İçeriğe geç

Gece Yarası

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Gece Yarası

Bölüm 1

Kamer

15 yaş.

Belki de en kötü yaşımdı.

Hatta belki de değil.

En kötü yaşımdı.

7 Eylül 2006

"Işık, Işık." diye uyuyan kardeşime fısıldıyordum. Yerde kendi öz ailemiz tarafından bize yatak niyetine verilen yorganın üstünde yatıyordu. Hangi aile kendi evladına böyle davranırdı ki? Belki benim ailem böyle olmasaydı bu sorunun cevabına kesinlike "Hayır." derdim. Ah, 15 yaşındaki Yıldız'ın saf düşünceleri...

Uykusu hafif kardeşim bir kaç dokunmamda, bir felaketin başlangıcı olduğunu bilmediği gece hemen uyanmıştı. Bugün onun doğum günüydü. Saat gecenin üç buçuğu, ailemizin haberi olmadan Işık için pasta üfleyecek ve onun doğmasını kutlayacaktık.

Yavaş yavaş, açılan gözlerini ovuşturdu ve bana döndü.

"Abla, bir şey mi oldu?"

Ona gülümseyerek baktım. Doğum günü olduğunu unutmuştu.

"Bugün senin doğum günün, unutmuş olamazsın." dedim alnına hafif bir öpücük bırakırken. Dudaklarım alnından çekildiğinde elini hafif bir şekilde alnına vurdu. "Ah, nasıl unuturum." diye mırıldandı.

"Hadi, gel" diyerek ayağa kalkıp elimi tutması için uzattım. Anında elimi tuttu. Yavaş adımlarla küçük odamızdan çıkıp mutfağa doğru ilerledik. Kapıyı açmadan önce elimle gözünü kapattım, ona hazırladığım süprizi görmemesi için. Aynı anda içeri girdiğimizde ikimizin de dudağından tebessüm düşmüyordu. Masaya yaklaştığımızda, Işık'ı uyandırmadan önce hazırladığım, ağabeyim için alınan ufak kek bıraktığım gibi duruyordu.

Yavaşca elimi kardeşimin gözünden çektiğimde heyecanla keke doğru yöneldi. Gözlerindeki heyecan düşmeden bana sarıldığında saçlarını okşayıp kokusunu içime çektim. Çiçek gibi kokardı kardeşim. Ama diğer çiçekler gibi değil. Ona özel bir çiçek.

Işık Çiçeği.

Ayrıldımızda ikimiz de aynı anda keke döndük. Kekin üstünde mum olmamasına rağmen, "Dilek tutmalısın." diye fısıldadım. Kafasını "Tamam." anlamında aşağı yukarı salladı. Ve gözlerini kapattı. Dudaklarını hareket ettirerek bir şeyler fısıldadı fakat onu duyamayacağım kadar kısık bir sesle fısıldıyordu. Dudağını üflemek için öne doğru çıkardığında, açılan kapı ve içeri dolan alkol kokusu ikimizin de o tarafa doğru dönmesine neden oldu. Kim olduğunu daha dönmeden biliyordum. Gözümün önündeki adam düşüncemi doğruladı.

Babam.

Baba. 4 harf, 2 hece; bazılarının en büyük şansı bazılarının ise en büyük şanssızlığıydı. Kesinlikle ikincisi olduğumuza eminim. 15 yıllık hayatımda babam demeye utandığım herif tarafından vücuduma bırakılan yaraların haddi hesabı yoktu. Her gece içip, o gün yaşadığı her ne varsa hepsinin hıncını benden çıkartması vicdanı olan bir bireyin yapacağı bir şey değildi.

Alkolden kızarmış gözleri, sinirden koyulaşmış göz bebeği, uzun sakalları ve çatık kaşlarıyla her çocuğu korkutacak bir görüntüye sahipti.

"Ah, sizi lanet çocuklar!" diye bağırdığında Işık'ın geri çekilmesiyle ben de onun önüne geçtim. O ise yürümeye başladı.

Bir adım.

İki adım.

Üç adım.

Dört adım.

Ve beş adım.

Beş adımda tam olarak önüme gelmişti. Benden uzun boyuyla ona bakmam için kafamı kaldırmam gerekiyordu. Fakat bunu yapmaya ne cesaretim ne de gücüm yetimiyordu. Artık daha yakından gelen alkolün kokusu burnumu yakmaya başladığında nefes almakta zorlanıyordum. İçimden bir ses bugün yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu bağırıyordu, ancak ben bu bağırışı bile duymakta zorlanıyordum.

Hızla beni kenara itip arkamda olan Işık'a doğru gittiğinde, düştüğüm yerden hızla kalmaya çalıştım ama geç kalmıştım. Bir dayak sesi ve kardeşimin acı dolu çığlığı olduğum yerde sertçe yutkunmama neden oldu. Boğazımda oluşan yumru canımı acıtıyordu ama umurumda olan bu değildi. Yerde tek yanağı kırmızı gözlerinden yaş akan kardeşimdi umurumda olan.

O an içimden tek bir kelimeyi fısıldadım.

İntikam.

Bize yapılanların intikamını alacağıma ant içtim içimden. Bu gece olmasa bile başka bir gece.

Bu sefer düştüğüm yerden kalktım. Gözünü öfke bürüyen adamın karşısına geçip elimi yüzüne doğru kaldırarak bütün hayatımda bana yaşattıklarının acısını çıkartmak için, yumruğumu hızla yüzüne geçirdim. Bir an bile korku hissetmedim bunu yaparken. Acı? Kesinlikle hayır. Hissettiğim tek bir duygu vardı.

Cesaret.

Şu an içimdeki bütün öfkeyi kusmak istiyordum. Öyle yapacaktım da. Bana şaşkınca bakan adamın tam gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım.

"Yeter artık. Anlıyor musun? Yeter. Sen kendini ne zaanediyorsun? Her gün içip içip eve geliyorsun ve kardeşimle beni dövmekten başka bir şey yapmıyorsun. Dışarda insanlara gösteremediğin üstünlüğü burda senden kat kat küçük çocuklarına gösteriyorsun fakat artık haddini aştın. Babam mısın? O zaman babalığını bileceksin."

Bu sırada ağabeyim ve annem sesimi duymuş olcaklar ki bir anda mutfağa girdiler. İkisi de hiçbir şey anlamamış bir şekilde bir bana, bir babama bakıyorlardı. Elimle annemi gösterirken, "Bütün gün dışarıda her boku yiyip hıncını, eve gelince yalnızca ikinizin arzuları için dünyaya gelen çocuklardan çıkarmak değildir babalık. Hiç düşündün mü acaba, ben iyi bir baba mıyım diye. Sanmıyorum. Çünkü senin tek yaptığın şey, alkol, dayak, küfür!"

Cümlem bittiğinde sinirden nefes nefese kalmıştım. Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bir kişi hariç. Ağabeyim. Kocaman odada bana gururla bakan tek kişi oydu.

Bulut ağabeyim, Işık'tan sonra en büyük şansımdı. Bu ailede kardeşim ve beni koruyan tek kişiydi. Benden 2 yaş büyüktü. Annem ile babam yalnızca onun için çalışırken o bizi düşünür, onun için alınan çoğu şeyi gizlice bizimle paylaşırdı. "Belaya gitsem peşimden gelir, kötü bir şey yapsam bile 'vardır bir bildiği' der." dediğim insan ağabeyimdi. Genellikle babamdan beni korurdu ama koruyamadığı zamanlar için de ona kızmazdım.

Ağabeyimin bakışları yere doğru döndüğünde gözündeki gururun yerini, anında telaş kapladı. Önünde duran annemi hızla geçip Işık'ın yanına doğru koştu. Kafasını yerden kaldırıp dizinin üstüne yerleştirdi. Bu sırada sarhoş beyniyle olayları yeni yeni idrak etmeye başlayan babam da sinirle beni boynumdan tutup duvara yapıştırdı. Abimin bakışları bana döndüğünde babamın üstüne gelmek üzereyken, ona bırakmadan önümdeki adamın iki bacağının arasına tekme attım. Acıyla inleyen adamın boynumdaki elleri hafifledi. Kapı eşiğindeki annem "Yusuf!" diye bağırarak babamın yanına doğru gitti.

"Hadi bakalım daha da çocuk yap da görelim." diye fısıldadım. Ağabeyim ve kardeşimin yanına geldiğimde Işık'ın gözündeki yaşlar kurumuştu. Sanırım ağabeyim onu biraz rahatlatmıştı. Işık'a daha da yaklaştığımda yanağındaki kızarıklığın daha da belirgin olduğunu farkettim. Elimi yanağına yaklaştırırken omzumdan sıkıca tutan el canımı acıttı.

Omzumdan tutan el bir anda kıyafetimi tutup beni masaya doğru fırlatınca neye uğradığımı şaşırdım. Sandalyenin köşesine çarpan kafamın acısıyla ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım. Ama bu babamı durdurmaya yetmedi. Beni tekrar kaldırdı ve bu sefer masanın yanındaki duvara doğru fırlattı. Duvara çarpan bedenim yere düştüğümde burnumdan akan sıcaklıkla burnumun kanadığını anladım. Ağrıyan kafam ve kanayan burnumun acısıyla bir çığlık daha attım.

Ağabeyimin nerede olduğuna bakmak için kafamı çevirmeye çalıştım tım fakat kafamın acısı bunu zorlaştırıyordu. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlıyordu. Bulanık görüntüde annemin ağabeyim tuttuğunu görüyordum ve abimin "Çek şu kolunu, bırak beni!" diye bağırmasın işitiyordum. Karnıma yediğim bir tekme tekrar çığlık atmama neden oldu. Art arda sayamadığım kadar tekme yedikten sonra artık nefes almakta zorlanıyordum. En sonunda zar zor ağzımdaki sıvıyı yuttuğumda boğazıma dolan demir tadı midemi bulandırıyordu. Daha sonra bir şey oldu. Tekmeler yavaşlamıştı sanki, ya da durmuştu. Algılayamıyordum. Gözlerimi kapatmadan önce gördüğüm tek şey ağabeyimin yanıma koşuşu, içeriye dolan polisler ve bir çift gri gözdü. Ve duyduğum tek kelime.

Kamer.

Bölüm sonu

6 yorum