İçinde uyandığım mekanın duvarları metrelerce uzunlukta gibi gözüküyordu. Sanki bir sarayın içindeymişim gibi uzun pencereler, kahverengi perdelerle örtülmüştü. Yattığım yatağın dört köşesinden tavandan aşağıya doğru sarkan tüller vardı ve bu bana bir prenses gibi hissettiriyordu.
Uzun zamandır bu kadar rahat bir yerde uyuduğumu hissetmemiştim. Kocaman bir yatakta süslü yorganların arasında yatıyordum. Yavaşça doğrulduğumda üstümde saten kumaşın kayganlığını ve ferahlığını hissettiğimde üzerimdeki giysilerin nereye kaybolduğunu düşündüm.
Kazak ve pantolon yerine daha önce hiç giymediğim türde açık göğüs dekolteli beyaz bir gecelik vardı.
Başımda hissettiğim ağrıyla ellerimi yavaşça başıma götürüp şakaklarımı okşamaya başladım ve ayağa kalkacağım sırada tahta kapının kolu çevrildi ve içeri bir kadın girdi.
Kadının üzerinde siyah dar bir bluz, mavi dar bir pantolon ve uzun çizmeler vardı. Boyu bana kıyasla bir hayli uzundu ve ince kaşları, kızıl gözleri, uzun yüzü ve soluk teni, dolgun dudakları ile çok güzel bir kadın olduğunu söyleyebilirim. Sırtına kadar uzandığını tahmin ettiğim siyah saçlarını ise bir tokayla gelişigüzel topuz yapmıştı.
Ona bakar bakmaz hayran olsam da o benim aksine pek benden hoşlanmış görünmüyordu. Yüzünde herhangi bir ifade yoktu ve donuk bakışları ile konuşmaya başladı,
"Ivan seni bekliyor, üzerine doğru dürüst bir şeyler giy ve aşağı in," bakışları göğüslerime kaydığında aşağılarcasına gülümseyip, "mümkünse göğüslerini olduğundan daha ihtişamlı göstermeyecek bir şeyler."
Kızarmama rağmen ona başından beri sormam gereken soruyu sordum. "Nora nerede? Burası neresi ve sen vampir misin?"
Başını sanki bana katlanamıyormuş gibi yana yatırıp gözlerini devirdikten sonra, "Ne kadarda birbirinize bağlıymışsınız, o da sabahtan beri "Mirel nerede? Mirel nerede?" deyip bağırıyor. Tabii o senin aksine biraz daha agresif."
Onun bana yaptığı gibi aynı şekilde bende ona göz devirdikten sonra son sorumu yineledim, "Sen vampir misin?"
Arkasını dönüp odadan çıkmak üzereyken ağzında bir şeyler geveleyip cevap verdi soruma.
"Evet ondan, ve merak etme seni yemeyiz. Yamyamlardan değiliz yani korkma."
"Kıyafetleri nereden alaca-" ben daha sorumu bitirmeden kapıyı sertçe kapatıp çıkmıştı bile. Sert bir şekilde nefesimi verdikten sonra yataktan kalktım ve yatağın karşısındaki on kişiye yetecek büyüklükte olan dolaba doğru yürümeye başladım.
Dolabı açıp elimle rastgele bulduğum omzu açık gri kazağı ve İspanyol paça beyaz pantolonu giymeye başladım. İçimde nedense herhangi bir korku yoktu. Tam tersine kendimi ait olduğum yere gelmişim gibi hissediyordum.
"Tuhaf." diye mırıldandım kendi kendime. Vampirlerin bu kadar rahat olduğu bir yere geldiysem demek ki insan şehirlerinden ve kasabalarından bir hayli uzaktaydık. Peki Nora'yı neden buraya getirmişlerdi?
Kapının yanında duran uzun boy aynasından kendime baktığımda yüzümün solgunluğu dikkatimi çekti. Saçlarım ise dağınık ve kabarık bir şekilde omuzlarıma dökülüyordu. Bir an kendimi bu şekilde aşağı ineceğim için utanmış hissederek aynanın yanındaki masanın çekmecelerini açıp tarak aramaya başladım fakat bu düşünceden hemen vazgeçip kapıya yöneldim.
Kapı koridora açılınca sol kısımda aşağı doğru uzanan görkemli bir merdivenle karşılaştım. Sağ tarafımda ve karşımda ise koridor uzanıyordu. Merdivenlerden aşağı doğru hızlı hızlı inmeye başladığımda koridorun duvarlarındaki resimle alelacele göz attım ve çoğunun iç karartıcı olduğunu fark ettim.
Merdiven nihayet sonlandığında az önce içinde bulunduğum odanın neredeyse dört katı büyüklüğünde bir odaya girdim.
Acaba gerçekten sarayda mıydım?
Yerde üzeri çiçek desenli halılar duvarlarda ise az önce koridorda olduğu gibi boy boy resimler vardı. Odanın pencerelerinin karşısında bulunan televizyon olmasa kendimi yüzyıllar öncesinden kalma bir eve girmişim gibi hissedecektim.
Bakışlarım odanın duvarlarında gezinirken köstekli bir saati olduğunu gördüm. Cidden mi...
Televizyonun yanındaki uzun tahta masanın bir ucunda yaşlı denebilecek bir adam, diğer ucunda ise rüyalarımın bir numaralı kahramanı ve beni buraya kaçırıp getiren sarışın adam oturuyordu. Elinde bir sigara ile oturuyordu ve ben aşağı iner inmez herkesin bakışlarının bana döndüğünü fark ettim.
Az önce beni yukarda karşılayan kadında yaşlı adamın yanında oturuyordu. Onun karşısında ise Nora vardı. Nora'yı görür görmez ona doğru koştum ve o da ayaklanıp bana sarıldı. Kulağıma,
"Buradan en yakın zamanda kurtulacağız, merak etme." deyip fısıldadığında merdivenlerden gelen bir sesle ikimizde ona doğru döndük.
"Sandığınız kadar kolay kurtulamazsınız." ikimizin de bakışları değişti ve masaya doğru gülümseyerek yaklaşan kadına bakıyorduk. Omuzlarına kadar inen sarı dağınık saçları vardı. Masaya doğru yaklaşıp karşımda duran boş sandalyeye kuruldu.
Bir şey demeyerek ikimizde usulca oturduk ve birinin anlatmaya başlamasını bekledik. Yaşlı adam direkt söze girdi,
"Bu yaşananların size biraz korkunç ve sıra dışı geldiğinin farkındayım ve bunun başka bir yolu yoktu. Sizin bize ihtiyacınız var bizimde size."
Nora adamın sözünü bölüp lafa girdi,
"Bizim nerede size ihtiyacımız var tam olarak? Ayrıca sizin neden bize ihtiyacınız oluyor?"
Masanın diğer ucundaki sarışın adam gülerek cevap verdi Nora'nın sorusuna. "Ağzın iyi laf yapıyor ama dinlemeyi de öğrenmen gerekiyor bir yandan."
Nora tam tekrar söze girecekken yaşlı adam elini sohbetin kızışmasını engellemek istercesine kaldırıp uzatmadan tekrar konuşmaya başladı.
"Kızların haklı olarak sormak istedikleri var İvan üzerlerine gitme." Bakışları bana döndü ve irkilerek kırmızı göz bebeklerine bakmaya başladım.
"Gölge Krallığı'nın 21 yıl önce doğduğu an öldürülmesini söylediği kız çocuğunun sen olduğunu biliyoruz. Bunu daha ne kadar gizlemeye çalışacaktınız?"
Nora ile bakışlarımız kesişti ve o anda onunda gözlerinde beliren korku pırıltısını gördüm. Bu bizim yıllardır sakladığımız bir sırdı çünkü dünyayı kontrol eden gücün, yani Gölge Kralı'nın 1 numaralı düşmanlarından biri sayılırdık. Bugüne kadar bu gerçeği gizlemeye çalışmıştık hep.
Demek ki başarılı olamamışız.
Uzun süre sonra bende konuşmaya başladım.
"Bunu nasıl öğrendiğiniz?"
Derin bir nefes veren İvan sigarasını söndürdü ve o cevap verdi. "En başından beri biliyorduk zaten."
Kaşlarımı çattım fakat buna bir cevap vermeden karşımda oturan kadının konuşmasını dinlemeye başladım.
"Bak, Kral yakında senin hâlâ hayatta olduğunu bilmemeli. Yakında senin ölmediğini öğrenecek. Hatta bu başlamak üzere olan savaşların bu yüzden olduğunu düşünüyorum ben. Bizim korumamıza muhtaçsın. Vampirlerin olduğu bu küçük dünyamızda kalman gerek ama tabii bunun bir karşılığı da olacak."
İvan ondan beklemeyeceğim bir şekilde sertçe cevap verdi kadına.
"Onu herhangi bir şey karşılığında korumayacağız Lirya."
Yaşlı adam tekrardan yatıştırmak istermiş gibi sözü devraldı. "Yaklaşan bu savaş tüm Dünya'yı değiştirecek. Gölge Kralı'nın istekleri dünyayı kendi kontrolü altına almak, diğer krallıkları yok etmek, vampir soyunu bitirmek."
"Bizim buradaki rolümüz ne peki?" Nora'nın sorusuna karşısında oturan esmer kadın cevap verdi.
"Mirel hem Gölge Soylularından hem de vampirlerden. Bu da onun diğerlerine göre daha üstün bir güce sahip olmasını sağlıyor. Biliyorsunuz ki Gölge Soylar düşmanlarının güçlerini yok edebilir, etkisini ortadan kaldırabilir ama bunu Mirel'e yapamazlar çünkü Mirel'in gücü onları aşıyor. Bu durumda bu savaşı engellemek onun elinde. Yani bir nevi."
Yaşlı adam başını sallayarak kadını onayladı. "Rivena haklı. Sen bu savaşın kilit noktasısın. Korkmana gerek yok çünkü bizler senin yanındayız. Tabi bir şey sana bağlı,"
Masanın üzerine doğru eğilip bana baktı ve son cümlesini söyledi.
"Gitmek ya da kalmak. Tercihini yap. Bizimle bu savaşa girmeye hazır mısın?"