İçeriğe geç

Gece'nin Külleri

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Gece'nin Külleri

Bölüm 4

Gözlerini kapa

02.02.2004

Lanetin doğduğu tarih.

O gün Gölge Kralı Karan'ın sarayının duvarları acı acı çığlıklarla yankılanıyordu. Korkuyla beklenen ve kimsenin sonuçlarını düşünmek istemediği olay nihayet gerçekleşmiş, Karan'ın istemediği kızı Mirel o gün doğmuştu.

Annenin artık yapacak hiçbir şeyi kalmamış, gücünün son zerrelerini de kızı Mirel'i Karan'ın yanından kaçırmak için kullanmıştı ve belki de koskoca Dünya'da güvenebileceği tek kişi olduğuna inandığı ancak herkesin onu basit bir saray hizmetkârı sandığı Boris'e tek kızını emanet etmişti.

Boris, her ne kadar kendi hayatını da tehlikeye atacağını bilse de yeryüzünde onun için her şeyi göze alacağına emin olduğu bu vampir kadın için Mirel'i koruyacağına söz vermişti. Ne de olsa Mirel onun için âşık olduğu kadının emanetiydi.

13.02.2004

O gün hem annenin ölüm günü, hem de kızı Mirel'in o saraydan kaçırılmasının tarihiydi. Boris olabildiğince uzaklara kaçarak hem Mirel'i hem de kendi öz kızı Nora'yı da yanına almıştı.

Artık yapacak bir şey yoktu, geri dönseler de öldürüleceklerdi durup yakalansalar da. O yüzden tek çareleri durmadan ilerlemeye devam etmek ve kendilerini Karan'ın acımasız ellerinden kurtarmaya çalışmaktı.

...

Tüm yaşadıklarım teker teker gözümün önünden akıp giderken hissettiğim tek şey öfkeydi. Hem kaçmadan, saklanmadan özgürce yaşayabileceğim, yanımda annemin ve iyi bir babamın olabileceği bir hayat fırsatı hem de annemin hayatı ellerimden koparılıp alınmıştı.

Sahi bugüne kadar amacım neydi? Neden yaşıyordum? İstesem de istemesem de ben bu laneti damarlarımdan akan kanın içinde taşıyordum ve nihayetinde ellerim kirlenecekti. Ellerim kana bulanacaktı.

Bundan kaçmanın bir anlamı yoktu artık.

Peki tüm bunları yapabilecek kadar güçlü müydüm?

Bilmiyorum. Bundan kesinlikle emin değilim.

Ama yoluma devam edip intikamımı almak için elimden geleni yapacak mıydım?

Evet. Bundan kesinlikle emindim.

Maziye dalan gözlerimi masanın ucundan çekip geri yaşlı adama çevirdiğimde direkt söze girdim.

"Evet. Sizinle devam etmek istiyorum. Bunu kendimi korumak için ya da sizin için yapmıyorum, benim almam gereken bir intikamım var."

Adamın gözlerinde beliren pırıltı beni o an heyecanlandırmıştı. Onunla bir savaşa gireceğimi söylemiştim ama daha adını bile bilmiyordum. Gerçi beyaz sakallarıyla her an arkasından bir çift kızak ve ren geyiği çıkacakmış gibi görünüyordu.

Kendi kendime güldüğümde Nora'nın karşısında oturan Rivena'nın da kıkırdadığını fark ettim ve bana dönüp, "Adı Kutluğ. Ama biz ona genelde lider demeyi tercih ediyoruz Noel Baba değil."

Burada gizli hiçbir şeyimizin kalmayacağı düşüncesi kaşlarımı çatmama sebep oldu ama o an Rivena'nın da bakışlarının kısıldığını ve bana bende çözemediği bir şey varmış gibi baktığını gördüm. Hemen ardından sanki onun düşüncelerini okuyabilecek olan benmişim gibi bakışlarını kaçırdı.

O sırada Kutluğ yani lider heyecanla konuşmaya başladı.

"Bu kararı vereceğinden emindim kızım. Senin en başından beri cesur birisi olduğunu biliyordum. Ne de olsa damarlarından akan kanda Elara var."

Annemin adının geçmesi bir anda tüylerimi diken diken etmişti ama bunu o an masadakilere belli etmemeye çalıştım. Hemen ardından İvan ayağa kalktı ve onunla beraber Lirya'da ayağa kalkarak onun koluna girdi.

Yan yana durdukları zaman birbirlerine ne kadarda yakıştıklarını fark ettim.

"Bugünlük bu kadar yeter onları daha fazla yormamıza gerek yok. Kalacakları yeri gösterin ve biraz dinlensinler. Yarın erkenden toplantıya başlayacağız. Rüzgar Krallığı'ndan buraya gelenler fazla dikkat çekmeye başlamışlar bir daha ne zaman toplanabiliriz kesin değil."

Dakikalardır tek kelime etmeyen Nora şaşkınlıkla bağırdı,

"Nasıl yani diğer krallıklardan buraya gelenler de mi var! Bir de Rüzgar Krallığı'ndan, onların yabancılardan nefret ettiğini düşünüyordum."

Nora'nın sorusuna Rivena ayağa kalkıp masanın üstündeki not defterini ve kalemlerini toplarken yanıt verdi,

"Evet sevmezler zaten ama bu farklı. Hadi gelin size kalacağımız yeri gösterelim."

"Kalacağımız yer derken?" Bilmem onlarla olmak istemediğimi düşündüklerinden ya da benim özel oda isteyen burnu havada birisi olduğumu düşündüklerinden mi hepsinin o an bana göz devirdiğini hissettim sanki ama soruma lider kibar bir şekilde yanıt verdi.

"Evet, şuanlık üçünüz aynı oda da kalacaksınız ama isterseniz sonra değiştirebiliriz sorun yok. Bu sadece güvenlik amaçlı. Ayrıca kalacağınız yer yine bu evin içerisinde ve maalesef en erken yarın yaşadığımız yeri sana tanıtabileceğiz."

Sorun yok dercesine başımı sallayıp onayladığımda merdivenlere yönelen Rivena'yı Nora ile beraber takip etmeye başladık.

Üstümü değiştirdiğim ve bu evde uyandığım ilk odayı pas geçerek koridorda daha da ilerledik ve orada olduğunu bile bilmediğim bir merdivenden bir üst kata daha çıktık.

Böylesine bir yerde daha bilmediğim bir sürü oda ve gizli odalarda bulunabileceğini düşününce burasının bir labirent olduğu hakkındaki fikirlerim daha da güçleniyordu.

Merdivenden ilerlerken nihayet diğer kapılara göre daha yeni duran fakat yine de sıkıcı ve iç karartıcı bir kahverengi kapının önünde durduk. Rivena cebinden çıkardığı bir anahtar ile odanın kapısını açtı ve üçümüz beraber içeri girdik.

İçerisi evin şuana kadar gördüğüm diğer odalarından daha yeni ve lüks görünüyordu. Duvarlarda korkutucu denebilecek kadar koyu siyah ve kahverengiler ya da koca koca tablolar değil de daha çok beyaza yakın bir tonda boyası vardı. Beni şaşırtan şey ise odada bir tane tablo vardı fakat o da neredeyse koca bir duvarın yarısını kaplayacak kadar büyüktü.

Tabloda uzun, kahverengiye çalan kızılımsı saçları olan bir kadın doğrudan bize doğru bakıyordu. Üzerinde, soğuk duran yüzüne ve duruşuna karşın oldukça sıcak tonlarda çiçekli bir elbise vardı. Biraz daha yaklaşıp çiçekleri incelediğimde elbisenin desenleri arasında yer yer kuru kafalar bulunduğunu da gördüm. Kaşlarım çatıldı fakat bakışlarımı resmin diğer detaylarında dolaştırmaya devam ettim.

Kadının soluk beyaz elinde her an elinden düşürebilecekmiş gibi tuttuğu siyah bir gül vardı. İşin garibi, bu gülden, kadının parmaklarından yere doğru akan bir kan vardı.

Kan sanki onun yere düşen damlalarını görebiliyormuşuz gibi sakin duruyordu. Damlalar yerde küçük bir gölcük oluşturmuştu ve o gölün içinde de beyaz bir gül doğuyordu.

Arka plan ise tam seçilemiyordu fakat resmin verdiği havayla tezat oluşturacak şekilde masmavi bir gökyüzü, beyaz bulutlar ve bulutların arasında kaybolan insanlar ve bir saray görebiliyordum.

Birden bu resim bende bir acı uyandırdı. Ne olduğunu bilmiyorum fakat kadının kızıl saçlarını kendime benzetmemden mi yoksa bugün üst üste gelen şeylerden sonra bu tabloyla karşılaşmak mı, ama içimde garip bir his vardı.

Birden Nora'nın elini omzumda hissettim ve onun sıcaklığı beni içimdeki karanlık hislerden çekip çıkardı.

"Çok güzel bir resim, değil mi?" ona hak verircesine başımı aşağı yukarı salladım ve gülümsedim. Sonrasında ise hiç düşünmeden tablonun tam yanında duran yatağa kendimi attım. Oda da ilginç hiçbir şey -tabi tablodan başka- yoktu. Sıradan üç yatak, büyük bir dolap, üzerinde kitaplar olan kocaman bir masa ve banyo olduğunu tahmin ettiğim başka bir kapıdan oluşuyordu.

Nora, uzandığım yerde yanıma oturdu ve uzun tırnaklarını saçlarımın arasında dolaştırarak kendi kendine mırıldanmaya başladı. Ya kendi kendine düşüncelerini tekrarlıyordu ya da Boris'in küçükken bize okuduğu bir ninniyi.

Odadan çıkan Rivena'dan sonra tüm odağımı Nora'nın huzur verici sesine verdim ve tahmin ettiğim gibi Boris'in ninnisini okuduğunu fark ettim. Yüzüme eski anıların canlanmasıyla oluşan bir gülümseme yerleşti.

Göz kapaklarımın verdiği ağırlığı ve tüm kötü düşünceleri unutmaya çalışarak bu ninniyi tekrarlamaya başladım bende.

Uyu şimdi, gece seni tanır,

Ay kanatlarını sessizce kapatır.

Karanlık korku değildir, unutma,

Gözlerini kapa, adını rüzgâra bırak,

Uyu şimdi, gece seni korur...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.