İçeriğe geç

Gece Yolcuları

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Gece Yolcuları

Bölüm 1

Birinci Bölüm:

Güneş, ufuk çizgisinin ardında son kez kıpkırmızı bir yara gibi kanarken, çölün sıcak nefesi yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Alacakaranlık, kum tepelerinin üzerinde mor bir örtü gibi yayılıyor, gölgeleri uzatıyor, renkleri soluklaştırıyordu. Kervan, bu belirsiz ışığın içinde ilerliyordu.

Develerin tıkırtılı adımları, rüzgârın taşıdığı ince kum taneleriyle karışıyor, sanki yerin altından yükselen eski bir ninni gibi duyuluyordu. Kervanın başındaki yaşlı rehber, asasını yere vura vura yol gösteriyordu. Arkasında yirmi kadar deve, üzerlerindeki yüklerle sallanıyor, yanlarında yürüyen adamlar ise sessizce adım atıyordu. Kimse konuşmuyordu. Gece yaklaşıyordu ve gece, çölde konuşulacak bir şey değildi.

Aralarında en genç olanı, Selim’di. Yirmi iki yaşındaydı. İlk kez bu kadar uzun bir gece yürüyüşüne çıkıyordu. Babasının yerine gelmişti; hastalanan adamın yerine kervana katılmak zorunda kalmıştı. Omuzlarındaki yük hafif değildi. Ne yükün ağırlığı, ne de yolun zorluğu. Asıl ağır olan, bilmediği bir yolda, bilmediği insanlarla yürümekti.

Alacakaranlık iyice koyulaşırken, rehber elini kaldırdı. Kervan yavaşladı.

“Burada dururuz,” dedi yaşlı adam. Sesi, rüzgârın uğultusuyla karışıyordu. “Gece yürüyüşü başlayacak. Ay doğmadan önce yolumuzu kaybetmeyelim.”

Selim etrafına baktı. Kum tepeleri artık birbirine benziyordu. Güneş batmış, yıldızlar henüz görünmemişti. Her yön aynıydı. Gri, soluk, sonsuz.

Develer çöktürüldü. Adamlar su tulumlarını kontrol etti, yükleri sıkılaştırdı. Sonra tekrar yola koyuldular. Bu kez daha yavaş, daha dikkatli. Gece yürüyüşü, gündüzünkünden farklıydı. Gözler alışana kadar her gölge bir tehlike, her rüzgâr uğultusu bir uyarı gibi geliyordu.

Bir süre sonra ay, ince bir hilal olarak doğdu. Işığı zayıftı. Kumların üzerine düşen soluk parıltı, yolu göstermeye yetmiyordu. Rehberin asası artık daha sık yere vuruyordu.

Selim, kervanın ortalarında yürüyordu. Bir ara başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Yıldızlar tek tek belirmeye başlamıştı. Onların arasında yolunu bulmaya çalışan eski gezginleri düşündü. Onlar da böyle mi kaybolmuştu?

Tam o sırada, önlerindeki deve ürkerek savruldu. Rehber sert bir sesle bağırdı. Kervan bir an durdu. Sonra dağılmaya başladı. Develer farklı yönlere çekildi, adamlar birbirini kaybetti.

Selim, sağındaki yükü tutmaya çalışırken ayağı kaydı. Bir anda kendini kervanın gerisinde buldu. Rüzgâr aniden yükselmişti. İnce kumlar yüzüne çarpıyordu. Bağırdı ama sesi kendi kulağına bile zor geldi.

Önündeki silüetler, alacakaranlığın son kırıntılarıyla birlikte silindi. Kervan, geceye karışmıştı.

Selim durdu. Nefes nefese, etrafına bakındı. Hiçbir şey görünmüyordu. Ne deve, ne insan, ne de tanıdık bir işaret. Sadece gece. Sonsuz, soğuk ve sessiz bir gece.

Yolunu kaybetmişti.

Kumların üzerinde yalnız başına dururken, rüzgârın fısıltısını dinledi. Sanki çöl ona bir şeyler anlatıyordu. Eski kervanların hikâyelerini, kaybolanların isimlerini, hiç dönmeyenlerin izlerini…

Selim, yavaşça ileriye doğru bir adım attı. Sonra bir adım daha. Artık kervanı aramak için değil, kendi yolunu bulmak için yürüyordu.

Gece yolcuları, bazen yalnız yola çıkarlardı.

Ve bazen de, kaybolmak, yeni bir yolun başlangıcı olurdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.