissediyordum, Allahım lütfen başıma kötü bir şey gelmeden atlatayım bu günü. Çantam'ın kulpu, içine tıkıştırdığım kalın kitapların ağırlığından dolayı omzumu kesiyordu. Kendime işkence çektirmeye bir son verip, köşeye geçtim. Çantamın bozuk fermuarına tutturduğum tel tokamı çektiğimde, açıp içinden edebiyat ve tarih kitabımı çıkarıp omzuma geçirdim tekrar. En sevdiğim, ama en çok bel fıtığıma sebep olan iki ders kitaplarımdı bunlar. Çantamı tekrar omzuma geçirdiğimde, çantam kulaklığımın kablosuna takılıp aşağı çekti. Kulaklık kulağımdan çıkar çıkmaz metronun cehennem gibi sesini duymamla küfür savurmam bir oldu. O an birinin bana çarpmasıyla kolumdaki kitaplarım, ve çantamdaki tüm eşyalarım toz taneleri gibi havada süzülüp her yere dağıldı.
''Ah harika, bir bu eksikti çünkü!'' diye tısladım hızla yere eğilip dağılan çantamı toplarken. Dersime sadece beş dakika kalmıştı ve ben ciddi anlamda geç kalıyordum. Her tarafa saçılmış kağıtları hızla toplayıp çantamın içine sokuştururken, duyduğum sesle, bir anda elim kağıdın üstünde kalakaldı.
''Bir kadın gelir, değiştirir seni
Alıştığın o sert, kararlı şeklini
Yüz binlerce yıldır böyledir gider
Suyun kumsala vurması gibi
Vurması gibi..''
Bu sözler, az önce kulaklığımdan dinlediğim şarkının sözleriydi. Ama nasıl olurdu? Telefonumun sesi açık kalmış olmalıydı. Ama hayır, şarkı hiç metalik parçadan çıkıyor gibi seslenmiyordu. Şarkıyı canlı dinlemek gözlerimi istemsizce yaşlarla doldurdu. İç sesim susarken boşluğa baktım, neden titriyordu ellerim, neden titriyordu dudaklarım? Başımı usulca kaldırdığımda tam karşımda, mavilere bürünmüş bir çocuk gördüm. Metronun çıkışında durmuş, bir ayağını kırıp duvara yaslanarak gitarıyla şarkı söylüyordu.
''Ve hep uykuya dalmadan
Düşündüm geceleri
O yazdığın dizeleri
Ezberimde...''
Susmalıydı. Sus lütfen. Gözlerimi kapattığım an göz pınarlarımda biriken yaşlar firar etti yanaklarımdan. O küçük çocuğu hatırladım, sanki hiç aklımdan çıkmıyormuş gibi. Babasından ona kalan tek hatıraydı bu şarkı, ve şu an belki de ilk kez bir yabancının sesinden dinliyordu onu. Gitarın sesi yükseldikçe, sanki tekrar beş yaşındaki o kız çocuğu oldum. Çocuğun söylediği şarkı sözleri tenimi delip kalbime bir ok misali saplanırken, tek bir kelime feryadım oldu.
''Baba..''
Şarkı kesildiğinde açtım gözlerimi, bir çok kişi ellerinde parayı ona uzatıyordu, ama gitarist çocuk hepsini elini sallayarak reddediyordu. Hangi sokak çalgısı parayı rederdi ki? Bu neydi şimdi? Telefonumda yanıp sönen alarmı duyunca ellerimle yüzümü silip son kalan eşyalarımı da çantama sokuşturdum. Tekrar omzuma taktığımda çantamla çıkışa doğru yürüdüm. Kendimi toplamalıydım. Gözlerim benden izinsiz kaydı gitarist çocuğa, gitarını kucağına koymuş üstünü bir bez parçasıyla silerken, ona sanki bir canlıymış gibi bir şeyler söylüyordu.
Sarsak adımlarımla yanından geçerken özellikle yavaşladım, artık onu tamamen duyabileceğim konumdaydım. Yüzünü gitarına doğru eğmişti. Onu saçlarının ardından incelemeye çalışırken kaşlarım çatıldı. Bu metroyu, iki yıla yakın bir süredir kullanıyor olmama rağmen onu daha önce buralarda gördüğümden emin değildim. Dalgalı saçları anlına dökülmüş, sağ gözünü kapatıyordu. Bu sıcağa rağmen giydiği kapüşonun şapkasını takmış, saklanmak ister gibi sokulmuştu içine adeta. Ama çabası boşa gitmişti, çünkü ben onu farketmiştim. Bir adım daha yaklaştım ona doğru. Bir şeyler mırıldanıyordu.
''Beğendin mi Güneş'im, senin için çaldım. Bu senin en sevdiğin şarkıydı.'' elindeki mavi bez parçasını katlayıp temiz yeriyle gitarın tellerini silmeye koyuldu.
Güneş kimdi? Neden bahsediyordu? Ya da kimden? Peki ya benim şu an burada ne işim vardı? Buradan çıkmalıydım. Buradan derhal uzaklaşmalıydım. Gitmek için koyulduğum sırada çantamdan yükselen alarm sesiyle irkildim. O da duymuş olacak ki, anında başını kaldırdı. Beni tam önünde gördüğünde, kaşlarını çatıp anlamak ister gibi beni baştan aşağı süzdü. Hayatımda hiç bu kadar yerin dibine girdiğimi hatırlamıyorum. Hemen kolumdaki kitapları göğsüme basıp uzaklaştım ordan. Öyle sert, öyle hızlıydı ki adımlarım, çarptığım insanlardan duyduğum hakaretler bile beni durdurmuyordu. Gözlerimde dolan yaşlar görüşümü bulanıklaştırıyor, bana hiç yardımcı olmuyorlardı. Koşmaya başladım. Tüm gücümle kaçtım oradan. Ayaklarımın zeminde çıkardığı tok sesler, sanki daha hızlı koşmamı haykırıyordu. Kaçtığım, o gitarist çocuk değildi, ne de söylediği ve damarlarıma işleyen şarkıydı, kaçtığım geçmişimdi. Ve ben kendimden kaçıyordum.