Ormanın içi sessizliğe gömüldü.
Ateşin çıtırtısı bile durmuş gibi hissediliyordu.
Lisandra gözlerini Elara'dan ayıramıyordu.
Yıllardır onu tanıyordu.
Çocukluğundan beri.
Konsey'in en yaşlı üyelerinden biriydi.
Ona büyü öğretmişti.
Hatalarını düzeltmişti.
Ve şimdi karşısında durmuş, ölüm fermanını okuyordu.
"Şaka yapıyorsun."
Elara'nın yüzü acıyla gerildi.
"Keşke öyle olsaydı."
Lisandra'nın kalbi sıkıştı.
Çünkü yaşlı kadın yalan söylemiyordu.
Bu her şeyi daha kötü yapıyordu.
Azrael yavaşça Lisandra'nın önüne geçti.
Koruyucu bir refleksle.
Bu hareket genç cadının dikkatinden kaçmadı.
Elara'nın yanındaki iki cadı büyülerini hazırlamaya başladı.
Havanın içinde gümüş renkli semboller belirdi.
Tehlike hissi bir anda büyüdü.
"Çekil Azrael."
Elara'nın sesi sertti.
"Hayır."
Bu tek kelime karanlıkta yankılandı.
Yaşlı cadı gözlerini kapattı.
Sanki işlerin bu noktaya gelmesinden nefret ediyordu.
"Aynı hatayı tekrar yapıyorsun."
Azrael'in yüzü taş gibi sertleşti.
"Bu kez farklı."
"Gerçekten mi?"
Elara'nın bakışları karardı.
"Yüzlerce yıl önce de aynısını söyledin."
Lisandra'nın kaşları çatıldı.
Ne hakkında konuşuyorlardı?
Ama cevap vermeye fırsat bulamadı.
Çünkü ilk saldırı geldi.
---
Gümüş renkli bir büyü oku karanlığı yararak ilerledi.
Azrael tek hareketle elini kaldırdı.
Siyah enerji oku havada parçaladı.
Patlama sesi ormanda yankılandı.
Ve savaş başladı.
İki cadı aynı anda saldırıya geçti.
Mavi ve gümüş ışıklar ağaçların arasında dans ediyordu.
Lisandra büyüsünü çağırdı.
Enerji ellerinde toplandı.
Bir dalga halinde ileri gönderdi.
Cadılardan biri geriye savruldu.
Ama Elara yerinden kıpırdamamıştı.
Yaşlı gözleri yalnızca Lisandra'ya odaklanmıştı.
"Neden anlamıyorsun?"
Sesi yorgun çıkıyordu.
"Çünkü kimse anlatmıyor!"
Lisandra'nın cevabı öfkeyle geldi.
Yıllardır içinde biriken her şey dışarı çıkıyordu.
"Ne olduğumu söylemiyorsunuz."
Bir büyü daha patladı.
Ağaçlardan biri ikiye ayrıldı.
Ama ikisi de gözlerini birbirinden ayırmadı.
"Biz seni korumaya çalıştık."
"Hayır."
Lisandra başını salladı.
"Benim yerime karar verdiniz."
Bu söz Elara'yı susturdu.
Çünkü doğruydu.
---
Tam o sırada yer sarsıldı.
Herkes durdu.
Bir kez.
Sonra tekrar.
Azrael'in yüzü aniden değişti.
Karanlığa baktı.
"Hayır..."
Lisandra'nın içini kötü bir his kapladı.
"Neler oluyor?"
Ama cevap gelmedi.
Ormanın derinliklerinden uğultular yükselmeye başlamıştı.
Elara da bunu hissediyordu.
Yanındaki cadılar korkuyla birbirlerine baktılar.
Sonra ağaçların arasından kırmızı ışıklar görünmeye başladı.
Bir tane.
İki tane.
On tane.
Yüzlerce.
Kırmızı gözler.
Malakar'ın ordusu.
---
Bir anda herkes aynı gerçeği anladı.
Düşman artık birbirleri değildi.
Ormanın içinden yaratıklar çıkmaya başladı.
Gölge Avcıları.
Onlarca.
Belki yüzlerce.
Karanlığın içinden sessizce ilerliyorlardı.
Elara küfretti.
Lisandra bunu ilk kez duyuyordu.
"Burayı nasıl buldular?"
Azrael'in cevabı kısa oldu.
"Takip etmişler."
Yaşlı cadının yüzü gerildi.
Bu durumda suçlu kendileriydi.
Eğer gelmeselerdi...
Bu yaratıklar onları bulamayacaktı.
İlk yaratık saldırıya geçtiğinde bütün tartışmalar sona erdi.
Orman savaş alanına dönüştü.
---
Dakikalar boyunca yalnızca büyülerin ışıkları görüldü.
Patlamalar.
Çığlıklar.
Yıkılan ağaçlar.
Lisandra ve Azrael sırt sırta savaşmaya başlamıştı.
Bu artık doğal geliyordu.
Birbirlerinin hareketlerini anlamaya başlamışlardı.
Lisandra bir yaratığı yere serdiği anda Azrael diğerini yok ediyordu.
Bir noktada göz göze geldiler.
Yalnızca bir saniyeliğine.
Ama o saniye yeterliydi.
Çünkü ikisi de aynı şeyi fark etmişti.
Birlikte daha güçlüydüler.
Bu düşünce Lisandra'nın kalbinde garip bir sıcaklık yarattı.
Ve bu sıcaklık onu korkutuyordu.
---
Savaş sona erdiğinde orman sessizleşmişti.
Yaratıkların son kalıntıları da karanlığa karışmıştı.
Elara ağır nefes alıyordu.
Yanındaki iki cadı yaralanmıştı.
Yaşlı kadın sonunda Lisandra'ya baktı.
Bu kez gözlerinde düşmanlık yoktu.
Yalnızca yorgunluk vardı.
"Belki yanılmış olabiliriz."
Lisandra şaşkınlıkla ona baktı.
"Belki."
Elara gözlerini Azrael'e çevirdi.
Sonra tekrar Lisandra'ya döndü.
"Ama Malakar yanılmıyor."
Orman yeniden sessizleşti.
Yaşlı kadın ağır bir nefes verdi.
Ve söylediği söz Lisandra'nın içini buz gibi yaptı.
"Çünkü Malakar'ın aradığı şey sen değilsin."
Lisandra'nın kalbi hızlandı.
"Ne demek bu?"
Elara'nın yüzü karardı.
"Annen."
Rüzgâr ağaçların arasında uğuldadı.
Ve ilk kez Lisandra, Aradia'yı bulmanın yalnızca bir kavuşma olmayabileceğini düşündü.
Belki de bütün dünyanın kaderi, annesinin saklandığı yerde onu bekliyordu.