Bir tren yolculuğu
Osmanlı’nın görkemli ihtişamı arasında gözlerimi açtığım dünyada şehirden uzak burjuvada mütevazi sayılacak kadar görkemli bir müstakil bir evde doğmuş ve büyümüştüm.
Çocukluğum babamın çınar ağaçlarının arasında saadetli günleriyle geçmişti. Kimi zaman evimize gelen paşalar naçizane küçük çevremiz ben büyürken babam yaşlanırken daha da artmıştı.
Validemin eğitim hassasiyetiyle büyüdüğüm toprağımdan Osmanlı’nın yaşadığım toplumda çok yeni fakat bu eğitimi görmemiş olanların küçümsediği bir fikirle kendimi yirmilerimin başında saadetli bir yuva fikrinden çok uzak da Fransa da bulmuştum. Bu yabancı memleket biraz sahici hissettirdiği gibi artık ülkemde açtığı okullar ile daha çok bana iyi gelmiyor gibiydi. Gidişimin yankısı üstüne yıllar içinde dönmüyor olmuşum da bir çok hadise yaratmıştı.
Hem eksik hem de sıla özlemiyle gelen her türlü teklifi kabul edeceğimi kafama koyduğum bir sabah valideme yazdığım mektubumda bunu belirttikten saniyeler sonra odama gelen mektuplardan çok daha iyi bir teklif almış oldum.
Fransız mekteplerinde yine Fransa kültürünü ve dilini bilen Türk öğretmenler aranıyordu.
Kendi memleketimde yapacağım görev çok daha muhterem olacaktı. Yıllarımın geçtiği Fransa’ya öğrenci olarak gelip öğretmen olarak dönmek eğitime titizlikle dikkat eden Paşa babam ve validem için pek muteber bir haberdi.
Fransa’da kaldığım yılları iki bavula bir tren biletime sığdırmak çok da zor olmamıştı.
İşte her şey bu kelamların sizin karşınızda olmasını da bu küçük mektup ve içimdeki sıla vesile olmuştu.
Belki gençliğimin baharında yaşadığım hadiseler, yazılsa da inanılmayacak kadar kudretliydi.
Valideme yazdığım mektup için artık çok geçti zira ben mektuptan önce onun dizinin dibinde kalacaktım.
Geçen ay elime ulaşan mektupta pek sevinçli haberler vardı. Kız kardeşimin saadetini duymuştum. Temelli dönüş için sürekli gitmeyi ertelediğim güzellikleri telafi etme vaktiydi.
Fransız kumaşlarıyla hediyeleriyle trenimin gününü bekledim.
Yıllarca bana yurt olmuş bu sahici memlekette biraz koşarak uzaklaşıyor gibiydim.
İçimdeki çoşku bir bayram sabahı babamın elini öpmeye gitmek annemden gizli yediğim bir şeker kadar neşeliydi.
Günlerce sürecek yolculuğumun ilk gününde tek başıma kaldığım kabinim ufak bir tıkırtı ile bölündü.
Yazmayı aksattığım mektuplarımdan kafamı kaldırdığımda içeri 10 12 yaşlarında bir kız çocuğu geldi.
“Merhaba, refakatçim sizi tanıdı. Sevgili Paşa Galip Beyin kızıymışsınız.”
“Evet benim, peki ya siz küçük hanımefendi ? Hangi paşanın kızısınız ?”
Büyük bir cesaretle müsaade almadan odamın içine girip hemen karşıma oturdu.
“Paşalarımızın kızı olarak bilinmekten hiç hoş haz almıyorum lakin Muteber Paşanın torunuyum.”
Ne yazık ki tanıyor ve üzülüyordum.
Babası onurlu bir Osmanlı devlet adamıydı. Ne yazık ki bu güzel kızını görmeden şehit olmuştu.
Sevgili validesi kocasının ölümünden sadece 4 yıl sonra vefat etmişti. Romanlardaki kadar acıklı bir hayat vardı bu küçük kızın.
“ Sevgili Eftalya deden Muteber Paşanın bahçesinde büyüdüm”
“ Babamla da büyüdünüz mü ? Çok büyük bir adammış”
“ Baban bana bir keresinde şeker vermişti. Bayram günü belki de sen o zamanlar validenin karnındaydın. Validenle başımı okşayıp bizim de kızımız olsun demişlerdi diye anımsamaktayım.”
Hüzünle etekleriyle oynadı karşımdaki küçük hanımefendi.
“Babanızdan bir hediyem var size”
Gözleri aydınlandı bir anda bir an korkmuştum canını yakarım diye ama bu küçük kız o kadar özlemle bakıyordu ki gözlerime. Babasından ufak bir hatıra onun için binlercesine değer gibiydi.
Belki seneler önce verilen bir iadeyi ziyaretti bu küçük şeker. Karşımdaki küçük kızın gözleri biraz hüzünle parladı. Büyük bir kadın oturuyordu sanki karşımda. Belki bu yüzden o kadar çok hata yapmıştım ki.
İçimde bu kıza karşı sonsuz bir sevgi o ilk anımızdan oluşmuştu. Şimdilerde yazdığım bu satırlarda biraz pişmanlık serpilmiş yüreğimin kırık dallarında.
Yinede iyi ki o andan sonra beraberdik.
Küçük hanımefendinin kalkması gerektiğinde akşam yemeği için sözleştik.
O akşam yemeğini hiç bir ana sığdıramadım.
Zira benim için önemli bir şahsiyet ile tanışmak üzereydim.
Ben mektuplarına devam etmeye trende ilerlemeye devam etti.
Sessizdi biraz yağmur yağıyordu.
İçimde histerik bir kaç duygu vardı.
Sanki bir şeyleri hisseder gibiydim.
Osmanlı’ya yurduma dönmenin telaşesidir diye düşünüp geçiştirdim.
Velhasıl kelam
Mektuplarına geri dönmeliyim.
Onlar bittikten sonra size yazacaklarımda çok.
Allah’a ısmarladık.