İçeriğe geç

Gecenin Mavisi

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Gecenin Mavisi

Bölüm 2

Giriş

Giriş

___________________________________________

Öncelikle merhaba canlarım.

Bu benim ilk kitabım, umarım beğenirsiniz.

İyi okumalar diliyorum. ❤️

___________________________________________

Oda olduğundan daha karanlık, daha

solgun görünüyordu.

Dört duvarın arasında tek bir ses vardı: duvardaki saatin tik takları.

Zaman ilerledikçe kadın daha çok geriliyor, korkuyor ve çaresiz hissediyordu.

Bir yandan da yatakta yatan masum kızına bakıyordu.

Bakır rengindeki saçları hayranlık uyandırıyordu.

Kadın elini kızının saçlarına kondurdu, parmakları usulca dolaştı.

Kız korkuyla gözlerini açtı, nefesi sıklaştı ve ağlamaya başladı.

Annesi hemen ellerini tuttu, ona sarıldı.

Kızın ağlaması yavaşça hafifledi.

Kadın onu tekrar yatağa yatırdı ve ışığı açtı.

Kızı karanlıktan çok korkardı.

— Anne, benim elimi hiç bırakma olur mu? dedi uykulu bir sesle küçük kız.

— Hiç bırakmayacağım o ellerini… Ölene dek, dedi annesi, minik elleri avucunun içine alarak.

Alt kattaki kapının gürültüyle açılmasıyla kadın irkildi.

Kızını yatağa yatırıp odadan uzaklaştı.

Çıkmadan önce son kez kızına baktı; masum bir melek gibi uyuyordu.

Işıkları kapattı ve odadan çıktı.

Merdivenlerden indiğinde koridorun ucunda duran adama baktı.

Kimdi bu adam?

Onu tanıyor muydu?

Evet… O adam kadının eşiydi.

Ama tanıyor muydu?

Hayır.

Adamın yüzünde morluklar ve darbe izleri vardı.

Yine dayak yemişti.

Kadın buna alışamıyordu.

Evlendiği adam yoktu artık.

Karşısında sarhoş, serseri bir yabancı duruyordu.

Bu evliliği sürdürmek istemiyordu.

Ama kızını babasız büyütmekten korkuyordu.

Onu baba sevgisinden mahrum etmek istemiyordu.

Kendisi için katlanmazdı,

ama kızı için katlanırdı.

Bir süre daha.

— Ne zaman bitecek? dedi kadın, yorgun bir sesle.

— Hiçbir zaman. Alışsan iyi edersin, dedi adam boğuk bir sesle.

— Beni, bizi düşünmüyorsan onu düşün. O bizim çocuğumuz. Ona bakmak senin de görevin, dedi kadın, ağlamaklı ve yalvaran gözlerle.

— Ne sen ne de o… O sürtük kızın umurumda değil! diye bağırdı adam.

Derin bir nefes verdi.

— Neden bu haldeyiz?

— Böyle olmasını isteyen sendin. Bizi bu hâle getiren sendin. Şimdi neden böyle yapıyorsun?

Kadın üzülüyordu.

İlişkilerinin bu hâle gelmesi onların suçu değildi belki de.

Belki kaderleriydi.

Onun bu saatten sonra istediği tek şey, kızının mutlu ve huzurlu olmasıydı.

Ama bunu başarabilecek miydi, bilmiyordu.

— Bunu isteyen ben değilim Defne. Sen o çocuğu doğurdun ve hayatımız bitti, dedi adam.

Kadın korkuyla eşine baktı.

Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş soğuk zemine düştü.

İki adım geri çekildi.

Sarhoşken yapacaklarının sınırı yoktu.

Bunu önceden bilseydi…

Yine de evlenir miydi?

— Cevabının olmaması çok iyi.

Uyuyacağım, çekil önümden!

Kadın artık onu tanımıyordu.

Bir zamanlar her şeyini anlattığını sandığı adam, aslında ona hiçbir şey anlatmamıştı.

Sadece kadın öyle sanmıştı.

Adam kadına yaklaştı.

Kadının gözlerinde korku vardı.

Uzaklaşmak istedi ama kolunu tuttu.

— Yine mi o kadınlaydın? Beni hiç mi sevmedin?

Adam söylediklerini anlamadı.

Her şey bulanıklaşıyordu.

Kadından kurtulmak için ona sert bir tokat attı.

Kadın yere düştü.

Artık ne gücü vardı,

ne de dayanacak mecali.

İnsan sevdiğini tanımaz mıydı?

Kadın tanımıyordu.

Adam onu orada bırakıp gitti.

Üst katta küçük kız aşağıdan gelen seslerle uyanmıştı.

Karanlıktan korkuyordu.

Annesi gece lambasını açmayı unutmuştu.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Annesinin yanına indiğinde onu yerde yatarken buldu.

Babasından biraz daha nefret etti.

Hemen annesine sarıldı.

O gece anne ve kızı,

sessiz, soğuk, karanlık koridorda sarılarak uyudu.

Belki de bu, ikisinin de en huzurlu uykusuydu.

Sabah olduğunda küçük kız yatağındaydı.

Annesi onu sessizce yatırmış, saçlarını okşamıştı.

Her zamanki gibi işe gitmek için hazırlanıyordu kadın.

Aynaya baktığında yüzündeki yorgunluğu gördü ama önemsemedi.

Kızına son bir kez baktı.

Huzurlu değildi içi.

Sanki bu bakış bir veda gibiydi.

Kapıyı kapatırken kalbi sıkıştı.

Son zamanlarda hiçbir şey yolunda gitmiyordu.

Arabasıyla yola çıktığında hava sakindi.

Ağaçların hışırtısı ona her zaman huzur verirdi.

Ama bu kez vermiyordu.

Bir anda sert bir patlama duyuldu.

Aracın lastikleri patlamıştı.

Kadın arabayı yolun ortasında durdurdu.

Etrafına korkuyla baktı.

Kalbi hızla atmaya başladı

Biliyordu.

Onun için gelmişlerdi.

Aklına kızının masum yüzü geldi.

Gözleri doldu.

Dudaklarında küçük, acı bir tebessüm belirdi.

Arabadan indi.

İki kolunu yana açtı.

Başını gökyüzüne kaldırdı ve derin bir nefes aldı.

Artık kaçmak istemiyordu.

Yorulmuştu.

Annesinin sözleri kulaklarında yankılandı:

“Bu adam senin sonun olacak.”

Gerçekten de sonu oluyordu.

— Daha neyi bekliyorsun? dedi sakin bir sesle.

— İşini bitir ve beni öldür. Sonra hiçbir şey olmamış gibi evine dön, çocuğunun doğum gününü kutla.

Bir an duraksadı, ardından devam etti:

— Ama senden bir şey istiyorum… Kızıma karşı kötü görünmek istemiyorum. Öldüğümde bana baktığında beni aynı hatırlasın. Benden nefret etmesini istemiyorum.

Adam sessizdi.

Ne yapacağını biliyordu ama içi karışıktı.

_Bu kadını öldürecekti.

Ama sonra bu kanlı ellerle kendi çocuğuna sarılabilecek miydi?

Hayatı o seçmemişti belki.

Ama işi buydu.

Babasının sözünden çıkmazdı.

Kazandığı parayla eşi ve çocuğuyla kaybolmayı hayal ediyordu.

Ama bu işin yükünü çocuğuna taşımak istemiyordu.

Kadının yüzüne baktı.

Derin bir nefes aldı.

Tek bir el silah sesi duyuldu.

Kadın alnından vurulmuştu.

Yere yığıldı.

Gözleri açıktı ama artık hiçbir şey görmüyordu

Adam delilleri yok etti.

Sessizce oradan uzaklaştı.

Arkasında bir hayat,

bir anne,

bir çocuk

bırakarak.

Kız evde yanlızdı.

Oturma odasında, koltuğun kenarına ilişmişti.

Ayakları yere değmiyordu.

Gözleri kapıdaydı.

Annesi her zaman bu saatlerde gelirdi.

Geç kaldığında haber verirdi.

Ama bu kez telefon çalmıyordu

Kız saatin tik taklarını dinliyordu.

Zaman ilerlemiyor gibiydi.

İçi sıkışıyordu.

Kalktı, pencereye gitti.

Sokağa baktı.

Annesinin arabasını aradı ama yoktu.

— Anne… diye fısıldadı.

Sesini bile duyamadı.

Tekrar koltuğa oturdu.

Ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi.

Parmakları titriyordu.

Kapı birden açıldı.

Kız yerinden fırladı.

Kalbi hızla atıyordu.

— Anne! diye seslendi.

Gelen annesi değildi.

Babasıydı.

Adam sinirliydi.

Yüzü sertti.

Gözleri kızın üzerinden kayıp gitti.

— Annen nerede? dedi öfkeyle.

— Annem… daha gelmedi, dedi kız.

“Baba” demek istemedi.

Diyemedi.

Adam küfretti.

Telefonu çaldı.

Bir şeyler konuştu,yüzü daha da gerildi.

Kızın kolundan tuttu.Sertçe.

— Giyin, dedi.

— Çıkıyoruz.

Kız korkmuştu ama soru sormadı.

Ayakkabılarını giydi.

Annesinin ceketine baktı.

Askıda duruyordu.

Arabaya bindiler.

Araba hızla ilerliyordu.

Kız camdan dışarı bakıyordu.

Minik ellerini cama dayadı.

Bir hastanenin önünde durdular.

Kız anlamadı.

Babası indi.

Bir süre sonra kız da indi.

Soğuk bir koridordan geçtiler.Beyaz duvarlar vardı.Keskin bir koku.

Bir odaya girdiler.

Kızın gözleri önce yere kaydı.

Soğuk zeminde yatan birini gördü.

Tanıyordu.

Annesiydi.

Ama…

neden yerdeydi?

Kız annesine koştu.

Elini tuttu.

Soğuktu.

— Anne? dedi titrek bir sesle.

— Anne kalk…

Annesi tepki vermedi.

Kız sarsmaya başladı.

Ağlamaya başladı.

— Anne lütfen… Korkuyorum.

— Ellerimi bırakma demiştin…

Cevap gelmedi.

Kız annesine sarıldı.

Yüzünü göğsüne gömdü.

Adam arkasını döndü.

Odadan çıktı.

Bir damla üzüntü yoktu yüzünde.

Bir süre sonra geri döndü.

Kızı kolundan çekti.

— Yeter, dedi.

Kız direnmedi.

Eve döndüler.

Cenazeden sonra,

ilk defa ev sessizdi.

İlk defa kız babasıyla yalnızdı.

Adam kapıda durdu.

— Uyuman gerek. Odana git, dedi.

Kız tereddüt etti.

— Şey… Baba…

— Uyuyana kadar yanımda kalır mısın?

Adam ona döndü.

— Neden?

— Çünkü korkuyorum…

Adam yüzünü buruşturdu.

— Salak salak konuşma, dedi.

— Siktir git odana. Beni de rahatsız etme.

Kız hiçbir şey söylemedi.

Odasına gitti.

Annesinin fotoğrafını aldı.

Sarıldı.

O gece ilk defa şunu anladı:

Bu dünyada

onu gerçekten seven

kimse kalmamıştı.

Kadını vuran tetikçi, Gece Yağız Karan’ın babasıydı.

O gece acele ediyordu.

Çünkü oğlunun doğum günüydü.

Pastayı birlikte keseceklerdi.

Söz vermişti.

Ama o eve dönemedi.

Gece Yağız Karan sekiz yaşındaydı.

Kız kardeşi Eda, ondan dört yaş küçüktü.

Annesi Melek Hanım’la birlikte babalarını bekliyorlardı.

Masa hazırdı.

Pasta kesilmemişti.

Saat ilerledikçe Gece’nin içi sıkışıyordu.

Birden kapı çaldı.

Gece heyecanla ayağa fırladı.

Kalbi hızlandı

— Baba! diye düşündü.

Ama kapıyı açan babası değildi.

İki yabancı yüz vardı.

Melek Hanım koşarak kapıya geldi.

Yüzü bir anda bembeyaz oldu.

— Gece, dedi fısıltıyla ama sert bir tonla.

— Kaç. Kardeşini al ve saklan.

Gece hiç soru sormadı.

Eda’yı kucağına aldı.

Bir odaya girdiler.

Kız kardeşini dolaba soktu.

Kapıyı kilitledi

— Ses çıkarma, dedi.

— Ne olursa olsun.

Eda ağlamadı.Korkudan nefesini tuttu

Gece odadan çıktı.Kapıyı kilitledi

Mutfağa gitti.Çekmeceden bir bıçak aldı.

Eli titremiyordu.

Babası ona bir gün şöyle demişti:

“Olur da bir gün eve gelmezsem, anneni ve kardeşini koru.”

Sekiz yaşındaki bir çocuğa,

bir ömürlük yük bırakmışlardı.

Gece sessiz adımlarla salona geçti.

İki adam vardı.

Biri kapıda duruyor, video çekiyordu.

Diğeri annesini bıçaklıyordu.

Melek Hanım yerdeydi.

Gece’nin gözünden bir damla yaş aktı.

Ama düşünmedi.

Koştu.

Elindeki bıçağı, annesini öldüren adamın boynuna sapladı.

Şah damarına.

Adam nefes alamadı.

Yere yığıldı.

Video çeken adam çığlık attı.

Gece’yi yakaladı.

Çocuğun bedeni havalandı.

Ama Gece annesinin üzerindeki bıçağı gördü. Bedeni havalanirken ,

Uzanıp aldı.

Kendisini tutan adama sapladı.

Bir kere.

İki kere.

Üç kere.

Adam çocuğu bıraktı.Kan içinde geri çekildi.Gece durmadı.

Saat duvardaydı.

23.14.

Bu saati zihnine kazıdı.

O odada üç ceset vardı.

Annesi…

Ve iki yabancı.

Babasını aradı.Telefonu açılmadı.

Çünkü o da artık hayatta değildi.

Küçük bir çocuk olmasına rağmen soğukkanlılıkla etrafa göz gezdirdi içeri bir adam girdi . Gözleri dolmuştu gözlerini geceye çevirdi

"Geç kaldım gece koruyamadım sizi babanı benden hiç bir şey olmaz "

Adam kendine isyan ediyordu o babasının sağ koluydu .

Gece cevap vermedi masadaki pastaya ilerledi.

Gece pastadan bir dilim kesti.

Elindeki pasta ile eda nın olduğu odaya girdi.

Dolaba gitti.

Eda’ya uzattı.

Eda korkmuştu abisine baktı

— Hiçbir şey olmadı, dedi.

— Annemiz melek oldu.

Sonra biri geldi odaya o adam çocuklara baktı ve odadan çıkıp yatak odasına girdi ordan bir kaç siyah poşet almıştı .

Cesetleri temizlemak içindi .

Volkan. Bu adam onun abisi babasının sağ kolu annesinin çocukluk arkadaşıydı .

Gece ona “abi” diyordu.

Çünkü büyüktü.

Çünkü güvenilirdi.

Bu hayatta Gece’nin güvendiği iki kişi kaldı:

Eda ve Volkan.

O gece Eda’yı uyuttu.Salona geçti.

Sekiz yaşındaydı.İlk cinayetini işlemişti.

Saat hâlâ aklındaydı:23.14

Bir süre sonra,kan kokan koltukta

sessizce sızdı.

Volkan ona yaklaşarak elin

Giriş

___________________________________________

Öncelikle merhaba canlarım.

Bu benim ilk kitabım, umarım beğenirsiniz.

İyi okumalar diliyorum. ❤️

___________________________________________

Oda olduğundan daha karanlık, daha

solgun görünüyordu.

Dört duvarın arasında tek bir ses vardı: duvardaki saatin tik takları.

Zaman ilerledikçe kadın daha çok geriliyor, korkuyor ve çaresiz hissediyordu.

Bir yandan da yatakta yatan masum kızına bakıyordu.

Bakır rengindeki saçları hayranlık uyandırıyordu.

Kadın elini kızının saçlarına kondurdu, parmakları usulca dolaştı.

Kız korkuyla gözlerini açtı, nefesi sıklaştı ve ağlamaya başladı.

Annesi hemen ellerini tuttu, ona sarıldı.

Kızın ağlaması yavaşça hafifledi.

Kadın onu tekrar yatağa yatırdı ve ışığı açtı.

Kızı karanlıktan çok korkardı.

— Anne, benim elimi hiç bırakma olur mu? dedi uykulu bir sesle küçük kız.

— Hiç bırakmayacağım o ellerini… Ölene dek, dedi annesi, minik elleri avucunun içine alarak.

Alt kattaki kapının gürültüyle açılmasıyla kadın irkildi.

Kızını yatağa yatırıp odadan uzaklaştı.

Çıkmadan önce son kez kızına baktı; masum bir melek gibi uyuyordu.

Işıkları kapattı ve odadan çıktı.

Merdivenlerden indiğinde koridorun ucunda duran adama baktı.

Kimdi bu adam?

Onu tanıyor muydu?

Evet… O adam kadının eşiydi.

Ama tanıyor muydu?

Hayır.

Adamın yüzünde morluklar ve darbe izleri vardı.

Yine dayak yemişti.

Kadın buna alışamıyordu.

Evlendiği adam yoktu artık.

Karşısında sarhoş, serseri bir yabancı duruyordu.

Bu evliliği sürdürmek istemiyordu.

Ama kızını babasız büyütmekten korkuyordu.

Onu baba sevgisinden mahrum etmek istemiyordu.

Kendisi için katlanmazdı,

ama kızı için katlanırdı.

Bir süre daha.

— Ne zaman bitecek? dedi kadın, yorgun bir sesle.

— Hiçbir zaman. Alışsan iyi edersin, dedi adam boğuk bir sesle.

— Beni, bizi düşünmüyorsan onu düşün. O bizim çocuğumuz. Ona bakmak senin de görevin, dedi kadın, ağlamaklı ve yalvaran gözlerle.

— Ne sen ne de o… O sürtük kızın umurumda değil! diye bağırdı adam.

Derin bir nefes verdi.

— Neden bu haldeyiz?

— Böyle olmasını isteyen sendin. Bizi bu hâle getiren sendin. Şimdi neden böyle yapıyorsun?

Kadın üzülüyordu.

İlişkilerinin bu hâle gelmesi onların suçu değildi belki de.

Belki kaderleriydi.

Onun bu saatten sonra istediği tek şey, kızının mutlu ve huzurlu olmasıydı.

Ama bunu başarabilecek miydi, bilmiyordu.

— Bunu isteyen ben değilim Defne. Sen o çocuğu doğurdun ve hayatımız bitti, dedi adam.

Kadın korkuyla eşine baktı.

Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş soğuk zemine düştü.

İki adım geri çekildi.

Sarhoşken yapacaklarının sınırı yoktu.

Bunu önceden bilseydi…

Yine de evlenir miydi?

— Cevabının olmaması çok iyi.

Uyuyacağım, çekil önümden!

Kadın artık onu tanımıyordu.

Bir zamanlar her şeyini anlattığını sandığı adam, aslında ona hiçbir şey anlatmamıştı.

Sadece kadın öyle sanmıştı.

Adam kadına yaklaştı.

Kadının gözlerinde korku vardı.

Uzaklaşmak istedi ama kolunu tuttu.

— Yine mi o kadınlaydın? Beni hiç mi sevmedin?

Adam söylediklerini anlamadı.

Her şey bulanıklaşıyordu.

Kadından kurtulmak için ona sert bir tokat attı.

Kadın yere düştü.

Artık ne gücü vardı,

ne de dayanacak mecali.

İnsan sevdiğini tanımaz mıydı?

Kadın tanımıyordu.

Adam onu orada bırakıp gitti.

Üst katta küçük kız aşağıdan gelen seslerle uyanmıştı.

Karanlıktan korkuyordu.

Annesi gece lambasını açmayı unutmuştu.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Annesinin yanına indiğinde onu yerde yatarken buldu.

Babasından biraz daha nefret etti.

Hemen annesine sarıldı.

O gece anne ve kızı,

sessiz, soğuk, karanlık koridorda sarılarak uyudu.

Belki de bu, ikisinin de en huzurlu uykusuydu.

Sabah olduğunda küçük kız yatağındaydı.

Annesi onu sessizce yatırmış, saçlarını okşamıştı.

Her zamanki gibi işe gitmek için hazırlanıyordu kadın.

Aynaya baktığında yüzündeki yorgunluğu gördü ama önemsemedi.

Kızına son bir kez baktı.

Huzurlu değildi içi.

Sanki bu bakış bir veda gibiydi.

Kapıyı kapatırken kalbi sıkıştı.

Son zamanlarda hiçbir şey yolunda gitmiyordu.

Arabasıyla yola çıktığında hava sakindi.

Ağaçların hışırtısı ona her zaman huzur verirdi.

Ama bu kez vermiyordu.

Bir anda sert bir patlama duyuldu.

Aracın lastikleri patlamıştı.

Kadın arabayı yolun ortasında durdurdu.

Etrafına korkuyla baktı.

Kalbi hızla atmaya başladı

Biliyordu.

Onun için gelmişlerdi.

Aklına kızının masum yüzü geldi.

Gözleri doldu.

Dudaklarında küçük, acı bir tebessüm belirdi.

Arabadan indi.

İki kolunu yana açtı.

Başını gökyüzüne kaldırdı ve derin bir nefes aldı.

Artık kaçmak istemiyordu.

Yorulmuştu.

Annesinin sözleri kulaklarında yankılandı:

“Bu adam senin sonun olacak.”

Gerçekten de sonu oluyordu.

— Daha neyi bekliyorsun? dedi sakin bir sesle.

— İşini bitir ve beni öldür. Sonra hiçbir şey olmamış gibi evine dön, çocuğunun doğum gününü kutla.

Bir an duraksadı, ardından devam etti:

— Ama senden bir şey istiyorum… Kızıma karşı kötü görünmek istemiyorum. Öldüğümde bana baktığında beni aynı hatırlasın. Benden nefret etmesini istemiyorum.

Adam sessizdi.

Ne yapacağını biliyordu ama içi karışıktı.

_Bu kadını öldürecekti.

Ama sonra bu kanlı ellerle kendi çocuğuna sarılabilecek miydi?

Hayatı o seçmemişti belki.

Ama işi buydu.

Babasının sözünden çıkmazdı.

Kazandığı parayla eşi ve çocuğuyla kaybolmayı hayal ediyordu.

Ama bu işin yükünü çocuğuna taşımak istemiyordu.

Kadının yüzüne baktı.

Derin bir nefes aldı.

Tek bir el silah sesi duyuldu.

Kadın alnından vurulmuştu.

Yere yığıldı.

Gözleri açıktı ama artık hiçbir şey görmüyordu

Adam delilleri yok etti.

Sessizce oradan uzaklaştı.

Arkasında bir hayat,

bir anne,

bir çocuk

bırakarak.

Kız evde yanlızdı.

Oturma odasında, koltuğun kenarına ilişmişti.

Ayakları yere değmiyordu.

Gözleri kapıdaydı.

Annesi her zaman bu saatlerde gelirdi.

Geç kaldığında haber verirdi.

Ama bu kez telefon çalmıyordu

Kız saatin tik taklarını dinliyordu.

Zaman ilerlemiyor gibiydi.

İçi sıkışıyordu.

Kalktı, pencereye gitti.

Sokağa baktı.

Annesinin arabasını aradı ama yoktu.

— Anne… diye fısıldadı.

Sesini bile duyamadı.

Tekrar koltuğa oturdu.

Ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi.

Parmakları titriyordu.

Kapı birden açıldı.

Kız yerinden fırladı.

Kalbi hızla atıyordu.

— Anne! diye seslendi.

Gelen annesi değildi.

Babasıydı.

Adam sinirliydi.

Yüzü sertti.

Gözleri kızın üzerinden kayıp gitti.

— Annen nerede? dedi öfkeyle.

— Annem… daha gelmedi, dedi kız.

“Baba” demek istemedi.

Diyemedi.

Adam küfretti.

Telefonu çaldı.

Bir şeyler konuştu,yüzü daha da gerildi.

Kızın kolundan tuttu.Sertçe.

— Giyin, dedi.

— Çıkıyoruz.

Kız korkmuştu ama soru sormadı.

Ayakkabılarını giydi.

Annesinin ceketine baktı.

Askıda duruyordu.

Arabaya bindiler.

Araba hızla ilerliyordu.

Kız camdan dışarı bakıyordu.

Minik ellerini cama dayadı.

Bir hastanenin önünde durdular.

Kız anlamadı.

Babası indi.

Bir süre sonra kız da indi.

Soğuk bir koridordan geçtiler.Beyaz duvarlar vardı.Keskin bir koku.

Bir odaya girdiler.

Kızın gözleri önce yere kaydı.

Soğuk zeminde yatan birini gördü.

Tanıyordu.

Annesiydi.

Ama…

neden yerdeydi?

Kız annesine koştu.

Elini tuttu.

Soğuktu.

— Anne? dedi titrek bir sesle.

— Anne kalk…

Annesi tepki vermedi.

Kız sarsmaya başladı.

Ağlamaya başladı.

— Anne lütfen… Korkuyorum.

— Ellerimi bırakma demiştin…

Cevap gelmedi.

Kız annesine sarıldı.

Yüzünü göğsüne gömdü.

Adam arkasını döndü.

Odadan çıktı.

Bir damla üzüntü yoktu yüzünde.

Bir süre sonra geri döndü.

Kızı kolundan çekti.

— Yeter, dedi.

Kız direnmedi.

Eve döndüler.

Cenazeden sonra,

ilk defa ev sessizdi.

İlk defa kız babasıyla yalnızdı.

Adam kapıda durdu.

— Uyuman gerek. Odana git, dedi.

Kız tereddüt etti.

— Şey… Baba…

— Uyuyana kadar yanımda kalır mısın?

Adam ona döndü.

— Neden?

— Çünkü korkuyorum…

Adam yüzünü buruşturdu.

— Salak salak konuşma, dedi.

— Siktir git odana. Beni de rahatsız etme.

Kız hiçbir şey söylemedi.

Odasına gitti.

Annesinin fotoğrafını aldı.

Sarıldı.

O gece ilk defa şunu anladı:

Bu dünyada

onu gerçekten seven

kimse kalmamıştı.

Kadını vuran tetikçi, Gece Yağız Karan’ın babasıydı.

O gece acele ediyordu.

Çünkü oğlunun doğum günüydü.

Pastayı birlikte keseceklerdi.

Söz vermişti.

Ama o eve dönemedi.

Gece Yağız Karan sekiz yaşındaydı.

Kız kardeşi Eda, ondan dört yaş küçüktü.

Annesi Melek Hanım’la birlikte babalarını bekliyorlardı.

Masa hazırdı.

Pasta kesilmemişti.

Saat ilerledikçe Gece’nin içi sıkışıyordu.

Birden kapı çaldı.

Gece heyecanla ayağa fırladı.

Kalbi hızlandı

— Baba! diye düşündü.

Ama kapıyı açan babası değildi.

İki yabancı yüz vardı.

Melek Hanım koşarak kapıya geldi.

Yüzü bir anda bembeyaz oldu.

— Gece, dedi fısıltıyla ama sert bir tonla.

— Kaç. Kardeşini al ve saklan.

Gece hiç soru sormadı.

Eda’yı kucağına aldı.

Bir odaya girdiler.

Kız kardeşini dolaba soktu.

Kapıyı kilitledi

— Ses çıkarma, dedi.

— Ne olursa olsun.

Eda ağlamadı.Korkudan nefesini tuttu

Gece odadan çıktı.Kapıyı kilitledi

Mutfağa gitti.Çekmeceden bir bıçak aldı.

Eli titremiyordu.

Babası ona bir gün şöyle demişti:

“Olur da bir gün eve gelmezsem, anneni ve kardeşini koru.”

Sekiz yaşındaki bir çocuğa,

bir ömürlük yük bırakmışlardı.

Gece sessiz adımlarla salona geçti.

İki adam vardı.

Biri kapıda duruyor, video çekiyordu.

Diğeri annesini bıçaklıyordu.

Melek Hanım yerdeydi.

Gece’nin gözünden bir damla yaş aktı.

Ama düşünmedi.

Koştu.

Elindeki bıçağı, annesini öldüren adamın boynuna sapladı.

Şah damarına.

Adam nefes alamadı.

Yere yığıldı.

Video çeken adam çığlık attı.

Gece’yi yakaladı.

Çocuğun bedeni havalandı.

Ama Gece annesinin üzerindeki bıçağı gördü. Bedeni havalanirken ,

Uzanıp aldı.

Kendisini tutan adama sapladı.

Bir kere.

İki kere.

Üç kere.

Adam çocuğu bıraktı.Kan içinde geri çekildi.Gece durmadı.

Saat duvardaydı.

23.14.

Bu saati zihnine kazıdı.

O odada üç ceset vardı.

Annesi…

Ve iki yabancı.

Babasını aradı.Telefonu açılmadı.

Çünkü o da artık hayatta değildi.

Küçük bir çocuk olmasına rağmen soğukkanlılıkla etrafa göz gezdirdi içeri bir adam girdi . Gözleri dolmuştu gözlerini geceye çevirdi

"Geç kaldım gece koruyamadım sizi babanı benden hiç bir şey olmaz "

Adam kendine isyan ediyordu o babasının sağ koluydu .

Gece cevap vermedi masadaki pastaya ilerledi.

Gece pastadan bir dilim kesti.

Elindeki pasta ile eda nın olduğu odaya girdi.

Dolaba gitti.

Eda’ya uzattı.

Eda korkmuştu abisine baktı

— Hiçbir şey olmadı, dedi.

— Annemiz melek oldu.

Sonra biri geldi odaya o adam çocuklara baktı ve odadan çıkıp yatak odasına girdi ordan bir kaç siyah poşet almıştı .

Cesetleri temizlemak içindi .

Volkan. Bu adam onun abisi babasının sağ kolu annesinin çocukluk arkadaşıydı .

Gece ona “abi” diyordu.

Çünkü büyüktü.

Çünkü güvenilirdi.

Bu hayatta Gece’nin güvendiği iki kişi kaldı:

Eda ve Volkan.

O gece Eda’yı uyuttu.Salona geçti.

Sekiz yaşındaydı.İlk cinayetini işlemişti.

Saat hâlâ aklındaydı:23.14

Bir süre sonra,kan kokan koltukta

sessizce sızdı.

Volkan ona yaklaşarak elin

deki battaniyeyi üzerine örttü

Sesizce etrafa baktı geç kalmasaydı hala hayata olurlar mıydı?

Ayaz karan ve Melek karan. Koltukta uyuyan çocuk artık tek başına olucaktı.

Hayır...Hayır onları tek brakmayacaktı.

Hemen evden çıktı kimin adamları olduklarını bulmalıydı .

O gece

Gece Yağız Karan

çocukluktan çıktı.

__________________________________________

Giriş bölüm tamamlandı umarım beğenirsiniz bölümleri okuyup oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın yorumlarınız benim için çok önemli ...❤️

deki battaniyeyi üzerine örttü

Sesizce etrafa baktı geç kalmasaydı hala hayata olurlar mıydı?

Ayaz karan ve Melek karan. Koltukta uyuyan çocuk artık tek başına olucaktı.

Hayır...Hayır onları tek brakmayacaktı.

Hemen evden çıktı kimin adamları olduklarını bulmalıydı .

O gece

Gece Yağız Karan

çocukluktan çıktı.

__________________________________________

Giriş bölüm tamamlandı umarım beğenirsiniz bölümleri okuyup oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın yorumlarınız benim için çok önemli ...❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.