Gerçek aşkı bulamayan Arya, içinde derin bir boşluk hissederdi. Her gün, kalbinde eksiklik olduğunu düşünür, çevresindeki insanların mutluluğunu kıskanır ve kendi hayatının anlamını sorgulardı. Geçmişte yanlış kişilere bağlanmış olmanın pişmanlığıyla mücadele ederken, gelecekte doğru kişiyi nasıl bulacağını düşünürdü. Bazıları ona romantik hayalperest derken, o sadece birinin gerçekten onun için yaratıldığına inanmak istiyordu.
“Gerçek aşkı diliyorum… Lütfen…”
Arya o gece yıldızlardan gerçek aşkı dilerken, gökyüzündeki parlayan yıldızlara odaklanmıştı. Birdenbire etrafı beyaz bir ışık hüznesiyle kaplandı, ışığın yakıcı hissiyle gözlerini yumdu. Ve modern şehrin gürültüsü, yerini tarihin derinliklerine bıraktı. Gözlerini açtığında ise kendisini eski bir krallığın ortasında buldu. Şaşkınlık içinde etrafına bakınırken, gökyüzünde hala parlayan yıldızların altında durduğunu fark etti.
"Bu... Bu nasıl oldu? Gerçekten burda mıyım?" Arya şaşırdığını belli eden bakışlarıyla etrafına bakıyordu.
Etraftaki çoğu insan eski dönemlere ait kıyafetler giyiyordu. Arya’yı çoktan fark etmişlerdi bile hatta ona garip bakışlarla bakıyor, bazıları merakla yaklaşıyor bazıları ise uzak durmaya çalışıyordu.
Arya, kalbinin hızla attığını hissediyordu. Bir anlık sessizliğin ardından, etrafı incelemeye devam etti. Her şey gelecekten çok farklıydı. Nasıl olmuştu? Yıldızlar onu buraya mı getimişti? Yoksa bunların hepsi bir rüya mıydı?
”Evet rüyadayım. Şimdi uyanacağım.” Arya rüyada olduğunu zannederken uyanmak için kolunu cimcikledi.
“Ah! Nasıl olur bu?” Canı yanmıştı! Rüyada değildi! Arya tüm bu olanların gerçekliğini sorgularken uzaktan gelen muhafızlarla göz göze geldiğinde ise tamamen şaşkına döndü.
"Neler oluyor Tanrım, kafayı yiyeceğim? Nerdeyim?" Arya olaylara anlam veremiyormuş gibi kendi kendine mırldandı.
Az ileride bu durum muhafızların dikkatini çekmişti. Hızla yaklaşmalarıyla birlikte Arya paniklemeye başladı ve hızla uzaklaşmaya çalıştı. İçinde bulunduğu durumun saçmalığını dahi düşünemez haldeydi. Koştukça nefesleri sıklaşıyor etraftaki insanlara çarpıyordu.
“Pardon. Özür dilerim.” Bir yandan koşuyor, bir yandan da koşarken çarptığı insanlardan özür diliyordu.
”Dur, Kaçma! Gel buraya!” Muhafızlar Arya’nın arkasından bağırırken Arya asla durmuyor. Son gücüyle koşuyordu. Aynı hızla da muhafızlar onu kovalıyordu. Ancak bu koşuşturma uzun sürmedi. Muhafızlar onu kısa sürede yakaladılar ve durdurdukları yerde soru sormaya başladılar.
"Dur! Sen kimsin? Nereden geldin?" Arya gerçeği söylese kimse inanmazdı. Deli olduğunu düşünebilirlerdi. O an aklına gelen ilk bahaneyi sıralamıştı.
"Ben... Ben sadece bir yolcuyum. Buraya nasıl geldiğimi... gerçekten bilmiyorum." Arya ne yapacağını şaşırmış bir şekildeydi.
Muhafızlardan biri sertçe kolumu sarstı. “Kralın huzuruna götüreceğiz seni. Bakalım orada da yalan söyleyebilecek misin?"
Arya, muhafızların onu kaleye doğru sürüklemesiyle birlikte, içinde büyüyen şaşkınlık ve merakla farkında olmadan bu bilinmeyen dünyanın sırlarını keşfetmeye bir adım daha yaklaşmıştı.