Sabah saatlerinde yine Özge tarafından ekmek almaya yollanmıştım. Kendisi hep beni gönderir çünkü bir bahanesi hep vardır. Bugün ise kahvaltıyı kendisinin hazırlayacağını söyleyerek beni gönderdi. Üzerime bir hırka alıp çıktım. Fırın 8 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi, bizim apartmanın çaprazında kalıyordu. Fırının kapısına geldiğimde yine her zamanki gibi sıra vardı pazar günlerinin vazgeçilmeziydi. Bizim bugün Özge ile derslerimiz yoktu hal böyle olunca kahvaltı bu saatlere kalıyordu ve tabi ki bu sırayı beklemekte bana kalıyordu. Önümde 4-5 kişi vardı. Ben sıkılgan bir ifadeyle sıranın bana gelmesini beklerken beni bu durumdan kurtaracak kahramanım gelmişti.
"Günaydın Simay, yine ekmek sırası ve sen" dedi Oğuz ona yakışan yarım gülümsemesiyle. Üzerinde en sevdiği renk olan sarının kapalı tonundan sweat vardı. Her zamanki gibi çok ... Neyse detaya gerek yok.
"Günaydın Oğuz, seninle hep burada karşılaşıyoruz bizim normalimiz bu" dedim tebessümle. Güldü çok güzel güldü.
"Haklısın. Ee ne var ne yok sen nasılsın Özge nasıl?" Havadan sudan muhabbetimize başlamış bulunmaktayız. Oğuz fırının karşında ki apartman da oturuyor benim gibi üniversite öğrencisi aynı üniversitenin farklı kampüslerinde olduğumuz için üniversitede pek görüşemiyoruz. Sıra bana geldiğinde 2 ekmek istediğimi söyleyip parayı uzattım. Bilekliğim de tam o anda açığa çıktı.
"Simay ne kadar güzel bir bileklik bu sana da çok yakışmış tam seni anlatıyor."
"Teşekkürler Oğuz."
"Kim aldı yani özel değilse merak ettimde."
"Şey..ee. arkadaş yani uzaktan aslında yakın yani üniversiteden." Bay w hediye etti tanımadığım gizli hayranım diyecek halim yoktu ya. Kısmen doğru dedim sayılır sonuçta üniversiteden.
"Hmm anladım güle güle kullan o zaman" dedi hafif bir tebessümle sonra vedalaşıp eve doğru yürüdüm. Kalbimin atışı o kadar hızlıydı ki heyecan yaptım sanırım. Eve geldiğimde Özge patates kızartması, pişi yapmıştı. Zaten ben giderken pişiyi kızartıyordu.
"Git gel ile 16 dakika süren yolu 28 dakika da gelmeyi nasıl becerdin Simay sadece soruyorum" dedi hafif alay ve imayla.
"Ya Oğuz geldi lafa tutulduk geldim işte." dedim hafif sitemle.
"Hımm tutulmuşsun ama lafa değil Oğuz'a." sonrasında kahkaha attı.
"Ya Özge tamam hadi kes zırvalamayı kahvaltı yapalım acıktım."
"Tamam hadi geç otur yemeye başla sen." Özge'nin bunu demesiyle ellerimi yıkayıp sofraya geçtim ve kahvaltımızı yapmaya başladık. Yemeğimizi yedikten sonra ofrayı toplarken aklımda ki düşünceler beni bir türlü bırakmadı. Bir tarafta eski lise anılarım diğer tarafta bay w be bir başka tarafta hayatın zorlukları. Her ne kadar yurttan çıkıp bu evde Özge ile yaşamak güzel olsa da kira+faturalar+ihtiyaçlar+üniversite masrafları için daha fazla para lazım. Burs alıyordum ve ailem de yardımcı oluyordu ama yetmiyordu işte. Bizim durumumuz Türkiye şartlarında orta gelirdi ailem her ay para gönderiyordu ve bu paranın yarısından fazlasını ev için kullanıyorduk kalanını ise kendi ihtiyaçlarım için kullanıyordum. Bir dönem işte çalışmıştım yarı zamanlı olarak ama sonra derslerime zaman ayırmadığım için işi bırakmak zorunda kaldım o dönemde burs kazandım ve böylece çalışmama pek gerek kalmadı. Özge'nin babası kalp krizinden annesi kanserden dolayı vefat etmişti. Abisi ve akrabaları vardı ona maddi manevi açıdan destek oluyorlardı. O yine de bir işte çalışıyordu kafasını dağıtmasına yardımcı olduğunu söylüyordu. Sabahları erkenden okula gidiyor, okuldan sonra işe aynı evde yaşadığım arkadaşımı sadece akşamları görebiliyordum ha bir de boş günlerimizde. Ben de bugün iş ilanlarına bakmaya gidecektim. Derslerime ve üniversiteye yetişebileceğim bir iş bulmam gerekiyordu masraflar günden güne artıyordu. Mutfağı topladıktan sonra Özge derslerine çalışmak için masaya geçti ben de dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. Yeşilin kapalı tonundan bir ceket, beyaz t-shirt, lacivert pantolon, kahverengi çanta ve beyaz spor ayakkabılarla kombinimi tamamladım. Takı olarakta yüzükler ve bay w'nin hediyesi olan bilekliği takmıştım.
"Özge ben çıkıyorum bir kaç dükkana bakacağım iş için."
"Tamam canım görüşürüz. Benim çalıştığım restoranada bi bak belki boşluk vardır." Özge'nin dediklerini onaylayan bir baş işaretiyle evden çıktım. Özge bir otelin mutfak bölümünde çalışıyordu, Servis komisi olarak. Ama sıkıntı şuydu otelde iş bulmak çok zordu, işi bırakanların yerine hemen birisi bulunuyordu. Ben yine de şansımı denemek üzere otele gitmeye karar verdim. Metrobüs ile TJ Oteli'ne yakın bir durakta indim. Resepsiyona danışıp eleman ihtiyacı olup olmadığını sordum ve 2. Katta ki sorumlu kişi Deniz hanıma yönlendirdi ve evet geldim o kızın ofisine ve tamı tamına yarım saat oldu bekleme odasında bekliyorum niye bu kadar bekletiyorlar anlamış değilim altı üstü iş var mı yok mu diye soracağım !!! İçimden sitemlerime devam ederken beni bu odaya alan kız -sanırım Deniz hanımın yardımcısı- en sonunda geldi.
"Simay hanım buyrun geçebilirsiniz."dedikten sonra kapıyı tıkladım ve Deniz hanımın odasına girdim. Şok oldum karşımda oturan kişi yani o patron koltuğunda oturan kişi bir erkek. Ben Deniz'i kadın sanıyorken erkek çıktı neyse bu halime daha sonra gülebilirim.
"Merhaba Simay Hanım,buyrun geçin oturun. Tam olarak ne için gelmiştiniz?"
"Merhaba Deniz bey. Ben ve iş başvurusu için gelmiştim yani pek eleman ihtiyacınız olmuyor biliyorum ama yinede şansımı denemek istedim. Ayrıca üniversite okuyorum ve iş konusunda pek tecrübem yok ama garsonluk yaptım eğitimim var."
"Anlıyorum Simay hanım şimdi sizin için elemana lazım olan bölümlerimize bakıyorum... Yarı zamanlı olacak değil mi?"
"Evet Deniz bey. Okuduğum için maalesef tam zamanlı çalışamam."
"Yarı zamanlı olarak sizin için 3 tane boşluk var. Birisi 18.30-21.30 saatleri arasında bar kısmında garsonluk diğeri, 17.00-22.00 saatleri arasında mutfak bölümünde komilik, bir diğeri ise 16.30-22.30 arasında kat temizliği. Sizin için hangileri uygun?"
"Kat temizliğinin saatleri bana uymuyor ama mutfak bölümünde komilik yapabilirim." Ve böylece diğer işlemleri de hallettik yarın işe başlayacağım maaşım çok olmasa da iki kişi için gayet yeterli bir maaş. Mutfak komiliğini seçtiğim için Özge ile aynı yerde çalışacaktım ve onun saatleri de bu vakitler olduğu için beraber gidip gelebilirdik. İlk girdiğim yerde iş bulmam çok kolay olmuştu bugün şans benden yanaydı. Buraya kadar gelmişken bizim apartmanın yakınında olmayan büyük markete girdim ve birkaç ihtiyacımız olan şeyleri aldım. Ben market arabası almadığım için kendime söverken bu yetmiyormuş gibi telefonum çalmaya başladı. Elimdekileri buzluk reyonunun önüne bırakıp çantamdan telefonumu çıkardım. Gözlerim şaşkınlıktan öyle bir açıldı ki çünkü bay w beni arıyordu nee alakaaa daha önce sadece mesajlaştığım kişi sesini bile duymadığım kişi beni arıyordu. En sonunda telefonu açtım.
"Alo?... Bayım?... Merhaba?... Ya arıyorsun madem konuşsana be adam! Ben de ne diye açıyorsam telefonu demi?... Kapatıyorum konuşmuyorsan? Kime diyorum yahu arama beni bir daha!!" ve kapattım. Birkaç kişinin bakışlarına maruz kaldım biraz sesli konuştuğum için. Ama ne yapabilirdim resmen arayıp konuşmadı ben böyle saçmalık görmedim oysaki çok heyecanlanmıştım yok hayır yok öyle bir şey. Tekrar telefonu çantama koyup buzluk reyonunun üstüne bıraktığım eşyaları alıyordum ki yanıma birisi geldi. Benden biraz daha uzun, yeşil bir hırka, beyaz t-shirt, krem rengi bir pantolon kombini ile karşımda dikilen bir adam ama nasıll yakışıklı neyse sakin oluyoruz çünkü bir daha karşılaşamayacağız.
"Merhaba elinizdekileri taşımak için bu sepet yardımcı olabilir." Dedi karşımda dikilen beyefendi ve elinde ki sepeti bana uzattı.
"Teşekkür ederim aslında girişte alacaktım ama unuttum." Kendimi daha az nasıl rezil edebilirim diye konuşurken sanki daha fazla dibe batıyormuş gibi hissediyordum.
"Rica ederim görüşmek üzere." Ve ben bir şey demeden gitti. Adamın arkasından bakakaldım gerçekten bu neydi böyle. Ona yetişmek için reyonları geçtim hızlanmaya çalıştım ama kasaya geldiğimde çoktan gitmişti ortalıkta görünmüyordu. Sanki onu görüp ne yapacaktım numarasını alacak halim yoktu ya. Neyse sepeti kasaya bıraktım aldıklarımı ödedim ve metrobüs durağına yürümeye başladım. Metrobüs ile eve geldim. Geldiğimde Özge en son bıraktığım şekilde yani masada ders yaparken uyuya kalmış. Onu uyandırmamaya çalışarak aldıklarımı buzdolabına yerleştirdim ve yemek hazırlamaya başladım. Bugün menüde Alfredo soslu Fettucini -bildiğimiz kremalı mantar soslu makarna-, mercimek çorbası, salata. Ben tüm bunları yaparken Özge seslerime uyanmıştı yardım etmek için kalkacaktı ama sabah kahvaltıyı zaten onun hazırladığını söylerek kalkmamasını sağladım. Gün içerinde benden daha fazla yoruluyordu ben elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyordum. Yemekleri pişirip sofrayı hazırladım Özge'yi kaldırdım ve yemeğe oturduk.
"Ee ne yaptın Simay? Arayamadım kusura bakma dersler birikmişti zaten sonra uyuya kalmışım."
"Kusuru yok canım benim. Gittim otele ve işi kaptım. Mutfak bölümünde komilik yapacağım saat 17.00-22.00 arası yani senin saatlerinle aynı. Beraber gidip gelebiliriz."
"Ayy harika haber bu. Peki hangi günler biliyorsun benim günlerimi değiştirdiler salıdan perşembeye ve bazı pazar günleri."
"Biliyorum canım benimkiler pazartesi-perşembe arası sadece haftasonu yok. Okulum yüzünden biraz zor olacak hafta içi her gün ama yapacak bir şey yok."
"Sağlık olsun canım benim beraber gider geliriz aynı gün olanlarda."
Kısaca muhabbetimizin ardından sofrayı topladık bulaşıkları yıkadık ve ben derslerimi yapmak için köşeme çekildim.
*** Bay W'nin tarafından bir kesit
Bugün evimin yakınındaki bir markete uğradım ev arkadaşlarım bugün ki alışveriş sırasını bana devredince gelmek zorunda kaldım. İstemeye istemeye market reyonlarını gezmeye başladım elimdeki listeye bakarak lazım olanları aldım. Baharat reyonundan geçerken yan taraftaki buzluk reyonunun önünde bir kadını gördüm çok tanıdık geldi o tarafa tamamen döndüğümde ise beynimden vurulmuşa döndüm. Resmen Simay buradaydı. Tesadüflere pek inanmazdım ama Simay sayesinde artık inanıyorum. Onun oturduğu ev buraya biraz uzaktı daha önce buralarda onu hiç görmemiştim belki de o değildi bunu anlamak için onu aradım. Kadın elindeki eşyaları buzluk reyonuna bıraktı ve telefonunu çıkardı. Evet oydu şuan sesi kulaklarımda heyecanlanmıştım o şuan önümdeydi ve onun arkasında olduğumu bilmeden bana sövüyordu çok komik bir görüntüydü. Hiç konuşmadan telefonu kapattığımda ise daha da sinirlenmişti ve birkaç eşyası yere düştü ben de sepetimi ona vermeyi düşündüm sonuçta alacaklarımı almıştım ve ellerimle de taşıyabilirdim. Ona sepeti vermek için yanına gittim. Sepeti uzattım ve teşekkür etti yakından o kadar güzel gözüküyordu ki biraz daha burada kalırsam bay W'nin ben olduğumu söyleyebilirdim. Daha fazla uzatmadan sepeti verdikten sonra yanından hızlı adımlarla gittim hatta kaçtım. Ben ona sepeti verirken o elini uzattığında bileğindeki benim aldığım bilekliği gördüm. Çok yakışmıştı bileklik onun bileğindeyken parlıyordu tıpkı kendisi gibi...