Gece
Sabahtan beri evin içinde dönüp duruyordum.
Pazarları genellikle kitap okumak dışında bir şey düşünmezdim, ama şimdi, sadece o gelecek mesajı düşünmekten başka bir şey aklıma gelmiyordu.
Acaba bir şey mi olmuştu diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Şimdi diyorsunuz ki, neden mesaj atmıyorsun? Defalarca silip yazmaya çalıştım ama bir türlü yapamadım. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamışken ne yapmalıydım? Saat neredeyse üç olmuştu ve o sırada telefonumu kontrol ettim. Tam 15:01'de bir mesaj geldi. Eğer yanlış anlamadıysam bir şey diyeceğim. Bizim Whatsapp grubuna katılmak ister misin? Ben ona "nasılsın?" veya "ne haber?" gibi bir şey beklerken, bana sadece bu soruyu sormuştu.
Ne yapmalıydım? Teklifini kabul etmeli miydim? Kimseyle iyi geçinemezken, grup içinde iyi arkadaşlar edinebilir miydim? Kafamda bir sürü soru dönüp duruyordu ama bir kapı aralamışken sonuna kadar gitmeliydim. Hangi grupta? diye sordum. Anında cevap geldi. Grubumuzda üç kız ve iki erkek var, sen de gelirsen toplam altı kişi oluruz. Bence sen de gelirsen iyi olur, Gece. Hayatta yalnız olmak zorunda değilsin. diye yazmıştı.
Kaşlarımı çattım ve düşünmeye başladım. Galiba bu biraz uzun sürecek. Biraz düşünmem iyi olacak. diye yazdım. Hemen cevap geldi: İstediğin zaman gelebilirsin, bizi bekletme. diye.
Kafamda dolanan sorularla telefonu sehpanın üzerine bırakıp kahve yapmaya gittim. Hala onlarla iyi geçinecek miydim? Bu soru aklımdan çıkmıyordu. Kahvemi yaptıktan sonra her zamanki yerim olan balkonuma oturdum.
Manzaraya karşı otururken hala düşüncelerimdeydim. Telefonumu elime alıp mesaj kutusuna girdim ve "kabul ediyorum" yazdım. Mesajı göndermeden önce bir an durup düşündüm. Sonra oflayıp telefonu sehpanın üstüne bıraktım. Düşüncelerle dolu bir şekilde kafamda sorularla...
Bir anda annemler aklıma geldi, onları ne zamandır aramamıştım. Telefonumu elime alıp annemin numarasını çevirdim. İkinci denememde açtı. "Kızım," dediğinde sesini duyduğumda onu ne kadar özlediğimi ve bana "kızım" demesini ne kadar özlediğimi fark ettim.
Başımı kaldırıp gözlerimi yumup içimden bir iç çektim. Telefonun ucundaki annem endişeli bir sesle "kızım, kızım, iyi misin?" diye sordu. "İyiyim," dedim. Ne kadar ağlasam da içimden, "anne, gerçekte iyi değilim," desem de "iyiyim" dedim.
Her hastalığın belki bilinmeyen bir ilacı vardır. Ölüm? İşte onun çağrısı yoktu.
Arnisa yanıma gelip oturduğunda elindeki resmi bana gösterdi. "Gece abla, ninem bana annemle babamın çok uzaklarda olduğunu ama onların beni gördüğünü söyledi. İstersem rüyalarımda ben de onları görebileceğimi söyledi. Sence görebilir miyim?" Küçük kızdan bunları duymak o kadar tuhaf ve acı vericiydi ki ninesine baktığımda gözleri dolmuştu. Onun için de zordu evladını toprağa vermek, hangi anne yüreği kaldırırdı ki?
Kafamı Arnisa'ya doğru çevirerek dedim ki: "Ninen haklı, güzelim. İstersen onları görebilirsin." Arnisa bana sarıldı ve "Onları görmeyi o kadar çok istiyorum ki, bir kere görsem ve sonra tekrar gitseler, olmaz mıydı ya?" dedi üzgün bir sesle.
Eğer bu konuşma biraz daha devam ederse ağlama ihtimalim fazlaydı. "Bu imkansız ama sana iyi bir haberim var. Senin sevdiğin kekten yaptım, yemek istemez misin?" Arnisa sevinçle, "Oley, seni çok seviyorum, Gece abla. Sen hiç gitme, olur mu?" dedi. Ona sunabildiğim en güzel gülümsemeyi sundum ve "Asla, küçüğüm. Benden kurtuluş yok," dedim.
Dışarı çıktığımızda Arnisa küçük elleriyle sarılıp yanağımdan öptü. Ben de aynı şekilde karşılık vererek evin yolunu tuttum. Eve doğru giderken gülümseyerek içimden dedim ki, "Küçük bir çocuğun sevinci gibi, avuç içi kadar mutluluk yeter."