İçeriğe geç

GEÇMİŞİN CİNAYETİ; karanlığa mahkum olanlara

Bölüm 1 · 7 dk okuma

GEÇMİŞİN CİNAYETİ; karanlığa mahkum olanlara

Bölüm 1

BATSIN BU DÜNYA

Nilüfer Keskin

Hayat bazen istemediğimiz şeyleri önümüze bir son olarak koyabilir. Bu bazen bir katilin elinden bazen ise kendi kendinize yaptığınız hatalardan dolayıdır. Ya da geçmişin size patlamasından. Size ve sizin gibi bir çok kadına. Düşünüyorum böyle olmasaydı nasıl olurdu diye. Ben belkide o gece o psikopat tarafından öldürülmeseydim, bir çok kadının sonu gelecekti. Kendimi kurban yapan benmişim aslında. Bana sorsanız o gece olacakları bilseydin, yinede gidermiydin diye? Evet derim. Çünkü "kadın kadının kurdu değil, yurdudur!" Belki bende o karanlığa mahkum edildim ama olsun. Benim hayat hikayem başka kadınlar için onlara ders olur. Eminim biz onunla birlikte o karanlığa çıkamasakta başka kadınlar çıkacak. Ve umarım adalet yerini bulacak, buda bir kadın tarafından olacak. Size olay gecesini anlatıyorum.

Olay gecesi; 19.09.2018 saat: 23:25

Evin içindeki sessizlik odayı sarıp sarmalıyordu. O gece evde tektim. Sıcak yatağımda, huzurlu bir uykudaydım. Camdan esen hafif esinti ile beraber yüzüme çarpan rüzgarın hissiyle rahatça uyuyordum. Dışarıdaki kasırganın sonucunda rüzgarın şiddeti artmış, cam hızlı bir şekilde çarpması sonucunda uyandım. Gözlerim bir anda korkuyla açtım. Uyandığımda soluk soluğa kalmıştım. Kafamı cama kaldırdığımda niye çarptığını anladım. Doğruldum ve su içmek için yatağımdan kalkıp odadan çıktım. Gözlerimi bile daha yeni yeni açıyordum. Önümü tam net göremediğimden duvara hafifçe çarpmıştım. Merdivenlerden inip mutfağa ulaştığımda oradaki camların da açık olduğunu fark ettim. Camları açmamama rağmen tüm camlar açıktı. Bir anlığına olduğum yerde kaldım! Neler olduğunu anlamaya çalıştım. Camların birisini kapatmaya çalıştığım anda içeriye bir kağıt uçtu. Kağıt eski püskü ve üzerinde kırmızı lekeler vardı. Sonrasında bunun kan olduğunu kokusundan fark ettim ve bir anda elimden kağıdı yere doğru attım. Korkuyla ellerim titrerken kağıdı tekrar aldım, açtım ve içine baktım. Kan ile yazılmıştı, yardım et gibi bir şey yazıyordu. Kim yazdıysa o kişi de tam olarak yazamamıştı ama yazıyı okuyabilmiş ve anlamıştım. Ağzım şaşkınlıkla açılmış ne yapacağımı bilmiyordum ve ortada öylece kalakaldım. Ancak vicdanım rahat etmezdi. Ne olduğunu anlamam lazımdı. Telefonumu bulup kocamı arayacaktım fakat telefonu bir türlü bulamıyordum. Sonrasında sehpanın üzerinde olduğunu fark ettim telefonu elime almıştım fakat şarjı bitmişti. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Gitmeli miydim bilmiyordum fakat kendimi biraz olsun tanıyorsam gitmem gerekiyordu. Tüm camları kapatıp bir bardak su içtim ve sakinleşmeye çalıştım. Gözyaşlarımı silip anahtarı da aldım ve evden çıktım. Kapıyı yavaşça kapatmaya çalışmama rağmen rüzgarın sert esintisi ile bir anda kapı çarptı. Anahtarı cebime attım ve etrafıma bakındım hiçbir şey yoktu. Kasaba gibi bir yerde yaşadığımızdan dolayı direkt karşımızda ormanlık alan vardı biraz daha etrafa bakındıktan sonra çimlerdeki kan izlerini de gözüm kaldı. Sildiğim gözyaşlarım tekrar akmaya başlamıştı. Elimdeki kağıttaki kanın aynısıydı! Bir an aklımı yitirdiğimi falan düşündüm. Kabusudaysam bir an önce uyanmak istiyordum. Ormanlık alanla evimin arasında pek mesafe olmadığı için 10-20 adım atsam zaten varacaktım. Daha fazla beynimin beni oyalamasına izin vermedim. Yavaş yavaş ormanlık alana doğru yürümeye başladım. Umarım bir cinayet işlenmemiştir diye içimden geçiriyordum. Kocam Barış'ın da cinayet polisi olduğu bir aklıma geldi. İş seyahati için evde değildi fakat şu an keşke burada olsaydı diye aklımdan geçiriyordum. Ben evde tek iken böyle şeyler olmak zorunda mıydı anlamıyordum! 5-10 adım daha attıktan sonra ormanlık alana varmıştım. Yavaş yavaş ağaçların arasından yürümeye başladım. Derin nefesler alıp veriyordum. Soluklarım birbirine karışıyordu. Ağlamamaya çalışıyordum. Biraz daha yürüdükten sonra, ağlama sesleri duydum. Ay yavaş yavaş battığından dolayı karanlık ortamı terk ediyordu. Bu yüzden az da olsa önümü görebiliyordum. Seslerin olduğu tarafa doğru biraz daha ilerledim. sağ ayağımı yere bastığım anda bir silah sesi duydum. O anda zaten yaşadığım şok ile ellerimi ağızımla kapatıp bir ağaca yaslandım. Ağlama seslerinin olduğu yere doğru varmıştım zaten. Yaşadığım şoku atlatmaya çalışırken kadının ağlama sesleri daha da yükseliyordu. Ellerimi ağzımdan çekip kafamı hafif çevirdiğim anda bir kadının ağaca bağlı bir şekilde yerde oturduğunu fark ettim. Durmaksızın ağlıyordu. Biraz daha kafamı ağacın gölgesinden çıkardıktan sonra kadının karşısında bir adam olduğunu fark ettim. Maskeli idi, elinde silah vardı, yerde 1 adet ses bombası vardı. Hafif bir şarkı çalıyordu. Çalan şarkıyı biliyordum, sevdiğim bir şarkıydı. Sözlerinden tanımıştım. "Sevgi dolu bir dünya için, batsın bu dünya!" diyordu. Neden böyle bir şey olduğunu anlamaya çalıştım fakat olayları idrak edemedim. Bir anlığına arkamı dönüp kaçmayı düşündüm fakat seslerden kaçamazdım. Fazla ses çıkarırdım ve arkamda öylece o kadını bırakamazdım fakat kendimi de yakacaktım. Olduğum yerde kalakaldım. Ne yapabileceğimi düşünüyordum. Adam ses bile çıkarmıyordu. Kim olduğunu bilmiyordum, adam etrafında volta atmaya başladı. Sonrasında şarkının sesi yükseldi. Kadının çığlıkları ve şarkının sesi birbirine karışıyordu! Kulaklarımı kapatmaya çalıştım, yüksek sesten hep rahatsız olmuştum fakat bence asıl şimdi rahatsız olmalıydım. Çünkü ellerimi kulaklarımdan tam indirecekken bir mermi sesi daha duydum ve bu sefer o mermi bir kadının sonu olmuştu! Ağaca bağlı olan kadının tam alnından isabet etmişti! Ben o anlık korkuyla sesimi çıkarmıştım bu sefer ve o duymuştu. Kadının sesleri kesildiği anda sanırım benim seslerim artacaktı. Arkama bakmadan kaçmaya çalıştım fakat ayakkabımın topuğundan sıyıran bir kurşunla beraber yere düştüm. Ayağıma denk gelmemişti. Ağzımdan bir çığlık kopmuştu. Arkamı dönüp baktığımda karşımda o vardı. Kim olduğunu bilmediğim o kişi. Sadece gözlerini görebiliyordum. Ela gözleri vardı. Gözyaşlarım akmayı durdurmazken nefeslerim daha da yükselmişti. Kalbim fazla hızlı atıyordu. Adamın gözleri benim gözlerimle beraber şaşkınlıkla büyüdü. İkimiz de birbirimize öylece bakıyorduk. Sonrasında kendine gelircesine kafasını hafifçe sağa sola salladı, arkasını dönüp ağaca alnını yasladı. Nefesler alıp veriyordu. Sonrasını tekrar bana döndü. Ayağa kalkmaya çalıştım fakat o kafasına kalkmamam için sanki işaret ediyor gibi salladı.

"Vay be! Demek kaderde burada karşılaşmakta varmış seninle." dedi maskenin altından. Ne olduğunu gerçekten anlamamıştım. Yüzümde düşmenin acı bir ifadesi ve iğrenircesine ona bakıyordum.

"Aaa! ama bakma bana öyle tiksinir gibi. Gerçekten bak ben kötü biri değilim, inan bana." Maskenin altından dudağını büzdüğüne emindim. Resmen benimle alay ediyordu!

Şaşkınlığını bir kenara bırakmaya çalıştım ve ona sormam gereken soruyu sordum. "Niye yaptın lan bunu? Neden, Allah'ın manyağı!" Dedim bir anlığına. Yerimden kalkmaya çalıştım fakat izin vermiyor, beni geri yerime oturmamı sağlıyordu. Yüzünde pis bir sırıtış vardı.

" Üzüyorsun ama beni, senin gibi birine hiç yakışıyor mu böyle kelimeler.

"Bak benim kocam polis, eninde sonunda yakalanıcaksın! Bırak silahı!" Dediğim umurunda bile değildi. Bir anlık yüzünde korku ifadesi oluştu. Fakat dalga geçmek için yapıyordu biliyordum.

"Nee polis mi! Kaçmam falan lazım değil mi?" Yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi. Bildiğin psikopattı bu!

" Merak etme Nilüfer, kocan da bizimle." Dediği anda kaşlarım çatıldı. Bu nerden biliyordu benim adımı?

"Kimsin be sen? Adımı nereden biliyorsun?"

" Aşk olsun! İnsan hiç karısının adını bilmez mi?"

O an kafama dank etti işte. Bu oydu. Barış. Kendimi şuanda kendi kocamdan mı koruyordum yani ben. Korkudan yutkunamıyordum bile. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Ben idrak edemeden yüzünden maskeyi çıkardı. Kahverengi saçları dağılmış ela gözleri alay ile bana bakıyordu. Yüzündeki sırıtma ifadesi silinmiş, acımasızca bakıyordu. Şarkının sesi daha da yükselmişti. Ay hafiften batıyordu. Bakalım karanlığa çıkabilecekmiydim? Şarkının ritmi ve sözleri kulağımda yankılanıyordu. Yerimden doğruldum. Silahı daha da elinde sıkarak tutuyordu. Acımasızca vicdansızca alnıma doğru tutuyordu. Artık ne olduğunu anlamıştım. O çok sevdiğim adam gitmiş onun yerine vicdansız bir çiçeğe bile kıyamayan adam şimdi bir kadını öldürmüştü. Sevdiği kadını da mı öldürecekti?

"Sen, sen nasıl yaparsın böyle bir şeyi? Nasıl?" Sesim daha da yükseldi. Aklımı kaçırakcaktım.

"Niye, bana yaptılar ama! O zaman da böyle deseydin ya, niye demedin?"

İğrenir gibi gözümdeki yaşlara aldırmadan suratına bakıyordum. Kafamı olumsuzca salladım. Yüzüne tükürmek istiyordum.

"Aynı şey değil!"

"Daha da kötüsü! Bir çocuğun ruhunu öldürmekte cinayettir! Ve ben öldüm. Şimdi sıra sizde!"

" Beni de mi öldüreceksin? Sevdiğin kadına kıyacakmısın Barış?" Gözyaşlarıma ikimizde hakim olamıyorduk.

"Sevdiğim kadın ha! Sen bana kıydın ama! Sen bana kıydın Nilüfer! Sesini çıkartmadın, olanlara kılını bile kıpırdatmadın! Ben sevdiğim kadına kıymışım çok mu?"

" Özür dilerim! Yapamazdım! Kıyarlardı kızımıza sende biliyorsun." Daha da ağlamaya başladı.

" Her türlü kıyacaklarmış zaten! Seni kızımıza kavuşturucam. Özür dilerim, ona iyi bak! " Dediği anda ben daha ne olduğunu anlamadan tetiği kalbime doğru çekti! Kalbimdeki acıyla yere dizlerimin üzerine düştüm. Tam onun önüne! Şarkının ritmi ile yere yığıldım. Ne diyordu İskender Paydaş, " İnsanlık için, barış için, sevgi dolu bir Dünya için BATSIN BU DÜNYA!"

Ben de aynı şekilde oraya insanlığım için gitmiştim. Ben bilmesem de barış için de gitmiştim. Sevdiğim adam için fakat sevgi her şeyi öldürüyormuş! Ayın batışından sonra karanlığa çıkamayanlar için batmıştı o gece. Dünya kadın cinayetler listesine iki kadın daha eklenmişti ve bu sefer listede ben de vardım. İnsan gerçekten öldürür mü sevdiğini? O gece öldürmüş işte. Siz siz olun bir şekilde o Karanlığa çıkmanın yolunu bulun!

Şarkının sözleri ile birlikte ve barışın attığı o acı feryat ile birlikte Gözümden Akan Son bir damla yaşla beraber gözlerimin sonsuzluğa kapatmıştım. Kızıma kavuşuyordum! Ne diyordu şarkı;

" Yazıklar olsun, yazıklar olsun, kaderin böylesine yazıklar olsun.

Her şey karanlık, nerede insanlık, Kula Kulluk edenlere yazıklar olsun.

Arkadaşlar hazır mısınız?

Batsın bu dünya, bitsin bu dünya, ağlatıp da gülene yazıklar olsun.

Ben Ne Yaptım Kader Sana Mahkum Ettin Beni Bana. Her nefeste bin sitem var.

Şikayetim Yaradana, Şikayetim Yaradana!

Yaşayan sen mi yoksa, ben miyim bilemedim! Öyle bir dert verdin ki kendime gelemedim, çıkmaz bir sokaktayım yolumu bulamadım of of of..."

Benim Hikayem de Karanlığa mahkum olanlara!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.