İçeriğe geç

Gece gezginleri

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Gece gezginleri

Bölüm 1

Bilinmezlik

Geçmişin içinde kaybolduğum bir gecedeyim, tekrar silik pörçük anılar düşünmemeye çalıştıkça daha çok beynimi işgal etmeye başlıyordu. Düşünmemek için çok fazla şeyle uğraşmaya çalışıyordum, oturduğum pencerenin rahatsız edici betonunda kıpırdandım, kalçam acımaya başlamıştı. Artık düşüncelerimi bastıramayan şarkıya odaklanmaya çalıştım, etrafı mavi ve siyah iplerle çevrelenmiş kablolu kulaklığım bu devirde, tek kablolu kullanan bendim galiba, geri kafalı olduğumu söylerdi Aris genelde.

Pek haksız sayılmazdı, gerçi ellerimi topuzumdan çıkan tutamlara götürdüm. Bazen çok sinir edici olabiliyorlardı, topuzun içine doğru sıkıştırdım. Gerçi ne kadar o şekilde duracaklardı meçhul. Kucağımdaki telefona uzandı, elim kilidi açmadan duvar kağıdıma baktım. Çizdiğim bir ay resmiydi, etrafında uçuşan ateş böcekleri hoş bir hava katıyordu. Seviyordum ateş böceklerini, sadece karanlıkta gösteriyorlardı ışıklarını.

Şifreyi girdim hızlıca, listemde gezdirdim gözlerimi. Dedüblüman en sevdiğim gruplardan biriydi. Bu sıralar sürekli dinlediğim şarkıda kaldı bakışlarım. Aşk şarkının ismi bile anlamlıydı. Aşk diye bir şeyin olmadığını düşünsem bile kulağa hoş geliyordu. Sonuçta ne zaman bastığımın bile farkına varmadım. Melodisi kulaklarıma dolduğunda sokağa çevirdim gözlerimi. Karanlık sokağı aydınlatan sokak lambaları bazıları patlamaya yüz tutmuştu. Artık şarkının sözlerini dinlemeye başladım.

"Çığlıklar sokaklarında"

"Kayboldum yollarında"

"Yalnızdım yanında"

Mırıldanmaya başladım, bazı şeyleri unutmak adına sadece şarkı varmış gibi düşündüm. Yaşayan hiçbir canlı yok, sadece ben ve şarkılarım.

"Yalnızlık var sonunda"

"Aşk, aşk, aşk, aşk"

"Çığlıklar sokaklarında"

Elim sigara paketine gitti, küllüğün doluluğuna baktım. Bugün içtiğim 17 sigaranın devamını getiriyordum. Dudaklarımın arasına yerleştirdim, paketin yanındaki çakmağa uzandım. Sigarama yaklaştırdım, hızlıca ateşle buluşturdum. Ucunu çakmayı bırakırken derin bir nefes çektim. İçime ben bıkmasam da, boğazım bıkmış gibiydi. İçime çektiğim an boğazımda yanıcı bir sızı hissettim. "Yeter artık" der gibiydi. Çektiğim dumanın çıkmasına izin verdim. Dizlerimi kendime çekerken, kollarımla sardım çıplak bacaklarımı.

Yanağımı dizlerime yatırdım, dumanın dalgalarını izlemeye başladım. Zihnimi rahatlatıyordu, bazı şeyler sigara dumanını izlemekte bunların başındaydı. Rüyam aklıma geldi tekrar, gerçi kabus demek gerek, silik hafızamın bana getirdiği acılar, bir el tarafından doğrultulan silah ve boğuk olan çocuk haykırışları, bir el silah sesi göğsümdeki acı ruhumu sıkıştırıyordu, sanki kalbim bir avuç el tarafından hunharca eziliyordu.

Ellim istemsizce kalbimin üstündeki küçük yaraya gitti. Bunu bana yapanları hiç bulmaya çalışmadım ya da korktum, bilmiyorum. Gözlerim çoktan aydınlanmış, gökyüzüne döndü artık. Ay yerinde değildi, benim zamanımda bitmişti. Artık kulaklıklarımı çıkardım. Aşağıdan gelen şarkı sesi kulaklarıma ilişti, hafifçe gülümsedim. Beyefendi yemek hazırlıyordu galiba.

Buda yetmezmiş gibi cırtlak sesiyle şarkı söylüyordu. Birazdan odama dalıp bir anne edasıyla beni azarlayabilirdi. Belayı kendim çektim galiba, kapıp pat diye açılmıştı bile. Aris'de döndü, bakışlarım bulunduğum konumu inceledi. İyice yüzümde gezindi, gözleri kaşlarını çattı. Üstünde çilekli mutfak önlüğü vardı. İstemsizce kıkırdadım, ellerini beline yerleştirip odaya bir adım attı.

Çirkefçe konuştu.

"Sen gene mi uyumadın kız?" Burnunu kıvırdı, ellerini indirip bana doğru geldi.

"Bu odada nasıl nefes alıyorsun sen acaba?" Yatağımın yanındaki cama doğru ilerleyip açtı, nefes çekti uzunca.

"Mis gibi mis?" Bi hışımla bana döndü.

"Gözlerinin haline bak." Bi anne edasıyla konuşuyordu, ellerini gökyüzüne doğru açtı.

"Allahım ben ne günah işledim de böyle bir evlat verdin bana?"

Ayaklarımı sarkıttım hızlıca "Ben gayet iyi bir evlat olurdum bir kere" sitemli çıkmıştı ses tonum. Hüzünlüce baktı yüzüme, bu bakışını hiç sevmiyordum. Bana doğru adımladı ve avuçlarını yanaklarıma koydu. "Senden güzel evlat mı var bu dünyada birtanem?" burukça gülümsedim, gülümsememe karşılık verirken. "Senin gibi bir kardeşe sahip olduğum için en şanslı insanım ben bu evrende" bunu söylerken ellerini açtı, burnumu kırıştırdım hafifçe omzuna vururken. "Bağırma be, kulaklarım bana lazım" lafımdan sonra ellerini tekrar beline koydu ve bir prens edasıyla "Hah, sen kurban ol benim sesime" aklına bir şey gelmiş gibi yerinde zıpladı. "Bugün büyük gün" söyleyeceği şeyi çok iyi biliyordum. Allahım, sen bana yardım et.

"Bugün benle manolyaya geliyorsun"

Dudaklarımı büzdüm kaşlarını çattı anında "çiçekçime o ismi koymak için uğurasan sen değilmisin" doğru bunuda rüyamda oynadığım bi kız çocuğun ismiydi kim olduğunu bilmiyordum ama

Ona baktığımda içim ısınıyordu sanki

Aris'in beyninin etini yemiştim bu ismi koymak için ve bu yüzden şikayet etmemem gerekiyordu degilmi

"Tamam tamam teslim oluyorum" ellerimi kaldırdım bi suçlu edasıyla anında gülümsedi

"Ayy bugun sonunda bi date çıkıyorum"

Gözlerimi devirdim odamdaki lavaboya ilerlerken peşimden söylenerek geldi

"Gerçekten bu sefer farklı"

Gözlerimi çevirdim hafiften kısarak

Beni ikna etmek ister gibi şirince gülümsedi "valla evren bugün benden yana" saçlarıma gitti elim tokamı yavaşça çekip çıkardım saçlarımın omuzlarıma düşmesine izin verirken

Konuştum sitem dolu bi sesle

"O evren bi benim yanımda olmuyor "

Tokayı bileğime geçirdim ve yeni aldığım siyah demir kare taraklarımın olduğu kutudan çıkardım tarağı

Saçımın uzunluğu hoşuma gitsede bazen daraltmıyor değildi yani ellerimle iki taraftan ayırıp önüme çektiğim saçlarımı taramaya başladım kahve rengi saçlara sahiptim pek bi vasfı yoktu aslında ama seviyordum badem şeklinde olan gözlerim ve acık kahve gözlerim vardı gerçi bazen siyah gibi duruyorlardı ama neyse kurumuş dudaklarımı ıslattım dolgun dudaklarım vardı

"Hoppala ama beni dinlemiyor musun sen?" Aris'in sitemli sesi düşüncelerimi böldü. Yarım yamalak dinlemiştim, elimi lavabo tezgahına koydum, kalçamı hafifçe yasladım Arise dönerken. "Tamam tamam, hadi anlat" önlüğünün önünden telefonunu çıkardı hızlıca. Telefonu açarken neşeli sesiyle konuştu, "Bak şimdi adam 1.90 diyorum" hayallere kapılır gibi tavana bakmaya başladı. Tarağı hafifçe lavabonun mermerine vurdum, Transtan anında çıkım bana döndü. "Kumral diyorum" göz devirdim.

"Senin şu kumral sarışın sevdan bu hafta boy gösteriyor, bakıyorum da."

Tekrar aynaya döndüm, saçlarımı taramaya devam ederken.

"Haftaya esmer başlıyor herhalde."

"Hayır canımın içi, haftaya turuncu çilli düşünüyorum." İstemsizce gülümsememe sebep olmuştu. Aris'in bu halleri çok hoşuma gidiyordu, bazen nerden buluyor bu enerjiyi diye düşünüyorum. "Nerden buluyorsun sen bu enerjiyi?" Saçlarımı taramam bitmişti, artık taraktaki veda ettiğim saçlarımı toplamaya başladım. Ayağımı sağa doğru kaydırıp çöp kovasının kulpuna bastım, elimdeki saçları oraya atarken tarağı yerine bıraktım.

"Çilek tatlım, çilek." Hızlıca bana doğru gelirken musluğun kulpunu kaldırdım, suyun akmasına izin verirken unuttuğum bir şey, saçlarımı toplamadım. Hızlıca elimdeki tokayı çıkarıp saçlarımı sıkıca bağladım, yüzümü lavaboya eğerken ellerime suyun birikmesine izin verdim. Soğuk suyu yüzüme çarptığımda daha çok ayılmıştım, artık.

Su yüzünden boğuk çıkmıştı sesim.

"Tepemde mi duracaksın çilek adam?"

Ona kullandığım lakabı seviyordu, hafiften kıkırdadığını duydum.

"Hadi o zaman minik kuşum, hazırlan aşağıya." Hızlıca çıktı lavabodan, merdivenlerin başında durduğuna eminim, can alıcı noktayı söyleyecekti.

"Hem de çok güzel pankekler yaptım."

Pankek dünyanın en güzel şeyi.

"Bol çikolatalı, bir de ha unutmadan, bir de bol tereyağlı sucuklu yumurta."

Şimdiden bile iştahım kabarmıştı.

Havluyu alarak hızlıca yüzümü sildim, adımlarımı odanın içindeki dolabıma çevirdim. Rahat bir şeyler giymek istiyordum, nasıl olsa okul yok. Buz rengi kotuma gitti, elim üstüne ise beyaz tişörtümü aldım. Dolabı kapattırken kıyafetleri yatağa doğru attım, cama doğru adımlayıp perdeleri kapattım. Yeni farkettiğim sarı ışıklar saçan lambamı kapatmayı unutmuştum.

Nasıl olsa işime gelirdi, tişörtümü çıkartırken altımdaki şortun yere düşmesine izin verdim. Gözlerim, boy aynama çarptı, çıplak vücudumdaki yaralara kaydı. Gözüm bazılarının nasıl olduğunu bilsem de, bazıları silik hafızamın geçmişiydi. Gözlerimi yatağa doğru çevirip kıyafetleri hızlıca geçirdim, üstüme perdeleri açmak için tekrar cama ilerledim ve perdeleri açtım.

Komidine doğru ilerleyip bir çift siyah çorabı ayağıma geçirdim dolabın yanındaki çanta askılığında gözlerimi gezdirdim. Siyah büyük kol çantası olabilirdi, ilerleyip hızlıca aldım elime. Oturduğum pencere kenarına ilerledim, kulaklığımla telefonumu aldım, saat 9:30 olmuştu, zaman kavramı pek fazla yoktu bu sıralar. Hızlıca çantaya attım sigara paketi ve çakmağı uzanıp onları da attım çantanın içine .

Unuttuğum bir şey evet, not defterim. Rüyalarımı silik anılarımı yazdığım bir defter tutuyordum, doktorun önerisiydi hafızamın geri gelmesine yardımcı olabilirmiş. Odada gezdirdim gözlerimi, yatağımın hemen üstünde duruyordu siyah kapaklı bir defterdi. Üstüne beyaz kalemle duvar kağıdımdaki aynı resmi çizmiştim, yanında ise duran siyah tükenmez kalem onları da hızlıca alıp çantanın içine attım.

Makyaj aynamın önüne adımladım, kurdeleli küpeleri aldım hızlıca. Bu sırada çantayı yere bırakmıştım, küpeleri takmaya başladım. Takı kutusunun içinden saati aldım, elime gümüş sade bir saatti geçirdim koluma. Onu da hiç çıkarmadığım bileziklerimle güzel duruyordu, gümüş kadınıydım ben.

Gözüm makyaj aynama kaydı, yüzüm çok kötü gözükmüyordu. Hızlıca güneş kremi alıp çalkaladım, elime biraz alıp yüzüme yedirmeye başladım. Yüzüme yedirme işlemim bittikten sonra maskarayı aldım, kirpiklerime sürmeye başladım. İşlem bittikten sonra şeffaf bir gloss alıp dudaklarıma yedirdim, kuruyordu bu sıralar dudaklarım.

Benim bilinmezliğim bu sıralar vücuduma pek iyi gelmiyordu anlaşılan.

Etrafıma baktım, unuttuğum bir şey var mıydı diye boy aynasına adımladım, tişörtün bir kısmını hafifçe pantalona sıkıştırdım, dolaba tekrar yöneldim.

Çekmeceli bölmesini açtım gözlerimi, fularlarımda gezdirdim, su hayatta en çok sevdiğim şeylerden biriydi fular.

Mavi siyah desenli olan fuları aldım elime, bu olabilirdi, sağ bileğime bağladım hızlıca.

Aklıma gelen şeyle cüzlanımı unutmuştum, düşüncelerimin doluluğundan mı yoksa B12 eksikliğinden mi? Bukadar unutkandım, acaba çalışma masasındaydı. En son hızlıca yürüdüm çalışma masasına, evet tam da tahmin ettiğim gibi gözüme çarpan başka bir şey daha oldu. Dün gece rüyamda gördüğüm ve kağıda aktardığım siluet, küçük bir çocuğun tuttuğu silah bana doğrultuluyordu. Hayır, bu benim elim değildi, ona emindim.

Aşağıdan gelen ses düşüncelerimi böldü. "Podyuma çıkıyor sanki," Aris'in sitem dolu sesiyle göz devirdim. Beklese ölürdü sanki, cüzlanı elime aldığım gibi boy aynasına ilerledim. Tekrar son kez baktım kendime, fena gözükmüyordum. Yere bıraktığım çantamı aldım, makyaj masasının üstündeki siyah güneş gözlüğünü alıp kapıya doğru ilerledim. Kolu indirip açtım, odama döndü. Bakışlarım eve gelince toplamam gerekiyordu.

Kapıyı ardımdan kapattığımda karşı duvara kaydı bakışlarım. Orası benim geçmişim ve hiç unutamadığım 7 yaşım betonla kapatmıştım. O odaları duvardaki resme kaydı gözlerim. Ben Aris ve küçük kardeşim Güneş hiç büyüdüğünü görememiştim, ama büyüse bu kadar güzel olurdu benim kardeşim. Bana zıt düşen sarı saçları vardı onun. Adını ben koymuştum.

Kafamı çevirdim, daha fazla düşünmek istemiyordum. Artık merdivenlere doğru yürümeye başladım. Aynı zamanda çantamın içine cüzdanımı sıkıştırırken basamakları indim. Tuttuğum güneş gözlüğünün bir kulpunu açarak tişörtümün boğaz kısmına sıkıştırdım.

Son basamağa geldiğimde salonla mutfak birleşikti. Bu evin tek sevdiğim yanı bu olabilir. Odamdan sonra sırtı bana dönük bir şeylerle uğraşan Arise baktım ve muazzam sofraya doğru ilerledim. Sandalyeyi çekip oturdum, çantamı yanındaki sandalyeye attım. Hışımla açtım, dün kendime yaptığım tosttan başka hiçbir şey yememiştim. Sofraya doğradığı salatalıkları koyarken, "Sonunda yani" dedi.

Gözlerimi kısarak baktım, tehditimi anlar gibi şirinçe gülümsedi. O da yerleşti sandalyeye önüme pankekleri ittirirken. "Biraz kilo alman gerek, iyice zayıfladın" Bu iki haftada kabuslarımın getirdiği iştahsızlığım bugün yok gibiydi. Pankeki alırken konuştum. "Bugün iştahım yerinde." Önüme itilen nutellaya baktım, yemek bıçağını daldırıp bolca aldım. Elimdeki Pankeke sürmeye başladım. Baş parmağım yardımıyla katladığım pankeği ağzıma attım. "Lütfen, müşterilerime güler yüzlü ol, olur mu?" Gözlerimi kısarak baktım. Ona önündeki sucuklu yumurtaya ekmek banıyordu. Dolu ağzımla konuşabildiğim kadar konuştum.

"Ben gayet güler yüzlüyüm bir kere." Yüzünü buruşturup konuşmaya devam etti. "Ağzındakini bitir." Önümdeki çayı aldım, elime yudumlarken irdeleyen bakışlarımı yolladım.Pankekleri yemeğe devam ederken açık olan televizyona kaydı gözüm. Haberler acıktı, muhabirin sözleri ilişti kulaklarıma. "Sevgi Yurdu'nun müdürü ve çalışanları ölü bulundu." Bu haber gülümsememe sebep oldu. "Yurtta kalan çocuklar ise şunları söyledi: 'Bir melek geldi, kurtardı bizi.'" Bana melek demişlerdi. Çocukların saf düşünceleri. Ben bir melek kadar masum değildim oysaki.

"Yurt müdürünün çocuklara istismar ve şiddet uyguladığı ortaya çıktı, polisler olayı soruşturmaya başladı. "Elimdeki bıçağı sıktığımın bile farkına yeni varmıştım, az bile yapmıştım o pisliklere. "Kim yaptıysa anlından öpeyim valla." Aris'in sesiyle ona döndüm, anlımı uzattım hızlıca, vakit kaybetmeden sulu bir öpücük bıraktı. Ayy hayır, sevmediğimi bildiği halde yapıyordu, elimin tersiyle sildim anlımı. "Az bile yaptık bence." Burnumu kırıştırdım, elindeki çileği ağzına götürürken. "Zamanımız kısıtlıydı yavrum, napalım?" Kafamı salladım ağırca, "işkence edemedik, içimde kaldı." Gür bir kahkaha attı, "hadi hadi ye yemeğini artık."

Tabağıma gömüldüm tekrar.

"Çiçekçiden gelince artık odanı temizle," dedi.

Hafifçe kıkırdadım, "Tamam annecim."

Dudaklarını büzdü, "Ciddiyim, o odada nasıl yaşıyorsun sen?" Önündeki çilek dolu kaseye gözüm kaydı, biraz sinir edebilirim demi çatalı bıraktım. Bi aslanın ceylana olan bakışları benim şu an kaseye bakışlarımla aynıydı, o beni farketmeden almam gerekiyordu. Hızlıca elimi kaseye daldırdım, aynı hızla çekmeye çalıştı kaseyi ama zafer tabii ki benimdi. Elimde tuttuğum çileğe baktım, "Çileklerimden uzak dur şeytan," gerçekten şeytan kışkışlar gibi eliyle kışkışlıyordu.

"Aman be cimri seni" güzel noktadan vurmuştum onu artık "ben cimri değilim bir kere" gözlerimi pörtletip dil çıkardım. "Çirkinleşme be" omuz silkip kalktım yerimden, çantama uzandı elim tuttuğum çileği attım. Ağzıma çiğnerken konuştum "gidiyorum ben." Kapıya doğru ilerlerken arkamdan geldiğine eminim, askılığın yanındaki ayakkabılığın kapağını açıp beyaz spor ayakkabılarımı aldım elime, dış kapının kulpuna uzanarak açtım ayakkabıları paspasa bıraktım.

Anahtarlıktan anahtarı alıp ayakkabılarımı giymeye başladım. "Bugün geç gelebilirim" çiçekçinin anahtarını sallayarak konuştu. "Çok da geç kalma bak" sitemli söylemiştim, evde yalnız kalmak istemiyordum, düşüncelerim beynimi işgal etmek için an kolluyordu sanki. "Biraz alışveriş yapmam gerek, yakışıklı olmalıyım beyaz atlı prensim için" kıkırdadım hafiften. " "Seni ararım seçmen için" göz devirdim, seçtiğim şeyi giymeyecekti biliyordum. "Tabii tabii" kafamı kaldırıp güneşe çevirdim, bakışlarımı.

Çiçekçiden sonra kafeye geçeceğim. Dudaklarını büzdü, "Ne yani bugün seni dinleyemeyecek miyim?" Elini bayılacak gibi anlına götürdü, aklına bir şey gelmiş gibi zıpladı yerinde. "Evde verirsin artık bana konser," gülümsedim elindeki anahtara uzanırken aldım elinden. "Ay bekle, arabının anahtarını getiriyim." Bugün yürümek istiyordum. "Hayır, hayır, getirme," kaşlarını çattı anında. "Yürüyerek gideceğim," gözlerini devirip kollarını birleştirdi. "Yoruyorsun kendini boşa," dudak büzdüm. "Sıkıntı değil, ben seviyorum yürümeyi."

El sallayarak arkamı döndüm, merdivenleri inerken gözlerimi bahçede gezdirdim. Çiçeklerle dolu olan bahçemiz Aris'in marifetiydi. Son basamakta durdum, sokakta farkettiğim siyah araba ilişti gözüme. Genelde bu bölgedeki arabaları tanırdım, birilerine misafir olarak gelmiş olmalılardı. Siyah filmden pek bir şey gözükmüyordu. Güzel bir özellik mi bilmiyorum, ama hipertimezi hastalığı otobiyografik hafıza iyi kötü gördüğüm her şeyi unutmuyordum. Yaşadığım her ne oldu bilmiyorum, ama bazı anılarımı aldı benden ya iyi ya kötü.

Hoş geldin güzel okurum

Bu benim ilk kurgum

Benim dünyama hoşgeldin💐

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.