İçeriğe geç

Gece Mavisi

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Gece Mavisi

Bölüm 1

Gece Mavisi

“ Saklı kalmış yüzün, mavi gündüzün gibi...”

1. Bölüm

Geceler yalnız güzel sevenlere uzun ve bir o kadar derin gelirmiş...” annem öyle söylermiş babama. Adım geceler kadar uzun, tek başına geceyi aydınlatan ay kadar yalnız ve yıldızlar kadar da güzelmiş.

Babam “ anneni gecenin bize gülümsediği bir gün kazandım, yıldızların söndüğü gün ise kaybettim.” demişti.

Aşk, gecelere aşık bir kadını gündüz vakti diri diri gömmek kadar acımasız ve anlamsızmış...

Ben “ Gece “ yani Gece mavisi veya mavinin gecesi,

Adımı gecelere aşık kadının gece mavisi gözlerinden almışım...

Günün yorgunluğunu üzerimde taşıyorken yorgun adımlarla eve doğru yürüyordum. Soğuk havanın yüzüme çarpmasını atkımla önlemeye çalışıyordum fakat yine de soğuğu iliklerime kadar hissediyordum tıpkı yüreğimin yorgunluğunu hissettiğim gibi...

Kulaklığımı takıp müziği son sese vererek eve doğru yürümeyi tercih etmiş hızlı ve bir o kadar yavaş adımlarla ileriyordum. Her attığım bir adım diğer adımın şahidiydi, her bir gözyaşım diğerlerinin şahidiydi, her bir nefesim diğer soluğumun şahidiydi fakat yüreğimin diğer bir şahidi yoktu o tekti ama parçaları vardı her biri diğerinin acısını taşıyordu. Attığım her adımın gerisinde yüreğimin bir parçasını ardımda bırakıyordum kaldırımların kenarlarına, belki gelip toplarsın diye.

Zili defalarca çalmama rağmen zar zor kapıyı açmıştı annem, dağınık saçları ve geceliğiyle karşımda dikilmişti akşamın 18.30 olmasına rağmen yeni uyandığı Çok net anlaşılıyordu “ anlaşılan meslek aşkın sabahlamana neden olmuş” diyerek içeri girmiştim,

“ biraz öyle oldu” diye yanıt verirken bile esniyordu “ kaç bölüm yazdın bari” söylenirken montumu koltuğun üzerine fırlatmıştım “ Maalesef bir bölüm tek.” Kahkahalar atmamak için kendimi zor tutuyordum “ yazar hanım yaşlanmışsınız eskiden olsa bir oturuşta net dört bölüm yazardınız “

“ gevezeliği bırak da yemek söyle acıkmışsındır “ söylenip koltuğun bir köşesine oturdu “maalesef, hazırlanmam gerek “

“ hayırdır nereye “

Anlaşılan babam haber vermemişti “ şöyleki kocan aradı sabah işi varmış beni almaya gelemez diye gece vaktinde gelip götürecekmiş evine.” “ eski kocamın bu durumu bana haber etmesi gerekmiyor muydu “

Boşanmamış olmalarına rağmen boşanmış gibi davranan tek çift olarak tarihe geçeceklerdi

“ bilemiyorum geldiğinde sorarsın boşanmadığın eski kocana “

Modunun hafiften düştüğünü görebiliyordum “ Boşanamadığım kocam.”

Babamın sürekli yoğun işleri olduğunu söyler hep annem, o işleri dolayından sevgiye vakti yokmuş. Annem dayanamayıp boşanma davası açmış çünkü dört duvar arasında dahi birbirlerini görememeye başladıklarını düşünüyormuş, babam anneme dur dememiş aksine sevgiye vaktinin olmadığı gibi ayrılığa da vaktinin olmadığını dile getirip boşanmak için duruşma salonuna bile gelmemiş...

Derin düşüncelerimi de yanıma alıp annemin yanı başına oturdum “ keşke ikinizde şu inadınızı terk edip geçmiş hakkında konuşsanız” dediğimde hafiften bana doğru dönüp tebessüm ediyordu “ unutma küçük hanım konuşulan geçmiş geçmiştir fakat konuşulamayan geçmişin izi ağırdır.”

Her daim olduğu gibi bugünde günün edebiyatı dünyalar güzeli kadından dinlemiştim “veeee yazar hanım günün edebiyatını yapar.” diye söylendiğimde gülmeye başlamıştı “ kocaman kız oldun hala çocuk gibisin” diyerek ayağa kalkmıştı “ babamda sana aynısını söylerdi tabi bir tık ağırını “ kolumdan tutup ayağa kaldırmaya çalışıyordu “ gevezeliği bırakıp hazırlan baban gelir şimdi”

“ hayır, geceyi gece vakti alacağını söyledi.” kullandığım cümle sayesinde gülmeye başlamıştı “ gecemizi güzelleştiren geceye sonsuz teşekkürler, de demedi mi? “ diye sordu

Hala babamdan bahsedince gözlerindeki aşkı görebiliyordum, birbirlerini bu denli seven iki aşığın mutlu olmayışını iliklerime kadar hissederdim her gece, anlamıştım ki çok sevmek her zaman kavuşmak değilmiş biraz gözlerden akan kırgınlık birazcık da inat... Babam gururunu hiçe sayıp aşkına koşan biri değildi annemde babamın ona adım atmayacağını bildiğinden aşkını romanlarına işlemiş... annem babamı tanıdığında 15 yaşındaymış babam ise 16, annem her zaman söylerdi ki “babana o kadar aşıktım ki sarhoş gibiydim, onun aşkı beni şair onu ise şiir yaptı.” der, annem çocukluğundan beri babama romanlar, şiirler ve tonlarca makaleler yazıp durmuş fakat babam kitap okumayı hiç sevmezmiş... bu hikaye kitap okumayı sevmeyen adama yazılan makalelerle dolu, bu romanı herkes okuyabilirdi fakat sadece kitapları sevmeyen o adam anlardı.

---

“ geceyi gece vakti almış sayılmıyorsun “ dedim elimdeki tabakları masanın üzerine bırakırken “ sabah kahvaltısını beraber yiyelim dedim fenamı oldu küçük hanım “ gözlerimi devirerek sandalyeyi kendime doğru çekip oturmuştum “ 23 yaşına geldim hala küçük hanım diyorsunuz”

Kaşlarını biranda çatmaya başlamıştı “ başka kim sana diyormuş” salata tabağını önüme doğru çekiyordum “ kaşlarını boşuna çatma biricik aşkın söylüyor.” İkizine de birbirlerini hatırlatmaktan çok keyif alıyordum.

“ annen bu kelimelerden pek hoşlanmaz, duymasın” diye söylenip çayından bir yudum almıştı “hayır... aksine hoşuna gider, “ bıyık altından gülümsüyordu “ öyle mi olurmuş” dediğini duyduğumda “ kaç yıllık aşkının nelerden hoşlandığını sana anlatmamı beklemiyorsun herhalde” diye yanıt vermiştim.

“ anlatmana gerek yok bence” kış ayında soğuk su ile yüzümü yıkıyormuş gibi hissetmiştim bu soğuk cümleyi annem duysaydı herhalde kendine çok kızardı “hakkımda hiçbir anıyı hatırlamak istemeyen birine tonlarca makaleler yazmak benim suçum” ddiye söylenip gece gündüz kendini yer bitirirdi,

“ annen hakkında her şeyi hatırlıyorum ayakkabı numarasını bile” düşüncelerim anında dağılmıştı “ bende sandım ki...” cümlemi bitirmeden sözümü kesmişti “hiçbir anıyı hatırlamak istemediğimi falan sandın” dinlemeden yargıladığım için kendi içimde utanç yaşıyordum

“ annen gibisin...” yutkundu sonra yanıma doğru gelip saçlarımdan öptü “ onun kadar alıngan ve güzelsin.” annemden pek bahsetmezdi her konuyu açtığımda kaçmayı tercih ederdi inadını bir kenara atıp konuştuğu zaman ise dolu dolu konuşurdu “ Ee ne mutlu sana.”

“ cinsiyetini ilk öğrendiğimiz gün benden mutlusu yoktu..” sözünü yarıda kesip ceketini giyiyordu “ yıllar önce kurduğumuz o hayal gerçek oluyordu yani bizi biz yapan gecemiz doğacaktı.”

Derin bir aşk hikayeleri vardı, o derin aşkın meyvesi de bendim,

“ gece ismini bulmanız zaten yıllarınızı almış olmalıydı malum çok nadiren rastlanıyor” masanın üzerindeki telefonunu ceketinin çepine sıkıştırıp “hiç düşünmedik ki sorduğum gibi annen anında cevap verdi”

Evden çıkmak için hazırlanmıştı, kapıya kadar eşlik ediyordum “ merak ediyorum ama adım nereden geliyor?” dediğimde ayakkabılarını giymiş son kez ayna karşısına geçip kendine çeki düzen veriyordu “ çalışma masamın çekmecesini aç, annenin Gece mavisi adlı eserini oku merakını giderirsin”

“bir saniye sen annemin yazdıklarını okuyor muydun?” kaşlarını kaldırıp soruma cevap vermek yerine tekrardan kaçıyordu “ geç kaldım çıkarken kapıları iyi kapat “ konuyu değiştirip kaçışını tarif edemezdim biraz utangaç birazcık da üzgün gibiydi.

Kapıyı ardında kapatır kapatmaz odasına girmiştim, çekmeceyi açtığımda annemin romanlarıyla karşılaşmam şaşırtıyordu “ bak sen bu Can beye nasılda kapalı kutu” diye söyleniyordum kendi kendime.

En üste duran Kalp ritmi eserini elime almıştım kapağın içinde yazılan birkaç söz “mısralarda buluşalım...” diye, büyük ihtimalle bunu annem yazmıştı çünkü yazının altında parantez açılmış “mısralara gerek yok gözümü her kırptığımda buluşuyoruz.” ve anlaşılan bunuda babam yazmıştı.

Mutluluktan yerimde kıpır kıpır hareket etmeyi bırakıp arka çepimde duran telefonumu elime alıp romanın girişindeki yazının fotoğrafını çekmiştim

“ annem bunu gördüğünde mutluluktan ağlayacak “ diye söyleniyordum.

Romanı masanın bir köşesine bırakıp sandalyeye oturmuştum ve elime gece mavisini alıp sayfalarını karıştırmaya başlamıştım. Kitap ayracının oluğu yerde durmuştum, sarı ipliklerle sarılı kalpli bir çubuğu kitap ayracı olarak kullanmış olmasına şaşırıyor gibiydim mutlaka bununda gizli bir hikayesi vardır. Arkama yaslanıp okumaya başlamıştım.

18.06. 2021

Yüreğimin bir yerlerinde çiçekler açıyordu o solan çiçekler bugün onun sayesinde tekrardan canlanıyordu...

Biraz heyecanlıydım hatta biraz değil deli gibi heyecan vardı içimde çünkü bugün sevdiğim adamla buluşuyordum.

Evden çıkıp buluşacağımız yere doğru yürüyordum normalde kısa gelen yol uzamış gibiydi yürüdükçe bitmiyordu oysa ben hemen yanına kollarına koşmak istiyordum.

İstiyordum fakat ne yapacağımı bilmiyordum daha önce elleri ellerimle kavuşmamış, göğsünde delice atan kalp ritimlerini hissetmemiş ve hatta gözleri gözlerime değmemişti.

O bitmez bilmeyen yol sonunda bitmişti ağacın gölgesinde beton taşların üzerinde oturuyordu, beni gördüğünde ayağa kalmış yanıma doğru adım atmıştı ve o şuan karşımdaydı “ Merhaba” dedim onu ilk gördüğümde,

Ne komik ama karşımdaki sevdiğim adam değilmiş gibi utancımdan merhaba deyişim.

Oda benim gibi “ merhaba “ deyince içim rahatlamıştı neyseki bu ilişkide tek çekingen ben değildim.

“parka geçip oturalım istersen” dediğinde gözlerine dahi bakamadan “olur.” dedim.

Birkaç adım attıktan sonra nasıl yaptım bilmiyorum fakat içimdeki o çekingen kız gitmişti biranda, çünkü ellerimi ellerine doğru uzatıp “ elimi tutmayacak mısın? “ diye sordum

Hafiften gülümsediğini hatırlarım, ah! keşke biri beni o tebessüme hapsetseydi elleriyle ellerimi sıkıca tutmuştu sanki hiç bırakmayacak gibi...

O yolu el ele bitirmiştik, o kırık dökük park bugün gözlerime saray gibi geliyordu.

Yanı başına oturdum kollarıyla sarmıştı beni, sarılıyordu fakat daha çok sarılsın istiyordum kemiklerim sıkışırcasına. Şuan kalp ritimlerini duyabiliyordum ve o huzur dolu kokusunu içime çekiyordum.

Ah sevgilim keşke beni o ana hapseden biri olsaydı, kollarında sonsuzluğa da vardım.

Aradan geçen birkaç dakika sonra o sormanı istediğim soruyu sormuştun “ileride kızımız olursa adı ne olur sence” düşünmene dahi izin vermemiştim “Gece...” diye mırıldanmıştım sonra seninde kararını almak adına “ yani gece olsun mu” dedim,

Gözlerini hafiften kıstın “ nedenini öğrenirsem olması konusunda düşünürüm” heyecanla anlatmaya başlamıştım

“ şimdi...biz seninle ilk gece vakti konuştuk, gece vakti tanıdım seni...” pür dikkatle beni dinliyordun ve kaldığım yerden devam ettim “ gökyüzünde yıldızlar aşkımıza şahit olmaya hazırken `seni seviyorum` dedin” ikna oluyor gibiydin “ yani tüm güzel anılarımızı gece yaşadık biz, bundan dolayı zaaflarına bir gece armağan etmek isterim “ dediğimde gözlerinin içinde mutluluk görüyordum

O kadar güzel gülümsemiştin ki gülümsemen kalbime ayna misali yansımıştı ve tabi sonra o sarılışın kendimden geçmemek mümkün değildi çoktan aşkından sarhoş olmuştum.

Ben o gün mutluluğu senle tatmıştım ondan sonra ne kadar gözlerimden yaşlar veyahut kanlar aksa da o eski masum ve mutlu günlere dönelim diye sabrettim, çok sabrettim sevgilim şu anki gibi...

Benim o huzurlu günleri bekleyesim var peki senin gelesin var mı?

***

Kurgu diye düşündüğüm sahneler meğerse gerçekmiş. Gözlerim bir tık dolmuştu o büyüleyici aşkın büyüsü benmişim... annem anlatırdı hep fakat çok kulak vermezdim “ senin olmadığın zamanlar da bile sana sahiplenmişti bu aşk” derdi,

Romanlara konuk olan bu aşkın bireyi olmak beni mutlu ediyordu ve bugün aşk hakkında yeni bir şeyler daha öğrenmiştim

Meğerse aşk kopamamakmış...

Meğerse aşk sevdiğin adama tonlarca mısralar yazmakmış.

---

O dehşet verici muazzam manzara karşımda duruyordu, milyonlarca kitaplar ve boyumdan uzun raflar, o huzur dolu yerdeydim, kütüphanedeydim. Attığım adımların sesleri dahi yankı yapacak derecede sessizlik vardı, o uzun rafların arasında geziniyordum. Gözlerimle kitaplara bakınırken annemin Kalp Ritmi romanını rafların orta yerinde görünce hafiften gülümsedim ve telefonumu çıkartıp gerekeni yaptım

GÖNDERİLEN - Gece mavisi

• Fotoğraf.

Birilerinin romanları yine raflarda yerini aaalllllmmmıııışşş

----

Emindim ki mesajımı gördüğünde mutlu olacaktı.

Telefonumu kapatırken kulaklarıma müzik melodileri gelmeye başlamıştı, kafamı hafiften kaldırıp yanı başıma baktığımda esmer tenli bir çocuk vardı kulaklığını takmış son sesle müzik dinliyordu ve dinlediği müziğin bestelerini duyabiliyordum

Yalnızdın çok yalnızdın

Kirpiğinden kanat yaptım

Seni o gökyüzüne ben koydum

Yağmurlar yağdı örtüm siper oldum

Bembeyaz bulutlarla doldurdum

Nasıl bensiz oralarda uçuyorsun?

Deri ceketi, uzun çizmeleri, kulağındaki küpe ve dağınık saçları bir nevi motosiklet yarışçılarını andıran tarzıyla kütüphanede olması ve Cem yenel’in şarkısını dinlemesi açıkçası biraz komiğime gelmişti.

Ona doğu kitlenip güldüğümü fark etmiş olmalıydı ki biranda gözlerini üzerime dikip “ bir şey mi söyliceksin” diye söylenmişti,

Anında ciddi mooda girip “şey...” mırıldanmıştım çünkü zaman kazanmam gerekiyordu “ Seni dinliyorum.” kulaklığını kulağından çıkartıp pür dikkatle ağzımdan çıkan cümleyi bekliyordu

“ dinlediğin müziği duyabiliyorum ve bu rahatsız edici” tek solukta söylemiş olmam dışında hiçbir sıkıntı yok diye düşünürken “ pek rahatsız olmuş gözükmüyordun gayet gözlerini üzerime dikmiş gülüyordun”

Evvvveeeetttt nasıl cevap verebilirdim

“ güldüğüm falan yoktu”

“ yanağının sağ tarafında derin bir gamzen var.” parmaklarımla yanağıma dokunmuştu “ vee yüzündeki tek gamzeni görebilecek kadar gülümsüyordun.”

İçimden gülüyorum sanıyordum

Ah Gece ahh

“ ne var gülemez miyim” sesim olduğundan yüksek çıkınca “Arkadaşlar kütüphanede olduğunuzu unutmayın” diye bir görevlinin bizi uyarması bu yaşıma kadar utanç duyduğum tek olay olarak hafızama kayıtlı olacaktı

“beğendin mi yaptığını” diye kısık ses tonumla söylenmiştim “ hatırlatayım senin cırlaman yüzünden uyarıldık “

Ukala ses tonu kulaklarımda yankılar yapıyordu “ kimin yüzünden cırladım acaba? .”

“ bak tanıdığım çok iyi bir psikolog var istersen senin için randevu alabilirim” şuan gözlerimden öfke akıyordu “ bak çocuk...” sinirlenmiş olmam haliyle ses tonuma da etki etmişti ve cümlemin bitmesine izin vermeden “ kütüphanemizden daha fazla rahatsızlık vermeden çıkar mısınız “ diye söylenerek yanımıza gelen görevliye şahid oluyordum

“ çok affedersiniz gerçekten iste-” ve tekrar cümlemin bitmesine izin vermeden “lütfen uzatmadan çıkar mısınız” dedi.

Şuan pas baya kovuluyorduk bu hayatımda bir ilkti 23 yıllık yaşamımda ilk kez kütüphaneden kovuluyordum.

Kütüphanenin kapısına kadar eşlik eden yüreği kocaman görevli yanımızdan gidince tüm sinirimi şu geri zekâlının suratına çarptırmak istiyordum

“ o randevuyu ilk kendine al çok ihtiyacın olduğunu düşünüyorum “ kaşlarını benim gibi çatmıştı “ şuan böyle bir baktım da psikologlar da seni düzeltemezmiş”

Haaaaaahaaaaahaaaaa

Kamera şakası mı?

“ haaaaaaaa çıldırıcım” ellerimi anlıma götürmüştüm “ az köşede çıldır “ diye söylenip geriye doğru adım atmıştı, boş ve anlamsız gözlerimle ona bakıyordum daha fazla diyaloğa girmeden gözlerini devirerek yanımdan uzaklaşıyordu

“ imrenerek mi baktı o bana.” çevredeki herkesin gözlerinin üzerimde olduğunu aldırış etmeden “ geri zekâlı... bir kere o deri ceketin altına kot pantolon gider mi zevksiz” demiştim fakat o dışında herkes dönüp bakmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.