"Bazı İnsanlar Tarafından: Kız Çocukları, Daha Çocuk Olamadan, Kadın Olmaya Zorlanır!"
Sinirlerini yatıştırmaya çalışan Siyam eliyle masaya hafif bir sertlikle vurup, "Şeref ben sana bana çocuk mu getir dedim Salak!" dedi, karşısındaki çocuğa bakarak. "Ağam vala sana anlatmaya çalıştım ama sen dinlemedin getir dedin." dedi adam başı önünde mahçup mahçup bakarak. Siyam sinir krizi geçirmek üzereydi, karşısında ki sarışın kız çocuğuna bakarak, "Sen kimsin çocuk?" dedi Siyam kıza bakarak, "Salaklara söyledim Adım Delal di..." dedi kız gözleri bir anda çikolataya kayan kız koltuğa oturdu çikolata yemeye başladı, "Biz Delal Aydını sormuştuk çocuk?" dedi Siyam dişlerini sıkarak, "Tamam işte salak, Delal Aydın benim." dedi çikolatasını yemeye devam ederek, Siyam adamlarına ödürecek gibi bakıyordu. "Biz büyük olan Delal Aydına bakmıştık küçük hanım." dedi Siyam sinirle. "Valla moruk bey amca tek Aydınlardan Delal benim ve başka yok. Hem ben bu salakları anlamadım niye beni kaçırdılar, hadi kaçırıyorsunuz, niye aç bırakıyorlar beni üstelik su da vermediler." dedi şikayet eder gibi. "Yeni nesil neden bu kadar terbiyesiz acaba?" dedi Siyam sorgularcasına, "Beni kaçırmak terbiyesizlik olmuyor, ben moruk diyince mi sorun." dedi Delal umursamaz bir tavırla Siyam'ın masasındaki suyu almaya giderken, suyu içti bardağı yerine bıraktı. "Şimdi ne olacak?" diye sorgulamaya başladı Siyam adamlarına bakarak. Okadar tiksinir gibi bakıyordu ki anlatılmazdı. "Valla orasını bilmiyorum moruk, bakalım Şiyar amcama nasıl hesap vereceksiniz?" dedi Delal umursamaz bir tavırla.
"Söylesene küçük kız, sizin Aydınların içinde böyle büyük bir Delal var mı rahat yirmi yaş üstü?" dedi Siyam merakla, "Niye söyliyeyim ki sana, hem benim bunda çıkarım ne olacak?" dedi Delal oldukça uyuz ve gıcık bir tavırla. "Tamam karşılıksız olmayacak." dedi kızın karşısına oturarak Siyam, "Öncelikle sizi beni kaçırma durumundan kurtarmamız lazım, bu salaklara kalsa beceremeyecekler." dedi Delal, Siyam güldü, "Acaba bütün Delaller mi çok zeki?" diye içinden sorguladı.
"Nasıl kurtaracaksın bu durumu acaba?" dedi Siyam. "Bana bilgisayar al sonra söyleyeyim." dedi kız pazarlığını yaparak. Siyam kafasını salladı, "Başka ne istiyorsun, seni küçük dolandırıcı?" dedi Siyam, "Bak dolandırıcı falan ayıp oluyor, neticede bende size çocuk hırsızı demiyorum değil mi?" dedi ima ile, Siyam anlamıştı bu kız da diğer Delal gibi çok zeki.
Hemen pes payraklarını çekip teslim oldu. "Tamam isteklerini söyle?" dedi Siyam sorgular gibi, evet sevdiği kadını kaçırmamış olabilirdi ama şu an çok eğleniyordu. "Tamam işte bir bilgisayar, bitane kamera, bitane de çizim tableti." dedi Delal, Siyam başıyla gidin alın yaptı, "Tamam anlat almaya gittiler." dedi Siyam, "Yok öyle yağma önce eşyalarım gelsin." dedi Delal pazarlık hakkı bırakmamıştı...
Yarım saat içinde eşyaları geldi Delal'in, Siyam da , Delal'in eşyaları gelene kadar, telefonunu kızın eline verdi sesi gelmesin diye kalktı işleriyle uğraştı. Eşyalarını aldı kontrol etti kafasını salladı, "Tamam gel karşıma otur sana anlatayım." dedi, Siyam kalktı kızın karşısına oturdu, "Anlat bakalım küçük hanım?" dedi Siyam. Kız gülüp, "Ben Amcama diyecem ki, senin araban sandım arabaya bindim uyudum, gözümü açtığımda Urfadaydım, yani sanki yanlışlıkla ben binmişim gibi." dedi, Siyam gülmeye başladı, "Bir daha çözemediğim bişi olursa çocuklara soracağım!" dedi içinden, "Peki çok bilmiş hanımefendi, acaba bu senden büyük olan Delal Aydın kim?" diye sordu, "Benden büyük bırak benden başka Delal aydın yok ki aşirette." dedi gülerek. Siyam sinirlendi, "Tamam aynı soyadını taşıması gerekmiyor, Şiyar amcanın yanında ki Delal'in soyadın söyleyebilir misin?" dedi gülümsemeye çalışarak, "Bilmiyorum ki Delal halam'ın soy adını ama sana nerede olduğunu söyleyebilirim." dedi Delal, Siyam heyecanlandı.
"Olur söyle dinliyorum." dedi Siyam heyecandan parlayan gözleriyle, "Anlamıştım Delal halama aşık olduğunu, neyseki Delal halam senin gibi salaklara aşık olacak değil." dedi gülerek, Siyamla alay ediyordu, "Anlamadım ne dedin." dedi sert ve öldürecek gibi bakarak. "Afedersin, amerikaya gitti, Newyorka!" dedi korkuyla, Siyam neye uğradığına şaşırdı, "Orada ne işi var?" dedi merakla, "Öğretmenine asistanlık yapacakmış bitane okulda, çok mu seviyon Halamı?" dedi Delal, Siyam şaşkınlıktan öylece Delale baktı, "Demek halasına çekmiş?" dedi içinden bir anda aptal gibi sırıttığını fark etti, birden suratını ifadesis tutması geldi aklına kafasını salladı kendini toparlamak için, ardından aklına geleni sordu "Halan bekar mı?" dedi, Delal sırıtarak, "Evet ama Halam başkasına aşık." dedi, Siyam'ın başından aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldu.
Kalktı ayağa bir tur döndü, daha sonra oturdu. "Kesinlikle Delal Ağbat'ın beduası. Galiba gidip helalik istemeliyim." dedi içinden, zira farkındaydı Siyam, bu beduayla hiç bir zaman sevdiği insanlar onu sevmeyecekti. Düşüncelerinden Delal'in sesiyle çıktı, "Şimdi sana bir iyilik yapabilirim." dedi küçük dolandırıcı, "Neymiş iyiliğin?" diye sordu hiç ilgisini çekmemişti, ta ki duyuklarına kadar. "Halam'ın resmini sana gönderebilirim." dedi. Siyam'ın neşesi yerine gelmişti. "Tamam gönder." dedi Siyam heyecanla, "Ama bana biir söz vermen lazım?" dedi Delal, "Küçük dolandırıcı." dedi Siyam içinden dişlerini sıkarak, "Ne sözü?" dedi Siyam ters ters bakarak. "Halam'ı rahatsız etmeyeceksin, ha birde bir gün olurda karşılaşırsan asla benden aldığını söylemeyeceksin." dedi tehditkar bir surette, Delal de çok yakıştırmıştı bu aptal aşıkla halası Delal'i. Ama bunu bu salağa söylemeyecekti.
"Söz veriyorum küçük dolandırıcı." dedi Siyam, Delal telefonunu aldı Siyam'ın kendi Telefonundan ressim gönderdi Siyama, "Tamam yeter beni evime götür." dedi Siyama. Kafasını salladı, Delal'i ailesine götürdü Antebe...
Arabadan inmeden önce "Halam laleleri, papatya ve gülleri hiç sevmez. Ha ayıcıklar da." dedi Delal, "Ne sever peki?" diye sordu Siyam, "Oyuncaklardan panda, çiçeklerden loki, çilolatadan bademli olanları sever." dedi ve arabadan indi, kapıyı önce kapattı ardından hemen geri açtı, "Bunlar için de sağ ol moruk." dedi ve gülerek geri kapattı. koşarak Aydınlar'ın evine girdi. Şiyar geldi, Siyam arabadan indi selamlaşıp elini sıktı.
"Sağ ol Siyam, Seyyid amcam'ın torununu getirdiğin için." dedi ama inanmadığı belliydi. "Rica ederim ne demek, bizim çocuklar bir kaç tane siparişleri alırken girmiş fark etmemişler." dedi yalanına bir yenisini eklerken. "Buyurmaz mısın?" dedi Şiyar, "Yok zatan acelem var, evden yemeğe bekliyorlar." dedi Siyam. Daha sonra tokalaşıp arabasına bindi. "Sana söz Delal, bu eve bir diğer gelişimde ya seni istemeye yada seninle nikahlı olarak geleceğim." dedi içinden...
Eve varınca yemek yiyip doğruca odasına çıktı, ne oldu diyenlere işim var dedi. Odasına girip yatağa uzandı, bir anda yataktan sıçradı, "Lan ben niye sormadım sevdiği kim diye." diyerek kalktı oturdu. "Tam bir salağa danüştüm" dedi kendi kendine, daha sonra Delal'in resmini çıkarıp baktı. "İşte bu benim sevdalandığım aşık olduğum kadın." dedi ve karar verdi Siyam yarın ilk iş bu resmi çıkarıp çerçeveletecekti. Defterini çıkarıp not aldı. "Bademli çikolata, oyuncak panda ve Loki çiçeği." yazdı defterine ve internette arattı....
Günlerdir Delal'i görmemişti belki de aylar olmuştu artık zamanı karıştırıyordu, her sabah uyandığı gibi Delal'in fotoğrafına bakıyordu, kahvesini içip sağlıklı besleniyordu çünkü artık yaşamak istiyordu, hayatı Delal ile seviyordu. Kaç defa Ağbat'ların evine gitmişti işi bahane ederek ama bir türlü kendisine bedua eden Delal Ağbat'ı görmemişti, helallik isteyecekti bir türlü kısmet olmuyordu. Önce laneti kaldıracak, ardından kendi sevdiği Delal'i de böylece kendine aşık edecekti..
***
Delal bitmek bilmeyen Akademik çalışmaları bitirip, Kediler üzerine tez de yazmıştı, işini bitirip döndü memleketi Urfaya, bu defa Urfada klinik açmaya karar verdi, annesi ve babasıyla konuşmaya karar verdi. Eve gidecekken biri yolunu kesti. Arabadan indi, "Ne oluyor, delirdin mi? Ölmeye niyetin mi var çocuk?" dedi Delal bir sinirle, "Ben Delal Aydını arıyorum, bulmam lazım ne olur yardım et." dedi çoçuk ağlayarak. "Delal Aydını ne yapacaksın ki sen?" dedi merakla. "Abim beni zorla Haşim Şıkakoya sattı, Delal Aydın kendi görümcesini kurtarmış beni de kurtarabilir." dedi ağlamaklı, "Bin arabaya." dedi Delal şaşkınlıkla, "Sen kimsen?" dedi kız Delale, "Aradığın benim." dedi, kız Delalin arabasına bindi, Delal bir pastahanenin önünde durdu, "İn arabadan, korkma ben varım yanında." dedi ve torpidodan, ruskatlı silahını çıkardı. Kız indi Delal yüzündeki maskeyi çıkarıp Pastahaneye girdiler. üst kata çıkıp sipariş verdi Delal, "Büyük bir pastanın tamamı ve iki buçukluk kolanın tamamını." dedi umursamaz bir tavırla, çalışan şaşırmıştı ama kafasını sallayıp aşağı indi, "Ne bakıyorsun konumuz uzun galiba, istersen anlatmaya başla şimdiden." dedi Delal karşısındaki kıza bakarak.
"Benım adım İslim, on beş yaşındayım, anam babam öldü, abimle kalıyordum abimde beni Şıkakolardan Haşime iki yüz bine sattı, abla ben evlenmek istemim, o adam elli sekiz yaşında ben çok korkuyorum, duydum ki sen görümceni berdelden kurtarmışsın, bende dedim gideyim Ağbatlara sığınayım onlar Aydınların akrabası, Delal aydın duyunca beni de belki kurtarır. Ocağına düştüm ne olur yalvarıram kurtar beni, ölmüş anamın hatrıne ne olur yalvarırım." diye kız yalvarmaya başlayınca Delal yutkunmakta zorandı, "Tamam sakin ol, kurtaracam seni Allah'ın izniyle, şimdi sen sakince pastanı ye, kolanı iç ve ben seni şimdilik kalacak bi r yere götüreyim, orada kal ben halledene kadar!" dedi Delal bir yandan da Babasına binlerce kere içinden teşekkür ederek, Babası diğer ağalar yada diğer babalar gibi değildi. Sevmeyi de, korumayıda, saygı duymayıda çok iyi biliyordu.
Pastayı yediler ve kalanları paket yaptırıp, Şiyar'ın evine gittiler. Orada kıza misafir odasını ayarladı, çıktı çarşıya kıza biraz kıyafet falan aldı ardından yiyecek bişiler aldı. Son olarakta üç kutu pizza alıp Şiyar'ın evine kızın yanına gitti.
İçeri girince İslim'in kedilerle oynadığını gördü, "Gel yemek getirdim soğumasın." dedi, kutuları açıp pizalları hazırladı. Kız çekingen bir tavırla geçip masaya oturdu, "Sanada yük oluyorum abla." dedi utangaç bir tavırla, "Merak etme gün gelir sende bana bir iyilik yaparsın." dedi Delal çekinmesini istemeyerek. Rahat rahat yemeklerini yediler, "Beni kimse sormadı mı?" dedi merakla karışık korkuyla. "Hayır şimdilik ortalık sessiz, ben söylemeden çıkma buradan, pencereye dahi." dedi sona doğru uyarır gibi. Kız kafasını salladı. Delal yemekten sonra eşyaları yerleştirdi, "İslim gel buraya." dedi Delal, İslim hala masadan kalkmamıştı çünkü çok utanıyordu. Delal'in seslenmesiyle kalkıp sesin geldiği yere gitti kapıda dikildi, "Dikilme öyle, gel sana almış olduğum kıyafetleri yerleştir." dedi, İslim yaklaştı kıyafetlere bakıp buruk bir gülümseme yerleşti yüzüne. "Ne gerek vardı, ben üstümdekilerle idare edebilirdim." dedi kıyafetlerden bakışlarını çekip Delal'e boynu bükük bakarak. "Gerek olmasaydı almazdım. Hem beyenmediklerin varsa çıkar, sana yenisini getiririm." dedi Delal karşısındaki kimsesiz çocuğa bakarak. Üzülmüştü bu yaşta dünyanın yükünü taşıyan çocuğa.
Delal Odadan çıktı , oturma odasına geçip filim açtı ve durdurdu, mutfağa geçip mısır patlattı, cips falan hazırladı kola doldurdu içeri gitti, İslim de geldi. Beraber filim izlediler, Delal yorgunluktan uyuya kaldı, filim bitince Delal'in uyuduğunun farkına vardı İslim ve kalkıp çocuk odasına gidip dolapta gördüğü örtülerden birini alıp Delal'in üzerini örttü. Kendi de kalkıp örtü aldı koltuğa Delal'in yanına uzanıp uyudu...
Delal sabah telefonun sesiyle uyandı, "efendim Baba?" dedi uyku sersemi, "Delal kızım sen gene ne yaptın?" dedi Halim ağa, "Ne yapmışım yine baba?" diye sordu Delal, "İslim Hafız senin yanında mı?" dedi Halim ağa, "O kim ya?" dedi uyku sersemliğiyle, gözlerini ovuşturup yan koltukta uyuyan kızla jeton düştü. "Nasıl yani İslim adında biri yanına gelmediyse, o zaman dayınlara gitti... Kızım bir dayın'ı ara sor, eğer orada ise git al gel abisine teslim edelim." dedi Halim ağa sakin bir sesle, "Baba bizene ya milletin derdinden." dedi Delal, "Kızım nasıl bizene Dağhanlar tepemde sürekli soruyorlar onlarla çatışmak istemiyorum." dedi gergin bir sesle, "Kızı napıcaklar ki?" diye sordu Delal, "Kızın nişanlısı istiyor kızım." dedi Halim ağa anlamıştı kızı bişiler çeviriyordu.
"Baba müsait misin, yanında kimse var mı?" diye sordu korkuyla, "Evet, her zaman ki tatlıdan al." dedi, Delal anlamıştı babası'nın yanında birileri vardı. "Baba Dağhanlar'ın evinde misin?" dedi Delal emin olmak istercesine, "He kızım ana'nın en sevdiği burmalıdan." dedi Halim ağa, "Onlarda orada mı?" dedi Delal, "He kızım iki kilo nar eşkisi de getir köyden." dedi Halim ağa, biliyordu adam kızı durmazdı. "Senin ofisine gidecem gelirsin konuşuruz." dedi Delal endişeyle, "Olur kızım dügün için malzemeleri de getir." dedi Halim ağa belliydi yanlız değildi.
Delal hazırlandı, kıza not yazdı baş ucuna bıraktı çıktı, ekmek alıp içeri bırakıp doğruca merkeze babasının ofisine gitti. Yarım saat kadar bekledi, babası geldi odasına girdi, "Ne oli kızım Ağaların içinde bişi diyemedım, dün gelmışsen ama eve gelmedi, ananada işim var sonra anlatıram demışsen ne oli?" dedi adam soluk soluğa, "Baba sen aradığında uyku sersemiydim, dün eve geliyordum kızın biri yoluma çıktı, Delal Aydın'ı aradığını söyledi, bende ne olduğunu sordum..." dedi ki babası durdurdu, "Tam olarak ben Delal Aydın'ım mı dedi kızım, hemde tanımadıği birıne?" dedi ve öfkelenmeye başlayınca Delal durdurdu, "Sakin ol, öyle bir şey değil, kızı abisi satmış iki yüz bine Şıkakolardan Haşim diye birine, Adam senle yaşıt elli sekiz yaşında, İslim ise daha on beş yaşında, baba insaf yani." dedi Delal bütün içindekileri babası dökerek. Babası tek kelime etmedi uzun süre düşündü...
"Delal kızın yanında olduğunu kimse bılmesın, bir süre saklayalım, sende eve gel kimse senden şüphelenmesın." dedi Halim ağa, hangi şartlar altında olursa olsun kızını desteklemekten vazgeçmeyecekti, zira biliyordu kızı yanlış karar bile verse pişman olmayacak kararlar verirdi.
Kızına kahve ısmarladı baba kız birer kahveyle dedikodu yaptılar, Delal kuzen'i Sacid'in Dügünü olduğunu öğrendi, sevindi babasıyla konuştu, babası kızına yeni kıyafet almasını tavsiye etti. Delal kabul etti, üç ay önce olan olayları anlattı, babası kızmadı, kızının cesaretine hayran kaldı, kızında kendi gençliğindeki cesareti ve zekayı görüyordu.
Bir ara Halim ağa kızına Siyam'ı soracak gibi oldu sonra vazgeçti, kızı'nın huzurunu bozmak istemiyordu. Delal kahvesini içip baba'sına sarıldı daha sonra doğruca eve gitti. Eve gidince, Dedesinin Antebe gitmiş olduğunu öğrendi. Kalktı kahvesini alıp en üst kata odasına çıktı, bilgisayarını çantasından çıkardı, hazırlığını yapıp derslerini çalışmak üzere oturdu...
Dersten başını kaldırıp gidip yemek yedi, ardından babasına haber verip evden çıktı, İslim'in yanına gitti. Saatlerdir Delal'in gelmesini bekleyen İslim yemek dahi yememişti, Delal bunu anlayınca yemek yemişim demedi ve oturdu tekrardan İslimle iki dilim pizza yedi. Daha sonra kanepeye uzanıp uyudu...
Sabah çalan telefonla uyandı doğruca telefonu kulağına götürdü, "Kızım neredesin?" dedi kadın, "Anne işim vardı, babama söylemiştim." dedi uyku sersemi. "Kızım bu gün kına var kalk hazırlan kuaföre git." dedi annesi Huri hanım, "Tamam anne giderim, bişi istiyor musunuz?" dedi Delal istemeyeceğini bile bile. "Yok kızım sadece kıyafetin yeni olsun, geçen giydiğin siyah fistanı giyme, başka bir şey al." dedi kadın kızının herkesten güzel görünmesini istiyordu, zira bıkmıştı herkesin kızına çirkin demesinden. Halbükü biliyordu kızı çok güzeldi ama anne işte.
Delal hazırlandı çıktı dışarı, kıyafet almaya çarşıya gitti, kıyafet seçti denedi aynadan kendine bakmak isteyince yine yeniden peçesini unutmuş olduğunu gördü, panik yapmamaya şalışarak sesizce üzerini değiştirdi çıktı, çünkü düğünde Delal'i yüzü kapalı bu elbiseyle görseler tanırlardı.
Sakince çıktı arabasına doğru otoparka yürüdü, arabasına yaklaştı ki biri seslendi "Delal Aydın?" sorar gibiydi söyleyenin kim olduğunu sesinden anladı, Siyam' dı bu, arkasını sakin olmaya çalışarak döndü, "Buyrun?" dedi sorgularcasına, "Kocanız nerede?" dedi imayla Siyam, Delal düşündü, Şiyar nerede olabilir diye. "Telefonunu ara!" dedi ve arkasını döndü, "Evli olmadığını biliyorum." dedi Siyam, şaşırdı Delal bir o kadar da sevindi, sonra pişman oldu aklına Rojdaya olanlar geldi, hırsını çıkarmak istercesine, "Galiba sizde nişanlınız tarafından terk edilmiştiniz." dedi ve döndü gülümsedi Siyam'a bakarak.
Siyam bir aptal gibi seviniyordu, her ne kadar Delal damarına basmış olsada, "Gülümsedi bana, Siyama gülümsedi, canımın yanmasını istiyor, bu da bana ilgi duyduğu anlamına gelir." dedi Siyam içinden, "Yanlış duymuşsun, nişan'ı ben attım çünkü Rojdaya aşık değildim." dedi Siyam bir kaç adımda Delal'in yanına vararak Delal'in gözlerine baktı, tanıdıktı çok tanıdık, Delal ağbat'ın öfkesi gibi bir öfke vardı gözlerinde ve bunu Siyam fark etti, kaşlarını çattı tanıdık yüzü Delal de aradı, Delal fark edince bakışlarını çekti ve "Her neyse Siyam ağa çekil önümden, sizin aşkınızı ölçecek insan, ben değilim." dedi ve arkasını dönüp gitti, Siyam şaşırmıştı, "Neydi bu şimdi?" dedi kendi kendine. Şaşkınlığı geçince arkasından baktı Delal yoktu ama Delal'i görmenin tarifsiz bir mutluluğu vardı, bütün sorunları çözülmüş gibi hissetti.
Delal bir an Siyam'ın dalgınlığından faydalanarak arabasına bindi ve arkaya yaslandı, beş dakika kadar süren beklemenin ardından Siyam gitmişti. Delalin aklında kocaman bir soru işareti kalmıştı, Siyam nasıl olurda Rojdaya aşık değildim der? Nasıl yani, Delal'e yalan mı söylemişti yıllar önce? Peki neden şimdi niye Delal'e, Rojda'yı sevmediğini söyleme gereği duydu ki? Ne gerek vardı? "Neden o kadar güzel gözlerime baktı ki?" dedi Delal ağlamaklı, "Ya neden dengemi bozuyor, neden tekrar kalbimi kıracak gibi hissediyorum, neden benim kalbimle alay ediyor?" dedi genç kadın içini çeke çeke ağlayarak, sakinleşince su çıkardı, peçesini aldı ve çıktı arabadan, yüzünü yıkayıp peçesini taktı, bağlı olan saçını çözdü ve arabadan ceketini çıkardı giydi. tekrardan çarşıya gitmeye hazırlandı ve yürüyerek gitti, bu defa farklı bir mağazaya girdi, kırmızı bir fistan beğendi, mavisini de beğenince babasına gönderdi "Baba hangisini alayım fikir ver diye!" mesaj attı, babası da "İkisi de çok güzel, ikisini birden al!" diyince, Delal hem kırmızı, hem mavi, hemde mor olanı aldı, "Nasılsa önümüz yaz bir sürü düğün olur." dedi içinden.
Kıyafetlere uygun ayakabı ve desmalde aldı, daha sonra gündüz giyeceği abiyeyi almak için başka bir yere gitti, orada da yeşil bir abiye giydi beğenince aldı çıktı. Doğruca arabaya koyup kuaföre gitti.
"Yüzünüzde ki yaraları makyajla kapatabiliriz Delal hanım." dedi kuaför, Delal'in şartelleri attı, "Sana sadece saçlarımı dalgalandır dedim." dedi uyarırcasına kibarca. Kadın ısrarı kesmedi, "İnanın siz bile kendinizi tanıyamayacaksınız, o kadar ki fark edilmeyecek, hem biz çok iyi makyözleriz, böylelikle insan içine utanmadan..." demesiyle Delal'in tepesi attı ve sinirle ayağa kalkıp yüzünü açtı, "Bana bak! Utanacağım bir yüzüm var mı? Bir şeyleri üstelemeyi keserseniz iyi olur!" dedi sinirle, kadın ağzı açık Delal'in bebeksi suratına baktı, içinden "Neden böyle bir güzelliği insan saklar ki?" dedi, hayran olmuştu Delal'in minyon, pürüsüz, beyaz ve gamzeli yüzünü görünce.
Kadın cevap veremedi, Delal tekrar oturdu, mustakbel gelinleri ve gelin'in kız kardeşi Şenay ve Şehriye şaşkınlıktan ağzı açık kalmışlardı.
Şehriye şaşkınlığı geçer gibi olunca dayanamayıp sordu, "Delal abla sen niye yüzünü sürekli kapatıyorsun?" dedi kız yeni idolünü kafasında belirledi Delal olarak. "Öyle gerekiyor." dedi Delal, şaşkınlığı kocaman bir hayranlık uyandırmıştı Şehriye de, Delal'in cesaretine hayranken bir anda cool oluşu ve güzelliğinden de etkilenmişti, "İleride Delal abla gibi olmak istiyorum." dedi içinden on beş yaşında ki Şehriye. Delal saçı bitince, kendi rimelini ve sürmesini çıkarıp kendi sürdü.
Kız kardeşleri de üst kattaki salondan aşağı inince herkes hazırdı, böylece Delaller'in evine doğru yola çıktılar. Gelinleri Şenay, gelinin kardeşi Şehriyeyi ve kuzeni Zilan'ı Ömer ve Sacid aldı, Delal de kendi kız kardeşleri olan Zerda, Süheyla ve Evini kendi arabasıyla bıraktı, kıyafetlerini kuaförde giydikleri için hazırlardı.
Arabayla yaklaştıkça davul zurna sesi artıyordu, Delal duymak istmesede mecburdu, malum amcası oğlunun düğünüydü, Sacid'in büyük aşkı Şenayı biliyordu, eğer bu düğune katılmasaydı artık Sacid'in dilinden kurtulamazdı, mecburi katılacaktı, arabadan inmeden önce kraliçe tacını da taktı kafasına "Artık hazırım" dedi Delal içinden.
Herkes bir bir arabadan inmeye başladı, bir el Delal'in omzuna dokundu güç vermek istercesine sıktı ve dedi, "Yenilmeyeceksin, unutacaksın biraz zor olsada sen pes etmeyeceksin. O seni hak etmiyor, sende bir aptal'ın aşkına yenilmeyi hak etmiyorsun inan bana." dedi Süheyla, Delal elini kız kardeşinin elinin üzerine koyup "Ben senin kadar güçlü değilim, Sevdiğim adamın bırak düğününe katılıp gülüp mutlumuş gibi görünmeyi, bir başkasına olan bakışlarını bile kaldıramıyorum." dedi Delal, gözleri dolu dolu bakan kardeşine bakarak, "Abla sen cesaret edip, gitti söyledi sevdiği adama aşkıyı, benim o kadar gücüm yok, yıllarca başkasına olan aşkını izledim, bu günde onunla kınasını izliyorum, korkaklığım yüzünden sevdigimi söyleyemedim bile." dedi Süheyla göz yaşlarını silerek, Delal kardeşine sarıldı. Süheylanın, Sacid'e olan aşkını bir türlü anlatamaması yüzünden bu halde olduğunu sanıyordu. "Aşk cesurları seçer, korkaklar köşede bekler!" demişti annanesi Delale.