İçeriğe geç

Galata'da Son Vapur

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Galata'da Son Vapur

Bölüm 4

Abluka ve Şüphe

Şafak vakti Galata sokaklarını ağır bir motor gürültüsü ve postal sesleri yırttı. Fransız askeri kamyonları Kemal’in Yüksek Kaldırım’daki dükkanının önünde durdu. Onlarca asker, silahlarının mekanizmalarını şakırdatarak içeri daldı. Ancak içeride ne Kemal vardı ne de mühimmat listeleri. Dükkan tamamen boşaltılmıştı; geride sadece havada asılı kalan hafif bir tütün kokusu ve tezgahın üzerinde bırakılmış boş bir kutu kalmıştı.

Operasyonu bizzat yöneten Diplomat Henri Reynaud, boş dükkanın ortasında öfkeyle soluyordu. Masanın üzerindeki boş tütün kutusunu yere fırlattı. "İçeride bir casus var!" diye kükredi yanındaki yüzbaşıya. "Bu adamlar baskını biliyordu. Bilgi sızdıran her kimse bulunacak!"

Henri’nin gözü o an yerdeki su birikintisine düşen bir şeye takıldı. Eğilip çamurlu parke taşlarının arasından küçük, beyaz bir kumaş parçasını aldı. Bu, üzerinde Fransız askerî revirinin amblemi olan küçük bir sargı bezi parçasıydı. Henri’nin gözleri kısıldı, beyninden vurulmuşa döndü. Kızının revirde kullandığı malzemelerden biriydi bu. Zihnine bir şüphe tohumu düşmüştü ama bunu kendine bile itiraf etmekten korkuyordu.

Aynı saatlerde İstanbul, tarihinin en büyük askeri ablukası altına alınıyordu. Sirkeci’den Eminönü’ne, Karaköy’den Beşiktaş’a kadar tüm iskeleler, rıhtımlar ve köprüler yabancı askerler tarafından tutulmuştu. Kuş uçurtulmuyordu.

Kemal ve İhsan Bey, Süleymaniye’nin arkasındaki metruk bir yer altı sarnıcında gizleniyorlardı. Sarnıcın tavanından sızan su damlaları, aşağıdaki karanlık havuzda yankılanıyordu. Kemal, sönük bir fener ışığında silahını temizliyordu ama aklı Galata’daki o tütün kokulu dükkanda, Elena’nın dudaklarındaydı.

"Abluka çok sert Kemal," dedi İhsan Bey, sarnıcın loş ışığında haritayı incelerken. "Yolları kestiler. Anadolu’ya gidecek cephane sandıkları Karaköy’deki gizli depoda sıkıştı. Son vapur cuma gecesi kalkacak. Eğer o sandıkları rıhtıma indiremezsek, Anadolu’daki ordu silahsız kalacak."

Kemal başını kaldırdı, gözleri kararlıydı. "O sandıklar o vapura yüklenecek İhsan Abi. Gerekirse canımızı vereceğiz ama o vapur kalkacak."

"Ya o Fransız kadını?" diye sordu İhsan Bey, şüpheyle. "Seni uyardı, tamam. Ama ya şimdi peşine ajan takarlarsa? Onu bir daha görmeyeceksin, Kemal. Bu bizim sonumuz olur."

Kemal cevap vermedi. Elena’ya söz vermişti; o son vapurda birlikte olacaklardı. Ama şimdi şehir bir hapishaneye dönüşmüştü ve Elena’ya ulaşması imkansızdı.

Ertesi gün Elena, Pera’daki revirde yaralı askerlerin pansumanını yaparken kapı sertçe açıldı. İçeri giren babası Henri Reynaud’ydu. Yüzünde her zamanki sevecen ifadeden eser yoktu; buz gibi bakıyordu.

"Elena, odama gel. Hemen," dedi.

Elena, kalbinin göğüs kafesini delip geçeceğini sandı. Babasının arkasından diplomatik ofise girdi. Henri kapıyı kapattı ve masasının arkasına geçmeden kızının tam karşısında durdu. Cebinden o çamurlu sargı bezi parçasını çıkarıp Elena’nın önüne koydu.

"Bunu dün sabah baskın yaptığımız o firari isyancının dükkanında buldum," dedi Henri, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Bana açıklamak istediğin bir şey var mı, Elena?"

Elena dik durmaya çalıştı ama dizlerinin bağı çözülüyordu. "Ben... Ben oraya sadece senin için tütün almaya gitmiştim baba. Daha önce söylemiştim."

"Yalan söylüyorsun!" diye bağırdı Henri, masaya vurarak. "Oraya baskın olacağını sadece bendeki gizli dosya biliyordu! Sen o dosyayı gördün ve o Türk casusuna haber verdin! Kendi ülkene, bana ihanet ettin!"

Elena göz yaşlarını tutamadı ama geri adım da atmadı. "Ben ülkesini savunan bir adamın öldürülmesine göz yumamadım baba! Siz buraları işgal ettiniz, insanları evlerinde katlediyorsunuz! Kemal bir katil değil, o sadece vatanını koruyor!"

Henri duydukları karşısında sarsıldı. Kızı bir Türk direnişçisine aşık olmuştu. Bu, Fransız hükümeti için en büyük skandaldı. Henri derin bir nefes aldı ve sesini alçalttı:

"Sen benim kızımsın, seni kurşuna dizdiremem. Ama o adamı yakalayacağım. Sen de cuma gününe kadar bu binadan dışarı adımını atmayacaksın. Kapıda nöbetçiler olacak."

Elena odasına kilitlendiğinde çaresizlik içinde ağlamaya başladı. Cuma gecesi, yani son vapurun kalkacağı gece ev hapsinde olacaktı. Kemal’i uyarmanın, ona ulaşmanın hiçbir yolu kalmamıştı. Şehir abluka altındaydı, kalbi ise esir.

Cuma gecesi yaklaşırken, İstanbul’un üzerinde simsiyah bulutlar toplandı. Savaşın ve imkansız bir aşkın en büyük fırtınası kopmak üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.