
İstenmeyen gecenin karanlığında, soğuk bir odada, parmaklarımın dansından çıkan ezgilere kapılmış, hayatı zihnimden atmıştım. Parmaklarım her notanın üzerinde soğuk izlerini bırakıp bir sonrakine geçiyordu.
Yalnızdım.
Maskeler sadece yalnızken düşerdi.
Ama benim maskem yoktu, çünkü ben maskenin takendisiydim. Yalnızlığım geceye alışkanlığımdan geliyordu. İnsanlar geceye küsüp uyurlarken ben geceye ezgiler dizerdim. Beni sakladığı için.
Gözlerim kapalı, zihnim melodilerin esiri, kalbim her zaman olduğu gibi buz...
Hızlanan parmaklarım melodilerini zirveye ulaştırıyordu. Evde sadece benim melodim yankılanıyordu. Suskunluğumun sesi melodilerime eşlik ediyordu.
Parmaklarım melodinin sonlarına ulaşırken güneşin davetsiz ışınları perdenin arasından parmaklarıma düşümüştü. Benim zamanımın bittiğinin göstergesi olan güneş, gözükmeyen bir çalar saatti. Parmaklarım son kez notalara değip melodilerini sonlandırdılar. Bir süre gece boyunca çaldığım piyanoya baktım. Merdivenlerden yankılanan narin ayak sesleri, kulaklarıma ulaşmaya başladığında yalnızlığım da son bulmuştu. En azından fiziksel olarak. Narin bir el omzuma konulunca elin sahibine döndüm. Yaşlı bir insandan beklenmeyecek kadar güzel olan kadına baktım. Beyaz saçları, yaşanmışlığın izleriyle kaplı yüzünün etrafına düşüp onu bir meleğe dönüştürmüştü sanki. Gözlerinin grimsi tonuna tezat sıcak bakışları endişeyle gözlerime bakıyordu.
"Endişelenme babaanne." Elimi, omzumdaki elinin üstüne koydum.
"Dünde uyumadın ama bitanem. Ben nasıl endişelenmeyeyim." Eli omzumu sıktı. Onu üzmüştüm yine. Bu yüzden buraya gelmek istemiyordum. Beklenenin hep aksini yaptığım için insanlar ya üzülüyor ya kırılıyordu. Düz bakışlarımı yere çevirdim.
"Haklısın babaannem," ama uykuyla aram bozuksa elimden ne gelir ki. Devamını içimden geçirip dilimi ısırmıştım. İnsanlar senin gibi değil Mirel.
"Kendini yine hor görmeye başladın sen. Ben bilmez miyim seni." Kızar ses tonundan içimi okuduğunu öne sürebilirdim ama o medyum değildi. Sadece beni görebiliyordu.
"Hor görmüyorum. Nasıl olduğumu bilmek ve bunu kendime hatırlatmak hor görmek değildir." Reddetmek gerçeklerden uzaklaştırmıyordu insanı. Sadece üstü örtülüyordu. Üstü örtülen çok şey vardı.
"Mirelim, bu senin elinde olan bir şey değil. Bunu kabullenmen güzel ama bu senin kişiliğini değiştirmiyor. Kabullen ama sahiplenme. Her insan kusurludur. Senin kusurun karakterini bağlamaz menekşem." Kadifemsi sesindeki kararlılığına her zaman hayran kalırdım. İdolüm diyebileceğim bir kadındı kendisi. Ama işte bilirsiniz bazı gerçekler ve bu gerçeklerin ağırlığı vardır. Kişiliğime büyük etki eden bir kusur, kusurluktan çıkmıştır artık. O kusur artık benliğim olmuştu. Ve ben kendimi reddetmiyordum. İnsanlar işte bu kısmı anlamıyordu. Ben neysem oydum. Bu değişmezdi.
"Bugün geri döneceğim." Konuyu değiştirip bu konuşmayı kenara ittim. Babaannem bunu anlayıp derin bir iç çekti. Omzumu hafifçe sıkıp elini çekti.
"Daha iki gün oldu biraz daha kalsan Mireli'm." Sesindeki hüzünü her gidişimde duyardım fakat bu bana neden gitmem gerektiğini hatırlatırdı.
"Üç günde beş günde kalsam sen yine yanında olmamı istersin meleğim," dedim dudaklarımı kıvırarak. Babaannem kıkırdarken elimi tutarak beni nerdeyse yapıştığım yerden kaldırdı.
"Sende çok özletiyorsun kendini ama. Daha sık gelmelisin ki seni özlemiyim." Kızar tonda konuşmuştu yine.
"Gelmeye çalışırım."
"Çalışırmış mış mış, çalışma gel."
Yalnız biri değildi babaannem Serdil halayla beraber yaşıyorlardı. Serdil halanın işi olduğu zamanlar da ben gelip babaannemin yanında kalıyordum. Dedem çok önceden vefat etmişti. Halamın işi bittiğinde eve geri dönerdim. Serdil hala da bana pek haz etmezdi zaten.
"Peki Gülal sultan."
"Heh şöyle hizaya gel."
Babaannemin ısrarı üzerine kahvaltı yaptık. Bir kaç parça eşyamı toparlayıp babaannemin uzun sarılmasından sıyrılıp evden çıktım. Müstakil bir evdi burası. Bahçede babaannemin minik serası vardı. Bahçe işleriyle uğraşmaya başladıktan sonra sera yaptı. Ağaçlarla çevrili bir yerdeydi. Bir kaç ev daha vardı.
Etrafta, sessizliğin sesi vardı. Gereksiz seslerin kesildiği anda doğanın seslerini duymaya başlıyordunuz. Buraya otobüsle geliyordum. Babam bazen bırakırdı ama çoğunlukla otobüsle gelmeyi tercih ederdim. Cam kenarından hızla geçen hayatı izleyip zamanın hızını hissediyordum. Otobüse binip zamanı turluyorduk sanki. Halbu ki zamana karşı olmak için biniyorduk.
İneceğim durağa geldiğimde yerimden çoktan kalkmıştım. İşte burası benim zamanımdı. Merdivenlerden atlayıp zamanımın olduğu kaldırıma bastım. Kıyafetmin içine kaçmış kolyemi çıkarıp ellerimin arasına aldım. Geceyi elimde taşıdığımı hissettirirdi bu kolye. Gece kadar koyu, umut kadar çok yıldızı vardı. Işıkta parlıyorlardı, karanlıkta sönüyorlardı. Aynı umut gibi. İyi gününde parlak, kötü gününde sönük.
Düşünceler zaman öldürmek için mükemmeldir. Ama zaman ölmek için çok kısa.
Eve kısa sürede ulaşmıştım. Apartmana girmek için herhangi birinin bilebileceği şifreyi girdim. Ağır kapıyı itip asansöre yöneldim. Altı katlı bir binada yaşıyorduk. Dairemizde 6. Kattaydı. Bastığım kata geldiğimde demir kapı açıldı. Kapının açılmasıyla karşımda sabırsız kardeşim çıktı. Beni görünce duraksamıştı.
"Selam Meva."
"Selam, döndün demek." Ses tonundaki memnuniyetsizliği her dönüşümde duyardım.
"Gördüğün gibi."
"Biraz daha kalsaydın ya babaannemi niye yalnız bıraktın." Babaannem çok umurundaydı sanki. Bana olan bu tavırlarını anlamıyordum.
"Serdil hala geri döneceğini söyledi. Biliyorsun." dedim son kelimemi uzatarak. Serdil hala, Meva'yı severdi.
"Halamla bir konuşa-
Tam o sırada telefonu çalmaya başladı. Telefona baktıktan sonra gözleri büyüdü.
"Ayy geç kaldım!"
Beni yana sertçe iterek asansöre bindi. Aceleci bir tavırla giriş katın tuşuna basması gerekenden daha fazla bastı. Sanki daha hızlı aşağıya inebilecekmiş gibi. Ona arkamı dönerek dairenin kapısına doğru yöneldim. Yine sevgilisiyle buluşmaya gidiyordu muhtemelen. Cebimden anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim. Sırtımdaki çantamı tek koluma alıp kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Geniş hole girip sol taraftaki koridora ilerledim. Babam işe çoktan gitmiş olmalıydı. Annem mutfaktaydı. Onun çalışma alanıydı orası. Yemek yapmak onun için tutkuydu.
Ses vermeden odama gitmeye karar verdim. Bir kaç parça eşyamı yerlerine yerleştirip üstüme daha rahat bir kıyafet çıkardım. Önünde yıldızlar olan kısa kollu bir kıyafet alıp üstümdekini bir çırpıda çıkarttım. Sıcak aylara giriş yapmıştık. Kısa kollu üstümü kafamdan geçirip kısa siyah saçlarımı da kıyafetin içinden çıkardım. Kolyemi de kıyafetin içinden çektikten sonra odadan çıktım. Beyaz, kahve rengi sarmallarla işlenmiş yumuşak halıdan ilerleyip annemin yanına doğru yöneldim. Dolaptan bazı malzemeleri çıkarıyordu. Gözleri beni bulunca geldiğimi fark etmediği için kısa çaplı bir şaşırma ifadesi geçti yüzünden.
"Aa ne zaman geldin kızım?" Elindeki kabı bırakıp bana döndü. Bir elini tezgaha diğer elini beline atıp tamamen bana baktı.
"Az önce geldim," dedim düz bir sesle.
"Hiç fark etmemişim. Yarın kanalıma video atacağım ya dalmışım yine ben." Sonlara doğru gülerek konuşmuştu. Annem böyle biriydi her zaman. Kendini bazen çok kaptırırdı işine. Annemin yemek tarifleri verdiği bir kanalı vardı. Belli günlerde video çekiyordu.
"Bilmez miyim," dedim dudağımı kıvırarak. İnsanların gülümseme dediği şey onların tahminlerinden de zordu. Onların içlerinden geliyordu ama ben sadece rol yapıyordum. Taklit ediyordum.
"Aç mısın bitanem?" Diye sordu yumuşak bir sesle.
"Babaannemde yiyip geldim."
"İyi yapmışsın."
"Neyse ben gideyim sen daha video çekecsin." Dönüp tam gidecekken annem sözleriyle beni durdurdu.
"Bu gün Behnan beye randevun var. Saat 12'de." Topuklarımın üstünde dönüp anneme baktım. Pek gitmek istediğim söylenmezdi. Fayda etmiyordu zaten. Ailemin isteği üzerine ayda iki kere psikiyatriye gidiyordum. Bazen bu sayıyı bire indirgeye biliyordum fakat bu çok sık olmuyordu. Bana kalsa hiç gitmezdim.
"Peki yarım saat sonra çıkarım."
Bilindik sokakta, rahat adımlarla yıllardır geldiğim eve doğru ilerledim. Asfaltta yankılanan ayak seslerim kulaklarımda uğulduruyordu. Demir kapıyı ittirip taş yoldan ilerledim. Arka bahçeye giden yolu görünce anılar her zaman ki gibi üzerime çullanmıştı. Behnan beyin mütevazi evinin yanında danışmanları için ayrılmış bir yer vardı. Taş yoldan sağa dönüp krem rengi kapıya doğru ilerledim. Adımlarımdaki isteksizlik çok barizdi.
"Evet çıkıyorum şimdi. "
Mütevazi evin merdivenlerinden inen adamın sesi görüntüsünden önce ulaşmıştı kulaklarıma. Kapıyı açmak için uzanan ellerim duraksamıştı. Yıllar olmuştu onu görmeyeli. Duraksamıştım. O merdivenleri hızla inmiş siyah arabasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Beni fark etmemişti bile. Tırnaklarımı avucuma geçirip derin bir nefes aldım. Behnan beyle konuşmak istemiyordum. Arabanın motor sesini duyana kadar olduğum yerde öylece dikildim. Gittiğine kanaat getirince hızla taş yoldan demir kapılara doğru gitmek için adım atmıştım ki arkamdan gelen kapı sesiyle durmak zorunda kaldım. Önümdeki kapı açılınca oraya doğru yöneldim. Kapının ardından yaşına rağmen çok iyi görünen bir adam çıktı.
"Mirel nereye gidiyorsun?" Behnan bey nazik ama içinde merak barındıran bir sesle konuşmuştu.
"Hiç bir yere. Bende tam içeriye girecektim." Sesimi her zaman ki düz tonunda tutmuştum. Kaçıp gitme dürtümü engellemeye çalışıyordum. Behnan bey beni görmeseydi çoktan gitmiştim.
"Peki o zaman gel içeriye." Üstüme gelmemişti fakat bunu unutacağı anlamına gelmiyordu. Biliyordum. Ferah holden geçip danışmanlarıyla konuştuğu yere ilerledik.
"Hoş geldin Mirel buyur geç." Kapıdan geriye çekilip girmem için yer açtı. Yıllardır gelip gittiğim odaya girdim. Rahat görünen gri koltuğa ilerledim. Behnan beyde karşımdaki koltuğa oturdu.
"Nasılsın Mirel?" Nazik bir şekilde sormuştu. Elimi koltuğun kenarına yaslayıp tırnaklarımı kanepeye bastırdım. Bu soruları geçmeyi yeğelerdim ama Behnan beyle uğraşmak istemiyordum. Behnan bey beni dikkatlice inceliyordu. Orada olmasını beklediği bir şeyi arıyor gibiydi.
"İyi."
"Peki, bu haftan nasıl geçti?"
"Her zaman ki gibi," dedim düz bir sesle. Behnan bey bu cevabıma karşı bir şey demedi fakat bu onun için yetersizdi. Biliyordum, hep böyle olurdu çünkü.
"Okul, ev sonra yine aynı. İki gün de babaannem de kaldım. Bu kadar."
"Demek babaannene gittin. Nasıl geçti peki?"
"Bahçesine yardım ettim. Akşam beraber filim izledik o yarısında uyuya kaldı." Gereksiz bilgilerle gelmekte olan konuyu dağıtmaya çalışıyordum.
"Piyano çaldın mı peki?" Piyano çaldığımı babaannem ve Behnan bey dışında pek kimse bilmezdi. Behnan beyde hobilerimin olup olmadığını sorduğu bir gün söylemeye karar vermiştim. Hasta doktor ilişkisi nedeniyle kimseye söyleyeceğini sanmıyordum.
"Evet."
"Piyano çalmak senin için nedir?"
Bu soruyu daha önce hiç düşünmemiştim sadece çalıyordum.
"Bilmem sadece çalıyorum işte," diye cevapladım. Behnan bey dikkatle beni izleyip kafasını salladı.
"Çalmayı sana kim öğretti?" Bunu o zaman sormamıştı.
"Babaannem."
"Babaannen yetenkli bir kadın," dedi gülümseyerek.
"Evet öyledir."
"Ben seni durdurmasam bugünkü randevuyu atlayacaktın." Konuşmayı buraya getireceğini biliyordum.
"Evet," diye mırıldandım.
"Neden randevuya son anda gelemkten vazgeçtin?" Bu sanki çok önemli bir şeymiş gibi söylemişti.
Belkide cidden öyleydi.
"Bir sebebi yok." Reddetmek için çok sebebim vardı ama.
"Emin misin?" Kaşını kaldırıp sormuştu.
"Neden emin olamayayım ki?" Sorusuna soruyla karşılık verip konuyu geçiştirmeye çalışımıştım.
"Geçiştirmen gerçeği değiştirmeyecek Mirel."
Görmüştü. Ama zavallıca reddetmeyi tercih ettim.
"Ne gerçeği? Ortada benim bilmediğim ne gerçek var ki?"
"Benim söylememi mi istersin?" Ellerini birbirine kenetleyip arkasına yaslandı.
"Neyden bahsettiğiniz hakkında hiçbir fikrim yok."
Yalancıı yalancıı saana kimse inanmaaz.
Sen bile kendine inanmıyorsun başkası neden inansın?
"İki hafta önce geldi."
Düz bakışlarım buz tutmuştu.
"Kim?" Zorlukla buz tutmuş dudaklarımı aralayarak konuştum.
"Gökra."
Yalancıı yalancıı sanaa kimse inanmaaz.
"Anladım."
Biliyorum. Çoktandır biliyordum. Özellikle öğrenmemiştim. Birisi bana zarar vermek için söylemişti. Zarar vermişti ama zarar verdiğini göstermeyecek kadar iyi rol yapıyordum. Beni aramamıştı çünkü ben onu hiç aramamıştım. Benim yapmadığım şeyi ondan beklemiyordum. Sadece..
Ellerim buz tutup uyuşmuştu. Ruhum buz tutup uyuşmuştu. Kalbim doğuştan buzdu. Düşüncelerimin üzerine kar yağmıştı. Ben canlı bedenin içindeki ölü bir ruhtum. Artık hiç bir şey acıtmıyordu.
Acıtamazdı zaten.
"Önümüzdeki randevuya gelmeyeceğim." Koltuktan hızla doğruldum. Behnan bey bilmiş bir tavırla hafifçe gülümsedi.
Oradan nasıl çıktım bilmiyordum. Sadece yürüdüm. Zihnimin komutasına bıraktım kendimi. Mekanik bir varlık gibi ilerledim yollardan. Düşünmeyi reddettim sadece yürüdüm. Adımlarım beni nereye götüreceğini biliyordu. Bir yerden sonra koşmaya başladım. Adımlarım sarsaklaşana kadar koştum. Nefesim kesilip beni faniliğimle yüzleştirene kadar koştum. Bir durağın önüne gelmiştim. Hayat bana acıdığından mıdır bilmiyorum ama otobüsü fazla beklememiştim. Otobüse hızla bindim. Kartı okutup arka taraflara ilerledim.
Ayakta bir demire tutundum. Zamanda savrulmak istemiyorsanız bir yere bir şeye tutunmak zorundaydınız. Bu her yerde böyleydi. Sarsıntılı bir yolculuktu bu, sıkı tutunursan düşmezdin. Elin kaydığında arkanda tutacak biri yoksa düşerdin. Bu yüzden sıkı tutunmak zorundaydın.
"Duygular seni batırır. Mantıklı ol. Sana göre en iyi olanı seç."
Otobüs sarsıldı elim demirden yavaşça kaydı.
"Sensin ama." Çaresiz sesi yalvarır gibiydi.
Tekrar tutundum.
"Ben iyi olmaktan en uzak şeyim Gökra."
İneceğim zamana kapılar açıldı.
"Sen öyle sanıyorsun kendine kör olma bu kadar."
Ama aklım geçmişte kalmıştı. Unutmak için gömdüğüm geçmiş...
"Konu ben değilim."
Konu hep bendim.
Okyanus hiddetliydi. Okyanus acı çekiyordu.
Gece soğuktu. Gece ruhsuzdu.
┅┅┅┅┅┅┅༻❁༺┅┅┅┅┅┅┅
Bölüm hakkındaki yorumlarınızı merakla bekliyorumm 🌚