İçeriğe geç

GAY KOCAM

Bölüm 1 · 6 dk okuma

GAY KOCAM

Bölüm 1

Düğün Gecesi

İstanbul’un ışıkları ayağımızın altında devasa, parıltılı bir deniz gibi uzanıyordu. Maslak’ın en görkemli rezidanslarından birinin kırk beşinci katında, şehrin gökyüzüne en yakın noktasındaydık. Musa amcanın komiserlik yıllarının birikimi, emeklilik ikramiyesi ve Baray’ın mimarlık kariyerindeki ilk büyük primleriyle alınan bu çatı katı dairesi, dışarıdan bakıldığında başarının ve mutluluğun zirvesiydi. Dev cam duvarlar, minimalist gri koltuklar, modern tablolar ve uçsuz bucaksız bir şehir manzarası… Ama benim için burası, henüz ilk adımda soğukluğuyla içimi ürperten gökdelen ortasında bir cam kafesti.

​Üzerimdeki gelinlik, hayatımın en ağır yükü gibi sırtıma çökmüştü. Kalın Fransız dantelleriyle işlenmiş, omuzlarımı açıkta bırakan korseli üst kısmı nefesimi kesiyor; belimden aşağıya doğru kabararak inen metrelerce tül ve kristal taş işlemeli ağır tarlatan her adımımda bacaklarıma dolanıyordu. Koyu kestane saçlarım yüksek, sıkı bir topuz yapılmış, yüzümün iki yanından bırakılan hafif bukleler elmacık kemiklerimi belirginleştirmişti. Aynaya her baktığımda kendimi bir masal prensesi sanıyordum. Aynadaki Sezen; zümrüt yeşili gözlerinde yılların acısını taşıyan ama bu gece o acıları gelinliğinin beyazına gömdüğüne inanan bir kadındı.

​Babamın bizi bir gecede terk edip gittiği, annemin ben henüz 16 yaşındayken "İşe gidiyorum" diyerek çıkıp bir daha dönmediği o karanlık geçmiş geride kalmıştı. Reşit olmadığımı gizlemek için iki yıl boyunca kapıları kilitli, ışıkları kapalı evde tek başıma yaşadığım; hem garsonluk yapıp hem liseyi bitirmeye çalıştığım o kimsesiz günler bitti sanıyordum. Çünkü benim sığınağım Baray’dı.

​Baray’ı ilk gördüğüm anı dün gibi hatırlıyordum. Mahallemizin eski bahçeli evlerinin arasında, fırtınalı bir sonbahar günüydü. Henüz 14 yaşındaydım. Yağmurdan kaçıp Musa amcaların kapı önüne sığındığımda kapıyı Baray açmıştı. Geniş omuzları, keskin çene hattı, kömür karası gözleri ve nemli kestanemsi saçlarıyla o gün gözümde dünyadaki tek güvenli limandı. Bana uzattığı o sıcak havlu ve gülümseyişi, çocuk kalbime bir ömür sürecek bir hayranlık tohumu ekmişti. O gün anlamıştım; ben bu adama sadece aşık değildim, ben bu adama tutsaktım.

​Ve şimdi, o adamın karısıydım.

​Nikâh masasında yanımda oturan Baray, kusursuz bir heykel gibiydi. Üzerine tam oturan özel dikim siyah smokini, beyaz ata yaka gömleği ve siyah ipek papyonuyla büyüleyici görünüyordu. 1.88 boyu, keskin yüz hatları ve hafif kirli sakalıyla salondaki tüm kadınların gözünü alamadığı bir adamdı. Ama düğün boyunca parmağıma taktığı alyansın soğukluğu, gözlerindeki o ıssızlıkla eş değerdi. O simsiyah gözlerde bana ait tek bir parıltı, tek bir tutku kırıntısı yoktu. Sadece derin bir kabulleniş ve anlam veremediğim bir suçluluk vardı.

​Düğün bittiğinde, rezidansın asansörü kırk beşinci kata çıkarken sessizlik kulaklarımı sağır ediyordu. Dairenin ağır çelik kapısı kapandığında, gelinliğin eteklerini toplayarak salona doğru yürüdüm.

​Baray kapıyı kilitledi. Anahtarı konsolun üzerindeki cam tabağa bıraktığında çıkan tıkırtı, koca salonda yankılandı. Ceketinin düğmesini çözdü, papyonunu gevşetip yakasını açtı. Ama bana doğru tek bir adım bile atmadı. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi çarparken, onun arkası dönük duruşunu izledim.

​"Sezen," dedi. Sesi inanılmaz derecede düz, mesafeli ve soğuktu. Hiç evlenmiş, ilk gecesini yaşayan bir adamın ses tonu değildi bu. "Üzerini değiştir. Rahat bir şeyler giy, çıkıyoruz."

​Kabarık tarlatanın içinde donakaldım. Duvardaki dijital saatin kırmızı ışığı 01:15'i gösteriyordu.

​"Çıkıyoruz mu?" diye fısıldadım, korsenin sıkıştırdığı göğsüm sıkışırken. "Baray, saat gecenin bir yarısı... Nereye gidiyoruz bu saatte?"

​Bana dönmeden, aynadaki yansımasından gözlerime baktı. Yüzünde zoraki, gölge gibi bir tebessüm belirdi. "Soru sorma güzelim. Arkadaşlarla ufak bir kutlama yapacağız. Çocuklar bekliyor. Hazırlan hadi."

​İçimde hafif, saf bir rahatlama dalgası yayıldı. After party tarzı bir şey olmalıydı. Baray mimardı, çevresi genişti, arkadaşları bir sürpriz hazırlamış olabilirdi. Bu anı sorgulayıp ilk geceden huzursuzluk çıkarmak istemedim. Gelinliği tek başıma, sırtımdaki yüzlerce düğmeyle cebelleşerek zar zor çıkardım. Yerine vücudumu saran siyah, askılı, sade bir elbise giydim. Saçımdaki topuzu bozup omuzlarıma döktüm, makyajımı tazeledim. Hayal ettiğim o romantik, baş başa gece bu değildi belki ama Baray yanımdaydı ya, gerisi önemli değildi.

​Bara adım attığımız an, yüksek desibelde bass vuruşları ve loş, mor-kırmızı neon ışıklar yüzüme çarptı. Burası şehrin en gözden uzak, lüks ama yeraltı hissi veren kulüplerinden biriydi. İçerideki kitle, Baray’ın mahalleden tanıdığım o efendi, ağırbaşlı imajından çok uzaktı.

​Kuytu, deri koltuklu bir locada bizi bekleyen ekibi gördüm.

​Kaya, Berk ve Kerem.

​Kaya’yı ilk gördüğüm an içim ürperdi. Uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip, sarışın ve inanılmaz derecede iddialı giyinmiş bir adamdı. Üzerindeki ipek gömleğin üst düğmeleri açıktı. Bizi gördüğü an elindeki viski kadehini havaya kaldırdı ama gözlerindeki o yakıcı, kıskanç ve nefret dolu bakışı kaçırmadım. Bakışları Baray’ın üzerindeyken bir tutku, bana kaydığında ise açık bir düşmanlık saçıyordu.

​Onun hemen yanında, adeta Kaya’nın gölgesine sinmiş olan Berk oturuyordu. Berk, daha yumuşak yüz hatlarına sahip, minyon, açık kahverengi saçlı ve son derece çekingen duran bir gençti. Kaya’nın baskıcı varlığı altında ezildiği her halinden belliydi. Gözlerini bardağındaki buz kalıplarından ayırmıyor, Kaya ne zaman elini onun bacağına koysa hafifçe irkiliyordu.

​Kerem ise aralarındaki en normal duran figürdü. Spor bir ceket giymiş, esmer, samimi ama yüzünde derin bir kaygı taşıyan biriydi. Ayağa kalkıp bana doğru gülümsedi. "Tebrikler Sezen," dedi sıcak bir sesle. Ama gözlerinin içine baktığımda, orada neşe değil, bana karşı duyduğu derin bir acıma hissettim.

​Neden kimse mutlu görünmüyordu? Neden bu adamlar bana patlamaya hazır bir bombaymışım gibi bakıyordu?

​Baray beni koltuğa otutturdu, garsona benim için hafif bir kokteyl sipariş etti. "Ben bir lavaboya gidip geliyorum," diyerek masadan ayrıldı. Birkaç dakika sonra Kerem de "Baray’a bir bakayım" diyerek arkasından kalktı.

​Aradan geçen on dakikada masadaki gerilim çekilmez bir hal almıştı. Kaya, Berk’in elini öyle sıkı tutuyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Berk sessizce bileğini kurtarmaya çalışıyor ama Kaya izin vermiyordu. Kaya aniden bana döndü, kadehinden bir yudum alıp sırıttı: "Çok heyecanlısın galiba Sezen? Masallara ve mutlu sonlara çok inanırsın sen, değil mi?"

​Bu imalı, zehirli lafın altında ezilmemek için ayağa kalktım. "Lavabonun yerini soracağım," diyerek masadan uzaklaştım.

​Müzik sesi arka taraftaki VIP koridora geçtikçe azalıyordu. Loş koridorda lavaboları ararken, personelin kullandığı yarı karanlık servis kapısının aralığından gelen hiddetli sesleri duydum.

​Baray ve Kerem’in sesiydi bu.

​Araya girmemek için geri dönmeye yeltendim ama Kerem’in savurduğu cümle beni olduğum yere mıhladı.

​"Gidip ilk geceden kızı buraya getirmek ne demek Baray?! Delirdin mi sen? Kızın hiçbir şeyden haberi yok!"

​Nefesim boğazımda bir cam kırığı gibi düğümlendi. Sırtımı soğuk, taş duvara yasladım.

​Baray’ın derin, yorgun ve hayatımda hiç duymadığım kadar çaresiz, kırılmış sesi duyuldu:

"Ne yapsaydım Kerem?! Ne yapsaydım?! O eve gidip, o kızla aynı yatağa girip hiçbir şey olmamış gibi rol mü yapsaydım? Beceremem, anlayacak işte! Tolga bile gelmiş düğüne, uzaktan izlemiş bizi... Kafayı yemek üzereyim!"

​"Ulan madem rol yapamayacaktın, niye evlendin bu kızla?! Babanın zoruyla, 'düzelirsin' saçmalıklarıyla ömrünü yakacaksın kızın!"

​"Babam babam işte!" dedi Baray, sesi hiddetle kısılarak. "Annem mahallede kriz çıkarıyordu, babam her şeyi biliyor zaten! 'Evlen, bak Sezen pırlanta gibi kız, sana yoldaş olur, zamanla düzelirsin, kafandan silersin bu eşcinsellik işlerini' dedi! Sığınacak kimsesi yok kızın dediler, başını yakmama izin verdiler! Ben gay'im Kerem! Ben bir erkeğe aşık olan bir adamım, bunu nasıl değiştirebilirim?! Kızın yüzüne bakmaya yüzüm yok benim!"

​Ben gay'im...

Ben bir erkeğe aşık olan bir adamım...

Kafandan silersin bu eşcinsellik işlerini...

​Cümleler zihnimin içinde birer kurşun gibi patladı. Kulaklarımda devasa, tinnitus benzeri bir uğultu başladı. Rezidansın kırk beşinci katındaki o muazzam şehir manzarası, gelinliğin dantelleri, Musa amcanın babacan gülüşü, Necla hanımın duaları... hepsi birer yalan kulesi gibi üzerime devrildi.

​Babamın bizi terk edişi, annemin bir daha dönmeyişi, 16 yaşımda aç ve soğukta kaldığım o geceler... Hiçbiri bu an kadar Canımı yakmamıştı. Ben bir sığınak, bir yuva bulduğumu sanırken; bir adamın "normale dönmesi" için kullanılan bir tedavi aracı, bir piyon, bir kurbandım.

​Omuzlarım aşırı yüke dayanamayan bir kolon gibi çöktü. Gözlerimin önündeki kırmızı ve mor neon ışıklar birbirine karıştı, karanlığa gömüldü. Koridorun soğuk havası çekildi, Baray’ın çaresiz bağırışları uzaklaştı.

​Dizlerimin bağı çözüldü. Bedenim kulübün buz gibi fayanslarının üzerine düşerken, zihnimde yankılanan tek bir son cümle vardı:

​Benim kocam bana değil, bir erkeğe aşıktı.

Bölüm sonu

2 yorum