İçeriğe geç

Gece’nin Mührü

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Gece’nin Mührü

Bölüm 1

Gece’nin Mührü (Giriş)

Kendimi sokaklara atmıştım…

Kendimi gecenin acımasız soğuna bırakmıştım…

Kendimi sonu olmayan kapkara gökyüzüne bırakmıştım…

Bu kadar göz alıcı ve çekici görünen kapkara gökyüzü, bir şekilde canımı yakıyordu. Bu bir lanet miydi? Yoksa kolumda yeni oluşmaya başlayan kapkara gölgenin bir etkisi miydi? Bu sorunun cevabını asla bilemeyeceğimi düşünerek yürümeye devam edecektim. Yani yarına kadar…

Yaklaşık iki sokak kadar yürümüştüm. Kendimi rastgele bir günün akşamı yollara atmıştım. Sanki bunu biri bana söylüyordu, bende ne derse yapıyordum. Ben olduğumu bile bilmediğim kendim bunları kendine zorla yaptırıyordu sanki. Ben bir yapay zekaydım ve bir yazılımcı bana program yapıyordu. Ben bir kuklaydım ve bir kuklacı beni oynatıyordu.

Bir banka oturmuş öylece gecenin bir yarısı benim gibi kendini sokaklara atmış, eğlenen gençleri izliyordum. Aramızdaki tek fark onların bunu kendi isteğiyle yapıyor olmasıydı. Bir süre izledikten sonra gözlerimin yavaş yavaş kapandığını hissettim. Tam oturduğum yerden kalkacakken yine oturdum. Bunu bir kaç kez denememe rağmen olmadı, oradan gitmeyi bırak kalkamıyordum bile. Artık pes edecektim çünkü başka bir seçenek yoktu. Ama bana bunu yaptıran her kimse, daha doğrusu her neyse bana doğru olanı yaptırdığını düşünüyordum. Yada bunu bana düşündüren de oydu. Öyleydi.

Bir anda gözüm birine kaydı. Olur olmadık bir zamanda, o kişinin kolundaki ve benimle aynı olan lekeyi gördüm. Oda kendini sokaklara atmış olmalıydı. Aynı benim gibi. O kişiye istemsizce daha çok kitlendim ve normal olarak o kişiyi izlemeye başladım. Hareketlerini, duruşunu, davranışlarını… her şeyi saniyesi saniyesine izledim. Benim gibiydi. Elinde tuttuğu kahveyi içmeye çalışıyor ama bir yudum bile almadan geri bırakıyordu, bunu istemsiz yaptığını biliyordum, çünkü ben de aynı durumdaydım. Başka çarem yoktu.

En son dayanamayıp kalkmaya çalıştım. Çantamı bile omzuma takamadan bu kuklacı lakabını taktığım varlık beni o adamın arkasından götürmeye çoktan başlamıştı. Yürüdüm ve daha hızlı. Git gide daha çok hızlanıyordum, en sonunda bu hıza dayanamayıp düştüm. Hayır çok utanç vericiydi.

Yanına gitmeye çalıştığım adam sanki birinin düşmesini bekliyormuş gibi arkasını döndü ve yanıma geldi “İyi misiniz?” Eşyalarımı toplamaya başladım. İlk izlenimime göre yardımsever biriydi. Dizimin kanamaya başladığını fark ettim, oda fark etmiş olacak ki elini uzattı. Elini tutup kalkmadan bir detaya takılmıştık. Takılmıştık çünkü ikimizde de olan leke aynı anda ışık saçmaya başladı. Kalkınca bana “Bu leke canını yakıyor değil mi?” Diye sordu. Bu soruyu bende beklemiyordum. “Evet” dedim “Maalesef…” ordaki banka sürüklenirken. Arkamdan geldi ve bir şeyler gevelemeye başladı. Onu dinlemedim. Esmer, kıvırcık saçlı, 1.90 civarında biriydi. Yanında hobite benziyordum.

Onu incelemeye devam ettim, yara bere içindeydi. “Neden bana dokunduğun anda yara izimiz parladı.” Sohbet başlatmak için dediğim çok belli olmuştu. Sırıttı, “Bence biliyorsun nedenini ama illaki merak ediyorsan söyleyeyim, bizi kontrol eden varlık bizi bilerek yan yana getirdi ve bu işin sonu nereye varacak hiçbir fikrim yok.” Gözümü aç kapa yapıp karşıya baktım. Bir süre karşıda duran kafeyi izledim. Çalışanlar temizlik yapıyordu. Büyük ihtimalle kapanacaktı. Yanımda bir hareketlenme olunca gözüm ona kaydı. Telefonunu açtı ve rehbere girdi. Bana baktı “Ne oldu?” Telefonuma baktı “Numaranı kaydedeyim çünkü bu denk geliş normal değil.” Telefonumu açıp numaramı gösterirken bir an düşündüm. Hayat bizi denk getirmişti. Ama bahsettiğim hayat bir kuklacıdan farksızdı. Ama şunu fark ettim ne olursa olsun, kim yaparsa yapsın hayattaki denk gelişler bir şeyin başlangıcı olabilir. Buda benim kabusumun başlangıcı olacaktı. Bu sefer böyle düşünüyordum…

Bölüm sonu

1 yorum