İçeri giren kişi hızla bir şeyler fısıldadı Kuzey'in kulağına . Yer çok rahatsızdı yerimden biraz kıpırdadım kuzey bana döndü "biraz daha hareket edersen kendimi ve bağzı arkadaşları tutamiycam" dedi . neydi ya o kimdi bı anda aklıma geldi kahretsin ya diye kendime söylendim . Adam gene kuzeyin kulağına bişey dedi ve Kuzey kaşlarını çatıp dişlerini sıktı. O an, üstümden kalktı ama hala gözleri üzerimdeydi. Sanki azıcık kıpırsam beni parçalayacak gibiydi."Burada kalacaksın," dedi sesi buz gibiydi. "Ben yokken odadan dışarı adımını bile atarsan... sonuçlarına katlanırsın."Yutkundum, istemsizce başımı salladım.Kuzey, cebinden bir anahtar çıkarıp kapıyı içeriden kilitledi. Yani sadece o açabilirdi.Kapının kapanışıyla içimde bir sıkışma hissettim. Bu adam... garipti. Çok garipti. Sadece yaralı bir adam değil, içinde fırtınalar kopan biri gibiydi.Ayağa kalkıp odayı incelemeye başladım. Masanın üzerinde birkaç eski kitap, kırık bir kalem ve küçük bir defter vardı. Elimi uzattım ama hemen vazgeçtim. "Adam gibi dur bişey karıştırma" demişti ya, başıma iş almak istemiyordum.Saatler geçti.Karanlık çöküyordu.Dışarıda çatışmalar durmuştu ama içeride bir huzur yoktu.Tam yatağa geri oturmuştum ki kapı yeniden açıldı.Kuzey girdi.Bu sefer bakışları daha yoğun, daha öfkeliydi.Yavaşça yanıma yaklaştı."Kaçmaya çalışmadın..." dedi sessizce, ama sanki kendi kendine konuşur gibi."Neden çalışayım ki?" dedim. "Ben sadece bir doktorum. Sizin için tehdit değilim."Gözleri parladı bir anda."Sen... her zaman tehlikeliydin."Sözleri beynimde yankılandı. Ne demekti bu?Kuzey bir adım daha yaklaştı.Artık nefesini hissedebiliyordum.Elini uzattı, saçımın bir tutamına dokundu. Tuhaf bir yumuşaklıkla.Ama gözlerindeki fırtına dinmemişti."Çocukken de böyle bakardın bana... hep uzaktan..." diye mırıldandı.Tüm vücudum gerildi.Ne demekti bu? Çocukken mi? Tanımıyorum ki ben onu.Geri çekilmek istedim, ama Kuzey kolumu tuttu."Beni hatırlamıyorsun değil mi?" dedi acı bir tebessümle."Ben... sizi tanımıyorum," dedim titrek bir sesle. Belkide hatılamama sebebim hafıza kaybı yaşamamdı yada ben bu adamı gerçekten tanımiyodum hem tanısam aklıma gelir gecmişi hatılarım dimi Gözlerini kapattı bir anlığına. Sonra derin bir nefes alıp kolumu bıraktı.Ama o an, gözlerinde bir karar verdikten sonra oluşan o değişimi gördüm.Korkutucuydu."Hatırlamana gerek yok," dedi."Bu sefer... seni bırakmayacağım."Ardından döndü, kapıya yürüdü.Kapıdan çıkarken son bir kez baktı."Bu odayı sevmeye başlasan iyi olur Zehra," dedi."Sana ait olacak."Kapı kapandı.Ve ben, bir yabancının saplantısında mahsur kaldığımı ilk defa o anda tam olarak anladım.Odada tek başıma kalmıştım ama içimde yankılanan kelimeler susmak bilmiyordu:"Bu oda... sana ait olacak."Yatağın ucuna oturdum, dizlerimi karnıma çektim.Burası sadece bir oda değildi artık. Bir kafes olmuştu.Kuzey’in bakışları gözümün önünden gitmiyordu. O öfke, o delilik...Tanımadığım, bilmediğim bir adam nasıl olur da beni bu kadar iyi tanıyormuş gibi davranabilirdi?Üstelik çocukluktan beri?Bilmediğim bir geçmişim mi vardı?Yoksa o, geçmişi kendine göre mi yazmıştı? . Hatıladığım en küçük anım yada şöyle söyliyim hafıza kaybı yaşadıktan sonra en ilk anım . Uyandığimda hastanedeydim ve yanımda iki kişi vardı otuzlu yaşlarındalardı kimlerd bilmiyodum "ah sonunda uyandın" dedi kadın . Yabancı bakışlarım vardı tanımıyodum kim olduklarınıda . Doktor geldi "küçük hanım uyanmış kendini nasıl hissediyorsun" dedi . "Bunlarda kim ve neden burdayım dedim . Doktor şaşırdı . Adamla kadın pek şaşırmamış gibilerdi ama şaşırmış gibi yaptılar taklit etikler çok belliydi . "Hayır hafıza kaybı yaşamış" dedi . Sonra adamla kadının kim olduğunu öğrendim annem ve babamış evde bişeye uzanmaya çalışırken kafama dolabın üstündeki vazo düşmüş öyle dediler sonra onlar beni buraya getirmiş . Zaten sonra hastaneden çıktım onlaral yaşamaya devam etim ama ordaki herşey bana yabancıydı hiçbisey hayılamıyodum . Kafamı duvara yasladım. Uyuyacak gücüm kalmamıştı ama gözlerim de kapanmıyordu.Saatler geçti Belki de sadece dakikalar .Sonra kapı aralandı.Kuzey değil, başka biri geldi. Yüzünü tam seçemedim. Elinde bir tabak vardı, yemek getirmişti.Adam tabakla birlikte içeri süzüldü.Göz ucuyla bana baktı, sonra hiçbir şey demeden masaya bıraktı.O an içimden bir şeyler geçti.Belki... bu adamı kullanabilirdim."Affedersiniz," dedim kısık bir sesle.Adam durdu, bana baktı."Biraz su alabilir miyim? Lütfen..."Adam kararsız kaldı. Gözleri kapıya, sonra bana gitti geldi.Sonunda başını salladı ve çıktı.Kapı açık kalmıştı.Çok azıcık.Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.Şimdi ya da asla.Yavaşça yerimden kalktım.Ayağımın ucuna basarak kapıya yaklaştım.Ses yapmamam lazımdı.İçeri gelen seslere kulak kabarttım. Uzaktan konuşmalar vardı ama burada kimse yok gibiydi.İçimi bir umut kapladı.Kapıyı yavaşça ittim ve koridora çıktım.Burası taş duvarlı bir binaydı. Eskiydi. Soğuktu.İçgüdülerimle sağa döndüm.İleriye doğru hızla yürüdüm.Adımlarım sessizdi ama kalbimin sesi her şeyi bastırıyordu sanki.Kapılardan birinin ardından sesler geliyordu. Durdum, dinledim.Kuzey'in sesi.Çok sinirliydi.Bağırıyordu:"Onu gözünüzün önünden ayırmayın demedim mi?!"O an içime bir ürperti yayıldı.Kaçtığımı fark ederlerse...Sonum kötü olurdu.Adımlarımı hızlandırdım.Bir kapı bulmam lazımdı. Bir pencere, bir çıkış...Sonunda merdivenlere geldim.Aşağıya doğru koştum.Aşağısı daha da karanlıktı.Burası binanın giriş katıydı sanırım.Bir kapı gördüm.Üzerinde "Çıkış" yazıyordu.Kalbim delice çarptı.Koştum.Tam kapıya uzanmıştım ki...Biri bileğimden tuttu.Çığlık atmaya bile fırsatım olmadı.Başımı çevirdiğimde Kuzey'i gördüm.Gözleri delirmiş gibiydi.Nefes nefese kalmıştı ama yüzünde korkunç bir gülümseme vardı."İşte... tanıdığım Zehra," dedi fısıltıyla."Kaçmaya çalışır... ama benden kaçamaz."Beni kendine doğru çekti.Öyle bir kuvvetle ki, nefesim kesildi.Kollarıma, bileklerime zarar vermemek için direnmedim ama içim buz gibi olmuştu.Kuzey başını eğdi, kulağıma fısıldadı:"Bu sefer gitmene izin vermeyeceğim. Sen benim kaderimsin."Daha fazla dirensem daha çok zarar göreceğimi hissettim.Kuzey beni tekrar yukarıya, odama doğru götürdü.Bu sefer odanın kapısına iki adam dikti.Ve ben, o odada, dört duvar arasında bir mahkûm gibi kaldım.Kuzey’in sessiz takıntısının ortasında.Ve içimde bir şey fısıldıyordu:"Buradan kendi başına kurtulmalısın, Zehra. Yoksa sonsuza kadar burada kalacaksın."Zaman geçtikçe, odada kaldığım her dakika, kafamın içindeki sorular daha da büyüyordu.Kuzey kimdi?Benimle geçmişte ne yaşamış olabilirdi?Ve neden saplantılıydı? Ama burdan kultulmak istiyorum ve pilan yapıp kurtulucam Bir gece...Odadaki sessizlikten faydalanıp plan yapmaya karar verdim.Kapının önünde duran adamlardan biri diğerine:"Yukarıya çıkıyorum, birazdan gelirim," dedi.Büyük bir şanstı.Tek bir adam kalmıştı.Yavaşça masanın çekmecesini kurcaladım.İçinde küçük bir çakı buldum.Bir işe yarayabilir diye cebime attım.Sonra nefesimi tuttum, kapıya yaklaştım.Kapının hemen yanında küçük bir duvar saati asılıydı.Biraz ses çıkarmak gerekiyordu.Elime aldığım küçük not defterini duvara attım.Adam hemen içeri baktı.İçeri girer girmez yere eğildi.İşte o anda kapıdan sızdım.Koşmaya başladım.Sadece koşuyordum.Kafamı bile çevirmeden.Binada ilerledikçe eski odalar, kilitli kapılar, boş koridorlar gördüm.Sonunda küçük bir kütüphane gibi bir yere ulaştım.Burası gizli bir yerdi, az önce fark etmemiştim.İçerisi eski dosyalar, fotoğraflar, belgelerle doluydu.Titreyen ellerimle dosyaları karıştırmaya başladım.Bazı sayfalarda Kuzey'in adı geçiyordu.Eski bir yetimhane belgesi..."Kuzey Demiraslan"Altında, küçük bir not:"Zehra Karaca ile dosyası eşleştirildi."Şok oldum.Benim adım?Benim soyadım?Nasıl yani?Ben bir yetim miydim?Kuzey'le geçmişimiz gerçekten var mıydı?Ama tam daha fazla belge karıştıracakken, ardımdan sert bir el omzuma yapıştı.Sırtımdan aşağı buz gibi bir ter indi.Başımı çevirmeye korktum.Ve tabii ki Kuzey'di.Öyle bir bakıyordu ki, nefret ve sahiplenme birbirine karışmıştı."Ne arıyorsun burada?" diye sordu kısık bir sesle.Sesi öyle tehlikeliydi ki, nefes bile alamadım."Ben... sadece..." dedim, kelimeler boğazımda düğümlendi.Elindeki dosyaları elimden çekip aldı.Yüzüme yaklaşarak fısıldadı:"Senin geçmişin bana ait Zehra. Onu öğrenmeye çalışırsan... pişman olursun."Sonra bileğimden sertçe tutup beni odama doğru sürükledi.Ne kadar çırpınsam da fayda etmedi.Beni içeri itti ve kapıyı hızla kapattı.Ardından kapıya yaslandı.Öfkeyle bakıyordu."Senin yüzünden hayatım mahvoldu," dedi."Gözümün önünden kaybolduğun her dakika... canım yandı. Ve şimdi... seni bulmuşken... bir daha bırakmayacağım."Ben duvarın dibine çöktüm.Kalbim deli gibi atıyordu.Kuzey odada ileri geri yürüyordu.Sonra birden durdu.Yavaşça bana döndü.Gözleri alev alevdi."İstersen tüm dünyayı karşına al," dedi."İstersen kaç. İstersen geçmişini ara.Ama Zehra..."Yaklaşıp diz çöktü önüme.Elimi avucunun içine aldı.Tuhaf bir şefkatle."Sen... hep benim olacaksın."Buz gibi bir sessizlik çöktü aramıza.O an anladım:Kaçış mümkün olsa da, özgürlük Kuzey varken asla kolay olmayacaktı.Ve geçmişim...Öyle kolay kolay öğrenebileceğim bir şey değildi.Belki... en tehlikeli adım, şimdi başlamalıydı:Kuzey’in karanlığını içeriden çözmek.O geceden sonra Kuzey daha temkinliydi.Odaya her geldiğinde yüzü ifadesiz, bakışları delici oluyordu.Ama bir anlık... evet, sadece bir anlık yumuşadığı zamanlar da vardı.Bana bir battaniye uzatırken elinin hafifçe titrediğini gördüm mesela.Ya da bana yemek getirip göz ucuyla "ye" derken, sesinin o sert tonunda gizlenmiş bir kırılganlık vardı.Ama sonra hemen toparlıyordu kendini.Sanki bir boşluğa düşmekten, bana fazla yakın olmaktan korkuyordu.O gece yine kapı aralandı.Kuzey içeri girdi.Omzunda hafif bir kesik vardı, kan sızmıştı.Yüzü solgundu ama umursamıyor gibiydi.Ben yerimden doğrulunca bir an duraksadı.Göz göze geldik."Yaralanmışsın..." dedim istemsizce."Önemli değil," dedi kısa bir şekilde, gözlerini kaçırarak.Sonra eliyle duvara yaslandı, nefes almaya çalıştı.İçgüdüsel bir şekilde yanına gittim.Kuzey bir adım geri çekildi ama sendeledi.İşte o an bana bakışı değişti.İçinde hem öfke hem bir çeşit... teslimiyet vardı."Doktor olduğunu unutma," dedi sertçe. "Bana acıma.""Acımıyorum," dedim. "Sadece yardım etmek istiyorum."Kuzey başını eğdi.Ellerimle omzuna hafifçe dokundum.Yarasına baktım, fazla derin değildi ama iltihap kapmaması için temizlenmesi gerekiyordu.O an parmaklarım tenine değince Kuzey birden irkildi.Bakışları buz gibi kesildi."Fazla yaklaşma Zehra," dedi dişlerinin arasından."Sana zarar vermek istemem."Kalbim hızla çarptı ama geri çekilmedim.Onun öfkesinin altında neyin yattığını hissediyordum artık.Korku.Kaybetme korkusu.Yarayı temizledim.Kuzey sessizce bana izin verdi.Ama işim bittiği anda hemen ayağa kalktı, aramızdaki mesafeyi açtı.Yüzünde yeniden o sınır çizgileri belirdi.Sert ve ulaşılmaz."Teşekkür etme falan bekleme," dedi."Bu, hiçbir şeyi değiştirmez."Ben sadece başımı salladım.Onunla tartışmanın anlamı yoktu.Şu anda değil.Kapıya yürürken bir an durdu.Başını yarı çevirip, alçak bir sesle mırıldandı:"İyi geceler... Zehra."İlk kez adımı böyle... nazik bir tonda söylediğini duydum.Ama o yumuşaklık sadece bir an sürdü.Sonra kapıyı kapattı, kilidi çevirdi ve uzaklaştı.Ben odada kala kaldım.İçimde bir karışıklık vardı.Kuzey’in bana duyduğu öfke kadar, bana duyduğu başka duygular da vardı.Bunu hissediyordum.Ve sanırım bu... benim avantajımdı.O gece uyuyamadım.Planlar kurmaya devam ettim.Kuzey’in sınırlarını biliyordum artık.Ve belki... o sınırların içine sızabilirsem...Kurtuluş yolunu açabilirdim.
Bölüm 3
Bölüm 3 : kacış pilanları
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.