Bu soğuk havada ellerim titreyerek yürürken okulda unuttuğum defterime bir kez daha küfürler ettim. Yarın o dersten sınavım olmasa size yemin ediyorum pencereden kafamı dahi çıkarmazdım.
Geçtiğim karanlık sokaklardan, kendisini bile aydınlatmayan sokak lambasından ve etraftan gelen ürkütücü seslerden dolayı bir an önce okula varmak istiyordum. Son köşeyi döndükten sonra nihayet okul yoluna girdiğimde ellerimi dudaklarıma götürüp nefesimi vererek ısıtmaya çalışmıştım.
Saat neredeyse gece yarısına geliyordu ve tek dileğim bir şekilde okulun kapısının açık olmasıydı. Bu saate kadar defterimin olmadığını fark etmemem de tamamen benim gerizekalılığımdı zaten. Yarın sınav olduğunu bile yarım saat önce öğrenmişken çantamda defterimin olmadığını fark etmemle başıma kaynar sular dökülmüştü. Zaten derslerin yüzüne baktığım yoktu bir de bu sınava çalışamazsam iyice boku yerdim.
Okul bahçesine girmemle sessizce okulun arkasına yönelmiştim. Arka tarafta sadece hademelerin kullandığı küçük bir kapı vardı ve ben bunu 10.sınıfta rastgele far etmiştim. Çünkü okulun bu kısmına kimse gelmezdi, ben de kimseyle muhattap olmamak için sürekli buraya gelirdim.
Biraz ilerleyip siyah demir kapının önünde durmuştum. Ellerimi cebimden çıkararak yavaşça kapıyı ittirdim. Şansıma sessiz bir şekilde, genelde hademeler girerken baya bir ses yapıyor da, açılmıştı kapı. Açılan boşluktan hızlıca geçerek sağdaki merdivenlere ilerlemeye başladım.
Benim sınıfım dördüncü kattaydı, her türlü yorulacaktım zaten bu yüzden hızlı bir şekilde çıkmaya başladım. Dördüncü kata çıkmak üzereyken duyduğum konuşma sesleriyle olduğum yerde kaldım.
Bu saatte birilerinin okula olmasının hiçbir mantığı yoktu. Ayrıca bir kişi de değildi ki benim gibi eşyasını unutmuş olsun. En az üç sesi ayırt edebiliyordum. Bir süre gerginlikten merdivenin ortasında mal gibi durduğumu fark ettim.
Hızlı ve sessiz bir şekilde merdivenleri tırmanıp saklanacak bir yer baktım. Sesler koridorun sağındaki ikinci sınıftan geliyordu. Ayırt edebildiğim tek ses ise Kaan Demirer’in sesiydi.
