İçeriğe geç

Geçmişin Fısıltısı

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Geçmişin Fısıltısı

Bölüm 1

1. Bölüm

Sessiz değilsin;

Büyük bir gürültünün içindesin, duymuyorlar..

✿✿✿

Yüzüme vuran güneş, tenimi ısıtan sıçakğı ve hafif esen rüzgar..

Hayatımda huzurlu olduğum nadide anlardan biriydi.

Ellerimin arasındaki kum taneleri yavaşça süzülüp avuçlarından kayıp giderken dikkatle izliyordum. Bu gün gözüme her şey güzel geliyordu. Her şey bir farklı güzeldi.

Ama sanki bir şeyler vardı. İçimde bir burukluk bir eksiklik vardı..

Üzerime çöken huzursuzluk ve beni rahatsız eden düşünceler yüzünden hafifçe yerimde doğrularak ayağa kaklmıştım.

Bu gün özel bir gündü. Huzursuzluğa ve hüzne yer yoktu.

Bu gün benim doğum günümdü..

Ailecek sahile gelmiş doğum günümü burda kutlamak istemiştik.

Burayı çok severdim. Huzur vericiydi. Tüm dertlerin unutulduğu bir yer gibiydi.

"Abim?" Bana seslenen abimle birlikte düşüncelerimden sıyrılmış ona doğru dönmüştüm.

"Hadi gel babam çağırıyor." Sevinçten içim içime sığmazken yerimde zıplayarak onlara doğru koşmuştum.

Ben babasına aşık bir kızdım..

Yavaşça yanlarına ilerlemiş,

"Kızım, gel bakalım yanıma." Diyerek beni çağıran babama doğru ilerlemiştim.

İçim sıcacık olmuştu. Gözlerimi gözlerine dikmiş dikkatle yüzünü incelemiştim. Sanki güldüğünü ilk defa görüyordum.

Ya da bana güldüğünü..

Masanın üzerindeki pastaya gözlerim takılmış bir kaç saniye gözlerimi ayırmamıştım. Saçlarıma değen ellerle beraber irkilmiş, bana gülümseyerek bakan yüzüne doğru dönmüştüm.

"İyi ki doğdun güzel kızım. İyi ki benim kızımsın.."

Hafifçe gülümsemiş elimi elinin üzerine koymuştum. Gülümsemem yavaşça solarken, uzaklardan duyduğum bir ses beynimin içinde alarm gibi ötmeye başlamıştı.

Keşke hiç doğmasaydın! Senin gibi bir ayak bağı istemiyorum artık evimde!

Saçlarımı okşayan elleri ağırlaşmış canımı acıtıyordu artık. Ellerim buz kesmiş bedenim hafiften titremeye başlamıştı. Ne oluyordu bana böyle?

"Sana çok güzel bir hediyem var." Diyerek heycanla beklemiş söyleyeceği kelimeleri seçmeye çalışmıştı.

"Babaların aldığı en özel hediye bir kızının olmasıymış. Beni böyle güzel bir şeyle ödüllendirdiğin için teşşekkür ederim canım kızım."

Ne boka yarıyorsun sanki! Yüksün sen bu evde, yük! Siktir olup gideceksin zaten birinin kapısına! O gün çabuk gelsin de kurtulayım senden!

Ağlamak istiyordum. Kalbime sanki binlerce hançer saplanıyordu. Bu sesler de neydi böyle? Deliriyor muydum?

"Sana çok seveceğim bir hediyem var minik perim." Diyerek masanın üzerindeki siyah poşeti eline almış, kelebekli bir ayna çıkarmıştı.

"Al bak." Diyerek elime tutuşturmuştu. Yavaşça aynayı yukarı kaldırmış yüzümle hizalamıştım. Bu ben miydim?

Yüzümdeki morluklar, gözlerimin şişliği burnumdan akan kan. Ama ben bu olmazdım ki.

Gözlerimi çevirmiş bana hissiz bir şekilde bakan babama bakmıştım. Gözleri kararmış her an beni öldürmek istiyormuş gibi bakıyordu. Elimdeki aynayı hırsla çekip almış masanın üzerine fırlatmıştı.

Masada kimse kalmamış pasta dağılmış her yer kıp kırmızı olmuştu.

Kan gibi..

Nefes alış verişlerim hızlanmış neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Her yer kararmaya başlamıştı. Gözlerimi alamadığım mavilikten eser kalmamıştı.

Bana doğru sinirle yaklaşan babamla beraber geri geri gitmiş ellerimi kendime siper ederek küçücük kalmıştım.

Ellerini saçıma atmış koparacak kadar kuvvetle kendine doğru cekmişti. Acıya dayanamayarak çığılık atmıştım ama boğazıma yapışan ellerle çığılığım yok olmuştu.

"Sevmeyeceğim ulan seni! Duydun mu beni!?" Nefes alamıyordum. Haraket edemiyordum. Ölüyordum.

Görmüyor muydu?

"B..ba.ba" zorlukla ağzımda çıkan kelimeyle birlikte daha da sinirlenmiş delirmiş gibi bağırmaya başlamıştı.

"Deme lan! Deme! Söyleme o kelimeyi! Keserim nefesini! Duydun mu!? Öldürürüm seni!"

Gözlerim kararmaya başlamış nefesim tamamen kesilmişti artık.

Ne yapmıştım ben? Babası tarafindan sevilemeyecek kadar kötü ne yapmıştım?

"Öl ulan öl! Geber!" Seslerden ve silikleşen görüntülerden uzaklaşmış, kendimi derin bir karanlığa teslim etmiştim.

...

"Nare, uyan artık yalvarırım!" Sesler ve gözlerime doğru gelen güçlü bir ışık vardı. Zorla gözlerimi açmaya çalışmış, nefes almak için ağzımı kapatan şeyi çekip çıkarmıştım.

Sanki nefessiz kalmıştım.

Hızlı hızlı nefesler alarak hafif doğrulmuştum. Sırtıma giren ağrıyla beraber inleyerek geri yaslanmıştım.

"Doktor çağır hemen! Savaş hadi!" Gözlerimi kapatmış sakinleşmeye çalışmıştım. Derin derin nefesler almış bir süre beklemiştim.

"Güzelim hadi konuş benimle." diye endişeli gözlerle yüzümü inceleyen abime dönmüş gözlerine bakmıştım.

"S..su" zorlukla söylediğim kelimeyle telaşla kalkmış bardağa su koyarak içmeme yardımcı olmuştu.

"Noldu b..bana?" Diye kısık sesle sormuştum. Gözlerini benden kaçırmış

Derin bir sessizliğe bürünmüştü.

Gözlerimi ondan çekmiş hafızamı zorlamaya çalışmıştım. Zihnime dolan görüntülerle birlikte büyük bir aydınlanma yaşamıştım.

O mu yapmıştı yani? Bu kadar mı dönmüştü artık gözü. Hiç bir şeyi umursamayıp öldürecek kadar.

Bir insan evladına nasıl yapardı bunu?

Gözlerim dolmuştu ama ağlamak istemiyordum. Dudaklarımdan çıkan kahkahaya engel olmazken artık delirdiğimin farkındaydım.

Komik değildi.

Hiç komik değildi!

Cani bir adamın kızıydım. Ve bu adam beni öldüresiye dövüp hastanelik edecek kadar manyak bir herifti.

Gülmelerimi durduramazken her şey tek tek doluyordu zihnime. Acımasızca yaptıkları. Öldüresiye dövüp hırsını alamayışı.

Kendi suçuyken benim mi ölmem gerekiyordu?

Filim şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu her şey.

"Nare bana bak abim, hadi." Elleri yüzümü bulmuş endişeyle, "İyi misin?" Diye yönelttiği soruyla bir şey söylemeden bakmaya devam etmiştim.

İyi miydim? Değildim.

Olacak mıydım? Hayır.

Bu saatten sonra hiç bir şey iyi olmayacaktı.

Oldurmuyorlardı ki..

Başımı iki yana sallamıştım. Gülüşlerim hıçkırığa dönüşmüş ağlamaya başlamıştım. Delirmiş gibiydim.

Bu olanlar ağır geliyordu artık.

"A..abi" diye titreyen sesimle konuşmuştum ağlamalarım arasından.

Kısık sesle, "Abim.." diye ağlayarak yavaşça yaklaşmış elleriyle yüzümü okşamıştı.

"Abi r..rüyamda bile sevmiyor." Hıçkırıklarım artmış titriyordum. "Ölüyorum görmüyor mu? B..babalar böyle yapmaz ki."

"Özür dilerim. Özür dilerim seni bırakmamalıydım. Affet beni." Diye pişmanlıkla konuşmuştu.

"Her şey b..benim yüzümden. Ölmeliyim ben abi." ağlamalarım daha da yükselmiş artık nefes almamı zorlaştırıyordu. "Y..yaşamam hata benim. Ölmem lazım. İzin verin öleyim. N..nolur." artık bağırıyordum. Boğazım acıyordu. Kendimi durduramıyordum.

"Böyle söyleme. Yapma. Sakin ol lütfen." Beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama istemiyordum. Hiç bir şey istemiyordum.

Sadece ölmek istiyordum.

Bıkmıştım artık..

Bitsindi..

Kollarımdan tutmaya çalışıyor sakinleşmem için bir sürü şey söylüyordu.

Duymuyordum.

Saçlarımı çekmek hepsini sökmek istiyordum. Ellerimi boğazıma atıp kendimi boğmak, her kese yük olan şu bedenimi toprak içine çeksin istiyordum.

Kolumda hissettiğim ince sızı gözlerimi açmama sebep olmuş, etrafima bakmaya başlamıştım.

Elinde iğne olan doktor, kollarımdann tutmuş endişeli gözlerle bana bakan abim.

Nefes nefese kalmıştım. Az önce durmadan haraket eden kollarımı şimdi kaldıramıyordum.

"Sakinleştirici şimdi etki edecektir." Başımda bekleyen doktor sakin bir sekilde konuşmuş elindeki iğneyi bedenimden uzaklaştırmıştı.

"Hastayı fazla yormamalıyız. Yanlız kalması gerek." Diyerek kolumda sökerek çıkarmaya çalıştığım seruma doğru ilerlemiş konturol ederek geri çekilmişti.

Ben ise hiç bir şey yapmadan haraketsizce duruyordum. Gözlerim akıyor kapanmak için adeta savaş veriyordu. Daha fazla gücüm kalmamış direnemeyerek yavaşça gözlerimi kapatmıştım.

Belki uyursam geçerdi.

✿✿✿

BİR HAFTA SONRA.

Bazen merak ederdim. Çocuklar ailesini seçe bilseydi eğer, hayatta anne baba olmaya layık olmayan insanlar ne yapardı diye.

Onlar sahip oldukları çocukları seve de bildirdi nefret de ede bilirdi.

Onlar isterse o çocuğa sahip de çıkarlardı, istemezlerse terk ederlerdi.

İstedikleri zaman isteyeceği şeyleri yapabilecek güce sahip olan bu ebeveynler neden kendi kanından canından olan çocuklarını

sevmiyorlardı ki?

Biz ne yapmıştık ki onlara?

Benim hayallerimi süslemesi gereken, ismini duyunca gözlerimin parlamasına sebep olacak bir babaya ihtiyacım vardı sadece.

Neden sevmediki beni? Çirkin bir kız mıydım? Yaramaz mıydım, çekilmez miydim?

Hayatım tek bir neden aramakla geçmişti. Ama kendi babam tarafından mahv edilen çocukluğuma hiç bir neden bulamamıştım. Geçerli bir sebep bulamazdım ki. Bir sebebi olsun istemiyordum. Sevsin istemiştim sadece.

Her baba gibi sadece sevsin..

O kadar acınası bir durumdaydım ki, babamın beni sevmeyip nefret edecek kadar acımasız olmasına bir sebep arıyordum. Acıyordum içimdeki o kız çocuğuna. Kınıyordum her defasında. Akıllanmayıp onu seveceğini sanan o çocuğu. Babasına karşı duyduğu özlemin bitmemesine kızıyordum.

Ben kendime çok kızıyordum..

Hâlâ bir şeyler bekleyecek kadar aptaldım işte. Alışmam lazımdı hâlbuki. Bu güne kadar çoktan kabullenmem lazımdı. Olmuyordu ama.

Olduramıyordum.

Başımı yasladığım cama vuran yağmur damlalarının çıkardığı ses ve havanın soğukluğu o kadat güzeldi ki. Havanın soğukluğu bana iyi geliyordu. Üşümeyi severdim. Soğuktan yanaklarımın yanmasını parmak uçlarımın acımasını severdim.

Adettendir ya canını yakan seni hasta eden şeyleri çok seversin..

Bende öyleydim. Severdim.

Soğuk gibi.

Babam gibi..

Sevmek değil de ihtiyaç duymak gibi..

Tıklatılan kapıyla birlikte üzerimdeki hırkaya sarılarak yaslandığım yerden ayrılıp pencereyi kapatmıştım. Yatağıma doğru ilerlemiş yavaşça oturmuştum. Sırtım hala çok ağrıyordu. İyleşmesi biraz zaman alacaktı.

Bir haftadır hastatenede kalıyordum. Durumum iyiye gidiyordu ama biraz daha zmana ihtiyacım vardı.

Yaralarım kabuk bağlamaya başlamıştı artık.

Ama bazı yaralar iyleşmezdi ki..

"Gel." Diyerek kısık sesle seslenmiştim. Kapı yavaşça açılmış, elinde yemek tepsisiyle abim gelmişti. Gülümsemeye çalışarak yanımda oturması için yer açmıştım.

"Bu oda niye böyle soğuk Nare? Pencereyi mi açtın yine?" Diyerek kaşlarını çatmış elindeki tepsiyi yatağın üzerine bırakmıştı.

"Hava almak istedim sadece." Diyerek tepsideki meyve suyuna uzanmış içmeye başlamıştım.

"Ben senin için endişeleniyorum. Zaten iyi değilsin birde hasta mı olmak istiyorsun." Diye kızmıştı. Endişeleniyordu haklıydı ama nefes alamıyordum. Anlamıyordu.

"Özür dilerim abi. Nefes alamadım o yüzden biraz hava almak istemiştim." Diye açıklama yapmıştım. Dikkatle yüzüme bakmış bir şey söylememişti.

Yavaşça bana doğru yaklaşarak alnıma bir öpücük kondurmuş,

"Bu gün çıkacağız hastaneden." Diyerek geri çekilmiş tepsiyi kucağıma koymuştu.

Çıkmayı dört gözle bekliyordum bir haftadır. Burası artık üzerime üzerime geliyordu. Başımı yavaşça sallamış bir şey söylemeden yemeğimi yemeye başlamıştım. Pek iştahım olmadığı için çok yiyememiştim. Abim de üzerime gelmemişti zaten.

"O eve dönmeyeceksin biliyorsun değil mi?" Gözlerimi abime çevirmiş hiç bir tepki vermeden sessizce yüzüne bakmıştım.

"Benimle kalacaksın artık. Keşke daha önceden kabul etseydin. Belki bu duruma gelmezdi hiç bir şey." Diye sinirli bir şekilde konuşmuştu. Siniri bana değildi biliyordum.

Kendineydi, hayataydı, babamaydı..

"Bir şey söylemeyecek misin güzelim?"

Kucağımdaki tepsiyi kenara bırakmış,

"Bunları konuşmak için çok geç abi. Olan oldu zaten." Diyerek kestirip atmıştım. Sizin canınız için sustum, gidemedim diyemezdim. O yüzden sustum.

Her zamanki gibi..

"Oldu bitti mi?" Diye söylenmiş oturduğu yerden kalkmıştı.

"Oldu bitti ne demek!? Ölüyordun sen! Ölüyordun! Geçmiş bitmiş diyor. Delireceğim!"

Bağırmıyordu ama sinirliydi. Gözlerimi sıkıca kapatmış derin nefes alarak ben de ayağa kalkmıştım. Abime doğru ilerlemiş sıkıca sarılmıştım. Benim için üzüldüğünü biliyordum. Bu yüzden vicdan azabı çekiyordum. Bu haksızlıktı. Hayatı benden ibaret olmamalıydı.

Hayatını işgal etmiş bir problemden ibarettim..

"Abi, kelimelerimi düzgün seçmemiş ola bilirim. Özür dilerim." Diyerek yanağına küçük bir öpücük kondurmuştum.

"Söylemek istediğim artık geçmişi düşünmek istemediğimdi. En azından bir süre. Bunları şimdi konuşmak çok zor geliyor." Başımı göğüsüne koymuş sessizce beklemiştim.

Elleri belimi bulmuş canımı acıtmayacak şekilde sıkıca sarılmıştı.

"Ben özür dilerim asıl. Yaşadıkların kolay şeyler değil. Üzerine gelmemeliydim." Diyerek en şefkatli haline bürünmüş saçlarıma uzun bir öpücük bırakmıştı.

"Özür dileme abi. Hayatımda özür dileyecek son kişi bile değilsin. Seni çok seviyorum." Her an ağlayacak bir şekilde söylediğim kelimelerle benden uzaklaşmış ellerini yüzüme koyarak nazikçe okşamıştı.

"Asıl ben seni çok seviyorum. Keşke seni sevdiğim kadar bütün kotülüklerden de koruya bilseydim."

Hafifçe gülümsemiş,

"Varlığın yeter." Diyerek tekrardan sarılmıştım. Bir gün o da beni bırakıp gidecek diye çok korkuyordum. Beni sevmeyi bırakacak, bir zarar gelecek diye hep diken üstündeydim. Hayatımda olan tek insanı da kaybetmek istemiyordum.

Gitmesindi..

"Abi?" Aniden aklıma gelen soruyu sormaya çekinmiştim ama ne olduğunu bilmek istiyordum.

"Efendim?" Diyerek cevap vermiş bir şey söyleyeceğimi anlayarak biraz uzaklaşmıstı.

"Şeye noldu?" Diyerek konuşmaya başlamış ne diyeceğimi bilmeyerek bir süre beklemiştim.

"Kime?" Diye merakla sorduğu soruya tek nefeste cevap vermiştim.

"Yani şeye işte. O..ona."

Beklediğimin aksine sakince ama düşünceli bir şekilde konuşmaya başlamıştı.

"Hiç bir haber yok. Annem de o da buhar olup uçtular sanki. Bir haftadır bakmadığımız yer kalmadı. Polisler her yerde arıyor " Sinirli bir soluk vermiş,

"Bir bulsam şıçıcam zaten ağzına itin!" Diye tıslamış cümlesini bitirmişti.

Kaçtığına şaşırmıştım. Normalde bana kimse bir şey yapamaz diyen, her şeyi yapan ama geri çekilmeyen birisidir.

İlk defa dövmüyordu beni. İlk defa hastanede açmamıştım gözlerimi. Bir çok kez yaşanmıştı ama hiç birin de gitmemişti.

Şimdi gitmişti ve annemi de götürmüştü. Ne yapmaya çalıştığını bilmek istiyordum. Belki de yine annemi kullanarak beni bir şeylere mecbur bırakacaktı. Belkide sırf canımı yakmak için anneme bir şey yapacaktı.

Ya da bu işin içinde bir şeyler vardı..

Tıklatılan kapıyla kendimi toparlamıştım. Fazla dalmıştım sanırım.

"İyi misin?" Abimin yönelttiği soruya hafifçe başımı sallayarak yatağa geçip oturmuştum.

"Gel." Abimin verdiği komutla kapı açılmış Savaş abi içeri girmişti.

Abimin yakın arkadaşıydı küçüklüğümden beri tanırdım. Abim kadar iyi bir adamdı. Severdim onu.

"Nare, güzelim, daha iyi misin?" Endişeyle sorduğu sorusuna hafif bir tebessümle karşılık verdim.

"İyiyim abi, sağol." Buruk bir gülümsemeyle ekledim,

"İnşAllah bundan sonra hep beraber iyi oluruz." Başını sallayarak içten bir gülümsemeyle "İnşAllah abim." Diyerek karşılık vermişti.

Abimin yanına ilerlemiş tokalaşmışlardı.

"Kardeşim taburcu işlemlerini hall ettim. Yirmi dakikaya araba hazır." Diyerek elindeki çantaları yere bırakmıştı.

"EyvAllah kardeşim," diyerek Savaş abiye teşekkür etmiş bana dönmüştü.

"Hazırlana bilirsin değil mi abim?" Başımı sallamış aceleye konuşmuştum

"Tabii hatta beş dakikaya hazırlanıyorum. Yeter ki çıkalım şu hastaneden." Diyerek ayağa kalmıştım.

İkiside bu halime gülmüş bir şey söylememişlerdi.

Kısa bir sessizliğin ardından abim konuşmaya başlamış,

"Sen hazırlan o halde. Ben de şu yediklerimizi atayım. Sonra da Savaşla eczaneden ilaçları alıp geleyim." Diyerek cümlesini bitirmişti.

"Tamam." Diyerek kısa bir cevap vermiştim ikisi de başını sallamış bir şey söylemeden odadan çıkmışlardı.

Üzerimi yeni giyinmiştim o yüzden kıyafetimi değiştirmeyecektim. Savaş abinin getirdiği çantalara doğru ilerlemiş bir kaç saniye bakmıştım. Sırt çantasını almıştım ama ötekine dokunamamıştım.

Bu o günkü çantaydı..

Başımı iki yana sallamış çantadan uzaklaşmıştım. Yatağın üzerine oturmuş elimdeki çantayı açarak içindeki telefonumu çıkarmıştım.

Arayacak pek kimsem yoktu aslında. Ama bir arkadaşım vardı.

Hep yanımda olan ama hiç görüşemediğim bir arkadaş.

Varlığı hep kalbimde ama hiç yan yana gelemediğim bir arkadaş.

Sevdiğim, ve beni seven tek arkadaş.

Kardeş gibi arkadaş.

Ayza..

Hayatımın öyle bir döneminde gelmişti ki. Yaralarıma merhem olmuş, hep yanımda olmaya çalışmıştı. Şu son bir haftada hiç bir şekilde konuşmamış onunla iletişime geçmemiştim.

Daha doğrusu geçememiştim.

Kendimi nasıl toparladığımı bile bilmiyordum. Açıkcası toparladım mı onu bile bilmiyordum.

Bedenimdeki yaralar iyleşiyordu ama ruhumdaki yaralar hep kanayacaktı.

Telefonumu açmıştım ama telefon kapanmak üzereydi. Şarjınm tamamen bitmek üzereydi. Aceleyle ondan gelen yüzlerle aramalara ve mesajlara bakamadan, telefonu şarja takınca ona geri dönüp her şeyi anlatacağımı söyleyen bir mesaj atmıştım.

Elimden başka bir şey gelmezdi şuan eve gitmemize az kalmıştı zaten. Gidince mutlaka arayacaktım onu.

Yapacak başka bir şeyim kalmamıştı

Oturduğum yerden ayağa kalkmış pencereye doğru adımlamıştım. Başımı cama yaslamış dışarıyı izleyerek abimleri beklemeye başlamıştım.

✧✧✧

Yazararın anlatımıyla :)

Havanın serin esintisiyle sararan sonbahar yaprakları rüzgarın etkisiyle sanki genç kadının ettafinda hafifçe dans ediyordu. Bu hoşuna gitmiş. derince bir nefes çekmişti ciğerlerine.

Taburcu işlemleri hall olmuş hastaneden çıkma zamanı gelmişti. Bir an önce çıkmak için sabırsızlanıyordu genç kadın. Eşyaları arabaya yerleştirdikten sonra eve gitmek için yola çıkacaklardı.

Hava alma bahanesiyle kendini son anda dışarı atmış, bir daha buraya dönecek bir şey yaşamamak için çokça dua etmişti.

Bir daha buraya yolu düşmesindi..

Arabanın kapısına yaslanmış etrafı incelemeye başlamıştı. Hastaneleri seven bir çocuk olmuştu her zaman. Yaralarının sarıldığı, dayaktan ve kötü bakışlardan çıkarılıp sığına bildiği tek yerdi.

Babasının ona ulaşamayacağı tek yerdi..

Yaşanılan kötü anılar hiç peşini bırakmıyordu. Her zaman zihninde bir yerlerde gün yüzüne çıkmayı bekliyorlardı. Unutmak isterdi halbuki. Silmek istedi geçmişi. Söküp atmak isterdi zihnindeki gerçekliği.

Gözleri her yerde dolaşıyor kafasındaki seslerin susması için bir şeyler arıyor gibiydi. O sırada kafasını çevirmiş ve biriyle göz göze gelmişti. Gözlerini ayırmadan onu pür dikkat izleyen biriyle. İlk defa gördüğü bu adam ona öyle anlamlı ve derin bakıyordu ki genç kadın gözlerini ayıramamıştı. Böyle dikkatle izlenmek rahatsız etmemiş, tek odak noktası o gözler olmuştu.

Göz temasını kurduğu andan itibaren garip bir hisse kapıldığını hissedebiliyordu. Adam derin bakışlarıyla sadece ona odaklanmış, her bir detayını ezberlemek istermiş gibi kadını inceliyordu. Bu durum genç kadının garipsemesine ve göz temasını koparmak istemesine neden oluyordu.

Ama yapamıyordu.

Ellerini ceplerine koyarak arabasına yaslanmış genç adam tamemen siyahlar içerisindeydi. Uzun boylu, yapılı, siyah saçlı ve esemer tenli bu adamın tek eksik yanı, göz renginin tam anlaşılmamasıydı.

Ancak bu bilinmezlik genç kadını ona çeken bir mıknatıs gibiydi. Rengini bilmediği gözleri, sanki genç kadının iç dünyasına bir ışık tutuyordu.

Genç adamdan gözlerini ayıramayan kadın beklemediği hareketle bocalamıştı. Adam başını hafifçe sallamış selam verir gibi yapmıştı. Ancak gözlerini bir an olsun kadından ayırmamıştı. Her bir zerresini ezberlemek ister gibi, sanki kadının kalbini görebilirmiş gibi derinlemesine bakıyordu.

Genç kadın, korku ve utanç karışımı bir duyguyla öylece kalmıştı. Adamın bakışları ve hareketi karşısında şaşkına dönmüştü. Hâlâ gözleriyle adama bağlıydı. Hem utanmış hem de korkmuştu. Bu bakışlardan bir şeyler anlamaya çalışmak, onu içsel bir sorgulamaya itiyordu.

Onu tanımıyordu bile. Hem böyle bakmasına, hem de tanımadığı birine sadece baktı diye selam vermesine şaşırmıştı kadın.

Onu tanıyor ola bilir miydi?

"Hadi abim. Bin arabaya da gidelim bir an önce." Abisinin geldiğini anlayan kadın son bir kez arkasını dönüp adama bakmış, kafasını sallayarak hızlıca arabaya binmişti. Arabanın hastaneden uzaklaşmaya başlamasıyla genç kadın, son kez pencereden dışarı bakmıştı.

Genç adam hâlâ aynı yerde duruyor bakmaya devam ediyordu. Araba ilerlemeye devam ederken göz teması kaybolmuş tamamen uzaklaşmışlardı.

Ancak kadının aklında kalan tek şey gizem dolu gözlerin derinliği olmuştu..

Yol akıp giderken kadın başını cama yaslamış dalgınlıka dışarıyı seyrediyordu. Aklında hâlâ o adam vardı. Adamın gözlerdeki derinliğin etkisi altında kalmıştı. "Keşke," diye mırıldandı kadın içinden istem dışı,

"Keşke gözlerini yakından görebilseydim."

Belki sadece gözlerini görmek değil de

o adamı daha yakında tanıma fırsatı olacaktı.

Kim bilir? Belki..

Acıtsada olacaktı..

***

Merhabalarrrr.

Öncelikle kitabıma şans verip okuyan her kese teşekkür ediyorum.

Yorum yazmayı ve oy vermeyi unutmayın.🫶🏻

Keyifli okumalarr. Gelecek bölümde görüşmek üzeree :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.