Ertesi sabah kasaba, günlerdir süren gri havayı dağıtan cılız bir güneşle uyandı. Sis çekilmiş, geriye nemli ahşap kokusu ve martı çığlıkları kalmıştı.
Alaz, dükkânın kepenklerini açarken sokaktaki sakinlik kalbine de yansımıştı. Yıllardır göğsünde taşıdığı o ağır, sebepsiz öfkenin yerini tatlı bir sızı ve tarif edemediği bir heyecan almıştı. Masanın üzerinde duran Deniz’in çizim defteri hâlâ açıktı.
Çok geçmeden kapının çanı melodik bir ses çıkardı. İçeri giren Deniz’in üzerinde bu kez ıslak kıyafetler değil; toprak tonlarında geniş bir kazak ve boynunda eski bir fotoğraf makinesi vardı. Yüzüne çöken o ilk günkü yorgunluk gitmiş, yerini çocuksu bir canlılığa bırakmıştı.
"Bugün dükkânı kapatıyorsun," dedi Deniz, neşeli ama kararlı bir tonla.
Alaz kaşlarını kaldırdı. "Öyle mi? Patronumun bundan haberi var mı acaba?"
"Patronun sensin Alaz. Ve bugün sana kasabayı yeniden gezdirmek istiyorum. Benim gözümden... veya sekiz yıl önceki bizim gözümüzden."
Alaz bir an tereddüt etti ama Deniz’in gözlerindeki o ısrarlı ışığa karşı koyamadı. Kapıya "Dışarıdayım" yazısını asıp anahtarı cebine attı.
Birlikte taş sokaklardan geçip eski deniz fenerine doğru yürüdüler. Her adımda, geçmişten bir anı zihinlerinde canlanıyordu. Lise yıllarında kaçıp geldikleri o küçük çay bahçesi, duvarına isimlerini kazıdıkları eski balıkçı kulübesi, dalgaların ıslattığı kayalıklar...
Deniz, elindeki makineyle sürekli kasabayı ve Alaz’ı çekiyordu. Alaz bir ara durdu ve makinenin merceğine baktı.
"Neden hep beni çekiyorsun?" diye sordu. "Dünyanın en güzel şehirlerini gezdin, harika manzaralar gördün."
Deniz makineyi indirip Alaz’ın gözlerinin içine baktı. "Çünkü o şehirlerin hiçbirinde sen yoktun. Ben sekiz yıl boyunca sadece kadrajı doldurdum Alaz. Fotoğraf çekmek ama hiçbir şeye ait olmamak ne demek bilir misin? İçimdeki tek gerçek manzara sensin."
Fenerin tepesine çıktıklarında rüzgar saçlarını savuruyordu. Alaz, Deniz’in yanına iyice yaklaştı. Yıllar önce tam bu noktada birbirlerine verdikleri ama tutamadıkları sözler zihinlerinde uçuşuyordu. Alaz, cesaretini toplayıp Deniz’in rüzgardan soğumuş elini tuttu. Bu kez kaçan ya da çekinen kimse yoktu.
Ancak Deniz’in gözlerinde beliren anlık bir gölge ve elinin hafifçe titremesi, Alaz’ın dikkatinden kaçmadı. Deniz’in bu kasabaya sadece geçmişle helalleşmek için gelmediğini, arkasında söyleyemediği başka bir şeyin daha olduğunu hissetti.