⛓
Bölüm İki
"Yaklaşmak"
|||
9 ay sonra...
Şu yarını belli olmayan Dünyada ne çok çaba sarf ediyorduk.
Öyle ki kendimizden geçip asıl önemli olan sevgiye, şefkate, en önemlisi elimizde olanların kıymetini bilmeden kendimizi yormaya yıpratmaya devam ediyorduk.
Sonra bu saydıklarım elimizden gidince ne mi oluyordu? Çabaladıklarımızın boşuna olduğunu anlıyorduk. Boşluğa düşüyorduk dibi belli olmayan, dipsiz koca bir boşluğa!
Benim boşluğum hiç dolmamıştı orası ayrıydı tabii, ama bazen bu düşündüklerimi yaşayan insanları görüp içten içe onlara öyle bir öfke besliyordum ki...
Düşünsenize; aileniz, yuva diyebileceğiniz bir eviniz,o evde pişen sıcak yemekler sofraya oturup konuşulan sıcak ve samimi bir sohbet. Bunlar benim asla tadamadığım ama bir çok kişinin kıymetini bilmediği şeylerdi. Bende çok isterdim böyle bir hayatım olsun da Dünyaları verseler değişmesem ama yoktu ki...
Ben daha gözümü Dünyaya açtığım ilk an bu lütfu almışlardı elimden. Çok görmüşlerdi bana. Halbuki benim ne eksiğim vardı öyle değil mi?
İşte sırf bu yüzden yıllardır bir ailem, bir yuvam, sıcak yemek koyulan ve samimi sohbetler dönen bir sofram yoktu. Onun yerine yetiştirme yurdunda büyümüştüm ailem olacak insanlar beni hiçbir zararı olmayan bir bebek iken bırakmışlardı bu Dünyada bir başıma kalmıştım. Anne sütünü bile tam anlamıyla tadamamış kimsesiz bir bebek...
Her an daha çok öfkeleniyordum onlara aklıma geldikçe içimdeki kor harlanıyor ve büyük bir öfke ateşine dönüşüyordu. Sonra zamanla kabullendim beni bir başıma bıraktıklarını. Benim gibi birine rastlamamıştım hiç. Bazıları yeterli aile sorumluluğu göremedikleri için geliyor, bazısı ailesini kaybedip kimsesi olmadığı için geliyor, bazısını bırakıp gidiyorlardı ama hepsi tanıyordu onları bırakan bırakmak zorunda kalan annesini babasını akrabasını. Ben tanımıyor bilmiyordum hiçbirini, gerçekten kimsesizlik beni hiç acımadan çekmişti içine.
Bir ailem olsun isterdim önceleri hep. Koruyucu ailelere de razıydım lakin ona da hiç sahip olamamıştım. Ya beni istemiyorlar ya da istediklerinde de birkaç güne vazgeçiyorlardı. Sorunun bende olduğunu düşünmeye başladım çocuk aklıyla uğursuz olduğumu benim bir ailem olmasının haram kılındığını bile düşündüm.
Daha sonra büyüdükçe bu düşüncelerden sıyrılmıştım evet anne baba diyebileceğim insanlar hiç olmamıştı hayatımda ama benim bir suçum yoktu ki , ben istememiştim bu benim kaderimdi. Hayat devam ediyordu ben büyüyor hayatın daha başka acı gerçekleriyle yüzleşiyordum. Artık o kadar koymuyordu bir ailemin olmaması. Başka başka dertlerim oluyordu artık... sınav stresti, gelecek planları, sevgili olayları, arkadaş ilişkileri, gerçekleşmesini istediğim hayaller gibi bir çok kafa yoracağım şey.
Ben Gece Ardıç,
Hayatına kendi yön veren, tek başına bir kız.
Düşüncelerimden sıyrılıp şu anki konumuma döndüm. Ömer amcanın evine gelmiştim yaklaşık yarım saat kadar önce.
Ömer amca benim ortaokul öğretmenimdi daha sonra kendisiyle güzel bir ilişki kurmuş amca yeğen gibi olmuştuk. Seviyordum onu iyi kalpli bir insan olmakla beraber bana kendimi kimsesiz hissettirmiyordu elinden geldiğince yardım ediyor güzel vakit geçiriyorduk.
Şu birkaç gündür ulaşamamıştım ona üç günde bir illa ya görüşür ya telefon görüşmesi yapardık haliyle merak ettim başına kötü bir iş gelmesinden veya yaşlılığın verdiği güçsüzlükten dolayı hastalanmış olmasından korktum, bende daha fazla dayanamayıp evine gelmiştim.
Neyseki düşündüğüm gibi hasta değildi ama yorgun ve yıpranmış gözüküyordu normalde enerjik bir insandı yaşıtlarına göre, onu böyle görmek şaşırtmıştı beni o da ilk başta bir tedirginlikle kapıyı açmış beni gördüğünde rahat bir nefes verip içeri buyur etmişti.
Tavırları ve her an tetikte gibi olması şüpheli gelse de takılmamaya çalıştım iyi günler geçirmediği belliydi. Ömer amcayla sarıldıktan sonra oturma odasına geçmiştik. Üç artı bir ona göre ideal küçük bir evi vardı. Ömer amca benim ortaokul dönemimde öğretmenlik yaptıktan sonra emekliye ayrılmıştı buna rağmen hep görüşmüştük dedim ya aramızda bir bağ oluşmuştu sırdaş olurduk ben ona, o bana kimi zaman birbirimizin her şeyini bilirdik ama şu an benim bilmediğim şeyler dönüyordu. Belli etmemeye çalışıyor ama beceremiyordu. Kanepeye oturup onunda oturmasını bekledim. Karşıma oturunca hafif doğrulup benden kaçırdığı gözlerine baktım.
"Ne için telefonlarıma dönmedin seni çok merak ettim." Dedim endişe barındıran sesimle. Bir şey demedi düşünüyordu ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Hemen pes etmeyecektim bir derdi varsa öğrenip yardım etmek istiyordum. "Ömer amca bir sorun mu var? Bana anlatabilirsin elimden geldiğince yardımcı olurum lütfen seni böyle görmeye dayanamıyorum." Dedim ikna edici olduğunu düşündüğüm şekilde.
Yerinden rahatsızca kıpırdandıktan sonra cevap verdi. "Biliyorum kızım ama korkulacak bir şey yok bir akrabam vefat etti onun için haber edemedim sana cenazesi falan oldu onun yüzünden dağıldım biraz kusura bakma seni de endişelendirdim." Dedi sonunda zoraki bir gülümsemeyle. Ah adam hakkında neler düşünmüştüm meğer akrabası vefat etmiş! utanmıştım hemde çok düşündüklerim saçmaydı türlü senaryolar kurmuştum, salak Gece!
"Ah... ne kusuru amca ben düşünemedim başın sağolsun." Dedim mahçupça.
"Sağol kızım, ben sana bir çay koyayım rahatça oturur konuşuruz." Dedi sıcacık gülümsemesini yüzüne kondurup ayağa kalktı.
"Zahmet etme amca çok duramayacağım maalesef vakit dolmadan yurda dönmem lazım."
"Olsun kızım bir çay içeceğiz."
Ağzımı itiraz etmek için açmıştım ki...
"İtiraz istemiyorum Gece! Bir çay içeceğiz kırma amcanı tamam mı güzel kızım." Dedi kızdığını belli etmeye çalışarak.
Gülümsedim. Bir çaydan bir şey olmazdı. Bende onunla mutfağa gitmek için kalkıyordum ki eliyle oturmamı işaret etti.
"Otur sen kalkmana gerek yok ben koyup gelirim şimdi kumandayı al da haberleri aç bakayım, ben gelene kadar." Dedi itiraz etmedim zaten sonunda istediğini yaptıracaktı hep kaybediyordum ona karşı.
"Peki o zaman açayım." Diye mırıldandım o sırada mutfağa gitmişti bende televizyonu açıp sevdiği kanalda durdum. Hırsızlık olmuştu televizyondaki spiker olayı anlatırken yerime oturup cebimden telefonumu çıkarttım. Ekran kilidini açıp mesaj bölümüne girdim ve Bahar'a Ömer amcada olduğumu ve bir saate döneceğime dair kısa bir mesaj yazıp yolladım. Merak edip her an aramasını istemiyordum.
'Tamam ben seni idare ederim selam söyle konuşuruz geldiğinde. Öptüm çokça ikinizi de:)'
Yazmıştı.
'Biz de seni'
Yazıp yolladım.
Telefonu kapatıp tekrar cebime attığımda mutfaktan yüksek sesli gürültüler geliyordu.
Çaydanlık veya başka bir mutfak aleti sesi değil daha çok biri çırpınıyor gibiydi. Hızla yerimden kalkıp derin derin nefes aldım.
Başka biri daha vardı evde!
Hızla inip kalkan göğsümle titreyen ellerimi yumruk yapıp korkumu bir kenara bıraktım ve mutfağa doğru yavaş ve sessiz adımlarla ilerledim.
Ömer amca evde biri olduğunu söylerdi saklamasının bir anlamı yoktu kesin bir terslik vardı!
Kapının önüne geldiğimde kafamı içeri doğru uzattım.
Kimse yoktu!
Korkuyla etrafa göz gezdirirken arka kapının aralık olduğunu gördüm her kimse oradan girmiş olmalıydı. Belki Ömer amca çıkmıştır. Diyen iç sesime hak verdim. Olabilirdi. Korkuyordum ama söz konusu Ömer amcaydı. Arka kapıya doğru yürüdüm ve aralık olan kapıyı açmak için elimi kulpa koydum.
Sakin ol Gece, sakin...
Kapıyı itelediğimde iki metre ötemde arkası dönük iri yapılı uzun boylu takım elbiseli bir adam görmemle kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
Bu adam kimdi?
Ömer amcayla ne gibi bir ilişkisi olabiledi ki?
Acı dolu inleme sesi duymamla gözlerim sesin geldiği tarafa yöneldi. Gördüğüm manzarayla gözlerim dehşetle açıldı..
Ömer amcayı önümdeki adama benzeyen iki adam kollarından sağlı sollu tutuyor, karşılarında ki adam ise yumrukluyordu. Hiç acımadan ard arda vuruyordu. Gözlerim dehşetle açılmış dudaklarımdan kontrol dışı bir çığlık kopmuştu. Önümdeki ve yeni fark ettiğim siyah arabanın önündeki üç adam ve Ömer amcanın yanındakilerin gözleri beni bulmuştu. Korkuyla ömer amcaya bakarken o yara içinde yüzünü endişeye bürüyüp araladı patlamış dudaklarını.
"Gece Kaç! Koş kızım Koş!" Dedi zorlukla bağırarak.
Onu bırakmak istemiyordum. Ömer amcaya bir yumruk daha indirdi karşısındaki adam ve kapıdakine başıyla beni işaret etti. Adam bana doğru geleceği sırada aklım yeni başıma gelmiş ve kapıyı kapatıp koşarak dış kapıya gitmiştim. Gözümdeki yaşlar yanağımı ıslatırken hızla kapıyı açıp evden çıktım. Polisi aramalıydım! Ömer amcayı öldüresiye dövüyorlardı! Hemde savunmasız şekilde tamamen savunmasızdı buna rağmen onu dövmüşlerdi! Hiçbir acıma duygusu barındırmayan yüz ifadeleriyle dövmüşlerdi! Yüzünün her yerini kanatana kadar dövmüşlerdi!
Ağlamam şiddetlenirken arkama bakmadan daha hızlı koşmaya başladım. Adım sesleri uzaklaşıyordu ayaklarım zemine o kadar sert basıyordum ki yerinden kopacakmış gibi zonklamaya başlamışlardı. Duramazdım Karakola gidip Ömer amcayı kurtarmalıydım.
Girdiğim sokağın sonunda bir karakol olması gerekiyordu. Nereden bildiğimi sormayın!
Baş belası bir arkadaşınız olunca haliyle biliyordunuz işte.
Ayaklarım çok kötü ağrıyorlardı. Şişip daha çok canımı yakacaklarından emindim. Etrafıma bakındım görünürde kimse yoktu. Biraz yavaşlayarak koşmaya devam ettim. Sonunda! Sonunda karakolu görmüştüm daha hızlı koşmaya yeltendiğimde kolumdan çekilip ara sokağa çekildim. Çığlık atıp çırpındığımda ağzıma bir el kapandı. Daha sonra belime değen soğuk uçlu metalle resmen uçtan sona titremeye başladım.
Belimde ki şey tabanca mıydı!
Sanırım korkudan bayılacağım.
Öldürmezdi değil mi? Ölmek için çok gencim.
Lütfen, lütfen... şimdi ölmeyim.
Beni kovalayan adamdı bu. Ağzımdaki elini çekmeden konuşmaya başladı.
"Bana bak ölmek istemiyorsan sakın yanlış bir şey yapma!"
Öldürecek gibi bakıyordu. Allah'ım sen yardım et!
"Eğer Ömer'in ölmesini istemiyorsan rahat duracaksın. Yoksa önce o piçi sonra da seni gebertirim."
Yanağım sırılsıklam olmuştu. Ne istiyorlardı Ömer amcadan? Ne yapmış olabilirdi ki bu adamlara? En önemlisi böyle insanlarla ne işi olurdu kafayı yemek üzereydim ölmesine izin veremezdim. Tek dayanağımdı o benim.
Düşüncelerimi bölen sesle yerimde sıçradım "Duydun mu!" Diye sinirle tısladı.
Kafamı sallayıp ağzımdaki elini çekmeye çalıştım.
Elini çekince silaha korkuyla bakıyordum onu da çekti ve yine konuştu.
"Eğer polise gittiğini o evde gördüklerini birine anlattığını duyar, görürsem hiç acımadan yaparım dediklerimi. Şimdi seni bırakıyorum tek yanlışında..." Durdu ve elindeki silahı kafama doğrulttu ben kıpırdayamazken o tetiği çekti ve ağzıyla ateş etme sesini taklit etti. "...pat! Anında ölürsün." dedi eğlendiğini belli eden küçümseyici tavrıyla.
Hıçkırdım. "T-tamam çek şunu." Korktuğumu belli etmek istemezdim ama az sonra altıma yapacak kadar korkuyordum.
"Güzel" derken silahı indirmemişti hala. "Neymiş?" Dedi cevap beklercesine.
"Kimseye bir şey söylemeyeceğim." Dedim gözüm silahtayken. Defol artık be adam!
"Aferin uslu kız. Dikkat et kendine mazallah etrafta silahlı serseriler dolanıyor bu aralar." Dedi göz kırparak, "bu arada Dragon ben, lazım olur aşık falan olursan." Ve sırıtıp uzaklaştı.
Pislik herif!
Ne yapacaktım şimdi...
Kahretsin!
Kahretsin!
Kahretsin!
Polise gidemezdim.
Birinden yardım da isteyemezdim.
Ömer amcanın evine gitmek en mantıklısıydı onu görüp iyi olduğundan emin olmalıydım. Gerçi o adamların orada olma ihtimali korkutuyordu beni.
Biraz bekleyip gitmek en iyisiydi.
Umarım bu gün yaşananları bir daha yaşamazdım.
Adımlarımı karakolun önündeki banka çevirdim ve oturup gitmek için beklemeye başladım...
|||
Bölüm sonu
•Bilglendirme: Dragon Gölge değil. Yanlış anlaşılma