İçeriğe geç

Geceye Tutsak

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Geceye Tutsak

Bölüm 1

1. Bölüm

1.BÖLÜM

Aşk

Aşk, en zor zamanında bile yüzünü gülümseten, dalıp gittiğinde güzel anıları canlandıran ve onu her gördüğünde kalbinin hızlanmasına yol açan minik bir duyguydu. Minik ama bir o kadar büyük, öyle büyük ki onun için canını bile verirsin. Verirdi. Yapardı.

İsteseydi her şeyi yapardı. Deli divane gibi aşıktı. Yıllardır sadece onun adını kalbinden geçirmiş, her ezan okunduğunda namaz kılıp dualarında onun adını zikretmişti. Tahir. Amcasının oğlu, kalbinin sahibi, parmağındaki alyansın eşi... Bir ateş gibi kasıp kavuran Tahir.

"Ağlama artık kendine gel!"

Berfin’in sesi gecenin karanlığında kaybolan odaya yayılırken, dinlemedi. Hâlâ kor ateşle yanan yüreği, paramparça olmuş kalbiyle birlikte odasına geçmiş öylece ağlıyordu. Gündüz konuşulan ve olanları hâlâ atlatamamışken, derin bir nefes aldı.

Yorulmuştu. İlk kez bu kadar fazla ağlamıştı. İlk kez bu kadar acı çekmişti. Kesinlikle son değildi. Daha her şey yeni başlamıştı. Titreyen ellerinin arasına sıkıştırılan suya baktı.

"Hadi iç."

Amca kızı Berfin zorlukla bardağı ağzına doğru iteklerken, kurumuş boğazına dayanamayarak suyu içti. Hâlâ akmaya devam eden göz yaşlarını artık silmeyen Berfin, suyunu içer içmez bardağı elinden alarak hızla esmer kızı çekiştirdi. Odasında ki lavaboya getirerek yüzüne hızla şu çarptı. Kesinlikle bu kızı toparlamalıydı, çöküşünü görmeye yüreği dayanamazdı.

Soğuk su rahatlatırken ağrıyan ve kan çanağı olan gözleriyle ayna baktı. Darama dağın olmuştu. Paramparça olmuştu. Gerçi, sevdiğin, canını verebileceğin aşkının, nişanlısının düşman kızını kaçırdığını duyan herhangi birisinin yapacağı en normal şeyi yapmıştı. Sadece ağlamıştı işte.

"Her şeye çözüm yolu bulunur, bir bekle. Dedemler mutlaka halledeceklerdir Zeynep."

"Ne halletmesi Berfin Allah’ını seversen! Beni aldattı! Gitti başkasını kaçırdı! Hem de benden ayrılmadan!"

Yorulmuş olan bedeni sinirle yeniden harmanlanırken, bir anda odasının kapısının açıldığı duyuldu.

"Zeynep!"

Babasının sesiydi bu. Hızla Berfin'le lavabodan çıkarak babasına koştu. Bir saniye bile düşünmeden boynuna sarıldığı adama sığındı. Ağlamaları babasını görmesiyle yeniden şiddetlendi. Babasını görünce dayanamazdı işte.

"Baba! Ne olur beni kimseye verme! İstemiyorum! Ben yapamam! Yemin ederim yapamam!"

Kemal bey sıkı sıkı sarıldığı kızını kendinden uzaklaştırarak yüzünü avuçlarının arasına aldı. Tek kızı vardı, en değerlisiydi. Tek kızı vardı, göz bebeğiydi. Kafasını sağa sola sallayarak gülümsedi. Bugün onun için bütün aşiret son kararı kesmişti. Kabul etmemesine rağmen karar verilmiş kendisine susmak kalmıştı.Susardı. Susardı ama durmazdı.

"Vermeyeceğiz kızım. Verir miyiz biz seni başka ellere. Kanlı ellere verir miyiz hiç!"

Sesin sahibi Mahir ağa'ydı, Zeynep in dedesi Mahir ağa. Yavaşça torununa yaklaşarak babasının kollarından aldı. Bu sefer kendisi sarılırken, Berfin ve Berfin’inin babası Cihangir amcası göz kontağına girdi bu sefer. Amcası fazlasıyla çökmüş dururken, oğlunun yaptıkları yüzünden kafası eğikti.

Dedesinden ayrılarak yüzüne bakarken, hiç bir zaman sert yüzünü kendisine göstermemiş olan adamı İlk defa ciddi görmüştü.

"Gideceksin."

Kendinden uzaklaşan adam bastan aşağı kendisini süzmüş daha sonra ise yeniden gözlerinin içine bakmıştı.

" Hazırlan arkada at seni bekliyor. Abinin yanına gideceksin."

Gözlerinde yıldızlar parlaması beklenirken, sevinemedi. Sırtında ki bıçak yarası, kalbinde ki aşk yarası yüzünün gülmesine engeldi.

"Hadi o zorla giymek istediğin donlarından birini giy de gel."

Dedesinin gülerek kendine söylediği sözlerle kafasını sallayarak bir adım geriledi. Fakat ciddi anlamda kafa ağrısı ve halsizlik ile hareket edemezken, Berfin hızla atılarak dolabının kapağını açtı. Abisinin ihanet ettiği kuzenine hızla gri kot pantolon, beyaz boğazlı kazak ve siyah kot ceket çıkarak hızla sağ koluna sıkıştırdı.

Dedesinin yanında ki kuzeninin bileğini tutarak kendine çekti. Zamanları kısıtlayken hızlı davranmalıydı.

" Hadi Zeynep, hadi gülüm."

Kolundan tuttuğu kuzenini hızla banyoya sokarak kapıyı kapadı. Durgun durup öylece yere bakan Zeynep’in yüzünü kavrayarak dikkatini kendisine vermesini sağladı.

"Zeynep, bir tanem artık olan oldu, biten bitti."

Gülümseyerek, kuzeninin çenesini okşarken aynı zamanda kendini ağlamamak için tutuyordu. Sadece Zeynep değil kendisi de yıkılmıştı. Abisinin ihaneti hem kendisini utandırmış, hem de kuzeni için kendini mahcup hissetmişti. Dolan gözlerini umursamadan konuşmaya devam etti; "Gülüm, toparlan Zeynep’im. Toparlan ve git buralardan. Yoksa mahvolacaksın hem bende geleceğim arkandan."

Kendisine dolu gözleriyle bakan Berfin'den gözlerini ayıramazken, hızla sarıldı. Bugüne kadar hep destek olmuş, kız kardeşi gibi yaşayıp büyümüşler di. Öyle de kalacaktı. Berfin bu hayatta ne yaparsa yapsın, Zeynep ona hep destek çıkar, o da Zeynep’e destek çıkardı. Öyle de kalmaya devam edecekti.

"Teşekkür ederim."

Yavaşça Berfin'den ayrılarak lavabonun önüne geçti. Hızla elini yüzünü yıkayıp, kuruladı. Bu kendisini ferahlatırken daha fazla oyalanmadan üzerini giydin di. Botlarını da ayağına geçirerek Berfin’in getirdiği tarağı eline alarak saçlarını taradı. Aynanın karşısında kendisine bakarken gülümsedi.

Sol gözünün altında bir ben vardı. Tahir kendisini her gördüğünde gözünün altından öperdi. Gülümseyerek ona karşılık verir sarılır hiç bırakmak istemezdi. İlk sözleneceklerini duyduğunda hiç tepki vermemişti Tahir. Zeynep bunu hep şaşkınlıkla olduğunu düşünmüştü. Şimdi anlıyordu, her mesaj attığında geç bakmasını, aradığında açmamasını, bazen mesafeli davranmasını şimdi daha iyi anlıyordu. Tahir kendisini hiç sevmemişti.

Zeynep’e her gün gülmüştü, fakat her gün Rüveyda’yı sevmişti. Zeynep’i her gün öpmüştü. Ama Allah’ın her günü Rüveyda’nın adını zikretmişti.

Aynanın karşısında akan göz yaşlarını son kez silerek Berfin’e döndü. Kendine ağlayarak bakan kuzeni artık kendisini tutamamıştı.

“Yakında yanıma gelirsin demi?”

Sözleriyle kendini tutamayıp kuzenine sarılması bir olmuş kafasını boynuna sokmuştu. Berfin bu güne kadar en yakını olmuştu. Sokaklarda beraber koşturmuş, annesine anlatmadıklarını anlatmıştı. Diğer yarısıydı...

“Söz geleceğim Berfin. Söz.”

Birbirinden ayrılan ikili, ellerini de ayırarak banyodan çıktılar. Koltukta oturan dede ve amcası, ayakta bekleyen babasıyla karşılaşarak hepsine göz gezdirdi.

Yavaşça dedesine yaklaşarak eğildi. Elini öperek ağladı ağlayacak olan dedesine sarılarak yanağından öptü. Dedesi onun için çok kıymetliydi.

“Allah ısmarladık dedem.”

Yere çökerek dedesine gözlerinin içine bakarken kendini ağlamamak için sıktı. Çünkü artık ağlayıp sızlanmak yerine kendisini Alparslanlardan kurtarmalıydı. Ellerini yeniden öperek okşamaya başladı.

“Uğurlar olsun kızım. Kusurumuz-“

“Dedem. Sizin bir kusurunuz olur mu hiç, kader böyle yazmış demek ki.”

Amcasına yönelerek onunda elini öptü. Amcasının yüzüne bakmadığını görünce içinde bir şeylerin daha parçalandığını hissetti. Kendisine karşı mahcup hissediyordu ama bu nişanlanma işinde en çok destek çıkan oydu.

“Amca, yapma böyle ha sen bir şey yapmadın.”

Gülümseyerek Amcasına bakarken, sonunda kendisine bakmasıyla daha fazla gülümsedi. Ayağa kalkarak arkasında ki babasına baktı.

“Baba, annemle veda-“

“Kimsenin haberi olmayacak kızım. Sabah uyandığımız da biz de bilmiyormuş gibi davranıp kaçmışlar diyeceğiz. Herkes de böyle bilecek.”

Kafasını sallayarak son kez odasına göz gezdirirken, babasının elini tutmasıyla ilerlemeye başladı. Odadan çıkarak yavaşça büyük konakta ilerlediler. Gecenin geç saati olduğu için herkes uyuyordu. Yavaşça hareket ettikleri konağın en alt katı indiklerinde hızla arka

tarafta ki ahıra asılınmasıyla şaşırdı.

“Araba il-“

“Konağın önünde Alparslanlardan adamlar var kızım. Arabayla çıksak peşimize düşerler.”

Hızla çözdüğü atın iplerini ellerine alarak arka kapıya yöneldi. Zeynep şaşkınlıkla babasına bakarken avlunun kapısını çoktan açmış ve çıkmıştı. Babasını takip ederek kendisi de çıkarken gecenin karanlığında

parlayan yıldızlara baktı.

“Kızım, şimdi çıkıştaki kayalıklara atla git. Orada ağabeyin seni bekliyor, oradan arabaya binip gideceksiniz tamam mı.”

Hızla kafasını sallayarak onayladı. Ata binmeden önce hızla babasına sarılarak başını omzuna yasladı. Kendisine karşılık veren babası saçlarını okşarken kendisini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Babasının da ağladığını hissettiğinde geri çekilerek yüzüne baktı.

“Sağ olasın baba.”

Kızının gözlerinden akan yaşları silen adam, kızını kendine yaklaştırıp alnını öptü.

“Sende sağ olasın kızım.”

Siyah ata yönünü dönerek, atın üzerine bindi. Lise dönemindeyken at binmeyi öğrenmiş daha sonra ise hiç inmemişti zaten. İpleri eline alarak önünde ki boş araziye baktı, son kez babasına yeniden döndü.

“Görüşürüz baba.”

“Sağlıcakla kal kızım.”

Ata ayaklarıyla vurarak ilerlemeye başlamışken gecenin karanlığında daha fazla vakit kaybetmemek için hızlandı. Geriye bakmadı, bakarsa yeniden ağlamaya başlardı. Hızla hareketin eden at ile ay ışığıyla gözünün önünü zar zor görürken tarlaların ve arazilerin arasında ilerlemeye devam etti.

Ağabeyi sabah ki olanlardan sonra yaygara çıkarıp evden gitmiş bir daha da gelmemişti. Demek ki nedeni buydu, bir planı vardı. Ailesinin gerçekten evlenmesine karar vereceği kendisini ürkütürken, ağabeyinin de eve gelmemesiyle onun da kabullendiğini düşünmüştü. Bunun gerçekleşmesi de daha fazla kendisini korkuturken, şükürler olsun ki ailesi izin vermemişti.

Tahir her şeyi eline yüzüne bulaştırmış, aşkını alıp çekip gitmişti işte. Uzağında ki Mardin ışıklarına bakarak gülümsedi, ama bu gülümseme hiç sevinç gülümsemesi değildi. Doğduğu ve büyüdüğü yerden kopuyordu, annesine veda bile edememişti.

Sonunda tarla ve bozkırdan çıkarak ana yola geldiğinde şimdi daha iyi biliyordu. Konağın arkasında çok fazla gezmemiş ama bu yolda ve kayalıklar da çok gezmişti.

Saçını savuran ve kendisini ferahlatan rüzgar ile derin bir nefes alırken, aniden arkasından parlayan ışıkla hızla kafasını geriye çevirdi.

“Hayır hayır hayır!”

Arkasında sayamadığı araba konvoyu ile kalbi hızlanmaya başladı. Atla çıksa bile en başından beri takip edilmişti. Fakat kendisi bir aptal gibi anlamamıştı... Atıyla hızlanırken kayalıklara gitmemeliydi. Ağabeyinin kesinlikle başı yanardı fakat başka bir yere gitse belki izini kaybettirebilirdi. Hızla giden atı ve yolda giden arabaların sesi kulağına dolarken hızla yön değiştirerek yeniden bozkıra yöneldiğinde birden silah patlama sesleri duyuldu.

Sesten ürkek at yüksek sesle bağırarak şaha kalkmış, beklemediği bu halleden dolayı daha tutunamadan attan düşmüştü. Kendisini üzerinden atan atın sesleri hala kulağına gelirken görme imkanı hiç yoktu. Elleri ve ayakları uyuşmuştu. Kafasını yavaşça yerden kaldırdığında hızla uzaklaşan atı gördü.

“Allah kahretsin! Hayır!

Yavaşça yerden doğrulmaya çalışırken bir anda hızla etrafını arabalar çevrele di. Burnunun kanadığını hissederken, onlarca kişi arabalardan indi. Bir anda sabah ki gördüğü adam karşısına geldiğinde irkilerek geriledi.

Sabah kıyamet koparan adam şimdide sinirle kendisine bakarken yavaşça yanına eğildi. Dolmuş gözleriyle adama bakarken, artık ağabeyinin bir tesadüf gelmesi için dua ediyordu. Ateş saçan gözlerine daha fazla bakamazken bir anda elleri çenesini bulmuştu. Çok fazla canını yak masada ufak bir acı hissediyordu.

“Kardeşimi benden kaçırdınız, gitmenize müsadere verir miyim sanıyorsun!”

1 Gün Önce

“Berfin vallahi yakalanacağız ya!”

Sinirle karışık fısıltı kuzeninin kulağına gittiğinde, Berfin hızla Zeynep’e döndü. Ellini havaya kaldırarak beş dakika daha işareti gönderirken hızla oturduğu yere geri döndü. İnsanların pek uğramadığı Keşan parkı her zamanki gibi ıssızdı. Ama her an birisi gelir düşüncesi kalbini hızlandırıyordu işte.

Gani’nin gülme sesleri kulağına geldiğinde sinirle derin bir nefes verdi. Kuzenini ve sevgilisini kamelyanın etrafını sarmış ağaçlardan göremese de seslerini duyabiliyordu. Herkesin çarşıya çıktıklarında haberi vardı fakat Ganiden haberleri yoktu. Bir önce ki buluşmalarında ise Baran abisi bir anda parka gelmesiyle kalbi durmuştu. Abisi, kendisini canından çok severdi fakat onun hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığında da fazlasıyla öfkelenirdi.

Gelir gelmez Berfin’i sormuş, lavaboya gittiğini söyleyerek yalan söylemişti. Berfin gelsin eve beraber geçelim sözcükleri kafasından aşağı kaynar su dökülme hissiyatı yaratırken, ‘Berfin’in alacağı özel şeyler var daha, sen git abi’ adlı yalanı ile abisini kandırmış, abisinin gitmesiyle iyi ki arka taraftan gelmiş diye şükür etmişti.

Eğer ön taraftan gelseydi kesinlikle naneyi yerlerdi. Ayak ve kıpırtı sesleri kulağına dolduğunda kafasını kaldırdı. Berfin gülerek boynunda ki kolyeyi tutarken gülümsedi.

“Hadi gidelim.”

Etrafında duran poşetleri alarak ayaklandı. “Çok güzel değil mi?” İçinde pembe kalbin olduğu küçük kolyeyi parmaklarının arasına alarak baktı. “Güzelmiş” Derin bir soluk vererek yürümeye devam etti. Poşetlerin bir kısmını Berfin’e vererek yürümeye devam ederken, telefonunu çantasından çıkarıp kendilerini getiren şoföre konum atarak uygulamadan çıktı. Yanında konuştuklarını sevinçle anlatırken pekte dinlediği söylenemezdi. Rehbere girip beyaz kalbin üzerine tıklayarak kulağına götürdü. Kulağına gelen operatör kadının sesiyle geri telefonu kapatarak çantasına koydu.

“Akşam abin gelmedi eminsin demi?”

Soruyla çıkan durgun sesini bastıramazken Berfin kafasını sağa sola sallayarak “Gelmedi Zeyno. Eminim.” Cevabıyla kafasını sallayarak önlerine duran arabaya yöneldi. Şirkette uyuya kalmıştır diye düşünerek kötüyü çağırmamayı diledi. Hareket eden arabayla yolu izlemeye başladı.

Kulağına bir anda yaklaşan kuzeniyle irkilirken, “Beni istemeye gelecekler.” Sessizce fısıldadığı sözlerle kendine engel olamadı “Ne isteme-“ Hızla ağzına kapanan el ile gözlerini belirtirken kendine şaşkınlıkla bakan kuzenine baktı.

Berfin, Zeynep daha sözlerini tamamlamadan hızla ağzını kapatarak engelledi öndeki şoföre dikkatle bakarak kendilerini duymadığını fark ettiğinde derin bir soluk verdi. Sinirle kendinden dört yaş büyük kuzenine bakarken, elini yavaşça ağzından çekti.

“Sessiz olsana!” Fısıltıyla çıkan sesinin ardından, Zeynep hızla atağa geçti “Daha on yedi yaşında olduğunun farkındasın demi!” Kaşlarını çatmış sert çehresiyle kendine bakan kuzenini umursamadan başını cama çevirdi. Gani’nin aşireti ile fazlasıyla samimiler di bir sorun çıkmayacağını düşünüyordu, fakat en büyük sorun hem reşit olmaması hem de Gani’nin kendisinden dört yaş büyük olmasıydı. Konağa yaklaştıklarını belli eden sokaklar ile kendisine hâlâ bakmaya devam eden Zeynep’e döndü. Daha kendisi konuşma fırsatı bulamadan “ Eve gidince bu konuyu konuşacağız Berfin.” Diyerek önüne döndü.

Zeynep küçük yaşta evlenme konusunda ciddi anlamda katı iken ailesinin de öyle olduğunu biliyordu. Zeynep yirmi bir yaşında daha yeni nişanlanmışken, Berfin’in asla nişanlanmasına izin vereceklerini sanmıyordu. Sonunda araba durduğunda kapının önünde olmadıklarını fark etti. Camdan bakarken yediden fazla arabanın konağın kapısında durduğunu fark etti.

Arabaların kendilerinin olmadığı gibi bir akrabanın arabası olmadığında emindi. İlk defa gördüğü plaklar ve arabalar ile kötü bir şeyin olduğu kalbine doğarken dayanamadan hızla arabadan indi. “Zeynep!” Arkasından bağıran kuzenini umursamadan hızla koşarak arabaların yanında duran yabancı takım elbiseli adamlara dikkatle baktı.

Eteği bacaklarına dolanırken birden tökezlemesiyle yavaşladı. Dengesini toparlayarak yeniden koşarak açık olan konağın kapısından hızla avluya girdi. Tüm aile üyelerinin toplandığını görmüşken bir anda gözlerinin dolmasına sebep olan etrafta tanımadığı adamların ailesine silah çekmiş olmasıydı. Ortada olan fazlasıyla uzun boylu adam bir anda “Ya o Tahir şerefsizini getirirsiniz önüme size leşini veririm! Ya da bu işi berdel ile çözersin Mahir ağa!”

Hızla arkasına dönen adamın kahverenginin en toyu gözleri ile göz göze geldiğinde gözünden akan yaşa engel olamadı. Dikkatle kendine bakan adam beyaz gömleğinin üzerindeki yeleği düzelterek kendine yaklaştı. Gözlerini hâlâ kirli sakallı adamdan çekemezken bir anda dibinde durmasıyla bağırması bir oldu. Hâlâ gözlerini çekmeyen adam “Adamlarım burada duracak! Bir gününüz var Şahmaranlar! Ya ölüm ya da berdel!” Sözlerinin ardına gözlerini üzerinden çekerek “Seçim sizin.” Diyerek konaktan çıktı.

Geriye ise dedesi Mahir Ağanın “Tahir’i hemen bulun! Aşireti hemen toplayın!” adlı bağırışları, ihanete uğramış kalbi bir de sessiz çığlıkları kaldı...

Bölüm sonu

1 yorum