Gece
Bugün pazartesi, iş günüydü. Alarmın sinir bozucu sesiyle gözlerimi açıp hızla doğruldum ve alarmı sinirle kapattım.
Yataktan kalkıp odamın camını açarak güzel havayı içime çektim.
İşe gitmeme bir saat vardı. Mutfakta kahve ve tost yaparak televizyon karşısına oturdum.
Tostumu yiyip kahvemi içtikten sonra işe gitmek için hazırlanıp evden çıkarak kırmızı Mini Cooper arabama bindim ve sessizce iş yerinin yolunu tuttum.
Arabamda sessiz, radyoyu açmadan durmayı seviyordum.
Dikkatlice arabayı sürerek şirkete gelmiş, arabamı iş yerinin otoparkında durdurup arabadan yavaşça indim.
Otoparktan çıkıp asansöre binerek muhasebe katı olarak belirlenen 28. kata basarak asansörün durmasını bekledim.
Asansör 12. kata durunca birilerini almak için kapısını açmıştı.
İçerisi dolunca ben en arkaya doğru geçerek, bana bakmalarını umursamadan sessizce asansörün 28. kata gelene kadar arkama yaslanarak boş gözlerle insanları izledim.
Her ne kadar bu insanlar şu an benim yüzüme gülüyor olsalar da arkamdan neler konuştuklarına bin defa şahit olmuştum. Bu yüzden hiçbiriyle iş dışında bir yakınlığım yoktu. Patronum hariç.
Patronum, buraya başladığım günden beri bana ayrı bir yakındı. Bu yakınlık bana tuhaf geliyor, belki acıdığı için böyle davranıyor ama resmen bana öz kızıymışım gibi davranması bu işten çıkmamın tek nedeniydi.
Asansör durduğunda diğerleri indikten sonra ben de inip ofisime doğru yürüdüm. Kesinlikle şirkette huzur bulduğum tek yer burasıydı.
Masama oturup incelemem için bırakılan birkaç dosyayı hemen incelemeye başladım ve imzalanması gereken dosyaları alıp patronumun odasına giderek Harun Bey'in kapısını çaldım ve içeri gir komutunu alınca içeri girip selam verdim.
O da anlam yüklü, şefkatli bir bakışla gülümseyip "Nasılsın kızım?" diye sordu. Ben de iyi olduğumu düşündüğüm gülüşümle karşılık verip "İyiyim." dedim ve aynı soruyu ona yönelttikten sonra dosyalar hakkında bilgi verip imza atması için uzattım.
Harun Bey dosyaları imzaladıktan sonra teşekkür edip odasından çıkıp kendi odama geçtim.
Odamda telefonu elime alıp Güneş'ten bir mesaj var mı diye Instagram'a girdim. Yoktu... Son yazdığından sonra hala hiçbir mesaj yazmamıştı. İlk mesajından sonra nasıl bu kadar değiştim diye düşünmeye başladım, aklımda hep o vardı, hep bugün yazacak mı diye düşünüyordum.
Bu nasıl bir şey? Ne oluyor bana?
Aklımdaki düşünceleri bir kenara bırakıp bilgisayarın başına geçtim. Birkaç işi hallettikten sonra odadaki kahve makinasından kahvemi alarak yerime geçtim. İş yerinin telefonu çaldığında, açıp "Alo." dedim.
Harun Bey'in sekreteri -Gece, bu ayki gelir ve gider dökümanlarını toplantı odasına getirir misin? dedi. "Hemen getiriyorum." diyerek telefonu kapattım ve dokümanların olduğu dosyayı alıp, üzerimdeki bakışları aldırmamaya çalışarak toplantı odasına gittim.
Dosyaları teslim ettikten sonra odama geçip saate baktım, mesai bitimine az kalmıştı.
Mesai bitişi her zamanki gibi insanların bakışlarına aldırış etmeden arabama binip evime gittim.
Bugün dosya toplantısı derken çok yorulmuştum. Bir yorgunluk kahvesi yapıp kanepeye uzanarak televizyon kanallarını dolaştım, her kanalda bir olay. Şehit haberleri, tecavüz, kadına şiddet... Haberlerde ne ararsan var.
Bu haberleri izleye izleye bir tuhaf oluyor insan, hayat tuhaf, acımasız hayat...
Televizyonu kapatıp telefonumla uğraşmaya başladım.
Instagram'da gezerken geceyiaydinlatanadam yeni bir fotoğraf paylaştı diye bir bildirim geldi... Hiç beklemeden bildirime tıkladım, bir uçurum kenarında gökyüzünde parlak yıldızlar, aşağısında denizin dalgaları eşliğinde çekilmiş bir fotoğraf vardı...
Ne de çok seviyormuş Geceyi, karanlığı... Bir sebebi mi vardı acaba karanlığı sevmesinde? (yazardan: Bana göre karanlığı seven her insanın, karanlığı sevmesinde bir sebebi vardır...)
Fotoğrafı beğenip biraz daha baktıktan sonra gezmeye başladım, birkaç video izledikten sonra mesaj sesiyle ondan gelen mesaja tıkladım.
"Bence bu kadar zaman yeter diye düşünüyorum. Sen gibi kalbi güzel ve kendisi güzel olan bu geceyi aramızda görmek isteriz? Gece, lütfen bu gruba ve dostluğa bir şans vermeye ne dersin?" diye yazmıştı. Yazdıklarını biraz düşünerek "Kabul ediyorum, Güneş." diye bir mesaj yazdım. Anında "Biliyordum." yazdı, yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşmuştu.
Bu aralar fazla gülümsüyordum.
Numaramı gönderip daha sonra WhatsApp gelen bir mesaj bildirimine baktım. ~Gruba girmeye hazır mısın? diye sormuştu. Cevap verip ~Hiç olmadığım kadar, hem de. yazdım, daha sonra grup sohbeti geldi.
BİZİM GEZEGENİMİZ
Güneş:
~Grubumuza hoş geldin, Gece. Teklifimi kabul etmene çok sevindim.
Yazdı, daha sonra üç saniyelik gelen bir ses kaydını açtığımda korkunç derecede bir hoş geldin sesi gelmişti. Bir an ürker gibi oldum, ama daha sonra kendisini tanıtan bir cümle yazınca gülümsedim.
Aytaç:
~Hoş geldin, Gece. Ben korku sever Aytaç💀
Anlaşılan hiç kimseyle iyi anlaşamayan ben grupta güzel vakit geçirecektim.
Ben bunları düşünürken gruptan bir bildirim geldi. Hemen açıp baktım.
Biray:
~Hoş geldin, Gece. Ben Biray. Güneş abi senden çok bahsetti..:)
Biray, Biray ne güzel bir isim... Biray'ın mesajından sonra biri gifli hoş geldin mesajı attı. Bu duruma gülümserken Güneş'ten ~Bizimkiler hep böyledir. diye bir mesaj geldi.
Gülücük atıp telefonu sehpanın üzerine bırakarak düşünmeye başladım.
Bir mesaj bu kadar mı değiştirir hayatı? Tek bir mesaj geldi sanki mutluluk geldi, huzur geldi bu üç günde hayatıma.