İçeriğe geç

Gece Gonçası

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Gece Gonçası

Bölüm 1

1.

Her sabah olduğu gibi yine sadece kavga etmekten başka bir şey bilmeyen ailemin gürültüsüyle uykumdan uyandım. Yine annemle babam birbirine girmişti. Eskiden bana çok dokunurdu bu durum ama artık zerre umurumda değildi. Çünkü artık alışmıştım…

Merhaba, ben Fidan. Ailesi tarafından zorla evlendirilmek istenen, 10. sınıfa giden, 16 yaşında bir öğrenciyim. Bizim köyde bütün kızlar 8. sınıfı bitirir bitirmez evlenirler. En geç ise 9. sınıftır. Ancak ben gelen bütün görücüleri reddetmiş, bir şekilde hepsinden kaçarak 10. sınıfa kadar eğitimime devam etmeyi başarmıştım. Peki siz, 9. sınıfa kadar evlenmemiş kızlara bu köyde ne gözle bakarlar bilir misiniz? Muhtemelen ben söylemesem de siz anladınız… Bu laflara, bu bakışlara göz yummak biraz zor ama eğitimim için buna katlanmak zorundayım. Hedefim ise yeniden gelecek olan o görücüleri kaçırmak ve en sonunda bu evden tamamen kurtulmak.

Annem Zehra… O çok iyi bir kadındır. O da zamanında zorla evlendirilmiş ve beni bu hayatta anlayan tek insan o. Ancak babamdan çok korktuğu için elinden hiçbir şey gelmiyor; tek yapabildiği babamdan gizlice para koparıp bana vermek.

Babam Ahmet… Bazen arkadaşlarımın babalarına bakıyorum, bir de kendi babama bakıyorum… Keşke benim babam da beni sevseydi… Ancak onun tek düşündüğü, beni zengin birine gelin edip başından atmak… Neyse, kalkıp hazırlanayım yoksa derse geç kalacağım.

Yerimden kalktım ve okul formamı giydim. Bu saatlerde annem uyuyor olur, babam ise çobanlık yapmaya giderdi. O yüzden her zaman babam evden çıktıktan sonra çıkar, o eve dönmeden önce de evde olurdum. Bütün günümü derslerime ayırıyorum; çünkü buralarda şehir çocuklarında olan o telefonlar köy çocuklarına verilmez. Yani ya ev işi yapacaksın ya da ders çalışacaksın. Lavabodaki işlerimi de halledip çantamı sırtıma taktım. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım.

Bugün 5 dersimiz vardı. Belki şaşırabilirsiniz, "10. sınıf öğrencisi neden sadece okula gitsin ki? Dershaneye gitmesi gerekir" diye düşünebilirsiniz. Ama bu düşünce şehirlilere mahsus. Şehirde yaşayan insanlar okuldan çok dershaneye, kurslara gidiyorlar. Ancak burada sadece okula gitmek zorundasınız, ne öğreniyorsanız okulda öğreniyorsunuz. Neyse, çok konuşup sizi yormayayım.

Nihayet okula vardım. Sınıfa girip sıma geçtim. İlk dersimiz Edebiyat’tı. Edebiyatı bu sınıfta benden iyi olan yoktu. Çok seviyordum bu dersi, çünkü bize bu dersi Bahar öğretmenimiz sevdirmişti. Bahar öğretmen sınıfa girdi ve derse başladı. Dersimiz "Anlamlarına ve Yapılarına Göre Cümle Türleri"ydi. Öğretmen kuralı açıklarken bütün sınıf sessizce onu dinliyor, defterine notlar alıyordu. Ders bitti ve zil çaldı.

İkinci dersimiz İngilizceydi. Sıramda oturmuş dersin başlamasını bekliyordum. Tam o sırada yanıma Aras geldi. Aras, benim hoşlandığım çocuktu.

— Selam Fidan. Nasılsın?

— Selam Aras. İyiyim, sen nasılsın? — Galiba onun da benden hoşlanıyordu. Benimle konuşmak için bahaneleri hiç bitmezdi.

— İyi ol, ben de iyiyim. Edebiyat dersindeki notları tuttun mu?

— Sen de iyi ol. Evet, not aldım. İstersen vereyim, yaz.

— Harika olur aslında. Dersin sonunda geri alırsın.

— Al bakalım o zaman. — Çantamdan defterimi çıkarıp Aras'a uzattım.

— Çok teşekkür ederim, Fidan.

— Rica ederim.

Aras defteri aldı ve yüzündeki hafif bir tebessümle yanımdan ayrılıp kendi sırasına geçti. Derken zil çaldı ve ders başladı…

---

Son dersin zili de çaldıktan sonra çantamı omzuma takıp okuldan çıktım. Eve doğru yürümeye başladım. Tek duam, babamın eve erken gelmemesiydi. Babamla biz birbirimizin yüzüne bile bakmazdık. Beni görmeye bile tahammülü yoktu. Her gece eve sarhoş gelir, annemle beni döverdi.

Sonunda eve vardım. İçeri girip ayakkabılarımı kenara koydum.

— Kızım, sen misin?

— Evet anneciğim, benim.

— Üstünü değiştir, elini yüzünü yıka da gel, yemek ye.

— Tamam anne.

Odama geçip ev kıyafetlerimi giydim. Lavaboda ellerimi yıkayıp annemin yanına, mutfağa geçtim.

— Kızım, nasıl geçti derslerin?

— İyiydi anne.

— Makarna pişirdim kızım. Ama üzerine sos yapacak, katık edecek hiçbir şey yok. Bakkala gidip bir şeyler alabilir misin?

— Anne, paramız yok ki ama.

— Veresiye yazdırıver kızım…

Başımı öne eğdim ve mutfaktan çıktım. Ayakkabılarımı giyip bakkala doğru yola koyuldum. İçeride her zamanki gibi Hikmet amca oturuyordu.

— Selam Hikmet amca, nasılsın?

— İyiyim Fidan, sen nasılsın?

— İyiyim, çok teşekkürler. Bana bir yoğurt verebilir misin?

— Para getirdin mi Fidan?

— Yok… Veresiye defterine yazsan olur mu zahmet olmazsa?

— Kızım, veresiyeniz çok birikti. Borçlarınızı ödemeden size daha fazla bir şey veremem.

— Bu seferlik ver, söz bir daha ödemeden almayız.

— Olmaz kızım, hep veresiye alıyorsunuz ama arkası gelmiyor.

Hikmet amca sözünü bitirir bitirmez içeri uzun boylu, ciddi bakışlı, ağır giyimli bir adam girdi.

— Selamünaleyküm. Bana iki tane ekmek verir misin?

— Aleykümselam. Buyur Şahin kardeş.

— Sağ ol, ne kadar tuttu?

— 20 lira.

— Buyur.

— Sağ olasın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.