“Lan oğlum, sen o kıza nasıl hak veriyorsun amına koyayım.”
“Kız haklı oğlum. Anne ve babası yıllarca onu kandırdığı için böyle biri oldu.”
Duyduğum bu saçma sohbetle gözlerimi yavaşça araladım, siyah bir tavanla karşılaştım. Benim odam olmadığı kesindi çünkü odamın tavanı beyazdı.
Başımı sağa çevirince televizyonun karşısındaki üçlü koltukta oturmuş televizyon izleyen turuncu ve kahverengi saçlı iki katili gördüm.
Yaptıklarını hatırlatınca ağzımdan korku dolu bir ses çıktı ve bana döndüler. Kahverengi saçlı televizyonu kapattı ve kafasını bana çevirdi. Düz bir sesle, “Uyanmışsın,” dedi. Daha sonra ekledi, “Merak etmişsindir diye söylüyorum, adım Arda. Bu yanımdaki turuncu kafa da Utku,” dedi.
Evet adlarını merak ediyordum ama onlarla tanışmak falan istemiyordum. Uzandığım koltukta korkudan cenin pozisyonu aldım ve kafamı dizlerime gömdüm.
Utku, “Pekala, sanırım bizimle konuşmak istemiyor,” dedi Arda’ya doğru. Televizyonu kısık bir sesle açtılar ve dikkatlerini üzerimden çektiler.
Acaba o manyak elebaşları neredeydi? Görürsem kesinlikle yüzüne tükürecektim. Nasıl da saplamıştı iğneyi omzuma!
Dış kapının anahtarla açılma sesini duyduğumda titremeye başladım. Kafamı dizlerime daha çok gömdüm ve iyice küçüldüm.
Adım sesleri duyduğumda ona eşlik eden bir ses, “Güzel kız uyandı mı?” diye sordu çok yakından gelen bir ses. Sesi çok mutlu çıkıyordu, sanki bir tren dolusu insan öldürmemiş gibi…
Sesi uzandığım koltuğun arka kısmından gelmiş gibiydi. Arda adlı katil, “Evet, yaklaşık beş dakika önce uyandı,” dedi. Hay ben seni!
Bir beden üzerime doğru eğildi ve saçlarımı kulaklarımdan çekip fısıldadı, “Kalk ve güzel yüzünü göster bana,” dedi.
Titreyerek kafamı kaldırdım ve koltuğun sırt kısmından bana doğru eğilmiş elebaşıyla yüz yüze geldik. Yüzü çok yakın olduğu için kafamı geriye çektim. Bu hareketime derin bir nefes çekti, “Korkma, sana hiçbir şekilde zarar vermeyiz,” dedi.
Ona karşılık verdim, “O kadar insanı öldürdükten sonra inanması güç,” dedim. Korkuyordum ve sesim titremeden bu cümleyi kurabilmiş olmam garipti. Elebaşı sadece güldü ve üçlü koltuğa rahat bir şekilde yayıldı. Üç katil şu an yan yana oturuyordu ve üçü de manyağın tekiydi!
Ben halıyı izlerken dalıp gitmiştim. Beni bırakacaklar mıydı? Beni öldürürler miydi? Annem şu an başıma bunların geldiğini bilebilir miydi?
Ben bunları düşünürken elebaşının lanet sesini duydum, “İsmimi merak etmiyor musun?” diye sordu. Ona korku dolu gözlerle bakmakla yetindim.
O ise, “Benim adım Ateş, Ateş Yakar. Tanıştığıma memnun oldum Güneş Varol…”