Bir hafta önce, şafağa doğru, güneş henüz ilk ışıklarını yayarken, kız kardeşimin ölüm haberini aldım. O gece İstanbul'un sessiz sakin boğaz kıyılarında kız kardeşimin cansız bedeni bulunmuş. Göğsünden aldığı 3 silah kurşunuyla gözlerini yummuşttu hayata.
Kız kardeşim İnci, öldükten sonra hayatımda kalan son insandı. Ve ben o sessiz kıyılarda caniler tarafından sıkılan üç kurşun yüzünden hayatımda kalan son insanıda kaybetmiştim. Ölüm haberini aldığım zaman gün boyu durmadan çığlıklarla ağlamıştım. O gün işe gitmemiştim, gün boyu evde ağlamıştım. Kız kardeşimin kalbimde açtığı bu derin yaranın ömrümün sonuna kadar kapanmayacağını biliyordum.
Ertesi sabah sanki dün gece avazım çıkana kadar çığlık atıp ağlamamışım gibi yine işe gitmek için hazırlanmıştım. Ancak hâlâ gözlerim altındaki morluklardan, halkalardan ve gözlerimin kızarıklığından dün gece olanlar anlaşılıyordu. Apartmandan aşağı inerken bütün komşularım bana şaşkın ve hüzünlü bir şekilde bakıyorlardı.
İlk merdiveni bitirip ikinci merdivenden aşağı inerken "Melis, kızım." Diye bir ses duydum. Durdum, omzumun üstünden arkama bakınca alt komşum olan orta yaşlarında olan 'Selma Hanım' vardı karşımda. Kendisi diğer komşularım gibi çok kibirli, bencil ve kendini beğenmiş bir kadındı. Her zaman beni aşağılardı, ancak asla gram umrumda olmazdı.
Selma Teyze yine yüzüne o kibirli ve aşağılayıcı bakışını takınarak "Kız kardeşin öldü, ancak sen hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyorsun. Yazık, bari ayıp olmasın diye bir iki timsah göz yaşı dökseydin. Kız kardeşinin senin gibi bir ablası var diye ona çok üzülüyorum, ölümünde bile üzülmüyorsun." Dedi. Sözleri sayesinde bütün vücudum ürperdi. Hayatım boyunca bir tek lafına bile göz yummuş, umursamamıştım. Ancak şimdi sinirden tüylerim diken diken oluyordu.
Bakışlarımı ona diktim. Gözlerimden kararlılığım ve tehditim anlaşılıyordu. O kadını tam orada parçalayabilirdim. Ancak arkamı dönüp sakin bir sesle ona cevabını verdim. "Üzgünüm, Selma Hanım. Ancak bunu sizin ilgilendirdiğini düşünmüyorum, sahi kocanızın ölümünde ağlamak yerine mirası üzerinize almak için çabalıyordunuz."
Selma'nın yüzü bir an buz kesti. Gözleri yuvalarından zıplayacak gibiydi. Ağzı aralık kalmlştı. Apartman bu dedikodularla çalkalanıyordu. Ancak onun ruhu duymuyordu. O tepkisi biraz olsun kızgınlığıma su serpti. Hızla kendimi toparladım. Onu pas geçerek önüme dönüp merdivenlerden inmeye devam ettim. Arkamdan söyleniyorlardı, konuşuyorlardı, kötülüyorlardı ama kulağıma topuklularımın sesinden başka hiçbir şey gelmiyordu.
Çünkü hâlâ kız kardeşimin öldüğüne inanamıyordum. 25 yaşındaydım, ancak hâlâ çocuk gibi bunu kabullenemiyordum. Herkes kız kardeşim ölmeden önceki hararetli kavgalarımız yüzünden ölümünü umursamadığımı sanıyorlar. Ancak o kadar yıkılmıştım ki ölmeden önce ona sarılıp, öpememiştim bile... kokusunu içime çekememiştim... ama hâlâ kokusu burnumda tütüyordu. Saniyelere kayan acılarım, sanki saatler oluyordu.
Evet, garipti... sevdiğin birinin ölümünde günlerce hatta haftalarca ağlayanlar vardı. Ama ben üzülmüyordum, ağlamıyordum, isyan etmiyordum. Çünkü bilmedikleri birşey vardı. Benim suskunluğum umursamadığımdan değildi. Kız kardeşimin içini rahatlatacak,
İntikam alacaktım...
Kardeşimin kanını yerde bırakmayacaktım, bunu yapanları bulup hepsine hesap soracaktım. Buna yemin etmiştim. Onların 3 mermiyle kız kardeşimden aldıkları canını onlara acı çektire çektire geri alacaktım. Ve bir karara vardım. O da; İntikam kararı.
Kız kardeşimin ölümünden bir hafta geçmişti. Ancak ben bu işin peşini bırakmamıştım. Olay yerinin kamera kayıtları silinmişti, tek bir iz bile yoktu. Yüzler... kayıtlar... maskeler... sanki kuş olup uçmuştu.
Ben profesyonel bir doktordum. Üst seviye tıp yeteneğim vardı. O yüzden bu işimi daha kollaylaştırmıştı. Çalıştığım hastane olmasa bile işimdem izin alıp dilekçe göndererek, kendimi kız kardeşimin kontrollerinin yapıldığı hastaneye nakil ettirmiştim. Planıma küçük adımlarla başlayacaktım.
Öncelikle kız kardeşimin ölüm nedenlerini öğrenmem gerekiyordu ve bunun için İnci'nin dosyalarını karıştırmalıydım. Belgeleri bilgisayar üzerinden karıştırdığımda sadece "Yaklaşık 4 saat geçen kan kaybından sonra gerçekleşen trajedik ölüm. Ölüm nedenleri; göğüs kafesine yüksek hızla sıkılan mermi sonucu kan kaybından ölme. Şahısın ölümünün ardından kamera kayıtları silinmiş, ve tek bir iz bulunmamıştır. Etraf sakinlerinin ise üçten fazla silah sesi duyduğunu ancak kimseyi görmediklerine dair ifadeleri alınmıştır. Büyük uzmanların araştırmaları sonucunda olay 'Gizli Ölüm' olarak kaydedilip araştırma durdurulmuştur. Ölen Şahıs: İnci Koral" yazılı bir belgeyle karşılaştım.
İnci'nin sadece göğsünde olan kurşun yarasının çekimleri konulmuştu. Ancak bu bilgiler bana yetmezdi. Olayı daha detaylı araştırmalıydım. Ve B planını devreye soktum. Yani yasak olan birşey yapacaktım. Bu zaman kadar uzman doktordum. Ve asla bir yasağı çiğnememiştim ancak bu durum uzmanlığı bile aşıyordu.
Perşembe günü -Kız kardeşimin ölümünden 2 gün sonra- cesedinin hâlâ Morg odasında olduğunu biliyordum. O yüzden oraya gidecektim. O gün yine normal rutin işlerimi ve tedavilerimi bitirdim. Mesaim bitince hemen morg odasına ilerledim beklediğim gibi kapıda görevliler vardı. Birisi uyuyordu ama diğeri uyanıktı. Ve C planını devreye soktum.
Yüksek sesle yandaki tedavi odasından dışarı doğru "Eyvah! Yetişin hemen! Hastaya acil yardım lazım! Birileri yok mu?!" diye bağırdım. Beklediğim gibi morg odasının uyanık olan bekçisi hızla odaya yaklaştı ve bana tedirgin bir sesle sordu. "Evet efendim, bir sorun mu var? Ben yardımcı olabilirim." Harika, plan tıkırında işliyordu. Rolüme devam ederek hızla başımı salladım ve işaret parmağımla tedavi odasını işaret ettim. "Evet, Lütfen hasta içeride!" Beklediğim gibi tedavi odasına hızla yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdi. Ancak uzun süre etrafa bakıp boş yatağı fark edince geri kapının olduğu yöne döndü. Beni göremedi. "Şey... doktor hanım..." sözünü kestim ve kafasına bir sandalye bacağıyla arkadan sertçe vurdum. Bir kaç dakika ayakta sendeledi ve sonra bayıldı.
Hastane sessiz ve sakindi. Planım tıkırında işliyordu. Bekçinin elbiselerini giyerek bekçi kılığına girdim. Diğer bekçiyi uyanmış mı fiye kontrol etmek için kafamı kapıdan dışarı çıkardım ve hâlâ uyukladığını görünce rahatladım ancak tedbiri elden bırakmadım. Son olarak maske ve eldivenimide takarak. Odadan çıkıp kapıyı kapattım. O bayılttığım bekçiyi ise odada bulduğum oksijen kablosuyla bağlayıp, ağzına bir bez tıkıştırmıştım. Herşey iyi gidiyiyordu. Sandalyeye oturmuş uyuyan bekçiyi kontrol ettikten sonra morg odasının kapısını sessiz bir şekilde açtım. İçerisi buz gibiydi. Tüylerim diken diken olmuştu. Odaya yavaş ve sessiz adımlarla girdim. Herşeyi oranı oranına hesapladığım için topuklu yerine baget giymiştim.
Odaya girdim. Kapıyı tekrardan sessizce kapattım. Arkama dönüp odayı süzdüğümde nereden baksan iki yüze yakın ölü vardı. Beklediğimden fazla ölü vardı. Ancak bu beni şaşırtmamıştı. Hayatım ölülerin arasından geliyordu. Burada kat kat morg çekmeceleri vardı. Kapının hemen yanında ise tıbbi eşyalar ve personel kontrolü masası vardı. Ancak önceden haber vererek kontrol personelini molaya göndermiştim.
Bir sonraki personelin mesaiye geçmesine 20 dakika vardı işimi hızlandırmalıydım. Her mog çekmecesinin üzerinde kimlik bilgileri ve görselleri vardı. Çekmeceler alfabetik mir şekilde sıralanmıştı. Yaklaşık yarım dakika aradıktan sonra İ isimli çekmecelerin yanına vardım. Teker teker görsellere bakarak ilerledim ve 10. Soğutucuda kız kardeşimin görselini gördüm. Boğazımda bir yumru oluştu.
Kız kardeşimin fotoğrafının üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Gözlerimin dolmasını durduramıyordum. Gözümden akan bir yaş soğuk odanın minik kareler halinde dizilmiş fayanslarına damladı. Oda o kadar sessizdi ki göz yaşlarımın fayansa damlama sesi bile kulaklarıma ulaşıyordu. Kendimi toparladım, düzensiz nefesimi düzelttim. Morg çekmecesinin kulpunu tutmuşken bir şey fark ettim. Kanımı donduran birşey. Bakışlarımı görselin yanındaki yazıya kaydırdım ancak...
Kişi Adı/ Soyadı: İnci Karaca
Yaş: 23
Meslek/ İş: Yasal Keskin Nişancı
Ne?... Acaba yanlış çekmece mi? Hayır, kız kardeşimin fotoğrafı bu. Buna yemin ederim.