İçeriğe geç

Gecenin Yalnızlığı

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Gecenin Yalnızlığı

Bölüm 11

10. Öfke.

Aden 'in anlatımıyla:

Gözlerimi açtığımda hava tamamen kararmıştı. Karşımda gözleri denizi izleyen Lara, Ada, Emir ve Karanı gözdüm. Gözlerim bakışları ormanın en derinliklerine inip boğulacak kadar derine bakan Alaza kaydı. Yavaşça doğruldum uzandığım yerden. Hepsinin bakışları bana döndü. Lara'dan başka. Hala kendini suçlu hissediyordu. Biliyordum. Ben ikisininde her hareketinin anlamını biliyordum.

Karan "İyi misin?" diye sordu bana. Yavaşça başımı salladım gözlerim hala Lara da iken.

"Uyandığına göre artık gide biliriz. sen kendini yorma. Tamam mı? Biz de ateşi söndürelim. Çantalarımızı da alıp gidelim." başımı bir kez daha salladım.

Emir ve Karan ateşi söndürmek için çaba sarf ederlerken Lara ve Ada çantalarını kontroll ediyordular.

"Sularımız bitmek üzere." dedi Lara elindeki şişedeki son su damlasına bakarken.

Başımı ovuşturarak etrafı izlemeye başladım.

Her taraf ağaçlarla kaplıydı. Orman o kadar ıssız ve o kadar korkunç görünüyordu ki, anında tüylerim ürperdi. aslında soğuktan da olabilirdi. Kahretsin. Ben neden evden çıkarken teyzemi dinleyip üstümü daha kalın giymemiştim ki? Salak kafam.

Teyzem. Acaba şu an ne yapıyordu?

Bir şeyler yemiş miydi?

Beni merak etmiş miydi?

Ya da en son düğüne gitmişti. Ne takmıştı acaba mesela?

Eğlenmiş miydi? Oynamış mıydı?

Gözlerim yavaşça dolarken çaresizce etrafıma bakınmaya devam ettim.

Hemen yanımda bir hareketlenme hissettim. Başımı sağıma çevirip yanıma baktım. Elinde meçhul bir kız montu vardı. Yavaşça omuzlarıma bıraktı montu.

Gözlerimin içine bakarak "Kardeşimin idi. O da aynı sen gibiydi. Böyle çöp gibi ince, küçücük." dedi .

Çaresizce yutkundum gözlerine bakarak. Yavaşça "Teşekkür ederim." dedim.

Gözlerimi başka yere çevirip sabitledim.

"Oda aynı senin gibi etrafı böyle garip garip izlerdi. Hatta insanları bile. Bu yüzden onu bir çok kez tembih ederdim. Çünkü insanlar kendilerinin böyle dikkatle izlenmesinden hoşlanmazlar." dedi yeniden.

"Kendi açıklarının diğer insanların göreceğinden korkarlar çünkü. Eksik olmaktan ve ya eksik görünmekten korkarlar. Her hangi bir yanlış davranışlarının diğerlerinin gözüne batmasını sevmezler." dedim gözlerim hala kilitlediğim noktayı izlerken.

"Ona bunu her söylediğimde oda senin kurduğun ilk cümleni kurdu. O kadar benziyorsunuz ki." dedi anlamadığım garip duygulu bir sesle.

"Senin söylediklerinin aynısını da teyzem bana söylerdi çünkü." dedim ve bir cümleyi söyleyip söylememek arasında kaldım. Ağzımı açtığım gibi geri kapattım. Çünkü bu cümle onu kırabilirdi.

"Söyle." dedi. Gözlerimi çevirip ona baktım yeniden hafifçe kaşlarımı çatarak. "Söylemek isteyip de söylemediğini söyle."

Başımı hafif yere eğdim ve ıslak toprağı izledim şimdide. "Sanırım yaşasaydı iyi anlaşırdık." dedim yavaşça tane tane.

Başımı yeniden ona çevirdiğimde gözünden tek bir damla yaş aktığını fark ettim. "Bende öyle düşünüyorum." dedi gülümseyerek.

Karan hemen bize dönüp konuşmaya başladı:

"Evet gidiyoruz. Ayrıca bir şey söylemek istiyorum. Bunu sen uyurken biz biraz konuştuk Aden. Şimdi sana söylüyorum. Size de tekrar hatırlatma olsun. " dedi Karan ve ellerini pantolonunun arka ceplerini yerleştirerek boynunu çıtlattı. Gergindi. Ne kadar sakin kalmaya çalışsa bile. Ardın devam etti.

"Gidebildiğimiz kadar gideceğiz. Bir polis,hastane,ev,köy ve ya araba. Oda olmasa bile en azından bir insan görene kadar devam edeceğiz. Yorulursak en fazla 5 dakikalık dinleneceğiz. Ayrıca yolumuzun üstüne yine çıka bilirler. Yani bunu yapanlar. Bize yine zarar verebilirler. Bu yüzden elimizden geldiğinden bile fazlasını yapmak zorundayız. Her yerden çıkabilirler. Taştan,topraktan,ağacın arkasından her yerden. Aden.... Senden şu an tek isteğim her ne olursa ama her ne olursa bak. Başın dönerse,miden bulanırsa, canın acırsa ya da yorulursan hemen bize söyle. Tamam mı?" dedi Karan.

Başımı salladım iki defa olumlu anlamda.

"Bak söz mü?" dedi bu kez Karan.

"Söz." dedim.

"Bak söz verdin. Yeminde et." dedi Karan.

"Ya tamam çıldırtma beni işte. Söyleyeceğim dedim. Bu kadar. İstersen Kuran getir ona da el basayım." dedim dayanamayarak yerimden kalkarken. Alaz' dan başka diğerleri bize gülerken ben üstümü temizlemeye çalışıyordum.

"Yavaş. Niye öyle ayağa kalkıyorsun ya. Başın döndü mü? Ha? Döndü dimi. Bak söyle. Yemin ettin." dedi bu kez Karan gelip benim kolumu incelerken.

"Allah'ım sabır ver yarabbim." dedim oflayarak. Ve bu sefer Alaz bile güldü. Pantolonumun arkasını temizlemek için olağanüstü bir çaba sarf ederken Karan beni kolumdan tutarak durdurdu.

"Ya kızım yavaş hareket et. Bak ben doktor değilim. cerrah hiç değilim. Ufaktan öğrendiğim şeylerle müdahile ettim diye kendini turp gibi sanma. Ben sadece kanamayı durdurdum ve temizledim. Bu kadar. İçeride kurşun var mı yok mu bilmiyorum. Ve ayrıca dikiş falan atmadım. Yaran hala açık. Her an kanama başlaya bilir. O yüzden yavaş hareket et. Yoksa yürümene bile değil hatta gözünü kırpmana bile izin vermem." dedi ardı ardına bir sürü cümleler sıralayarak.

Oflayıp başımı salladım.

Hepsi benim çevreme geçtiler. Çantam Emirdeydi. İki yanımda Alaz ve Emir. Önümde Lara ve Ada. Onlarınsa hemen önünde Karan vardı.

Bir süre aynı şekilde ara vermeden yürüdük. Neredeyse her dakika başı hepsi dönüp bana nasıl olduğumu sordular. Hepsi aynı cevapları alıyorlardı. Ama yinede her dakika soruyorlardı.

Hepimiz bıkmadan usanmadan yürümeye devam ettik.

Yazarın anlatımıyla:

Sadece yarım saat falan olmuştu yürümeye başlayalı. Hepsi etrafa endişeli gözlerle bakıyordu. Hala ormanda yürüyorlardı. Derinliklerden keskin bir koku duydu burunları. Sadece bir kaç saat önce tanıştıkları bu iğrenç koku.

Kan kokusu.

Hepsi bir birlerine baktılar o an. Hepsinin gözlerinden o tanıdık ifade geçti.

Yavaşça yollarına devam ettiler.

Ayakları titredi. Yürekleri titredi. Ama dimdik yürüdüler. Güçlüce. Sanki bu gün olanların hepsini onlar yaşamamış gibi.

Yavaşça geçtiler. Ağaçları, yolları, her şeyi arkalarında bıraktılar.

Sessizce. Ama bir o kadarda sesli şekilde.

Biraz daha geçtiler. Karşılarına büyük bir ağaç çıktı.

Ağacınsa hemen altında bir karartı.

Ceset.

Ne cesediydi peki?

İçlerinden sadece en kötü şekilde bir hayvan cesedi olmasını umdular.

Yavaşça bir adım daha attılar.

Bu bir kadın cesediydi.

Bir adım daha attılar. Ay'ın ışığı onları aydınlattı.

Ve ceset aydın bir şekilde seçildi.

Aden yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.

Hepsi başını Aden'e çevirdi.

Aden gözünde bir damla yaşla baktı.

Ağaçların yaprakları sanki Adenin halini arkadaşlarına daha iyi göstermek için geri çekildiler. Ay'ın ışığı Adenin yeşil gözlerine vurdu.

Ve yeşil gözler saniyesinde yerini kırmızı bir halkaya bıraktı.

Hızla ayağa kalktı. Karanlıkta ay sayesinde parlayan gözlerinde sarı ışıklar çıkıyordu.

Ellerin yumruk yapmış tek yakınına ama aynı zamanda da tüm ailesine bakıyordu.

Teyzesine bakıyordu.

Teyzesinin ölü vücuduna bakıyordu.

Elleri parlıyordu.

Sanki ay tüm dünyadan vazgeçmiş ve ışığını ona bırakıp gitmişti.

O an bir anlığına dünyanı sarsacak derecede bir şey oldu.

Adenin çığlığı tüm ormanı sardı ve sanki tüm dünyada duyuldu.

O an hepsi şimdiye kadar Adende görmedikleri bir duyguyla karşılaştılar.

Öfke.

Saf öfke.

Ama aynı zamanda da siyahın en koyu tonunda ki bir öfke.

Teyzemin ölüsünü görmemin üzerinden dakikalar,saatler geçmişti.

Aralıksız 3.5 saat olmuştu ki yürüyorduk. Ve sadece 5 dakika dinlenmiştik. Saatlerimiz 3:47-yi gösteriyordu. Ve hala yürüyorduk. Şimdiye kadar önümüze 2 tane bomboş evden başka hiç bir şey çıkmamıştı.

Sanki tüm insanlar bizim inadımızdan dünya üzerinden silinmişti.

"Bir şey söyleyeceğim. Saatlerdir ormandayız. Bu nasıl orman ki karşımıza hiç bir hayvan çıkmadı?" dedi Emir mantıklı bir cümle kurarak. Aslında sorgulanması gereken o kadar çok şey vardı ki. Sadece hiç birimiz sormaya cesaret edemiyorduk.

Hiç kimseden ses çıkmayınca Emir cevabını almış oldu. Alaz kulağıma doğru eğilerek:

"İyi misin?" diye sordu fısıldayarak. Başımı salladım.

Sanki 'kötüyüm' dediğimi sandı Alaz ve hemen Karana dönüp "Biraz dinlenmesi lazım Aden'in." dedi.

Gözlerimi açıp hızla ona döndüm. "İyiyim dedim. Yalan söylüyor." dedim.

"Yok yok kötüsündür. Ara veriyoruz biraz." dedi Karan beni duymazlıktan gelerek.

Biraz olduğumuz araziye baktı Karan. Oturmamız için her hangi bir yer aradı. Ve biraz ötede bir sürü koca taşları fark etti. Biraz kararsız kaldı. Yavaşça taşlara doğru yürüdü. Bizde onu takip ettik. Taşların hemen yanına geldiğimizde bizi dahada mutlu eden bir görüntü gördük.

Deniz.

Su.

Gemi.

Kurtuluş.

"Kurtulduk. Vallahi kurtulduk. " dedi Ada yerinde zıplarken.

"Haydi gelin hemen. " dedi Karan ve önden gemiye ilk adımını o attı. Daha sonra hepimize yardım etti.

Sonda da Karan ve Emir geçtiğinde Karan umutla Alaza baktı.

"Kardeşim lütfen babandan bir şeyler hatırladığını söyle ,lütfen." dedi Karan ve ardından bize dönüp açıklamaya başladı.

"Alazın babası gemi kaptanlığı yapıyor. Alaz ufaklığından beri onun yanında durar ve ondan bunu öğrenmek isterdi." dedi.

"Bakacağım. En azından elimden geldiğince." dedi Alaz ve geminin direksiyonu adlandıra bileceğim şeyin başına geçti.

Her şeyi incelemeye başladı. Bir kaç saniye inceledikten sonra bize döndü. Gözleri parlarken konuşmaya başladı.

"Sanırım yapa bileceğim. Süre bileceğim yani. Babamın gemisine çok benziyor." dedi. Herkes sevinçle bir birine sarılırken ben put gibi yerimde durmuş olan biteni izliyordum. Tabi Alaz çoktan gemiyi sürmeye başlamıştı. Kıyıdan yavaş yavaş uzaklaşıyorduk.

Şu an bedenlerimizi bu geminin içinde yaşıyordu. Ama ruhumuz o okulda kilitli kalmıştı.

Benimkiyse sanki yok olmuştu.

His etmiyordum bile. Aslında Alaz'ı şimdi daha iyi anlıyordum. Belki biz buradan kurtulacaktık. Ama belkide bu insanların ölü vücutları toprakla bile buluşamayacaktı.

Türkiye'nin en uç noktasındaki bir okuldu. O okulda uçsuz bucaksız bir ormana ortak oluyordu. Bu orman Dilucu sınır kapısının kalbiydi. Bu ormanın anahtarı hayvanlardı. O karşımıza hiç çıkmayanlardan.

Adenin gözleri denize döndü.

Gözleri denizin derinliklerinde dalıp giderken ruhu o ormanın derinliklerinde kaybolmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.