Bölüm Beş
"Başlangıç"
|||
Gördüğüm kabus yüzünden göz kapaklarım sanki bantlanmış gibi açılmıyordu. Ne kötü bir rüyaydı o öyle. Yok efendim Harpmış da Kaanmış da silahmış da! Daha neler. Bir daha dualarımı okumadan uyursam ne olayım!
Yerimde kıvranıp tekrar denedim gözlerimi aralamayı. Yok arkadaş! artık nasıl etkilendiysem açamıyorum gözlerimi. Yattığım yumuşacık geniş bulutta biraz daha yayıldım. Madem gözümü açamıyorum biraz daha uyuyayım değil mi? Evet evet mantıklı.
Üzerimdeki soğuktan korumak için görevlendirilmiş ince bulut bir anda ortadan kayboldu. Nereye gitmişti bu bulut! Hemen buraya gelip görevini yerine getirmesi gereken konular vardı.
Çok üşüyorum. O bulutu bir bulayım benden çekeceği var. Uzandığım yumuşak bulutta bir sağa bir sola dönüp duruyordum.
Bir anda doğrulup az önce açmakta zorlandığım gözlerimi açmış bulunuyordum. Hala tam net göremediğim gözlerimi bir elimle ovuşturuyor diğer elimle de o yaramaz bulutu arıyordum.
Gözümdeki elimi çekip boş gözlerle karşıma baktım.
Gökyüzü neredeydi? Gözlerim kocaman olmuş önce oturur pozisyonda olduğum devasa siyahlara bürünmüş yatağa daha sonra içinde bulunduğum yine siyahlar içindeki odayı buldu.
Kabus değil miydi?
Hızla doğrulup ayağa kalkmak istemiştim ancak ani kalkışım yüzünden dönen başım buna engeldi. Kalktığım yatağa tekrar oturup baş dönmesinin geçmesini bekledim. Gözlerimi yumup bir süre bekledim.
Tekrar açtığımda daha iyi hissediyordum. Yataktan yavaş olmaya özen göstererek doğruldum. Epey büyük bir odaydı hatta oda değilde normal bir evin salon büyüklüğündeydi diyebilirim. İki kapısının olduğunu fark edince önce yatağa yakın olan kapıya gittim ve kulpu indirdim. Yine geniş bir banyoydu burası. Odanın aksine ferah ve gri renk tonlarına sahipti. Kapıyı kapatıp bu sefer yatağın sol çaprazında kalan kapıya gittim ve elimi kulpa koydum. Açılmıyordu! Üçüncü defa kulpu tekrar çevirdim ve yine aynı sonuçla karşılaştım. Kapı arkadan kilitliydi.
Kahretsin!
Ne yapacaktım şimdi?
Neresiydi burası?
Neden burdaydım?
Sakin olmak zorundayım. Sakin ol... sakin... derin bir nefes alıp verdim. Mantıklı haraket etmem gerekiyordu.
Mantık mı? siktir et beni kaçırdılar!
Ani karar değişikliğimle kilitli olan kapıyı yumruklamaya başladım.
"Hey! Kimse yok mu? Açın şu kapıyı!" Gibi sözler sıralayarak yumrukladım. Kapıya vurmaktan acıyan ellerimi rahat bırakıp sadece bağırmaya başladım bu defa. "İmdat! Biri yardım etsin adam kaçırdılar!"
Aklıma gelen fikirle sustum. Ya kapıyı açıp bana zarar verirlerse? Düşünmesi bile çok kötüyken bunun yaşanması isteyeceğim son şey bile olamazdı. Sonuçta savunmasızdım istediklerini yapabilirlerdi.
Hayır! Buna dayanamazdım. Bana dokunmalarına dayanamazdım. Sakin falan olamıyordum işte! Ellerim titriyor kalbim çıkacakmışçasına atıyordu. Korkuyorum lanet olsun çok korkuyorum! Bulanıklaşan görüşümle az önce yattığım yatağa ilerledim ve oturdum.
Burada oturup başıma ne gelmesini beklemekten başka çarem yoktu. Var mıydı? Hiç sanmıyorum. Akmak için bekleyen yaşlarımı serbest bıraktım. Art arda akan yaşları silmek gelmiyordu içimden. Niye getirmişlerdi beni buraya ne yapmıştım ki ben? Daha şiddetli ağlıyordum artık. Sulanan burnumu çekip, Bilincimi kaybetmeden önce yaşananları hatırlamaya zorladım kendimi. Yurttan Kaan ile birlikte çıkmıştık sonra... sonra karakola gitmiş ifade vermiş daha sonra taksi beklemiştik. Evet her şey normalken birden gelen arabadan inen adamlar Kaanı dövmüşlerdi.
Kaanı neden dövmüşlerdi ki? Onun işleri yüzünden mi buradaydım acaba? Ah sanmıyorum o kadar uzun boylu değildi. Bunları düşünmek neden ucu olmayan bir ip gibi uzayıp gidiyordu acaba? Delirmeme ramak kaldı gerçekten delireceğim sanırım.
Dudaklarımda beliren tebessüm büyüyerek kısık kısık duyulan kahkahalar haline büründü. Sinirlerim bozulmuştu. Daha dün tek yuvam olan yurtta Ömer amcayı düşünürken bu gün kendi derdime düşmüştüm. Hayat ne garip şeydi öyle içinde yaşayan bizler bile yetişemiyorduk hızına.
Kahkahalarımın yerini tekrar solan tebessümüm yer edindi.
Gece kendine gel kızım! Düşünürsen kurtulursun hadi kullan şu zekanı.
Evet! Evet, kurtulabilirim. Yataktan kalkıp odayı karıştırdım. Büyük gardıropu açtığımda tek tük kıyafetler dışında bir şey olmadığını gördüm. Daha sonra aynalı makyaj masasının çekmecelerini açıp karıştırmıştım. Adı üstünde makyaj malzemeleri dışında bazı parfümler vardı sadece. Bu sefer ilk başta girdiğim banyoya ilerledim ve kapısını açıp içeri girdim. Burada da bir kadının duş almak için kullandığı bakım malzemeleri, şampuanlar, tarak, vesaire vesaire gibi eşyalar vardı. Hevesle girdiğim kapıdan çıktım.
Kaşlarım şimdiye dek fark etmediğim detay yüzünden çatıldı. Bir oda da tabii bir balkon veya cam bulunurdu! Lakin bu devasa duvar gibi gri renkte olan perdeler ve önündeki iki tekli koltuk bunu fark etmemi engellemişti.
Hızla koltukların arasından geçip koca perdeyi iki taraftan açtım. İçeriye yansıyan ışık gözlerimi kısmama sebep oldu.
Aralanan dudaklarım öyle bırakıp içimi kemiren soruya cevap aradım Gece nereye düştük biz, diyordu endişeyle.
Daha önce hiç rastlamadığım bir yerde kapana kısılmış bir başıma bırakılmış gibi hissediyordum.
İki buçuk metre duvarları olan koca bir avlunun içinde bulunan ev demeye bin şahit isteyen bu üç katlı sarayın en üst katında bir odadaydım. Evi çevreleyip bir kısımdan sonra iki taraftan daralıp ormanlık alana açılan kapıya ulaşıyordu taş döşemeli duvar.
Üç tane eve nazaran küçük yapıtlar vardı bu alanın içinde.
Dışarıyı izlemeyi kesip önüme döndüm.
Elimle camı açmak için kulanılan bir kulp-kilit aradım yoktu. Belki sürüklersem açılır diye düşündüm yine olmadı. Niye böyle bir cam yapmışlardı ki? Aklıma gelen fikirle kaşlarım havalandı Bu saydam duvar sadece dışarıyı göstermek için konulmuştu...
Gözlerim yine dışarıyı buldu.
Burası gözlerden ırak bir yerleşim yeri gibiydi. Sanki herkesten uzak olmasını özenle seçmişler gibi, sanki kimsenin bulamayacağı bir yer olsun ister gibi, sanki burada yapacaklarının bir sınırı yokmuş gibi...
Az önce söz ettiğim ormanlık alana açılan büyük siyah kapı açıldı. İçeri üç tane art arda siyah lüks Mercedesler girdi. Merakla izlerken önde ve arkada olan arabalar üç yapıttan biri olan uzun üstü düz bir şekilde kapalı dikdörtgen yapıta girdi. O sırada ortadaki arabanın arka kapısını şoför koltuğundan bir adam çıkıp açtı.
Gözlerim şaşkınlık ve korkuyla büyürken adımlarım geri geri gidiyordu. Bu kadarı fazlaydı artık. Aralanan dudaklarım tıpkı ellerim gibi titriyordu. Yanaklarımı ıslatan yaşlar nasıl bir oyunun içine düştüğümüzü kestirememekten yakınıyor gibi hırçınca akıyorlardı.
Harp Yiğiter...
Aslında kimdi bu adam?
Kötü mü? Yoksa kötüden de kötü biri miydi?
Bunun cevabını öğrenecek kadar onu tanıyacak olan ben, her şeyin dün gece gördüğüm bir kabus olmasını tam da şu anki gibi ısrarla istiyor lakin istediğini elde edemiyordu.
Bir kabusa muhtaç olmak ne acınası bir şeydi öyle...
|||
Bölüm sonu
ilk bölümleri yayınlamak bu kadar zor olmaz sanıyordum gjjdkwla bir an evvel bu bölümleri baştan yazmak istiyorum yaa