Defne Kara
Saat 07.00'ye kurulmuş alarmımla kalktım. Evet, kar tatilinden sonra yine okul. Aslında hala kar vardı fakat MEB bugün okulların açık olacağını söylemişti nedense. Tahminimce çoğu kişi gelmeyecekti. Hemen kendime kahvaltı için bir şeyler çıkardım ve yumurtanın olmasını beklerken telefonumu elime aldım.
Ben: Ya çok saçma, hala dünkü kadar kar var yerde. Sadece yağmayı bıraktı. Ve bugün yağmasa da güneş çıkmayacakmış. Yani karlar erimeyecekse neden okul var ki?
İdil: Ben de anlamadım. Ama zaten bizim sınıfa kimse gelmez.
Ben: Bizede kimsenin geleceğini sanmıyorum.
İdil: Ben Umutlara sorayım bari. Onlar gidiyor mu acaba?
Ben: Tamam.
Diğer gruptan mesaj bildirimleri geliyordu. Birazdan bakacaktım. Yumurtanın olduğunu fark edince hemen masaya yerleştim ve yemeye başladım. Yeniden telefonumu elime aldığımda mesajlara baktım.
İdil: Bugün okula gidecek misiniz?
Umut: Evet. Hazırlanıyorum şimdi. Sen?
İdil: Ben de gidiyorum.
Eren: Ben gelirim herhalde.
Berke: Yaa, gitmeseeeekk...
Eren: Berke!
Berke: Ay tamam, ne var. Kimse gelmeyecek. Biz böyle sap gibi gidelim kimse olmadan ders işleyelim o zaman. Saçmalık tamamen saçmalık.
Berke'nin miracelous alıntısı yapmasına güldüm. Çok sevdiği bir çizgi filmdi. Hatta etrafta 'Şanslı Tılsıııımm' diyerek dolaşıp, üstüne yetmiyormuş gibi beni de yanına almıştı bir keresinde. Gülerek diğer yorumları okumaya başladım.
Eren: Defne geliyor mu? Ona göre gelirim.
Bir anda gülüşüm soldu. Ekrana göz kırpıştırarak baktım. Sonra kendimi sorguladım. Ben Defne'ydim. Sırıttım. Sonra neden sırıtıyorsun diyerek kendime kızdım. En son da ne yapacağımı bilmeyerek İdil'in atığı onaylama mesajlarını boş geçerek yemeğimi yedim. Hemen bitirince saatin 07.21 olduğunu gördüm. Aslında ders saat 08.30'da başlayacaktı ama erken gidip İdil'le kahve içiyorduk. Saat 08.00 gibi de diğerleri geliyordu. İlk Berke geliyordu genelde, sonra Eren ve Umut birlikte geliyordu.
Üstüme gri kazağımı ve kot pantolonumu giydim. Montumu da giyip İdil'lerin evine doğru yürüdüm. İdil aşağıda beni bekliyordu. Beni görünce sırıtarak yanıma doğru ilerliyordu. Bu sırıtışı biliyordum...
"Defnee! Naber?"
"İyi. Senden?"
"Ne bu? Moralimiz düşmüş biraz. Aksine heyecanlanmamız gerekmiyor muydu?"
"Ya İdil Allah aşkına sus ya. Öylesine demiştir."
"İylisini dimiştir." Diyerek beni taklit etti. "Ya kızım, deli misin ya. Tabiki öylesine demedi. Sana değer veriyor işte. Daha ne kadar belli edebilir ki..."
"Abartma."
"Kim? Ben mi?" Güldü.
"Defne, cidden. Şakayı bırak. Neden moralin böyle? Ben seni böyle görmeye hiç alışık değilim."
Ağzımı açtım. Sonra geri kapadım. Buna verilecek bir cevabım yoktu.
"Bilmiyorum..."
Okulun önüne geldiğimizde bu sohbeti bırakarak kahve almaya kantine indik. Kahvelerimizi aldığımız gibi boş masaya yerleştik. Birkaç kişi erken gelmiş, ders çalışıyordu. Çoğu son sınıftı. İdil de montunu sandalyesini arkasına yerleştirdikten sonra bana yine o sırıtışını attı.
"Başlıyor benim mesai..."
"Eveet... Öncelikle, ne hissettin? İlk okuduğunda neredeydin, ne yapıyordun, saat kaçtı, yaptığın şeyi durdurmak zorunda mı kaldın, kendini sorguladın mı, içinde bir şeyler hissettin mi, nasıldı, sana kendini nasıl hissettirdi, iyi hissettin mi, heyecanlandın mı, böyle kıpır kıpır falan oldun mu? NE HİSSETTİN DEFNE!"
Birkaç kişi dönüp bize baktı. İdil de kendinden beklemiyordu ki güldü. "Evet, dinliyorum."
Gülüp nefesimi verdikten sonra onun aksine sakince anlatmaya başladım.
"Mutfaktaydım, yumurtamın pişmesini bekliyordum. Saat 07.10 suları. Bir anda senin dediğin gibi durdum. Ve evet; kendimi sorguladım, dedim ki ben Defne'ydim dimi. İçimde sanki bir şeyler kaynadı-"
"Kaynadı mı?" Kahkaha attı. "İlk defa böyle bir tabir görüyorum. Biz genelde ona kıpır kıpır olmak diyoruz ama sen bilirsin zaten doğrusunu."
Gülmemek için kendini tutuyordu. Fakat ona kızamam, ben de öyleydim. Dudaklarımı birbirine bastırmıştım. Kendimden beklemiyordum. Ama bozuntuya vermeyecektim tabii.
"Sen anlatmamı istemiyor muydun?"
"Tamam, tamam. Sustum." Kendini toparladı, dikleşti, boğazını temizledi, anlat sen gibi bir hareket yaptı ve eliyle ağzına fermuar çekip devam etmemi bekledi.
"Güzeldi aslında. Heyecanlıydı. Beklemiyordum. Bana kendimi iyi hissettirdi yani... Ne hissettiğime gelecek olursak, ben de bilmiyorum. Sadece bu kadar."
Göz ucuyla İdil'e baktığımda beni dikkatle izlediğini gördüm. Bana göre fazla abartıyordu. Sadece bir mesajdı. Evlenme teklifi falan etmemişti sonuçta. Sadece küçük bir merak etme mesajı. Sonuçta Eren merak etmiş olabilirdi. Eğer hepimiz gelirse ben de geleceğim diye bir anlam kazandırmak istemiş de olabilirdi yani değil mi?
"Defno!"
Tanıdık sesle arkama baktım. Berke gelmişti. Düşüncelerimden sıyrılıp gerçek dünyaya döndüm.
"Ay, pardon. Dalmışım."
Hemen ayağa kalktım ve Berkeye sarıldım. O da bana sarıldıktan sonra birlikte masaya oturduk. Berke de bana mesajla alakalı sorular sorduğunda onları da İdil'in sordukları gibi yanıtladım ve farklı konulardan konuşarak da zamanı geçirdik. En sonunda saat 08.12'de Umut ve Eren de geldi. Eren'in gelmesiyle bu konuyu konuşmayı bıraktık fakat Umut bana Eren görmeden bi bakış atmıştı. Gözlerimi devirdim. Eren ise hiç bir şey olmamış gibi rahattı. Acaba benim düşündüğüm gibi herkesi kastetmiş olabilir miydi?
Umutla birlikte kahvelerini almaya gittiler. Bizim kahvelerimiz bittiği için onlardan istedik. Geldiklerinde ikisinin de elinde 2 bardak vardı. Umut İdil'in önüne bardağını koydu önce ve sonra kendi bardağından da bir yudum aldı. Eren ise arkadan elinde ekstradan bir şeyle geliyordu. Bir çikolataydı bu. Hiçbir şey demeden yanıma oturdu, çikolatayı ve kahveyi önüme bıraktı. Hem ben söylemeden en sevdiğim kahveyi bulmuştu -ki bu çok normaldi çünkü beni tanıyan herkes bunu biliyordu- hem de en sevdiğim çikolatayı bana vermişti. Bu ise olağandışıydı çünkü bunu bir tek İdil biliyordu. İdil söylemiş olamazdı değil mi.
Yuvarlak masada oturma düzenimiz şöyleydi: Benim solumda Eren, onun yanında Berke, Berke'nin yanında Umut ve Umut'un yanında da İdil vardı. Ama benim ve hepimizin şaşırdığı detay Eren'in benim yanımda olmasıydı. Bu zaten arada oluyordu ama hepsi şimdikinin farklı olduğunu düşünüyordu. Ne yani, bi çikolata aldı, bir mesaj yazdı diye farklı anlamlar mı çıkarıyorlardı.
Biraz daha sohbet ettikten sonra saat geldi ve derse girdik...
☆
Aynı Günün Gecesi
YAZARIN ANLATIMIYLA
Eren, önceki gece cesaretini toplayamasa da bu gece şarkı sözü yerine iyi geceler mesajı atacaktı. Attı da.
"İyi geceler, eğer tek sözümle tüm gecelerin iyi geçecekse hayatında olmadığım ve gelecekteki gecelerin için de iyi geceler Defne."
Ama attıktan sonra bu mesajı 2-3 kez okuduktan sonra saçma olduğunu düşünüp sildi. Defne'nin de görmediğini umdu. Fakat o gece Defne daha uyumamıştı ve direkt yazışma sayfasına girmese de üstten o bildirimi gördü. Gülümsedi. Görmemiş gibi davrandı. Ve asla unutmamak için o sayfanın ekran fotoğrafını çekti. Bu anı ölümsüzdü artık, kimse onu çalamazdı.