"Hadi gidelim,yeni bir hayat bizi bekliyor." dedi babam. Valizlerimizi aldık ve Fransa'nın eşsiz sokaklarında otobüs beklemeye başladık. Burayı daha önce hic gormedim,gidecegimiz kasabanın adını bile ilk kez duyuyorum. Buraya taşınmamızın sebebi babamın işiydi. İtalya'da ki işini bırakıp burada çalışmaya başladığından beri her akşam annemi arıyor. Fransa'ya gelmemiz için ikna etmeye çalışıyordu. Uzun çabalar sonucu eşyalarımız ile birlikte Fransa'ya adım attık. Otobüs geldiğinde alelacele bindik ve boş koltuklara doğru yöneldik. İnsanların bize baktığını farkedebiliyordum. Önümüzdeki 30 dakika insanların bize bakması ve fısıltı ile konuşmalarını duymakla geçti.Otobüsten indigimizde kasaba merkezindeydik. Ne kadar tuhaf bir yer burası. Çok demode bir yere benziyor. "Stella!" Babamların arkasında kalıp kasabayı inceledigimi farketmemişim. Bir malikanenin önündeydik. Bi dakika- biz burada oturmayacaktık değil mi?- Kapı açılma sesini duyduğum an bile tüylerim ürperiyordu. Kasabanın en eski yeri burası olmalıydı herhalde. Kapıda küçük de olsa bir delik vardı. Bu, evin eski olduğunu kanıtlamaya yeter de artardı. İçeri girdik. Babam bir kac eşyayı önceden hazırlamıştı. Mutfak mükemmeldi. Eve göre yani. Üst kat benim odam olmalıydı. Hemen çantamı atıp yukarı çıktım. B-bu-bu... Mükemmel bir şey... Odam değil tabii ki. Odanın bir kenarında olan yuvarlak pencerenin ardındaki manzaradan bahsediyorum. Güneşin batışı ve doğuşunu izlemek için harika ötesi bir yer. Pekala... Şimdi bir de odamın manzarasına bakalım. Eski püskü duvarlar, çöktü çökecek olan tavan arası, ahşap bir yatak başlığı... Odamın içini biraz incelemeye başladım. Babam tavan arasını hiç açmamış olmalıydı ki oraya el atmalıydım. Hemen koridordaki 4 katlı ahşap kürsüyü aldım ve düşe kalka ona tırmandım. Kapağı açtım ve örümcek ağlarının dolu olduğu tavan arasına çıktım. Eski oyuncaklar vardı. Hepsi birbirinden güzeldi fakat dediğim gibi tek sorun eski olmalarıydı. Yan kutudaki kitapları inceledim biraz. Astronomi kitapları vardı ama bunlarda eskiydi. Daha farklı ve tutkulu bir defter aradım. Yaklaşık 40 kitabin arasindan koyu yeşil bir defter gördüm. Elimi kapağına uzattım. Kapağını biraz temizledim. Ve kitabın kapağında tüm bu hayatımı değiştiren o yazıyı gördüm. -Elena'nın Günlüğü- Oda kapısının açılma sesiyle korkup kitabın kapağını kapadım. Tavan arasından başımı sarkıtıp anneme buruk bir şekilde gülümsedim. Annem ise söylenerek "Stella,senin orada ne işin var? Küçük bir kızın tavan arasında ne işi olabilir ki?" Anneme kaşlarımı çatarak "Ben küçük değilim,14 yaşındayım anne, görmüyor musun? Kocaman kız oldum,her şeyi yapabilir-" Sonra büyük bir gürültüyle aşağıya düştüm. Dizlerim acıyla titrerken anneme şaşkın gözlerle baktım. Ne olduğunu anlamam birkaç saniye sürdü. Dengemi kaybedip yere düşmüştüm. Annem iyiliğim açısından hemen pansuman aletlerini getirip söylene söylene pansumanımı yaptı. Sonra yemeğe indik. Babamın "odanı beğendin mi tatlım?" sorusuyla başbaşaydım şimdi. Buna hayır diyemezdim,o yüzden âdet gereği evet demek zorunda kaldım. Babam kâselere çorba doldururken bende mutfağa oturduğum yerden bir göz gezdirdim. Gözlerim buzdolabına dalmışken babam ev tarihinden bahsetti. "Bu ev 1904'te yapılmış. Kasabanın en eski evi. Buraya taşınan ailenin bir de küçük bir kızı varmış. Elena. Senin gibi." Deyip yanağımdan bir makas aldı. Rahatsız olduğumu belli etmemek icin gülümsedim. O ise devam etti. "Bu aile burada uzun bir süre kalmamış. Annenin vefatından 2 yıl sonra babada ölmüş. Ve küçük kız tek başına yaşamaya başlamış. Eve ilk geldiğimde onların eşyalarını tavan arasına kaldırdım. Boş bir zamanımda hepsini çöpe atacağım." Olamaz, hayır, hayır. O günlüğü vermemeliyim. İçinde bir şeyler olduğundan eminim. 1904... Vay bee. Belki bir şeyler öğrenirdim o zamana ait. Çorbamı çabucak içip odama çıktım. Kürsüyü tekrar tavan arasının altına koyup tırmandım ve küçük cep fenerimle o günlüğü aradım. Elime yumuşak ve pürüzlü bir defter geldiğinde onu yatağımın üstüne fırlatıp aşağı indim. Odamın yakınında ki veri tabanında tanıdık bir ayak sesi duyunca kapağı kapattım ve kürsüyü kenara iteledim. Yatağımın altına defteri koyup beklemeye başladım. 5-6 saniye sonra odanın kapısının açılmasıyla babam içeri girdi. Elinde bir gece lambası vardı. Başucumdaki komidine koyup alnıma bir öpücük kondurdu. "İyi geceler tatlı kızım," deyip odadan çıktı. Belki de bu deftere hiç bakmamalıydım. Sabah düşünürüm. Çok yoruldum. Gece lambasını kapatıp yatağıma yattım. Gözlerimi hafifçe yumarak uyumayı bekledim. Bilincim yavaş yavaş kaybolduğunda artık ne duyabiliyordum ne görebiliyordum. Her şey sabaha bağlıydı...
Bölüm 1
Bölüm 1: Yeni Kasaba