İçeriğe geç

GALATA'DA AŞK

Bölüm 6 · 6 dk okuma

GALATA'DA AŞK

Bölüm 6

6. Bölüm

Zorlukla araladığım gözlerim saati görünce faltaşı gibi açıldı. Saat 08.32'ydi ve dersin başlamasına sadece 38 dakika kalmıştı. Aceleyle yataktan fırladım. Ders başlamadan 15-20 dakika erken gitmezsem kendimi iyi hissetmezdim gün boyunca. Hemen üstüme kahverengi kazağımı ve gri kot pantolonumu giydim. Elime ilk gelenler bunlardı. Hızlı bir kahvaltı yapmaya çalışırken yanlışlıkla elimdeki tabak yere düştü. Kendi kendime söylenirken bir yandan da kırılmış porselen parçalarını topluyordum. Acele işe şeytan karışırmış işte...

Hemen hallettikten sonra çantamı kaptım ve çıktım. Sonra bir anda ellerimle cebimi yokladım. Evet, tabiki de telefonumu evde unutmuştum. İçeri girip aldığımda saatin 08.39 olduğunu gördüm. Gayet iyi bir hızda ilerlemiştim.

Ben:İdil, ben okula geçiyorum orada görüşürüz.

Anında aktif oldu.

İdil:Tamam, ben biraz gecikebilirim 5 dk falan.

Ben:He, iyi.

Bir şey olduğunu anladı bana. Anlamaması imkansızdı zaten. Ama belli etmiyordu. Ben hızla okula vardım fakat kantin masasında genelde son dakikalarda gelen birini gördüm. Normalde tek başıma oturup dün ekran fotoğrafını aldığım bir mesaja bakacaktım fakat tek başıma olmaktansa şu an mesajı yazan kişiyle olmak daha iyiydi. Gülümseyerek yanına gittim.

"Merhaba," dedim her harfi uzatarak.

Sadece başını salladı. Yanına bir sandalye alıp oturduğumda bir şey düşündüğünü gördüm.

"Ne düşünüyorsun?"

"Defne, sana bir soru sorabilir miyim?"

Kalbim ağzımda atıyordu.

"Elbette."

"Gördün mü?"

Sertçe yutkundum.

"Evet," dedim. Yalan söyleyemedim. O ise bakışlarını kaçırdı. Ben hala 'yanlış atmışım, pardon' cevabını bekliyordum fakat o hiçbir şey demeden masaya bakıyordu. Ben onu izlerken bir sonunda o da kafasını kaldırdı ve gözlerimiz kesişti. Derin bir nefes aldı ve dudaklarını araladı. Geri kapattı. Bir şeyler söylemek istiyordu, söyleyemiyordu. Ona 'konuşma, ben seni anlıyorum,' demek isterdim ama diyemedim. Anlayamıyorum çünkü. O ise anladı, benim bunları söylemek isteyip de söyleyemediğimi anladı. Burukça gülümsedi. O anda da ben gözlerimi kaçırdım. Derin bir nefes verdim.

"Defne,"

"Efendim?" Dedim ama hala ona bakmıyordum. Gözlerim dalgındı.

"Bi baksana."

Baktım. Yine gözlerimiz kesişti. En savunmasız haliyle bakıyordu, ben gözlerine baktığımda düşüncelerini okuyabileyim diye.

Gözlerimiz iletişime geçti. Onlar konuşuyordu. İlk defa bu denli sevildiğimi hissediyordum. Hayır, aşk değildi bu fakat yoğun sevgiydi. En sonunda konuşmaya başladığında gözlerimiz hala kesişiyordu.

"Teleferiğe binsene benle."

Ne diyeceğimi bilemedim. Dudaklarımı araladım ve kapatarak hafifçe başımı olumlu anlamda sallamaya çalıştım. Çok beceremedim. "Yani, bilmem ki."

Hala bana bakıyor olduğunu gördüğümde "Olabilir sanırım," dedim.

Bir anda kapı açıldı ve sıçrayarak irkildim. Biz merakla kapıya bakarken ortama Berke, İdil ve Umut girdi. İdil öfkeyle Berke'ye bakıyordu.

"Ya ne dedim ben sana! Konuşuyorlar girme şimdi demedim mi? Ne diye giriyorsun hala?"

"Kızma hemen böcük. Bende isterdim azıcık konuşsunlar şöyle romantik bir an yaşayalım. Önemli bir şey vardı da geldik kızım. Sen geldiğin gibi kızmasaydın ben şimdi ortama 'BİZSİZ OLMAZ!' diyerek giriş yapacaktım. Neyse, hiçbir şey için geç değil. BİZSİZ OLMAZ!"

İdil dışında hepimiz güldük. O da gülmemeye çalışıyordu biliyordum. Dudaklarını sıkıyordu. En sonunda biraz öfkeyle güldüğünde Berke yine konuştu.

"Eee, gelebilir miyiz bizde Defno Hanım?"

"He, şey. Tabii. Neden olmasın. Olur. Sorun yok yani."

"Defno, sen benden de safsın be. Utanma şimdi. Favori çiftimsiz."

Her şeye tamamdı ama son sözü söylerken 32 diş sırıtıp bize elleriyle kalp yapmasa da olurdu bence. İdil de bir şeyler olduğunu anladı ve bana dudaklarını oynatarak 'bu akşam her şeyi konuşacağız' dedi. Gözlerimi devirdim. Eren, sinir bozucu sessizliği bozdu.

"Saat de gelmiş. Hadi derse geçelim artık. Yarın akşam kar yağacakmış. Karla birlikte binmek daha iyi olur. Şimdi gidiyim ben. İyi dersler size."

"İyi dersler."

☆

"Ne!? Oha kanka ciddi misin sen? Umut bana buna benzer bir mesaj atarak açılmıştı."

Evet, şuan İdil'le konuşuyordum ve mesajı anlatıyordum. Tabi ki kantinde geçen konuşmaları da anlatacaktım. Ama İdil her harfi büyüttüğünden başlayamıyordum.

"İzninle konuşmaları da anlatacağım."

Ağzına fermuar çeker gibi yaptı. Hızlıca anlattım.

"Sonra işte siz geldiniz."

"Keşke gelmeseymişiz."

"Ya boşver onu da biz şimdi cidden teleferiğe gidecek miyiz?

"Yok kanka. Yalan söyledik Eren'e. O tek binecek."

"Of, tamam. Ne var yani. Heyecanlandım."

"Normal, normal. Alışırsın."

Gözlerimi devirdim. O bunu görmedi ama anladığını biliyordum.

"Devirme gözlerini öyle. Hadi neyse, kapatıyorum ben. Eren'le konuş sen. Git ara. Ciddiyim bak."

"Ya arasam ne diyeceğim ki? Öylesine aradım mı?"

"Sen bulursun bir şey. İnanıyorum sana. Hadi öptüm."

Ve telefon kapandı.

Tabi ki Eren'i aramayacaktım. Arasam ne diyebilirdim ki. Yapacak bir şey bulamayınca ben de spotify'ı açtım ve dersimin başına oturdum.

☆

"Ay şu sıra bir türlü bitmiyor."

"Biraz sabırlı olun."

"Hadi, hadi!"

"İlerlesenize."

"Durmuyor ki bu şey nasıl binelim?"

Teleferik sırasındaydık. İki teleferik vardı. Görevli de insanların çıkardığı uğultudan soruları şeçip hepsine cevap vermeye çalışıyordu. Onun işi de zordu. Biz de kendi aramızda konuşarak sıranın bitmesini bekliyorduk. Ben en son lise 2 veya 3'teyken binmiştim. O anki heyecanımı hatıtlıyordum. Şimdi de heyecanlıydım. Neredeyse hiç hatırlamıyordum. Ve en önemlisi, ilk defa bu arkadaşlarımla binecektim. En sonunda sıra bize geldiğinde heyecanla öne atıldım. Görevli de teleferiği tutup biraz olsun yavaşlatmaya çalışıyordu. Biz hemen içeri doluştuğumuzda zaten beş kişilik olduğundan daha fazla kişi almadılar. Dışarıda kar yağıyordu. Hemen telefonumu çıkardım ve fotoğraf çektim.

"Çok güzel değil mi?"

"Öyle," dedi Eren. Ona çevirdim bakışlarımı, dışarıyı izliyordu. Biraz şüpheyle baktım. Dalmış gibiydi. Diğerleri kendimaralarında konuşurken ona döndüm tamamen.

"İyi misin sen? Bir şey yok değil mi?"

"Yok ya, uykusuzum da bugün. Yorgunum biraz da."

"Hmm, tamam. Anladım." Yeniden pencereye dönüp unutmaya çalıştım ama ona her baktığımda gözleri çok dalgındı. Buğulu bakıyordu sanki.

"Sen cidden iyi misin?"

"Evet, evet. İyiyim. Dalmışım da."

Hala tatmin olmasam da umursamamaya başladım. Veya umursamadı görünmeye çalıştım.

☆

EREN'İN ANLATIMIYLA

Gözlerim gerçekten dalıyordu. Hayır, hayır. Şimdi olmamalıydı. Şuan hepsi eğleniyordu, böyle bir şeyle onları üzmek istemezdim. Defne bir şeyler olduğunu anlardı. O zaten hep böyle birimizin küçük detaylarını fark ederdi. Şimdi olmaması için dudaklarımı sıktım. Ama kaçınılmaz olan geldi ve kafama bir sancı girdi. Küçük bir inilti çıktı dudaklarımdan. Hepsi konuşmasını bırakıp bana döndü.

"Eren! Bir şey yok demiştin! Ne oluyor?"

Birşey diyemedim tabi ki.

"Eren! Cevap ver! Meraktan çatlayayım mı? Ne oldu, o neydi?"

Hepsi merakla bakarken zorlukla konuştum.

"Bir şey yok ya. Yani öyle önemli deği-"

"Eren, önemli bu! Deli misin!"

Diyecek bir şeyim yoktu. Tek ümidim bayılmamamdı. Exploding Head Syndrome... Evet, uzun zamandan beri bu sendroma yakalanmıştım. Ve yan etkisi olarak bayılmam kaçınılmazdı. Onlar bana hala sorular sorarken, bağırırken, kolumu çekiştirirken ben dışarıyı izledim. Teleferiğin sonuna yaklaşıyorduk.

Bayılma ihtimalim... Yüzde 55.

Kafama bir sancı daha girdi.

İhtimal oranı: yüzde 70.

Yüksek şiddette bir sancı daha.

İhtimal oranı: yüzde 85.

Ve o geldi. Sancıdan ziyade bir gürültü. Yüksek şiddet. Hayır, çok yüksek şiddette. Acı içinde bağırdım.

"Eren! İdil bir şey yap!"

"Ben bu bölümü okumadım Defne! Dur, sakin ol önce. Ambulansı ara."

Defne hızla telefonunu çıkardı ve aradı. Bir şeyler dedi ama duymadım. Ve evet, onların eğlendiği anı bozmuştum. Özellikle Defne'nin ilk binişi gibi bir şeydi. Onun bu mükemmel anını bozmamalıydım. Kendi kendime söylendim.

'Bu kıza mükemmel anını yaşatacağım. Öyle ya da böyle, benli veya bensiz.'

Teleferiğin sonuna geldiğimizde beni zorlukla yürüttüler. Yürüyemiyordum. Yürüsem bayılırdım, biliyordum. Konuşmaya çalıştım. Konuşsam ne diyecektim ki?

"Defne,"

Bana doğru döndü. Ağzımı konuşmak için açtım ve gözlerim anında kapandı. Bilinçaltım kapanmaya başladı. Sesler uğultu gibi geliyordu.

"Eren!"

Çok uzaklardan bu sesi seçtim. Dışarıdan oldu mu bilmiyorum ama gülümsediğini hisseder gibi hissettim.

Ve her şey sustu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.