Etraftaki karanlık, her geçen gün beni biraz daha içine çekiyordu. Artık bu hâl, benim için sıradan bir rutine dönüşmüştü. Ne zaman başladığını hatırlamıyorum ama… Gözlerimi kapattığımda, içimde bir şeyler susuyordu.Kulaklarımda aniden patlayan sert bir bam sesiyle, karanlık paramparça oldu. Işık hızıyla gerçekliğe döndüm. Sıçrayarak doğruldum; ne zaman uyuduğumu bilmiyordum.Başımda hocamın kızgın bakışları vardı. Elini masama öyle sert vurmuştu ki, refleksle geriye çekildim.“Yine mi sen?” dedi, sesi sınıfın sessizliğini yırtarak. “Ne yapıyorsun burada? Uyuyacak yer mi burası?”Cevap veremedim. Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Çünkü gerçekten… burada ne yaptığımı bilmiyordum.
Öğretmen derin bir iç çekip tahtaya geri döndü. "Sayfa 42'deki metni birlikte inceleyeceğiz." Dedi.
Sınıfın önlerinden gelen ses öncekilerin çoktan hocaya uyun sağladıklarını haykırırken, arkalardan gelen sesse dersten çok benimle ilgiliydi.
"Yine uyumuş salak." Dedi biri duymadıgımı düşündüren aptal bir fısıltıyla, karşısındaki ileri zeka "metni yorumlayacağına rüyasını yorumluyor." Diyerek arkadaşına destek oluyordu.
Bu konuşmalar genellikle bazılarının sinirine dokunur, benimse pek umurumda değil bu tip şeyler benim yaşantım halini almıştı.Önümde açık duran metni okumaya başladıkça gözlerim daha bir ağırlaştı, kapanmaması için uzunca bir uğraşmam gerekiyordu. İçimden "uyanık kal." Dedim. "Uyanık kal. uyanık kal. uyanık kal." İçimden kelimeleri tekrarlamıyorken hikaye somut bir hal aldı. Uğurla uyanığın arasında ise gerçeklik algımı yitirmiş ve sadece kendi sesimi duyar hale gelmiştim.İçimdeki seslerde değişiklik göstermişti. "Acaba ilerde benimde başkaları hakında dedikodu yapabileceğim bir arkadaşım olacak mıydı?" "Acaba uçurumdan atlasam beni umursayacak bir, iki kişi çıkar mıydı?"
Ben düşüncelere boğulurken etraftaki sesler dikatimi çekmeyi başarmıştı. Benim dışımda herkez ayaklanmış çantalarını toplamış ve kapıdan bir heyecanla çıkıyorlardı.
Hızlı bir şekilde bende toparladım ve aynı onlar gibi hatta onlardan daha hızlı bir şekilde çıktım sınıftan. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Hiç oyalanmadan kendi odamdaki mini köşeme çekilmek ilk tercihim olmuştu her zaman.
Kasabadaki evimin kendi güvenli alanına, odama çıkmıştım bir şey hissetmeyi beklemiştim ama yoktu hiçbirşey yoktu, sadece dünyada yer kaybına sebep olan bir ben vardım.
Akşama kadar yaptığım tek şey yetiştirebileceğime umut bağlamadığım ödevlerim ve nefret ettiğim o hayata kalmak için yemek yiyip ihtiyaçlarımı karşılamaktı.
Ailemin benim bu halimden pek haz vermediklerinin farkındaydım. Fakat bu halın onların canını yaksada vaz geçemeyeceğim bir istekti.
Sonunda gece olduğunda herşeyi boş vermiş, ve sadece uykuyu düşünmüştüm. Gerçeklikten koparan beni boşlukta döndüren o geceler... ne zamandan beri olduğunu hatırlamayacağım kadar uzun zamandır vardı.
Yatağa uzanıp gözlerimi derin bir boşluğa kapatım. Alışkın olduğun karanlık beni karşılaması, ortada hiçbir şeyin olmayışı, ne bir duygu nede bir renk, ne bir ışık yada bir ses. Ortada ben bile yoktum. Sahi gerceklikte var miydim ki gece de var olacaktım?