İçeriğe geç

Gaz Pedal Aşk!

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Gaz Pedal Aşk!

Bölüm 1

BÖLÜM 1 "YARIŞ BAŞLIYOR!"

Arkadaşlar bu ilk bölümü umarım seversiniz. Yorumlarınızı lütfen eksik etmeyin. Arkadaşlarınıza önermeyi unutmayın. Bir de beni diğer sosyal medya hesaplarından takip ederseniz çok güzel olur. Buralarda yeniyim destek bekliyorum 💗

Twitter/ maratoncuyazar

Instagram/ maratoncuyazar

Tiktok/ maratoncuyazar ✨️

Keyifli okumalar😍

Aslında oldukça rahatım.

Yani araba sürmek konusunda. Şu anda bir ayağım frende bir ayağım debriyajın üzerinde. Araba çalışmaya hazır. Kontağı bir açıp bir kapatıyorum. Hava oldukça sıcak, ne de olsa temmuz ayındayız. Üzerimde paspal, bol bir tişört var. Babamdan kalma. Altımda da sıradan bir kot pantolon ama hatlarımı belli etmemesine özen gösterdim. Beni sıkan tek şey saçımın üzerini bir muşamba gibi örtmüş peruğum. Uzun, sarı saçlarımın alttan tek bir telinin gözükmesi işimi bitireceği için sıkı sıkı bir topuzla hallediyorum fakat peruk aşırı derecede kaşındırıyor. Üstelik rengi de buğday tenimin üstüne hiç gitmiyor. Aklıma koyuyorum eğer bu yarışı da kazanırsam kendime bu kez gerçekçi bir erkek peruğu alıp bu eski şeyi kafamdan atacağım.

Yarış pistinde dört araba yan yana dizildik. Yarışlar toplamda en fazla on beş dakika sürüyor. Yol aynı anda ancak dört aracı alabilir. Bu yüzden sırayla gruplar halinde yarışılıyor. Bugün sihirli bir gün olmalı çünkü henüz hiç kaza yapılmadı. Sıranın bana gelmesine de çok şaşkınım. Her gece bu kadar şanslı olamayabiliyorum. Yanımda duran arabalara şöyle bir göz atıyorum. Bu ellerimin terlemesine sebep oluyor çünkü ikisi dudak uçuklatacak kadar pahalı.

"Hassiktir!" diye mırıldanıp meydandaki saate bakıyorum göz ucuyla "Denk gele gele bana geldi bu zengin piçler!"

Yarışın başlamasına beş dakika var. Yanımdaki Audi'nin camları üç numara filmli. İçerisi gözükmüyor. Kendimi külüstür Honda'mın içinde oldukça göz önünde hissediyorum. En iyisi benimde camlara film çektirmem olur.

Dört dakika.

Torpidodan bir sigara yakıp ateşliyorum.

Üç dakika.

Son kontrollerimi yaparken içtiğim sigaranın kokusu azalsın diye camı indiriyorum.

İki dakika.

Sigarayı söndürüp camdan fırlatıyorum. Seyircinin uğultusu kulaklarımda yankılanıyor. Polis baskınına karşın herkes tetikte. Bir kız elinde kırmızı bayrakla çıkageliyor. Altında dapdar bir şort üstünde de beyaz mini bir atlet. Erkekler anında uğultuyu kesiyor. Seyirciler arasında bile kadın yok. Tek kadın benim ama bunu kimse bilmiyor. Tabi bayrak sallayan kızı saymazsak.

Bir dakika.

Daha kız bayrağı indiremeden kulaklarıma motorun gürültüsü doluyor. Refleksle fırlıyorum. Dikiz aynamdan geriyi kontrol ediyorum. Geride sadece toz duman bırakmışız. Asıl önemli olan önümde kimin olduğu. En soldaki araba benimki. Yanımda siyah parlak bir Audi var ki o da viraja erken girmesiyle neredeyse göz hizamdan çıkmak üzere. Onun yanında modifiye edilmiş fiyakalı bir BMW var. BMW'nin yol tutuşu Audi kadar iyi olmasa da o da bana fark atıyor. En sağda kalan turuncu Clio'nun hiç şansı yok. Belli ki sürücüsü de yeni yetme bir ergen. Ayağımı gaza iyice yükleyip yolun daraldığı noktada Clio'yu teğet geçip önüne çıkıyorum. Yol artık benim. Turuncu araba git gide geride kalıyor. Üçüncülük garanti ama benim için önemli olan birinci olmak. Birincilik yoksa parada yok.

"Hadi ama!" diye bağırıyorum var gücümle "Sen bundan daha iyisin Tansu."

Araba beşinci viteste hızım iki yüz kırk. Böyle hurda bir külüstür için bu sayı çok fazla. İbrenin gidip gidebileceği daha ileri bir yol yok. Virajları ustalıkla hiç sıkıntı yaşamadan alıyorum. Bir ara yol yine daralıyor ve bir gecekondu mahallesinin içine doğru kıvrılıyor. Arayıp da bulamadığım o fırsat tam o anda elime geçiyor. BMW ve Audi arka arkaya frenlemiş duruyorlar. Önce anlam veremiyorum fakat sonra bir horoz sürüsünün yoldan karşıya boş tarlaya geçmekte olduğunu görüyorum. Belki yirmi tane horoz var. Audi'nin sürücüsü gaz veriyor, kornaya basıyor ama horozlar hiç oralı değil. Ben hiç frenlemiyorum. Dümdüz üstlerine sürüyorum. Bu fırsatı tepemem. BMW ile aramda bir araçlık bir mesafe kaldığı anda son horoz da yola atlıyor. Yola en yakın evin bahçe duvarı yok. BMW'yi sıyırıp bahçeye dalıyorum. Tabi öncesinde bir kaldırımın üstüne çıkıyorum. Arabamın altından küt diye bir ses geliyor. Bana yine tamir yolları gözüktü anlaşılan. Bahçenin ön cephesinde küçük bir kümes ve bir sürü nanenin ekildiği bostan var. Naneleri ezmeyi göze alıyorum. Audi uzun uzadıya kornaya basıyor arkamdan ama ben çoktan onların önündeyim.

Yarışın son düzlüğündeyiz. Bundan sonra yol bitiş çizgisine kadar tek arabalık. BMW ve Audi beni sürekli sıkıştırıyor. Biri sağımdan diğeri solumdan girmeye uğraşıyor.

"Siktir et!" diye bağırıyorum heyecan ve adrenalin dolu sesimle "Bu yarışı size veremem!"

Bir ara Audi üstüme çıkacak gibi sürüyor. Hatta sağ tamponun köşesi arabamın kıçına değiyor. Bastıkça basıyorum. Hiç acımıyorum. Bitiş çizgisine neredeyse Audi'yle birlikte giriyoruz ama saniyelik farkla öndeyim. Alkış tufanı kopuyor. Arabayı zor durduruyorum. Az kalsın dubaları ezecektim. Kaputtan resmen dumanlar çıkıyor. Audi'nin sahibi arabadan hiç inmeden gazı kökleyip çok yakınımdan geçip gidiyor. BMW'nin sahibi yanımda durup camı indirmem için işaret veriyor. Sağ taraf camı indiriyorum. İçindeki adamın yeşil gözleri parlıyor.

"Dostum sen ne yaptın öyle?"

Onu geçtiğim için hiç alınmışa benzemiyor. İşin gırgırında.

"Sağol!" diyorum sesimi boğuk tutmaya özen göstererek. Dikkatle beni inceliyor ama karanlıkta pek net görünmediğim için sıkıntı yapmıyorum.

"Neyse tebrikler!" deyip yanımdan hızla uzaklaşıyor. Ben de yeni yarışçılara yol açmak için arabamı kenara çekiyorum.

İşin bundan sonrası çok kolay ilerliyor. Bizim yerimizi yeni yarışçılar almış durumda. Saat neredeyse gece yarısını vurmak üzere. Yarışlar bazen şafağa kadar sürer ama çoğu zaman bitişini göremeyiz çünkü polisler kendini aniden gösterir. Ben zaten hiç bir zaman şafağa kalmam. Hatta birinci olduğum geceler uçarcasına kazandığım çeki alıp arabama atlar giderim. Bu gece de yine aynısını yapma hevesiyle yarış pistine konulmuş seyyar bir bankonun önünde duruyorum. Hippi tarzlı esmer bir çocuk var camın ardında. Masanın üstüne yaydığı yüzlükleri düzenliyor. Beni görünce sırıtarak "Ne yarıştı ama!" diye mırıldanıyor. Ön iki dişi kırık. Tiksinerek yüzümü asıyorum. Sonra birden toparlanıp "Sağol!" diyorum. Tıpkı yarıştığım adama söylediğim gibi. Çocuk belli ki gevezelik etme peşinde ama daha o elindeki çeki bana veremeden yanıma iki adam yanaşıyor. İkisi de takım elbise giymiş. Ortama hiç uyum sağlıyor gibi bir halleri yok.

"Çekini aldıysan abi seni görmek istiyor."

"A-abi kim?" sesim aniden eski halinde çıkınca fark edildim mi diye adamların yüzüne bakıyorum. Adamlar dalga geçer gibi gülüyor. Rahatlıyorum.

"Ergen lan bu daha!"

"Barbaros Abi bu yeni yetmenin kendini yendiğini duyunca sinirden delirecek."

"Ben gelemem," diyorum ürkekçe "Evde annem bekliyor."

"Eğlence var! Anlaşılan bu reşit bile değil."

"Yirmi bir yaşındayım," diyorum bozularak.

"Neyse ne, arabaya atla bizi takip et."

"Gerçekten eve gitm..." adamın buz gibi bakışları konuşmaya devam etmemi engelliyor.

"Arabana atla ve bizi takip et."

Daha fazla dikkat çekmemek için hızla Hippi oğlanın elinden çeki kapıp başımı sallıyorum. Barbaros kim Abi kim? Tanrım lütfen bana yardım et.

Geldiğimiz yer bir araba galerisi. Camın ardında onlarca lüks araç dizili. Sanayiye yakın bir bölgedeyiz. Etrafta kimseler yok. Az önce terlerken şimdi aniden üşümeye başladım. Galerinin üstünde iki katlı gri bir bina var, üst katın ışığı yanıyor ve pencereleri de açık. Kapının önünde az önce birlikte yarıştığım iki araba park etmiş.

"Nasıl bir belaya bulaştım acaba?" diye mırıldanıyorum içeriye girerken. Her ihtimale karşı pantolonumun cebinde biber gazı taşıyorum. Bu zamana kadar beni her türlü tehlikeden sıyırmayı başardı. Bu gece de aynısı olsun diye dua etmekten başka bir çarem yok. Sıra sıra dizilmiş sıfır arabaları gördüğümde ıslık çalmadan edemiyorum. Ortam ne kadar loş olsa da arabalar sanki elmas gibi parlıyor. Siyah bir arabanın dibine girdiğimde ışıklar aniden yanıyor. Gözlerim anlık bir refleksle kısılsa da hemen kendimi toparlıyorum.

Karşımda duran adamı daha önce hiç görmediğime eminim. Adam otuzlu yaşlarında gösteriyor. Üstünde tenine sıcaktan ve terden yapışmış beyaz bir gömlek var. Boyu neredeyse bir seksen beş duruyor. Kaslı göğsünü açıkta bırakan gömleğinin düğmelerini iliklememek için kendimi zor tutuyorum. Gözleri yuvarlak iki kara delik gibi. Bakışları kışkırtıcı. Yutkunuyorum. Fazla yakışıklı.

"Demek yarışta beni yenen sendin?" diyor tek kaşını kaldırarak. Salınan adımlarla bana doğru ilerliyor. Bir an erkek kılığına girdiğimi unutup adamı yiyecekmişim gibi bakıyorum. Adam geldikçe ben durduğum yerde kıvranıp arkamdaki lüks arabaya doğru geri geri ilerliyorum. Sırtım arabaya dayandığında adam tam önümde duruyor.

"Seninle tanışmak büyük bir zevk..."

Her ne kadar yüzü gülse de bakışları sert. Benden nefret etmekle bana hayran olmak arasında gidip geliyor gibi. Elini uzattığında ben de kendi ellerimi pantolonumun cebinden çıkarıyorum. Yarış öncesinde külüstür arabamın bakımını yaptığım için tırnaklarımın arası motor yağı dolu. Normalde olsa çok utanç duyacağım bu görüntü bugün şansın benden yana olduğunu hissettiriyor. Bu görüntüden sonra adam benim bir kadın olduğumu anlamaz diye düşünüyorum.

"Memnu oldum," diyorum en kalın sesimle.

"Adın ne?"

Adam elimi uzun uzadıya sıkıyor. Elleri benim elimin iki katı kadar iri ve kuvvetli. O da zayıflığımı ve boyumun kısalığını yeni anlamış gibi dikkatle bana bakıp ellerimi bırakıyor.

"Aslan Alp."

Soy adımı takma adım olarak kullanıyorum.

Tansu Aslanalp.

Kadınken sadece Tansu, erkekken Aslan Alp.

"Aslan desem yeterli," diyor sırıtarak "Fazladan konuşmayı hiç sevmem."

Başımı sallamakla yetiniyorum.

"Barbaros Dinçsoy." diyor arabaların arasında dolanarak "Burada gördüğün tüm arabalar şahsıma ait. Tabi şirketimi saymazsak."

Aman ne güzel.

Arkasından geldiğimi görmeyince duraksayıp orta ve işaret parmağıyla bir gel işareti yapıyor. Mecburen onu takip ediyorum. Merdivenlerde peşi sıra üste çıkıyoruz. Kokusu her adımda burnuma doluyor. Bu kadar sıcak bir havada böyle güzel kokmayı nasıl başardığı merak konusu. Çaktırmadan kendi tişörtümü kokluyorum. Erkek deodorantı sıkmayı akıl ettiğim için memnunum ama peruğumdan yayılan plastik saç kokusu iğrenç. Üst katta modifiyeli BMW'nin sahibi oturuyor. Barbaros'un tam zıttı özelliklere sahip fakat onun da göz alıcı olmadığını söyleyemem. Yeşil gözleri, dalgalı kumral saçları var. Saçı normalin biraz üstünde uzun. Tepede minik bir topuz şeklinde toplamış. Uzun saçın bir erkekte böyle güzel durmasına şaşıyorum. Bir ara saçlarımı kısa kestirip bende bu şekilde role girsem yaz sıcaklarında fena olmaz diye düşünüyorum.

"Emre, bak bu Aslan."

"Hoş geldin dostum," diyor ayağa kalkmadan. Elindeki telefonu yan çevirmiş bir oyuna dalmış gibi. Barbaros ne kadar ağır abiyse Emre o kadar rahat tavırlar takınıyor.

Odada bir masa, masanın arkasında boydan boya dosyaların bulunduğu raflar ve büyük bir deri koltuk var. Barbaros masanın arkasındaki koltuğa geçip oturuyor. Ben oturmuyorum. Oturmak için bir sebebi yok.

"Benden ne istiyorsunuz?"

Barbaros Dinçsoy beni yine dikkatle inceliyor. Bu adamın bakışları insanı kendinden şüphe ettiriyor. Üstelik benim büyük bir sırrım var. Sadece erkeklerin girebildiği yarışlara aylardır katılıyorum.

"Konuşmaya başlamadan önce..." diyor muzipçe gülümseyerek "Emre senden rica ettiğim şeyi yapar mısın?" fazlasıyla kibar konuşsa da örtülü emri duyabiliyorum. Emre kaykıldığı yerde dikleşip ayağa fırlıyor. Artık yüz ifadesi sert ve ciddi.

"İzin verirsen," diyor yanıma yaklaşırken "Ya da izin vermesen de benim için fark etmez. Üstünü şöyle bir aramam gerek dostum."

Korkuyla geri çekiliyorum.

"Hayır," diyorum öksürükten boğulurken. Barbaros Dinçsoy ayaklanıyor "Seni benim dibime kadar Caner iti mi soktu yoksa? Benim yarışımda beni yenecek adam anasının karnından doğmadı."

"Doğru," diye mırıldanıyorum kendimi tutamayarak "Ben de bir erkek değilim zaten."

"Ne?" söylediklerimi anlayamadığı için kaşları çatılıyor.

"Caner kim tanımıyorum."

"O zaman Emre seni arayacak!" diyor bastıra bastıra "Hem sen reşit misin?"

"Niye herkes bunu sorup duruyor?"

"Şuna bak," diyor Barbaros "Çocuk gibisin daha."

Öfkeyle dişlerimi sıkıyorum bir an peruğumu fırlatıp atmak ve ona bir kız tarafından yenildiğini haykırmak istiyorum ama yapmıyorum. Para kazanmaya devam etmek istiyorsam dişimi sıkmalıyım.

"Şöyle köşeye geç ufaklık."

"Gitmek istiyorum,"

"Bu kadarı yeter!" Barbaros hiddetle bağırıyor. "Kenara çekil Emre."

Emre vazifesinden sıyrılmanın vermiş olduğu rahatlıkla kenara çekiliyor. Ve sırıtarak Barbaros'u izliyor. Barbaros'un nefesi ensemde. Göğsü sırtıma yaslı bir şekilde ellerini omuzlarıma koyuyor. Kalbim bir an çok çok hızlı atıyor. Korkudan olduğunu varsayıyorum. Bol pantolonumun ceplerine elini sokuyor.

Boş.

Pat pat dizlerimi ve baldırlarımı yokluyor.

Silah falan yok.

O arkada ben önde öylece devam ediyor. Dişlerimi sıkıyorum, içimden dualar ediyorum.

"Kollarını kaldır!" diyor sert ve duygusuz bir sesle. Kol altlarımı yoklayıp gövdemi hızla taradığı sırada duraklıyor. Bir kaç nefes sesi. Ortam aniden buz kesiyor hissediyorum. Eli sol göğsümün üstünde asılı kalıyor. Emin olmak için tekrar yokluyor. Kalbim neredeyse duracak gibi. Kendimi tutamayarak çığlık atıyorum "Bırak beni be pis tacizci!"

Ve peruğu fırlattığım gibi ellerinin arasından sıyrılıp merdivenlere doğru koşuyorum.

Bölüm sonu

1 yorum