İçeriğe geç

Geçmişin İzleri

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Geçmişin İzleri

Bölüm 8

İlkler Her Zaman İyidir "İlk defa birini öpüyordum. Ve bu hiç son bulmasın istiyordum."

Sonunda birisine olan bitenleri yarım yamalakta olsa anlatmak bana huzur veriyordu. Artık yüküm hafiflemiş gibiydi.

İçini dökmek cidden çok güzel birşeymiş. Onun sayesinde anladım bunu. Lee Minho,herşeyiyle,her zerresiyle mükemmeldi. Hani hiçbir insan kusursuz olamazdı? Ama o kusursuzdu. Tek bir kusuru bile yoktu.

Şuan resmen tüm dünyadaki tek kusursuz insanı öpüyordum. Bu o kadar güzeldiki.

Öpüşü hızlı değil ama tutkuluydu. Bu beni ona daha çok çekiyordu. Bir süre sonra yüzlerimiz arasında belli bir mesafeye gelip kucağıma çıkınca onu daha çok arzulamıştım. Eğer beni delirtmek istiyorsa şuan bunu çok iyi beceriyordu. Onun dudaklarına kapandım fakat bu sefer ikimizde biraz daha serttik. Kucağıma çıkması tüm dengemi altüst etmişti.

Dudağımdan ayrılacağı esnada alt dudağını hafifçe ısırdığımda ağzından küçük bir inilti çıktı. Başımı onun boynuna eğip boynunu öpmeye başladığımdaysa kafasını yana yatırarak bana biraz daha alan verdi.

Boynuna küçük bir hickey bırakıp ondan ayrıldım ve tekrar öpecekken yan odadan birşeyin düşme sesi gelince aynı anda başımızı oraya çevirdik. Yandaki oda Minho'nun odasıydı. Genelde mutfakta olduğu için mutfağın yanındaki odayı seçtiğini söylemişti. "Evde biri mi var?" Diye sordum ona dönerek. "Sadece sen,ben,Soonie ile Doongie,Dori ve Berry var." Diye cevap verince afalladım. O halde gelen ses kimin sesiydi? Eve biri mi girmişti? Minho hiç istemeyerek kucağımdan kalkıp odaya doğru gidecekken aklına birşey gelmiş gibi bir anda arkasına döndü. "Ne oldu?" Diye sordum fısıldayarak. Oysa cevap vermedi ve fayansa giderek eline bir tava alınca bir ona birde tavaya bakmaya başladım. "Rapunzel gibi evine giren birine tavayla vurmayı düşünmüyorsun değil mi?" Diye sordum. "Ah,aynen öyle düşünüyorum. Bu tavalar çok iyi adam bayıltıyor,tavsiye ederim." Dediğinde donup kaldım. Cidden bir tavayla adam mı bayıltmıştı? Tam soracakken "Şşşt sessiz ol." dedi odayı göstererek. "Tamam." Anlamında başımı salladım ve yavaşça odaya doğru yürümeye başladık. Kapı biraz aralıktı ve Minho sertçe kapıyı açtı. Fakat odada kimse yoktu. "Her kimsen çık dışarı! Kaçacak yerin yok!" Diye bağırınca sabır dilenerek alnıma vurdum. Çok fazla film izliyordu...

Birkaç saniye sonra yatağın arkasından Dori yatağa atlayınca çığlık atıp yere düştüğümde Minho gülmeye başladı. "Dori imiş. Neyse sorun çözüldü. Hadi sevişelim." Dediğinde tüm bedenim kasıldı. Bir saniye bir saniye. O nasıl bu kadar kolayca bunu söylemişti? İnsan biraz utanırdı ya! "N-ne?" Diye sordum gözlerimi onun vücudunun her zerresinde gezdirirken. Bakışlarımdaki isteği fark etmiş olmalıki "Dalga geçiyorum hyung. Öyle birşey olmayacak." dediğinde "Hyung deme,lazım olur." diyerek sırıttım. Dori artık odadan çıktığına göre tektik. Yani artık hiçbirşey bize engel olamazdı. Ayağa kalkıp onu kucağıma alınca afallamış şekilde bana baktı. Ve bende onu yatağa attığımda yüz ifadesi o kadar komiktiki gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Onunla aramda birkaç santim bıraktığımda "Ay hoşt aç köpek!" diye bağırıp beni itince kahkaha attım.

Sadece dalga geçmiştim. O istemiyorsa yapamazdım. Fakat o ciddiye almıştı. "Sakin ol. Dalga geçiyorum sadece." Deyip gülmeye devam ettim. Artık gülmekten karnıma ağrı girmişti. "Hahaha ne kadar komik! Bir an beni yiyeceksin sandım!"

"Az önce seni gerçekten yedim Lee Minho ve nedense bu hoşuna gitmiş gibiydi?" Dedim sırıtarak. Evet az önce resmen boynuna ısırdığımda hiç itiraz etmemişti. Bu cevabımdan sonra yüzü o kadar hızlı kızarmıştıki donup kalmıştım. Utandığını cidden saklayamıyordu. "B-ben,yani sen!" Dedi. Çok güzel,artık cümlede kuramıyordu...

"Ya! Ben,sadece..."

"Sen sadece?" Diye sordum imayla. "İstedim." Dediğinde sırıtıp "Neyi?" diye sorduğumda sanki daha çok kızarabilirmiş gibi biraz daha kızarmıştı. "Pff değerli vaktime değmezsin!" Diyerek yataktan hızla kalkıp banyoya kaçınca kahkaha attım. Utanınca saçmalaması kadar tatlı birşey yoktu.

Biraz sonra Berry yanıma gelince aklıma anlattıklarım geldi. Bir saniye,daha o anlamamıştı. Anlatmalıydı. Anlatacaktı! Ben anlattıysam o da anlatacaktı! Banyonun kapısına gidip Minho'ya "İşin bitince mutfağa gel." dedim ve mutfağa gittim. Bir süre sonra yanıma geldi ve "Ne oldu?" diye sordu. Kaşlarımı çatarak "Ben anlattım,sıra sende." dediğimde zoraki yutkunmuştu.

Yanıma oturup kendine süre tanıyınca bende ona tanıdım. Sonrasındaysa "Neyi bilmek istiyorsun?" diye sorunca "Cidden bir katil olup olmadığını,olduysan neden olduğunu,o adamların kimler olduğunu,karnındaki dikiş izlerini. Senin hakkındaki herşeyi." diye önceden kurduğum cümleyi kurdum.

Kendine yine biraz süre tanıdıktan sonra "Pekala,anlatacağım." dedi ve anlatmaya başladı.

"Şöyleki,ben bir katilim." Dediğinde tüylerim diken diken olmuştu. "Ben acımasız biriyim,ben bir korkağım,ben bir şeytanım,ben çok kötüyüm!" Dediğinde elleri titriyordu. Elleri yavaşça yukarı kalkınca kendine zarar vereceğini fark edip onları tuttuğumda bana büyük bir minnetle bakması içimi burkmuştu. Aynısını yaşadığımdan biliyordum. Kendisini suçladığı için yapıyordu bunu. Fakat isteyerek yapmıyordu. Kendine zarar veriyordu ama bunlar isteyerek olmuyordu. Elleri o istemeden hareket ediyor bacağını,ellerini,boynunu veya yüzünü çiziyordu. Bazen kanıyordu,bazense sadece izi kalıyordu.

"Henüz 8 yaşımdayken olmuştu." Dediğinde canım yanmaya başladı. 8 yaşındayken mi katil olmuştu? Yoksa ailesini mi kaybetmişti? Her ikiside 8 yaşındaki bir çocuğun kaldıramayacağı şeylerdi.

"Biliyorsun benim yükseklik korkum var." Evet doğru bunu seçmelerin dönüşünde anlamıştım. Seçmeler bir göktelende olmuştu ve ben herşey bitince heryeri cam olan asansöre binip en yukarı çıkmayı teklif ettiğimde zoraki tamam demişti. Asansöre bindiğimizde resmen kriz geçirmesiyle aydınlanmıştım. Yüksekten korkuyordu.

"Bunun bir sebebi var. Öylesine bana verilen bir korku değil. Şöyleki benim Baekhyeon adında bir arkadaşım vardı. Sınıf arkadaşım olduğu için ikimiz yaşıttık. Ailelerimizin arasıda iyi olduğundan hep görüşürdük. Fakat bir gün..."

Dediğinde susmuştu. Asıl olaya geliyordu. Anlatması zordu,az önce bende aynısını yaşamıştım. Kolay değildi. Ona biraz süre tanıdım. Ve kendini biraz daha iyi hissedince devam etti. "Bir gün o bana gizlice bir gökdelenin tepesine çıkmayı teklif edince kabul etmedim. Bunu yapamazdık. Ailemiz bize kızardı. Fakat sürekli ısrar etmesi sonucu en sonunda 'Tamam' dediğimde sevinçle boynuma atlamıştı ve elimi tutarak beni gökdelene doğru çekiştirmişti."

Bunu anlatırken gözleri onun elini tutan ellerime kaymıştı. "En üst kata çıkmıştık duvar veya cam gibi birşey yoktu. Helikopter inme yeriydi. Baekhyeon kenara doğru yaklaşıp aşağı bakınca ona doğru koşup elini tuttum ve biraz daha geri çektim. Düşmesinden çok korkuyordum. 'Bak gördük işte,çokta güzelmiş! Hadi gidelim artık!' Diye bağırmıştım,rüzgardan dolayı. O gün cidden çok esiyordu. Zaten Kore hep normalden soğuk bir yer olmuştur." Dedi ve birkaç saniye bekledikten sonra devam etti. "Beni dinlemedi ve tekrar kenara doğru koşmaya başladı fakat bu sefer koşarken ayağı kaydı." Diyerek yutkununca tüylerim diken diken oldu. Gözünden bir damla gözyaşı firar edince orada olup ikisinide o göktelenden indirmek istedim. Tekrar devam edince ona bir kere daha hayran oldum. O çok güçlüydü. Farkında değildi ama güçlüydü. Herşeye rağmen tek başına dimdik ayakta durmuştu. "Ona doğru koştum ve tam düşecekken son anda onu tuttum. Ama ben solaktım ve o anki gerginlikle sağ elim ile tutmuştum. Sağ Ekim güçsüzdü ve onu fazla tutamazdım 'Minho,çok korkuyorum!' Diye bağırması hâlâ kulaklarımda çınlıyor. "

Dediğinde kendimi onun yerine koydum. Düşünsene 8 yaşındasın ve biricik arkadaşının hayatı senin yanlış elinde...

"Diğer kolunuda kaldırmasını istedim ama yapamıyordu,kolları çok güçsüzdü. En sonunda onun küçücük bedeni ellerimden kayıp gitti!" Diye bağırdı ve ağlamaya başladı.

Küçük bir çocuğun tek derdi oynayacak oyun bulamaması olmalıydı. Ailesini kaybetmesi,birinin istemeden canına sebep olması,tacize uğraması,şiddete uğraması,zorbalık görmesi değil. Bunlardan sadece birini bile yaşarsa o artık tekrar çocuk olamazdı. Kendini suçlardı.

Ailesi ölse "Onların yanında olmalıydım." derdi.

Birini istemeden öldürse "Daha da güçlü olmalıydım." derdi

Tacize uğrarsa "Giyimimde bir sorun vardı. Bir daha böyle giyinmemeliyim." derdi.

Şiddete uğrarsa "Daha iyi biri olmalıyım,gelişmeliyim çünkü ben yetersizim." derdi.

Zorbalık görürse "Belkide sorun bendedir. Sonuçta herkes aynı fikirde." derdi.

Hiçbir çocuk kendini suçlamamalıydı. Kendini suçlarsa bütün hayatı biterdi.

Bölüm sonu

1 yorum