Delal Antepte Dayısı'nın yanında hayvan kliniği açtığının birinci yılıydı belki de bir yıl birkaç aydı hatırlamıyorum diye düşündü Delal. Yine hayvanlarla uğraştığı bir gün telefonu çaldı, “Zerê, çok acil değilse sonra arasam seni?” Dedi, telefonda Zerda ağlıyordu, kaşlarını çattı “Ne oldu Zerda niye ağlıyorsun?” Dedi panikle, telefondaki küçük kız, “Delal abla beni berdel verecekler, ben intihar edeceğim.” Dedi ve suratına kapattı, Delal afalladı, Halasını aradı, “Hala noli?” Dedi sinirle, Amara hanım ağlamaklı bir sesle, “Seyyid dayının oğlu, Ker neco kız kaçırmış, Seyyid dayının kızları yok bilisen bu yüzden zerê...” dedi durdu hıçkırarak ağlamaya başladı.
Delal kalktı çıktı sakin bir şekilde, Dayısı'nın evine vardı, halasına baktı, “Ana Amar sana sözüm olsun zerê kurban gitmeyecek.” Dedi ve Necoyu nereye götürdüklerini öğrendi, peşlerinden gitmek isteyince Amara hanım durdurdu, “Delal kızım, bu halde gitme üstünü değiştir. Ha bide Ağbatlardan biri olduğunu belli etme, Dağhanların acıması yok bilisin.” Dedi kadın, o da dünyanın yükünü sırtlanmış diğer kadınlardan biriydi.
Delal kafasını onaylar gibi salladı, ardından halası'nın kırmızı fistanını giydi, halası'nın kemerini taktı, yine halası'nın beyaz desmal'ını kafasına örtüp tokayla sabitledi. Arabaya binip Dağhanların Antepte bulunan evine gitti. Arabadan inmeden önce Dayısı'nın silah'ını çantasına koydu, yüzündeki yıllardır çıkarmadığı maskesini çıkardı ve arabadan indi. “Hüküm verilmiştir.” Dedi biri, Delal sesinden tanıdı, bu Siyam’ın ta kendisiydi, içinde oluşan kırgınlıklar dolusu Sevda yarasını bastıran gülümsemeyle kapıdan içeri adımı attı.
“Hangi hakla?” diye sordu, orada bulunan herkes Delal'e döndü, “Buradaki Tüm aşiretlerin ağası Siyam Dağhan.” Dedi Siyam bu küstah kim diye bakarak. Gülümsedi Delal, “Hükmünü kabul etmiyorum” dedi tüm cidiyetiyle. “Sen kim oluyor...” demesiyle Delal’in sözünü kesmesi bir oldu. “Hüküm verebilmek için her iki aşiretin de size bağlı olması gerekmiyor mu?” Dedi Delal meydan okuyordu, bu şuan olan savaş zeka savaşıydı, ortam gergindi herkes bu Kadın kim diye aralarında konuşuyorlardı, dile kolay on bir yıl boyunca kimse Delal’in yüzünü görmemişti ve tanımıyorlardı, “Kaçırılan kız bize bağlı aşiretten olması yeterli bir hak.” Dedi Siyam kapı eşiğinde kırmızılar içinde dikilmiş olan kadına baktı, hafif sırıtıp içinden zekasıyla alay etti. Delal dikilmeyi bırakıp yürümeye başladı karşısındaki adamlara doğru, yerde diz üstü duran kafalarına silah dayanmış gençlere baktı, yanlarından geçerken bir yandanda içinden bunların tahtası eksik diyordu.
“Kaçan demek istedin her halde?” Dedi sorarcasına, zekâsıyla alay ettiğine pişman oldu Siyam. Bu karşısındaki insan sandığı kadar aptal değil üstelik bir de aşağılar gibi gülümsemesi Siyam'a tam bir meydan okumaydı. “Ne fark eder ki, neticede hak benim.” Dedi tek kaşını kaldırarak. “Hem sen kim oluyorsun da böylece gelip hükmümü sorguluyorsun?” Dedi alayla Siyam. “Delal Aydın, kendi aşiretim adına buradayım, Aydınlar sizlere bağlı değil buda demek oluyor ki, bize sormadan hüküm veremezsiniz!” Dedi Delal, Siyam öylece baka kaldı, haklıydı gözlerinde korku olmayan kadın. Siyam uzaktan net görmediği için iyice yaklaşmasını bekledi.
“Kan dökmek istemiyoruz, anlayacağın aşiretine söyle berdelden başka çare yok. Kadın göndereceklerine adam gönderselerdi işe yarardı.” Dedi Siyam aşağılar bir üslupla, Delal’in kan beynine sıçradı ama zekadan ödün vermedi. “Adın ne senin?” Dedi Delal, herkes ne alaka bakışı attı, “Siyam Dağhan.” Dedi ve sırıttı Delal tip tip baktı “Sen rahat bir kırklarında varsın, sen cevap ver on altı yaşındaki bir çocukla evlenir misin?” Dedi, Siyam kala kaldı, “Elbette ki hayır!” Dedi, Delal zafer elde etmişti, “Bizde kan dökülsün istemiyoruz, Naci’nin kız kardeşi yok, en büyük olanımız on altı yaşında bir çocuk.” Dedi ve başındaki beyaz desmali bütün erkeklerin önünde yere attı. Bu demek oluyor ki kan dökülemez. "Kan istemiyorsanız berdel dışında ne yapabiliriz ki?” diye sordu Siyam yerdeki desmala bakarak.
“Haliçogullarının on yıldır almaya çalıştıkları bin dönümlük fıstık bahçesini versem?” Dedi kurnazca, Siyam kendini aptal gibi hissetti, kız kan bedeli ödemek istiyor, kadının zekasından hayrete düştü Siyam. Döndü Haliçoğullarından Zahit’e baktı. Adamın nutku tutulmuştu, Zahit ağa yıllarca almaya çalıştığı fıstıklık altın tepside ona sunuluyordu hem yüzde bir değil, yüzde elli olarak. Oysa daha geçen gün yüzde de yirmisi için ne isterlerse vereceğini söylemişti, yine de vermemişti Naci Aydın ama şimdi kendileri sunuyor.
Cevap vermediklerini gören Delal, “Kararınızı verince seslenirsiniz ben dışarıda bekliyor olacağım.” Dedi Haliçoğullarına bakarak. Tam döndü gidiyordu ki, “Fıstıklığın sahibi Aydınlara sordun mu ki, böyle bir öneri sunuyorsun?” Dedi Siyam meraklı bir vaziyette, Delal arkasını dönmeden cevap verdi “Önerdiğim miktar benim kendi payım.” Dedi ve kapıya çıktı. Telefonla Şiyarı aradı, “Hallettim sayılır ama kesin sonuç için biraz beklemeniz lazım.” Dedi Delal ve adını seslenen Siyamla derin bir nefes aldı, “Delal Aydın” dedi Siyam, bu Kadın başka Dedi Siyam. Keşke Dedi böyle aslan ruhu taşıyan bir kadın beni sevseydi, ama biliyordu bedduası vardı. Hayatı boyunca kimse gerçekten onu, o olduğu için sevmeyecekti.
Delal içer girdi, Siyama doğru yürüdü, “Kararınız!” diye sordu. Siyam yerdeki desmali aldı herkesin içinde sirkeleyip Delal’in gözlerine bakarak desmali Delal’in başına örttü ve olabildiğince yüksek sesle, “Hükmün hükmümdür, önerin kabulümdür.” Dedi, herkes şaşkındı, çünkü Siyam yere bırakılan insaniyeti kaldırıp bir kadının hükmünü kimsenin baskısı altında kalmadan kabul etmişti.
Delal gözlerini ayırmadan Siyam’a bakarken bir yandan cevap verdi. “Asıl kararınız için, teşekkür ederiz, mihir ne derseniz yapılacak, fıstıklık bu hafta devredilecek, kimse kimsenin kanını akıtmayacak.” Dedi, yere diz çökmüş olan Neco kalktı ve “Şiyar abiye sordun mu sonra kızmasın?” Dedi korkarcasına Delal çaktırmadan dedesine baktı, sinirli görünmüyordu bu iyiye işaretti.
“Hayır yengem biliyor, sen sıkma canını.” Dedi, Delal. Bu defa Delal’i , Şiyarın karısı sandılar oysa Delal’in demek istediği, Neco'nun annesi biliyordu.
Siyam hayal kırıklığına uğramıştı, Biliyordu Siyam asla sevmeyecekti kimse onu, çünkü Rojdayla ispatlıyordu bunu .
Sevdiği sandığı kadını hiç sevmediğini anlamıştı, zaten sevmenin tam olarak ne olduğunu öğrenemedi bir türlü, çünkü sadece bir defa sevildiğini hissetmişti, zaten o da beddua etmişti bu beddua pahalıya mal olmuştu, kimse Siyamı sevememişti, Siyam olduğu için.
Ortalık sakindi, Siyam gözlerini ayırmadı Delal’in üzerinden. Delal arkasını döndü dedesine iki gözünü birden kırptı. Dedesinin yüzüne baktı, yaşlı aslan memnundu ama Delal’in anlamadığı, dedesinin yüzündeki düşünceli memnuniyet..
Oradan ayrılmadan önce kartını verdi Haliçoğullarına. Daha sonra oradan ayrıldı. O Günü Siyam’ın bakışlarını düşündü ama kalbi acıyordu. Bir daha karşılaşmamayı umdu, ertesi gün uçakla Ankara’ya gitti, veterinerlere yönelik konfeyönelik Konferastan otele gidip geceyi orada geçirdi, İiki gün daha ankarada kaldıktan sonra Şiyarın mesajı üzerine havaalanına gitti, eve gidip gitmemekte kararsızdı ama gitmesi gereken bir düğün vardı, dayısı oğlu Naci evleniyordu, o kadar olaylı bir hüküm itirazı yapmıştı gitmese bir sürü sorun çıkardı.
Havalanında beklerken Şiyar geldi, beraber uçağa bindiler, Delal suçlu olduğunu bildiği için bir şey diyemiyordu ve öylece susuyorlardı, Şiyar daha fazla dayanamadı, "Deli Delal söyle bakayım niye evli olduğumu sanmalarına izin verdin?" dedi hem kızgın hem yorgun bir sesle, "Şey abi ben şey, aslında ben evet yada hayır demedim. çünkü şey!" dedi daha fazla bişi diyemezdi, Şiyar daha fazla sinirlenecekti, "Şey u zukkum, ne söyle öldürmem seni?" dedi öfkeyle Delal'a bakarak.
Delal nasılsa sonra öğreneceğini biliyordu Şiyarın, "Necoyu kurtarmam lazımdı, eğer fistan ve desmalle gitmeseydim, yüzümdeki peçeyi çıkarmam gerekecekti." dedi sona doğru sesini kısarak, genç adam sinirlendi "Delal ne anlatisan, bu anlatığıyın yaptığıyı açıklami." dedi sinirleri bozulmuştu çünkü sevdiği kadın onun evli olduğunu sanıyordu ve bir türlü Şiyarla konuşmuyordu ve günlerdir kafayı yemek üzereydi, bu yüzden süt kardeşine çok öfkeliydi.
"Tamam işte abi sonuna kadar dinlesen anlayacan." dedi Delal, biliyordu Şiyarın öfkesini, her ne kadar Delal'i çok sevsede, sinirli biriydi Şiyar. "Tamam dinliyom anlat." dedi adam sakin kalmaya çalışarak. "Hala da dedi ki, kimse senin Delal Ağbat olduğunu bilmesin dedi. Bende tamam dedim ve maskemi çıkardım Dağhanların evine gittim..." demesine kalmadan Şiyar bağırdı "Delirdi mi gerizekalı, ne demek maskemi çıkardım?" dedi sinirle, uçaktaki herkes bir anda bunlara bakmaya başladı, kabin görevlileri gelmeye başladı, o sırada Delal abisini sakinleştirmekle uğraşıyordu. "Abi bak sakin ol, kimse anlamadı kim olduğumu..." dedi ama Şiyar daha da öfkelendi "Ya sen manyakmısan ne diyecez dayıma, neco ölseydi sanane necodan, anam gideydi, hem babam neredeydi, Seyid amca napidi da sen gitti, lan başka kimse mi kalmadı?..." daha çok konuşacaktı ama kabin görevlisi gelip Delal'a "Hanımefendi bir sorun mu var?" diye sordular, Delal içinden bir bu eksikti dedi.
"Hayır hiç bir sorun yok. Abim uçaktan korkuyor sadece." dedi ve gülümsedi, kabin görevlileri gidince abisine bakıp "Abi lütfen sessiz ol birazcık, öyle gerekti ve bende öyle yaptım. Ayrıca dedem biliyor çünkü oradaydı." dedi Delal, Şiyar biraz öfkesi geçince, "Sadede gel Delal, neden kardeşimi benim karım sanıyorlar?" dedi sinirle sesizce, Delal de tüm şirin olan gülümsemesiyle Şiyara baktı ve dedi, "Neco herkesin içinde, benim olan fıstığ tarlasını verdiğimi duyunca bana, Şiyar abimin haberi varmı dedi." dedi sakin ve tatlı görünmeye çalışarak, Şiyar şoku atlatınca "Ne yaptım dedin? Ne fıstığlığı, ne vermesi, kime verdin, neden verdin ve neco gibi bir it için değmediği halde?" dedi sinirle, "Şey Zerdayı berdel istiyorlardı..." demesine kalmadan daha çok şaşırmıştı ve sinirlenmişti Şiyar, "Zerê daha bir çocuk bunu nasıl isterler." dedi sesini kontrol etmeye çalışarak. Delal içinden sabır çekti, "Tamam işte sakin olsan, ögreneceksin sonunu ama yok benim abim anca bağırsın milletti toplasın başına." dedi sinirle, Şiyar sakin kalmak için suyu açıp içti "Söyle çabuk." dedi Delala kaşlarını çatıp bakarak, "Bende Zerêyi vermek istemedim, onlarda kan dedi, bende desmalı yere attım ve kan dökülmesini istemediğimizi söyledim, öneri olarakta çok istedikleri fıstığlığı onlara vereceğimi söyledim, merak etme benim olan yarısını." dedi Delal, Şiyar düşündü, delal hep farklı bir çocuktu, deli cesareti vardı ve birinin canı söz konusuysa kendi canını hiçe sayardı ta kendini bildi bileli Delal öyleydi, "Aptal Siyam senin için dünyaları yıkacak birinin sevgisini nasıl kabul etmezin!" diye düşündü, eğer süt kardeş olmasalardı Delal gibi bir karısı olmasını çok isterdi, Zaten Zikraya da bu yüzden aşık olmamışmıydı, Delal kadar merhametliydi. "Ee sonra ne oldu Delal kabul ettiler mi?" dedi merakla, "Kabul etmezler mi? Halıçlerin nutku tutuldu, işte o sırada Neco senden izin alıp olmadığımı sordu bende, yengem haberdar sen merak etme tarzı bişi dedim. Herkez bizi evli sandı, dedem bana sakın dedi belli etme diye. Özür dilerim abi." dedi Delal mahçup bir şekilde.
Şiyar bir süre düşündü biliyordu, Delal haklıydı ama çok korkuyordu iki sebepten ötürü biri Delal'in yüzünü gören ağalar çirkin olmadığını görünce babasına baskı yapıp Delal'i oğullarına isteyip Delal'in hayatını zindana çevirmelerinden, bir diğeri ise, sevdiği kadını kaybetme korkusu. "Delal haklısın ama senden bir şey isteyecem." dedi Şiyar, Delal'in bakışları Şiyara şüpheyle dönünce anında düzellti, "Biri var Delal, senin yüzünden beni evli sanıyor memlekete varınca ona durumu anlatman lazım, ben onu kaybetmek istemiyorum." dedi bakışlarını ayağına sabitleyerek. Delal çok şaşırmıştı ve sevinmişti kızın adına zira hiç bir zaman Sevilmek istediği kişi tarafından sevilmemişti, birazcık kalbi burkuldu içinden "Ah be Siyam sende beni sevseydin ne olurdu sanki." dedi içinden, daha sonra kafasından düşünceleri kovup abisine odaklandı, "Kim bu şanslı tavuk, adı ne, kimlerden, seni seviyormu, seni kıskandı mı..." daha bir çok şey sıralıyordu ki abisi eliyle Delal'in ağzını kapattı. "Sinek gibi ne vızıldıyorsun bir dur anlatacağım." dedi ve başladı anlatmaya...
Delal hayranlıkla dinlerken uyuya kaldı... Şiyar güldü... Uçak inince Delal'i uyandırdı, beraber eve gittiler. Nasıl kapıdan içeri girdi onları karşılayan Necoya yaklaştı, Necoya bir kafa attı, Neco neye uğradığını şaşırmıştı oysa sanıyordu ki Şiyar ona sarılacak.
Naci kafanın etkisiyle yere düştü, Delal ise elini uzatıp kuzenini ayağa kaldırdı, "Sende olmasan ben..." demesine kalmadan tokat yedi, lafı yarıda kalan Neco tokadın etkisiyle elini yüzüne koydu. Delal içini rahatlatmaya yetmeyecekti biliyordu ama tokat atmak iyi gelmişti. "Tek kelime etme, hak ettin." dedi Delal sırıtarak.
Kimse bir şey demiyordu çünkü Delal, dedesinden kendisine hatıra kalan Fıstık tarlasını feda etmişti kuzenleri ölmesin diye. Üstne üstlük birde kendisini riske atmıştı. Herkes birkez daha anladı Delal'in ailesi için feda edemeyeceği hiç bir şey yoktu. Daha önceleri Besme yengesi hep diğer dayısının hanımı olan Amara halasını daha çok sevdiğini sanırdı, hem halası onun süt annesiydi, lakin o gün onun oğlunu da ayrım yapmadan kurtarmıştı ve anlamıştı Besme hanım Delal için bütün ailesi çok degerliydi. Bir kez daha bu genç kıza hayran olmuştu, çok cesurdu ve cesaretiyle herkesi cesaretlendiriyordu. Genç kıza hayranlık dolu bakışlarını çekip sarıldı görümcesinin kızına ve yemege buyur etti...
Kına gecesi gelip çatmıştı, Siyam çok araştırdı ama Delal Aydını bulamadı. Nasılsa karşılaşacağız dedi kendi kendine. Kına evine varıldı Haliçoğulları konağına, kapıda onları buyur eden iki kişi Haliçoğullarından, iki kişi de Aydınlardan vardı. Şiyar ve yanında ki kadına baktı, siyah xeftan giymişti ama yüzü kapalıydı bu kızı hatırladı, bu kız kendisine deli gibi aşık olan kızdı. Gurur duydu kendiyle, kızın adını bile hatırlamıyordu, Şiyara baktı, genç adam gözlerini dikmiş ters ters Siyam'a bakıyordu. Siyam bilmiyordu ama Şiyar'ın tek korkusu Siyam'ın, Delal'i tanıma ihtimaliydi. Siyam'ın, Delale bakışlarından rahatsız olmuştu Şiyar.
Delal üzerinde hissettiği gözlerle kafasını kaldırdı baktı ve kalbine bişi battığını hissetti, hem çok istedi Siyam'ın onu tanımasını hemde çok korktu tekrar onu sevmediğini söylemesinden. Siyam kendisine bakan kızın gözlerinden tanıdık geldiğini düşündü. Bir an olabilir mi dedi, yok ya olamaz dedi içinden. İlk kendisini toparlayan Delal oldu, sevdiği adamın onu tanımamış olması içine oturmuş olsa da gerçek dünyaya dönmesi gerekiyordu. "Siyam kapıda dikilmeye devam mı edecen?" dedi Şiyar imayla. "Yok Şiyar da genelde senin karının yanında olması gerek miyor mu?" dedi dayanamayıp Delal'i sormuştu.
Delal dönüp Şiyara baktı, Şiyar gözlerini rahat ol der gibi kırptı Delale. "Babası hastaydı memlekete gitti, sen niye sordun?" dedi kaşlarını havaya kaldırarak. "Kan dökülmesini cesaretiyle o engelledi, düğünde olmaması şaşırtıçı." dedi ima ile Delal gülümsedi içten içe bu aptal adama. Zaten düğündeyim demek istedi ama uygun bulmadı babasına söz vermişti.
Kına boyunca Haliçlerin buyük oğlu sürekli Delal'e bakıyordu, bunu fark eden Siyam, "Hayırdır Murtaza ne bakıyorsun ikide bir elin kızına." dedi merakla, "Hiç sadece Delal Ağbat hakkında çok şey duydum da acaba doğrumu diye bakıyorum." dedi ciddiyetle. "Ne duydun ki?" dedi Siyam merak etmişti çünkü Delal'in adı yeterliydi merakına, çünkü "Bir ihtimal acaba o Delal bu Delal olabilir mi?" dedi içinden "Olamaz , bir kere Şiyarın kardeşi Delal, karısı olamazdı." dedi içinden.
"Delal Ağbadın veteriner olduğu, birde geçen gün bize kan bedeli verilen Fıstıklık galiba bunun mış, düşünsene ağam yirmi milyonluk fıstığlığı kuzeni için gözünü kırpmadan gelinlerine vermiş." dedi, Siyam durdu düşündü, ilk defa reddettiği kızı reddettiği için pişman olmuştu, çünkü hiç bu kadar fedakarlık yapabilecek birisiyle tanışmamıştı. İlk defa Delal'in hala kendisine aşık olmasını diledi. "Ailesi karşılığını vermemiş mi?" diye sordu Murtazaya. "Yok be Siyam ağa, söylemişler kabul etmemiş. Yüzü de güzel olsaydı kaçırmazdım direkt talip olurdum" dedi Murtaza, Siyam ters ters baktı Murtazaya, ister istemez zoruna gitmişti. Tamam kızı sevmiyordu ama kız onu seviyordu ve bunu herkes biliyordu. Beni seven benimdir kafası yaşıyordu ve bunun sebebini bilmiyordu.
Kalktı dışarı çıktı sigara içmeye, zararlı olduğunu herkes gibi bilse de yinede içiyordu, Rojda'dan sonra başlamıştı Siyam. Aklına yine düştü, sevdiğinden değil hazmedemediğinden. Rojdayı isteme sebebi tüm aşiretlerin en güzel kızıydı, bütün herkes ona hayrandı ama Rojda kötü kalpliydi çünkü sevmemişti Siyam'ı, oysa çirkin değildi yada fakir. Erkeklerin tek kusuru çirkin ve fakir olmaları değilmiydi oysa Siyam hem zengin, hemde yakışıklıydı buna rağmen de sevmemişti Rojda onu.
Sigarasını içerken gözü Delal Ağbata takıldı, kızın biriyle konuşuyordu sırtı ona dönüktü Delal'in, birden aklına Delal'in gözleri geldi, çok fazla yengesi olan Şiyarın karısı olan Delal'e benziyordu. "Bana öyle geldi herhalde" dedi içinden Siyam. sigrasını yere attı üzerine bastı. Sağına döndü Murtaza, "Sen niye çıktın murtaza?" dedi merakla Siyam, "Sigara içmeye senin gibi Siyam ağa." dedi Delale bakarak, moreli bozulan Siyam içeri gitti.
Delal, Şiyarın sevdiği kızı buldu kolundan tutup dışarı çıkardı dışarı, "Ne var Delal abla?" dedi kız merkala, "Şiyarla neden konuşmuyorsun?" dedi kıza, bu kızı Dağhanların evini bastığından görmüştü merdivenlerin oradan bakıyordu Delale. "Şiyar evli biri ve ben kuma gitmek istemiyem." dedi basit ve sade bir dille ama içi yanıyordu kızın belli. "Senin adın ne?" dedi küçümser bir tavırla, "Hevî adım niye sordi Delal abla?" dedi kız Delali tanıyordu tersi pisti bu yüzden huyuna gitmeye karar verdi genç kız.
"Eğer seviyorsan her şeyi göze alabilmen lazım Hevî." dedi Delal kızın kemerli burnuna takılı kalarak, tuhaf bir şekilde beğenmişti kızın burnunu en azından kıza çok yakışıyor diye düşündü. "Ben sen değilim Delal abla, herkese karşı durupta seviyorum diyemem." dedi ve anında pişman oldu, zira Delal ona onu öldürecek gibi bakıyordu. "Ben olamazsın zaten, her neyse Şiyar evli değil." dedi ve arkasını dönecekken. "Nasıl karısını kendi gözlerimle gördüm." dedi Hevî merakla içten içe doğru olmasını Şiyarın evli olmamasını isteyerek. "Kızı gördün öyle mi?" dedi Delal küçümseyen bakışları arasında. "Evet abla gördüm." dedi genç kız, "Acaba bir ihtimal gördüğün kız ben olabilir miyim?" dedi yüzünü açarak.
Hevî kala kaldı şok olmuştu, biliyordu süt kardeşler evlenemez, "O zaman herkesi kandırdılar!" dedi içinden bir yandan da "Delal iyiki de Şiyar'ın süt kardeşiymiş" diye geçirdi içinden çünkü Delal çok güzeldi ama anlayamadığı Delal'e neden çirkin diyorlardı ve Delal neden yüzünü saklıyordu peçeyle.
Bunları bir ara Şiyara soracaktı. Hevî dışında biri daha görmüştü Delal'i çaktırmadan saklanmıştı, kalbi ısınmıştı Delal'e ve olan biten her konuşmayı duymuştu.
Sigarasını yere atıp üztüne bastı genç adam ardından içeri girip kalabalığa karıştı. Delal bundan habersizdi. O da "Eğer birine yüzümden bahsedecek olursan seni somon dilimlerine ayırırım. anladın mı beni Hevî." dedi tehtitkar bir ses tonuyla yüzünü kapatırken. Hevî korkudan kafasını sallamakla yetinmişti. Delal içeri girdi kına gelinin eline yakıldı, merdivenlerden aşağı indi arabasına binip kliniğe gitti. Doğum yapmış kedisi Sabriyeye yardım edip yavru kedilerle ilgilendi...
Sabah kuaföre gittiler gelini de alarak, kuaförden çıkınca doğruca düğün salonuna gittiler Delal'in yanına Murtaza Haliçoğlu gelip, "Delal Ağbat saat kaçta bu tapu randavusu?" dedi Delalin gözlerinin içine bakarak, Delal küçümseyen bir bakış atıp "Saat 16:25" dedi ve oradan çekildi. Siyam ve Şiyar görmüşlerdi Delal'in küçümseyen bakışlarını, Delal onları fark edince Siyam'ın gülüşüyle kalbinin hızlı hızlı attığını hissetti, gözlerini telaşla çekip doğruca annesi Huri hanımın yanına geçip oturdu, "Ne kadar yakışmıştı lacivert takıma Siyamın gülüşü!" dedi içinden, annesi çok endişeliydi biliyordu kızı her Siyam denen gereksiz insanı görünce dengesi şaşıyordu, kızının durgun oluşunu gören Huri hanım kızına "Neyin var kızım?" dedi endişeyle, "Sabriye doğurdu, altı tane hemde, ben şimdi bu kadar kediyi napacağım?" dedi annesini kandırmaya çalışarak. "Kızııım!" dedi Huri hanım bu da yutmadım demekti anne dilinde, "Tamam ya Haliçoğulları ile bu gün tapu teslim aşaması için tapu dairesine gidecem yüzümü görme ihtimalleri var." dedi ama bu zerre umrunda değildi ama bu defa annesi bunu yemişti. "Tamam kızım hallederim." dedi kadın sakin kalmaya çalışarak.
Herkes halay çekti Delal ve Şiyarda beraber çektiler, Zafer ve Ömerde onlarla beraber çektiler, Zafer ve Ömer çok kıskanıyorlardı Şiyarı çünkü ablaları onlardan çok Şiyarla ilgileniyordu zaten bu hep böyle olmuştu, hatta küçükken "Anne neden ablamı bizden çalıyorlar!" demişlerdi.
Halay sonrası anonsla "Siyam Dağhan ve Delal Ağbat buyrun nikah masasına!"
Delal Antepte Dayısı'nın yanında hayvan kliniği açtığının birinci yılıydı belki de bir yıl birkaç aydı hatırlamıyorum diye düşündü Delal. Yine hayvanlarla uğraştığı bir gün telefonu çaldı, “Zerê, çok acil değilse sonra arasam seni?” Dedi, telefonda Zerda ağlıyordu, kaşlarını çattı “Ne oldu Zerda niye ağlıyorsun?” Dedi panikle, telefondaki küçük kız, “Delal abla beni berdel verecekler, ben intihar edeceğim.” Dedi ve suratına kapattı, Delal afalladı, Halasını aradı, “Hala noli?” Dedi sinirle, Amara hanım ağlamaklı bir sesle, “Seyyid dayının oğlu, Ker neco kız kaçırmış, Seyyid dayının kızları yok bilisen bu yüzden zerê...” dedi durdu hıçkırarak ağlamaya başladı.
Delal kalktı çıktı sakin bir şekilde, Dayısı'nın evine vardı, halasına baktı, “Ana Amar sana sözüm olsun zerê kurban gitmeyecek.” Dedi ve Necoyu nereye götürdüklerini öğrendi, peşlerinden gitmek isteyince Amara hanım durdurdu, “Delal kızım, bu halde gitme üstünü değiştir. Ha bide Ağbatlardan biri olduğunu belli etme, Dağhanların acıması yok bilisin.” Dedi kadın, o da dünyanın yükünü sırtlanmış diğer kadınlardan biriydi.
Delal kafasını onaylar gibi salladı, ardından halası'nın kırmızı fistanını giydi, halası'nın kemerini taktı, yine halası'nın beyaz desmal'ını kafasına örtüp tokayla sabitledi. Arabaya binip Dağhanların Antepte bulunan evine gitti. Arabadan inmeden önce Dayısı'nın silah'ını çantasına koydu, yüzündeki yıllardır çıkarmadığı maskesini çıkardı ve arabadan indi. “Hüküm verilmiştir.” Dedi biri, Delal sesinden tanıdı, bu Siyam’ın ta kendisiydi, içinde oluşan kırgınlıklar dolusu Sevda yarasını bastıran gülümsemeyle kapıdan içeri adımı attı.
“Hangi hakla?” diye sordu, orada bulunan herkes Delal'e döndü, “Buradaki Tüm aşiretlerin ağası Siyam Dağhan.” Dedi Siyam bu küstah kim diye bakarak. Gülümsedi Delal, “Hükmünü kabul etmiyorum” dedi tüm cidiyetiyle. “Sen kim oluyor...” demesiyle Delal’in sözünü kesmesi bir oldu. “Hüküm verebilmek için her iki aşiretin de size bağlı olması gerekmiyor mu?” Dedi Delal meydan okuyordu, bu şuan olan savaş zeka savaşıydı, ortam gergindi herkes bu Kadın kim diye aralarında konuşuyorlardı, dile kolay on bir yıl boyunca kimse Delal’in yüzünü görmemişti ve tanımıyorlardı, “Kaçırılan kız bize bağlı aşiretten olması yeterli bir hak.” Dedi Siyam kapı eşiğinde kırmızılar içinde dikilmiş olan kadına baktı, hafif sırıtıp içinden zekasıyla alay etti. Delal dikilmeyi bırakıp yürümeye başladı karşısındaki adamlara doğru, yerde diz üstü duran kafalarına silah dayanmış gençlere baktı, yanlarından geçerken bir yandanda içinden bunların tahtası eksik diyordu.
“Kaçan demek istedin her halde?” Dedi sorarcasına, zekâsıyla alay ettiğine pişman oldu Siyam. Bu karşısındaki insan sandığı kadar aptal değil üstelik bir de aşağılar gibi gülümsemesi Siyam'a tam bir meydan okumaydı. “Ne fark eder ki, neticede hak benim.” Dedi tek kaşını kaldırarak. “Hem sen kim oluyorsun da böylece gelip hükmümü sorguluyorsun?” Dedi alayla Siyam. “Delal Aydın, kendi aşiretim adına buradayım, Aydınlar sizlere bağlı değil buda demek oluyor ki, bize sormadan hüküm veremezsiniz!” Dedi Delal, Siyam öylece baka kaldı, haklıydı gözlerinde korku olmayan kadın. Siyam uzaktan net görmediği için iyice yaklaşmasını bekledi.
“Kan dökmek istemiyoruz, anlayacağın aşiretine söyle berdelden başka çare yok. Kadın göndereceklerine adam gönderselerdi işe yarardı.” Dedi Siyam aşağılar bir üslupla, Delal’in kan beynine sıçradı ama zekadan ödün vermedi. “Adın ne senin?” Dedi Delal, herkes ne alaka bakışı attı, “Siyam Dağhan.” Dedi ve sırıttı Delal tip tip baktı “Sen rahat bir kırklarında varsın, sen cevap ver on altı yaşındaki bir çocukla evlenir misin?” Dedi, Siyam kala kaldı, “Elbette ki hayır!” Dedi, Delal zafer elde etmişti, “Bizde kan dökülsün istemiyoruz, Naci’nin kız kardeşi yok, en büyük olanımız on altı yaşında bir çocuk.” Dedi ve başındaki beyaz desmali bütün erkeklerin önünde yere attı. Bu demek oluyor ki kan dökülemez. "Kan istemiyorsanız berdel dışında ne yapabiliriz ki?” diye sordu Siyam yerdeki desmala bakarak.
“Haliçogullarının on yıldır almaya çalıştıkları bin dönümlük fıstık bahçesini versem?” Dedi kurnazca, Siyam kendini aptal gibi hissetti, kız kan bedeli ödemek istiyor, kadının zekasından hayrete düştü Siyam. Döndü Haliçoğullarından Zahit’e baktı. Adamın nutku tutulmuştu, Zahit ağa yıllarca almaya çalıştığı fıstıklık altın tepside ona sunuluyordu hem yüzde bir değil, yüzde elli olarak. Oysa daha geçen gün yüzde de yirmisi için ne isterlerse vereceğini söylemişti, yine de vermemişti Naci Aydın ama şimdi kendileri sunuyor.
Cevap vermediklerini gören Delal, “Kararınızı verince seslenirsiniz ben dışarıda bekliyor olacağım.” Dedi Haliçoğullarına bakarak. Tam döndü gidiyordu ki, “Fıstıklığın sahibi Aydınlara sordun mu ki, böyle bir öneri sunuyorsun?” Dedi Siyam meraklı bir vaziyette, Delal arkasını dönmeden cevap verdi “Önerdiğim miktar benim kendi payım.” Dedi ve kapıya çıktı. Telefonla Şiyarı aradı, “Hallettim sayılır ama kesin sonuç için biraz beklemeniz lazım.” Dedi Delal ve adını seslenen Siyamla derin bir nefes aldı, “Delal Aydın” dedi Siyam, bu Kadın başka Dedi Siyam. Keşke Dedi böyle aslan ruhu taşıyan bir kadın beni sevseydi, ama biliyordu bedduası vardı. Hayatı boyunca kimse gerçekten onu, o olduğu için sevmeyecekti.
Delal içer girdi, Siyama doğru yürüdü, “Kararınız!” diye sordu. Siyam yerdeki desmali aldı herkesin içinde sirkeleyip Delal’in gözlerine bakarak desmali Delal’in başına örttü ve olabildiğince yüksek sesle, “Hükmün hükmümdür, önerin kabulümdür.” Dedi, herkes şaşkındı, çünkü Siyam yere bırakılan insaniyeti kaldırıp bir kadının hükmünü kimsenin baskısı altında kalmadan kabul etmişti.
Delal gözlerini ayırmadan Siyam’a bakarken bir yandan cevap verdi. “Asıl kararınız için, teşekkür ederiz, mihir ne derseniz yapılacak, fıstıklık bu hafta devredilecek, kimse kimsenin kanını akıtmayacak.” Dedi, yere diz çökmüş olan Neco kalktı ve “Şiyar abiye sordun mu sonra kızmasın?” Dedi korkarcasına Delal çaktırmadan dedesine baktı, sinirli görünmüyordu bu iyiye işaretti.
“Hayır yengem biliyor, sen sıkma canını.” Dedi, Delal. Bu defa Delal’i , Şiyarın karısı sandılar oysa Delal’in demek istediği, Neco'nun annesi biliyordu.
Siyam hayal kırıklığına uğramıştı, Biliyordu Siyam asla sevmeyecekti kimse onu, çünkü Rojdayla ispatlıyordu bunu .
Sevdiği sandığı kadını hiç sevmediğini anlamıştı, zaten sevmenin tam olarak ne olduğunu öğrenemedi bir türlü, çünkü sadece bir defa sevildiğini hissetmişti, zaten o da beddua etmişti bu beddua pahalıya mal olmuştu, kimse Siyamı sevememişti, Siyam olduğu için.
Ortalık sakindi, Siyam gözlerini ayırmadı Delal’in üzerinden. Delal arkasını döndü dedesine iki gözünü birden kırptı. Dedesinin yüzüne baktı, yaşlı aslan memnundu ama Delal’in anlamadığı, dedesinin yüzündeki düşünceli memnuniyet..
Oradan ayrılmadan önce kartını verdi Haliçoğullarına. Daha sonra oradan ayrıldı. O Günü Siyam’ın bakışlarını düşündü ama kalbi acıyordu. Bir daha karşılaşmamayı umdu, ertesi gün uçakla Ankara’ya gitti, veterinerlere yönelik konfeyönelik Konferastan otele gidip geceyi orada geçirdi, İiki gün daha ankarada kaldıktan sonra Şiyarın mesajı üzerine havaalanına gitti, eve gidip gitmemekte kararsızdı ama gitmesi gereken bir düğün vardı, dayısı oğlu Naci evleniyordu, o kadar olaylı bir hüküm itirazı yapmıştı gitmese bir sürü sorun çıkardı.
Havalanında beklerken Şiyar geldi, beraber uçağa bindiler, Delal suçlu olduğunu bildiği için bir şey diyemiyordu ve öylece susuyorlardı, Şiyar daha fazla dayanamadı, "Deli Delal söyle bakayım niye evli olduğumu sanmalarına izin verdin?" dedi hem kızgın hem yorgun bir sesle, "Şey abi ben şey, aslında ben evet yada hayır demedim. çünkü şey!" dedi daha fazla bişi diyemezdi, Şiyar daha fazla sinirlenecekti, "Şey u zukkum, ne söyle öldürmem seni?" dedi öfkeyle Delal'a bakarak.
Delal nasılsa sonra öğreneceğini biliyordu Şiyarın, "Necoyu kurtarmam lazımdı, eğer fistan ve desmalle gitmeseydim, yüzümdeki peçeyi çıkarmam gerekecekti." dedi sona doğru sesini kısarak, genç adam sinirlendi "Delal ne anlatisan, bu anlatığıyın yaptığıyı açıklami." dedi sinirleri bozulmuştu çünkü sevdiği kadın onun evli olduğunu sanıyordu ve bir türlü Şiyarla konuşmuyordu ve günlerdir kafayı yemek üzereydi, bu yüzden süt kardeşine çok öfkeliydi.
"Tamam işte abi sonuna kadar dinlesen anlayacan." dedi Delal, biliyordu Şiyarın öfkesini, her ne kadar Delal'i çok sevsede, sinirli biriydi Şiyar. "Tamam dinliyom anlat." dedi adam sakin kalmaya çalışarak. "Hala da dedi ki, kimse senin Delal Ağbat olduğunu bilmesin dedi. Bende tamam dedim ve maskemi çıkardım Dağhanların evine gittim..." demesine kalmadan Şiyar bağırdı "Delirdi mi gerizekalı, ne demek maskemi çıkardım?" dedi sinirle, uçaktaki herkes bir anda bunlara bakmaya başladı, kabin görevlileri gelmeye başladı, o sırada Delal abisini sakinleştirmekle uğraşıyordu. "Abi bak sakin ol, kimse anlamadı kim olduğumu..." dedi ama Şiyar daha da öfkelendi "Ya sen manyakmısan ne diyecez dayıma, neco ölseydi sanane necodan, anam gideydi, hem babam neredeydi, Seyid amca napidi da sen gitti, lan başka kimse mi kalmadı?..." daha çok konuşacaktı ama kabin görevlisi gelip Delal'a "Hanımefendi bir sorun mu var?" diye sordular, Delal içinden bir bu eksikti dedi.
"Hayır hiç bir sorun yok. Abim uçaktan korkuyor sadece." dedi ve gülümsedi, kabin görevlileri gidince abisine bakıp "Abi lütfen sessiz ol birazcık, öyle gerekti ve bende öyle yaptım. Ayrıca dedem biliyor çünkü oradaydı." dedi Delal, Şiyar biraz öfkesi geçince, "Sadede gel Delal, neden kardeşimi benim karım sanıyorlar?" dedi sinirle sesizce, Delal de tüm şirin olan gülümsemesiyle Şiyara baktı ve dedi, "Neco herkesin içinde, benim olan fıstığ tarlasını verdiğimi duyunca bana, Şiyar abimin haberi varmı dedi." dedi sakin ve tatlı görünmeye çalışarak, Şiyar şoku atlatınca "Ne yaptım dedin? Ne fıstığlığı, ne vermesi, kime verdin, neden verdin ve neco gibi bir it için değmediği halde?" dedi sinirle, "Şey Zerdayı berdel istiyorlardı..." demesine kalmadan daha çok şaşırmıştı ve sinirlenmişti Şiyar, "Zerê daha bir çocuk bunu nasıl isterler." dedi sesini kontrol etmeye çalışarak. Delal içinden sabır çekti, "Tamam işte sakin olsan, ögreneceksin sonunu ama yok benim abim anca bağırsın milletti toplasın başına." dedi sinirle, Şiyar sakin kalmak için suyu açıp içti "Söyle çabuk." dedi Delala kaşlarını çatıp bakarak, "Bende Zerêyi vermek istemedim, onlarda kan dedi, bende desmalı yere attım ve kan dökülmesini istemediğimizi söyledim, öneri olarakta çok istedikleri fıstığlığı onlara vereceğimi söyledim, merak etme benim olan yarısını." dedi Delal, Şiyar düşündü, delal hep farklı bir çocuktu, deli cesareti vardı ve birinin canı söz konusuysa kendi canını hiçe sayardı ta kendini bildi bileli Delal öyleydi, "Aptal Siyam senin için dünyaları yıkacak birinin sevgisini nasıl kabul etmezin!" diye düşündü, eğer süt kardeş olmasalardı Delal gibi bir karısı olmasını çok isterdi, Zaten Zikraya da bu yüzden aşık olmamışmıydı, Delal kadar merhametliydi. "Ee sonra ne oldu Delal kabul ettiler mi?" dedi merakla, "Kabul etmezler mi? Halıçlerin nutku tutuldu, işte o sırada Neco senden izin alıp olmadığımı sordu bende, yengem haberdar sen merak etme tarzı bişi dedim. Herkez bizi evli sandı, dedem bana sakın dedi belli etme diye. Özür dilerim abi." dedi Delal mahçup bir şekilde.
Şiyar bir süre düşündü biliyordu, Delal haklıydı ama çok korkuyordu iki sebepten ötürü biri Delal'in yüzünü gören ağalar çirkin olmadığını görünce babasına baskı yapıp Delal'i oğullarına isteyip Delal'in hayatını zindana çevirmelerinden, bir diğeri ise, sevdiği kadını kaybetme korkusu. "Delal haklısın ama senden bir şey isteyecem." dedi Şiyar, Delal'in bakışları Şiyara şüpheyle dönünce anında düzellti, "Biri var Delal, senin yüzünden beni evli sanıyor memlekete varınca ona durumu anlatman lazım, ben onu kaybetmek istemiyorum." dedi bakışlarını ayağına sabitleyerek. Delal çok şaşırmıştı ve sevinmişti kızın adına zira hiç bir zaman Sevilmek istediği kişi tarafından sevilmemişti, birazcık kalbi burkuldu içinden "Ah be Siyam sende beni sevseydin ne olurdu sanki." dedi içinden, daha sonra kafasından düşünceleri kovup abisine odaklandı, "Kim bu şanslı tavuk, adı ne, kimlerden, seni seviyormu, seni kıskandı mı..." daha bir çok şey sıralıyordu ki abisi eliyle Delal'in ağzını kapattı. "Sinek gibi ne vızıldıyorsun bir dur anlatacağım." dedi ve başladı anlatmaya...
Delal hayranlıkla dinlerken uyuya kaldı... Şiyar güldü... Uçak inince Delal'i uyandırdı, beraber eve gittiler. Nasıl kapıdan içeri girdi onları karşılayan Necoya yaklaştı, Necoya bir kafa attı, Neco neye uğradığını şaşırmıştı oysa sanıyordu ki Şiyar ona sarılacak.
Naci kafanın etkisiyle yere düştü, Delal ise elini uzatıp kuzenini ayağa kaldırdı, "Sende olmasan ben..." demesine kalmadan tokat yedi, lafı yarıda kalan Neco tokadın etkisiyle elini yüzüne koydu. Delal içini rahatlatmaya yetmeyecekti biliyordu ama tokat atmak iyi gelmişti. "Tek kelime etme, hak ettin." dedi Delal sırıtarak.
Kimse bir şey demiyordu çünkü Delal, dedesinden kendisine hatıra kalan Fıstık tarlasını feda etmişti kuzenleri ölmesin diye. Üstne üstlük birde kendisini riske atmıştı. Herkes birkez daha anladı Delal'in ailesi için feda edemeyeceği hiç bir şey yoktu. Daha önceleri Besme yengesi hep diğer dayısının hanımı olan Amara halasını daha çok sevdiğini sanırdı, hem halası onun süt annesiydi, lakin o gün onun oğlunu da ayrım yapmadan kurtarmıştı ve anlamıştı Besme hanım Delal için bütün ailesi çok degerliydi. Bir kez daha bu genç kıza hayran olmuştu, çok cesurdu ve cesaretiyle herkesi cesaretlendiriyordu. Genç kıza hayranlık dolu bakışlarını çekip sarıldı görümcesinin kızına ve yemege buyur etti...
Kına gecesi gelip çatmıştı, Siyam çok araştırdı ama Delal Aydını bulamadı. Nasılsa karşılaşacağız dedi kendi kendine. Kına evine varıldı Haliçoğulları konağına, kapıda onları buyur eden iki kişi Haliçoğullarından, iki kişi de Aydınlardan vardı. Şiyar ve yanında ki kadına baktı, siyah xeftan giymişti ama yüzü kapalıydı bu kızı hatırladı, bu kız kendisine deli gibi aşık olan kızdı. Gurur duydu kendiyle, kızın adını bile hatırlamıyordu, Şiyara baktı, genç adam gözlerini dikmiş ters ters Siyam'a bakıyordu. Siyam bilmiyordu ama Şiyar'ın tek korkusu Siyam'ın, Delal'i tanıma ihtimaliydi. Siyam'ın, Delale bakışlarından rahatsız olmuştu Şiyar.
Delal üzerinde hissettiği gözlerle kafasını kaldırdı baktı ve kalbine bişi battığını hissetti, hem çok istedi Siyam'ın onu tanımasını hemde çok korktu tekrar onu sevmediğini söylemesinden. Siyam kendisine bakan kızın gözlerinden tanıdık geldiğini düşündü. Bir an olabilir mi dedi, yok ya olamaz dedi içinden. İlk kendisini toparlayan Delal oldu, sevdiği adamın onu tanımamış olması içine oturmuş olsa da gerçek dünyaya dönmesi gerekiyordu. "Siyam kapıda dikilmeye devam mı edecen?" dedi Şiyar imayla. "Yok Şiyar da genelde senin karının yanında olması gerek miyor mu?" dedi dayanamayıp Delal'i sormuştu.
Delal dönüp Şiyara baktı, Şiyar gözlerini rahat ol der gibi kırptı Delale. "Babası hastaydı memlekete gitti, sen niye sordun?" dedi kaşlarını havaya kaldırarak. "Kan dökülmesini cesaretiyle o engelledi, düğünde olmaması şaşırtıçı." dedi ima ile Delal gülümsedi içten içe bu aptal adama. Zaten düğündeyim demek istedi ama uygun bulmadı babasına söz vermişti.
Kına boyunca Haliçlerin buyük oğlu sürekli Delal'e bakıyordu, bunu fark eden Siyam, "Hayırdır Murtaza ne bakıyorsun ikide bir elin kızına." dedi merakla, "Hiç sadece Delal Ağbat hakkında çok şey duydum da acaba doğrumu diye bakıyorum." dedi ciddiyetle. "Ne duydun ki?" dedi Siyam merak etmişti çünkü Delal'in adı yeterliydi merakına, çünkü "Bir ihtimal acaba o Delal bu Delal olabilir mi?" dedi içinden "Olamaz , bir kere Şiyarın kardeşi Delal, karısı olamazdı." dedi içinden.
"Delal Ağbadın veteriner olduğu, birde geçen gün bize kan bedeli verilen Fıstıklık galiba bunun mış, düşünsene ağam yirmi milyonluk fıstığlığı kuzeni için gözünü kırpmadan gelinlerine vermiş." dedi, Siyam durdu düşündü, ilk defa reddettiği kızı reddettiği için pişman olmuştu, çünkü hiç bu kadar fedakarlık yapabilecek birisiyle tanışmamıştı. İlk defa Delal'in hala kendisine aşık olmasını diledi. "Ailesi karşılığını vermemiş mi?" diye sordu Murtazaya. "Yok be Siyam ağa, söylemişler kabul etmemiş. Yüzü de güzel olsaydı kaçırmazdım direkt talip olurdum" dedi Murtaza, Siyam ters ters baktı Murtazaya, ister istemez zoruna gitmişti. Tamam kızı sevmiyordu ama kız onu seviyordu ve bunu herkes biliyordu. Beni seven benimdir kafası yaşıyordu ve bunun sebebini bilmiyordu.
Kalktı dışarı çıktı sigara içmeye, zararlı olduğunu herkes gibi bilse de yinede içiyordu, Rojda'dan sonra başlamıştı Siyam. Aklına yine düştü, sevdiğinden değil hazmedemediğinden. Rojdayı isteme sebebi tüm aşiretlerin en güzel kızıydı, bütün herkes ona hayrandı ama Rojda kötü kalpliydi çünkü sevmemişti Siyam'ı, oysa çirkin değildi yada fakir. Erkeklerin tek kusuru çirkin ve fakir olmaları değilmiydi oysa Siyam hem zengin, hemde yakışıklıydı buna rağmen de sevmemişti Rojda onu.
Sigarasını içerken gözü Delal Ağbata takıldı, kızın biriyle konuşuyordu sırtı ona dönüktü Delal'in, birden aklına Delal'in gözleri geldi, çok fazla yengesi olan Şiyarın karısı olan Delal'e benziyordu. "Bana öyle geldi herhalde" dedi içinden Siyam. sigrasını yere attı üzerine bastı. Sağına döndü Murtaza, "Sen niye çıktın murtaza?" dedi merakla Siyam, "Sigara içmeye senin gibi Siyam ağa." dedi Delale bakarak, moreli bozulan Siyam içeri gitti.
Delal, Şiyarın sevdiği kızı buldu kolundan tutup dışarı çıkardı dışarı, "Ne var Delal abla?" dedi kız merkala, "Şiyarla neden konuşmuyorsun?" dedi kıza, bu kızı Dağhanların evini bastığından görmüştü merdivenlerin oradan bakıyordu Delale. "Şiyar evli biri ve ben kuma gitmek istemiyem." dedi basit ve sade bir dille ama içi yanıyordu kızın belli. "Senin adın ne?" dedi küçümser bir tavırla, "Hevî adım niye sordi Delal abla?" dedi kız Delali tanıyordu tersi pisti bu yüzden huyuna gitmeye karar verdi genç kız.
"Eğer seviyorsan her şeyi göze alabilmen lazım Hevî." dedi Delal kızın kemerli burnuna takılı kalarak, tuhaf bir şekilde beğenmişti kızın burnunu en azından kıza çok yakışıyor diye düşündü. "Ben sen değilim Delal abla, herkese karşı durupta seviyorum diyemem." dedi ve anında pişman oldu, zira Delal ona onu öldürecek gibi bakıyordu. "Ben olamazsın zaten, her neyse Şiyar evli değil." dedi ve arkasını dönecekken. "Nasıl karısını kendi gözlerimle gördüm." dedi Hevî merakla içten içe doğru olmasını Şiyarın evli olmamasını isteyerek. "Kızı gördün öyle mi?" dedi Delal küçümseyen bakışları arasında. "Evet abla gördüm." dedi genç kız, "Acaba bir ihtimal gördüğün kız ben olabilir miyim?" dedi yüzünü açarak.
Hevî kala kaldı şok olmuştu, biliyordu süt kardeşler evlenemez, "O zaman herkesi kandırdılar!" dedi içinden bir yandan da "Delal iyiki de Şiyar'ın süt kardeşiymiş" diye geçirdi içinden çünkü Delal çok güzeldi ama anlayamadığı Delal'e neden çirkin diyorlardı ve Delal neden yüzünü saklıyordu peçeyle.
Bunları bir ara Şiyara soracaktı. Hevî dışında biri daha görmüştü Delal'i çaktırmadan saklanmıştı, kalbi ısınmıştı Delal'e ve olan biten her konuşmayı duymuştu.
Sigarasını yere atıp üztüne bastı genç adam ardından içeri girip kalabalığa karıştı. Delal bundan habersizdi. O da "Eğer birine yüzümden bahsedecek olursan seni somon dilimlerine ayırırım. anladın mı beni Hevî." dedi tehtitkar bir ses tonuyla yüzünü kapatırken. Hevî korkudan kafasını sallamakla yetinmişti. Delal içeri girdi kına gelinin eline yakıldı, merdivenlerden aşağı indi arabasına binip kliniğe gitti. Doğum yapmış kedisi Sabriyeye yardım edip yavru kedilerle ilgilendi...
Sabah kuaföre gittiler gelini de alarak, kuaförden çıkınca doğruca düğün salonuna gittiler Delal'in yanına Murtaza Haliçoğlu gelip, "Delal Ağbat saat kaçta bu tapu randavusu?" dedi Delalin gözlerinin içine bakarak, Delal küçümseyen bir bakış atıp "Saat 16:25" dedi ve oradan çekildi. Siyam ve Şiyar görmüşlerdi Delal'in küçümseyen bakışlarını, Delal onları fark edince Siyam'ın gülüşüyle kalbinin hızlı hızlı attığını hissetti, gözlerini telaşla çekip doğruca annesi Huri hanımın yanına geçip oturdu, "Ne kadar yakışmıştı lacivert takıma Siyamın gülüşü!" dedi içinden, annesi çok endişeliydi biliyordu kızı her Siyam denen gereksiz insanı görünce dengesi şaşıyordu, kızının durgun oluşunu gören Huri hanım kızına "Neyin var kızım?" dedi endişeyle, "Sabriye doğurdu, altı tane hemde, ben şimdi bu kadar kediyi napacağım?" dedi annesini kandırmaya çalışarak. "Kızııım!" dedi Huri hanım bu da yutmadım demekti anne dilinde, "Tamam ya Haliçoğulları ile bu gün tapu teslim aşaması için tapu dairesine gidecem yüzümü görme ihtimalleri var." dedi ama bu zerre umrunda değildi ama bu defa annesi bunu yemişti. "Tamam kızım hallederim." dedi kadın sakin kalmaya çalışarak.
Herkes halay çekti Delal ve Şiyarda beraber çektiler, Zafer ve Ömerde onlarla beraber çektiler, Zafer ve Ömer çok kıskanıyorlardı Şiyarı çünkü ablaları onlardan çok Şiyarla ilgileniyordu zaten bu hep böyle olmuştu, hatta küçükken "Anne neden ablamı bizden çalıyorlar!" demişlerdi.
Halay sonrası anonsla "Siyam Dağhan ve Delal Ağbat buyrun nikah masasına!"