İkimiz de kapıyı açmaya korkuyorduk. Sessizce anlaştık ve birlikte kapıya doğru yürüdük. En sonunda kapıyı açtığımızda önümüzde bir adam gördük. Şiddetle ağlıyordu. Kesik kesik konuşarak bize ağlayan kadından bahsetti. "O be-benim eşim ve ç-çocuğumuz yaralı. Lütfen yardım e-edin. Lütfen, yalvarırım ya-yardım edin. Çocuğumuz d-daha doğmadı. A-ama eşim bir grup genç ta-tarafından şiddete maruz k-kaldı. Hastaneye gi-gidemiyoruz. Lütfen. Size isterse-seniz para-" İdil araya girdi. "Hayır, para vermenize gerek yok. Ne demek. Elimizden geldiğince yardım ederiz. Hadi Defne. Sen kadını getir, ben de arabayı çalıştırayım." Dediğine kafamı sallayarak onay verdim. İdil arabasına doğru koşarken ben kadının yanındaydım. "Abla, korkma. Beni eşiniz gönderdi. Sizi hastaneye götüreceğiz. Cevap vermenize gerek yok. Kendinizi yormayın. Hadi gelin şöyle..." En başta tereddütle baksa da az ileride eşini görünce gelmeye başladı. Yaklaşık bir saat sonra hastanedeydik. Aslında İdil de tıp okuduğundan kadına o da bakabilirdi ama büyük ihtimalle kendine yine güvenmemişti. İkisi de doktora bir şey anlatamayacak durumda olduklarından dolayı İdil ve ben anlattık. Kadının karnında derin bir yara vardı. İdil'e göre bu yara şiddetli bir yumruk yarasıydı. Doktor yaklaşık yarım saat sonra bizim çıkabileceğimizi söyledi. Çıkarken İdil bir doktorla konuşmaya başlayınca ben de diğerlerine haber vermek için telefonumu aradım. Fakat o anki telaşla evde unutmuştum. İstemesem bile mecburen aralarına girdim. "Pardon, İdil sen telefonunu getirdin mi? Ben telaştan unutmuşum da." "Aaa ben de unuttum... Neredeyse 2 saattir buradayız. Merak etmişlerdir ya... Çok özür dilerim ama benim artık gitmem gerekiyor. Kolay gelsin size." Ayrıldıktan sonra hızlıca eve geldik. Evin önünde Eren, Berke ve Umut vardı. Açıkçası beklediğimiz bir manzaraydı. Bizi görünce hemen yanımıza geldiler. İlk Berke koşarak geldi ve ikimize birden sarıldı. Sonra bana döndü. "Neredeydiniz kızım? Patladık burada meraktan. Ne oldu? Neden gittiniz ve neden şimdi dönüyorsunuz?" Onlara İdil'le birlikte olanları anlattık. Hepsi az da olsa rahatladığında birlikte İdil'lerin evine geçtik. Zaten polis ekibi kadına yapılanların suçlusunu aradığından içimiz rahattı. "Polislerin dediğine göre bu basit bir yumruk değilmiş" "Zaten kadın kan kusuyordu. Öyle basit bir şey olamazdı." Sohbet böyle akıp giderken belli bir saatten sonra herkes kendi bölgesinde takılıyordu. Umut ve İdil konuşuyor, Berke ve Eren maç sohbeti yapıyor ben ise amaçsızca masa örtüsündeki desenleri inceliyordum. Berke tuvalete gitmek için kalktığında Eren'le bakıştık. Başıyla mutfağı işaret edince kalkıp peşinden gittim. "Defne, düşündüm ki herkes böyle bir şeyler yaparken sıkıcı oluyor. Gel bir şeyler yapalım. Tatlı falan..." "Olur... Ben ben bir dolaba bakiyim. Ne var varmış... Heh, muz ve çilek buldum ama çilek ne alaka?" "Bu mevsimde? İdil ne yaşıyor acaba." Başımı sallayarak onayladım. Anlık aklıma gelen şeyle duraksadım. "Ama Spotify olmadan asla. Şarkı dinlemeden bir iş yapamıyorum. Acaba Çin Seddi'ni Spotify olmadan nasıl yapmışlar..." Dediğime güldü. "Tamam, ne istiyorsun?" "Yani fark etmez aslında... Kafana göre seç bir tane. Bana her şekilde uyar." "Tamam. Açıyorum o zaman" Gelen müziğin tanıdıklığıyla gülümsedim. Bu İstanbul Beyefendisi'ydi. Şarkı ilerledikçe birlikte mırıldanarak şarkıya eşlik ettik. Aynı zamanda içecek hazırlamaya karar vermiş ve çoktan başlamıştık. Araya birkaç şarkı daha girdikten sonra bitirdik ve salona doğru ilerledik. Berke, Umut ve İdil sohbet ediyorlardı. Bizim geldiğimizi görünce bakışları bize ve içeceklere döndü. Berke bana sırıtarak baktı ve kaşlarıyla ikimizi gösterdi. Ona yandan bakış attım. Sırıtarak arkasına yaslandı. Eren ise Berke'nin bu hareketine güldü. Sinir bozucu sessiz ama el hareketleriyle anlaşılan sessizliği İdil bozdu. "Aaa ne yaptınız? Çok güzel gözüküyor." "Senin evde neden olduğunu anlamadığımız çileklerle çok güzel bir tarif hazırladık." Umut gastronomi okuduğundan hemen araya girdi. "Muz da var bunda. Yoğurt ve yulaf da." "Ama sırrı kaçtı ki şimdi... Neyse, nasıl sevdiniz mi?" "Çok güzel olmuş Defno." "Tatlı biraz ama iyi olmuş." "Gayet iyi." Hepsinden onay alınca gülümsedim ve Eren'le çak yaptık. Hedefe ulaşmıştık. Sohbet eğlenceli şekilde akıp giderken saatin 23.15 olduğunu görünce kalktık. Yarın okul vardı. Ve ben daha tarih ödevimi bitirmemiştim. İdil'le vedalaşıp evlere doğru giderken Umut ve Berke'nin evi ters yönde olduğu için Eren ve ben birlikte gidiyorduk. "Ya off... Tarih ödevini yapmayı unutmuşum. Şimdi aklıma geldi. Eren sen yaptın mı? Yaptıysan senden alabilir miyim? Yarın sabah sizin sınıfa gelir veririm." "Ben yaptım ama son sayfaları yok." Yürürken evimin önüne gelince duraksadım. Onun evi biraz daha ilerideydi. "Tamam, şöyle yapalım. Sen kitabını al gel. Hemen geçireyim ben de. Geri kalan sayfaları da birlikte yaparız. Sonra gidersin zaten." "Tamam, uyar bana." Birlikte bizim eve doğru yürüdük. Annemler bizi görünce selam verdiler. Artık ikisi de arkadaşlarımı tanıdığından Eren'i normal karşıladılar. "Anne şey, ben bir ödevimi unuttum da Eren'den geçireceğim. Biz odaya geçiyoruz, yarım saat sonra gider zaten. Uyurum ben de." "Tamam yavrum, ben yatıyorum iyi geceler size." "İyi geceler." "İyi geceler..." Birlikte çalışma masama doğru ilerlerledik. Tarih kitabımı açtım ve ezbere bildiğim notları geçirdim. Son sayfaları da beraber araya sohbet ve gülüşme de kaynatarak bitirdik. Yaklaşık 40 dakika sonra gittiğinde ben de yatmak için hazırlandım. Telefonumu elime aldığımda İdil'in mesaj yazdığını gördüm. İdil: Defne! Her şeyi anlatıyorsun. Ne oldu? Ne yaptınız? En son gördüğüm kadarıyla sizin eve geçmiştiniz. Ben: He, evet. Anlatırım yarın ya. Çok uykum var şimdi. İdil: Peki, tamam. Ama yarın kesinlikle anlatıyorsun. Kaytarmak yok ona göre. Ben: Tamam. Görüşürüz o zaman. İdil: Görüşürüz, bir tanem. İyi geceler. Ben: İyi geceler sana da... Tam telefonu kapatacaktım ki Berke'nin yazdığını gördüm. Berke: Defno, İdil'den duydum. Ben boşuna demiyorum işte ya. Bunlarda şans var. Hani nerde o şans... Neyse, konumuz bende şansın y'si olmayan şansım değil. Şans kelimesinde de y yok zaten. Of aman, neyse siz ne yaptınız? Ben: Berke, İdil'e de aynısını söyledim. Çok uykum var. Yarın anlatırım ya... Çocuk gibi mızmızlanacağını bildiğimden yazışmadan çıktım. Telefonumu yana koyarak uyumaya çalıştım. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Ve en son kendimi uykuya teslim ettim. ☆ YAZARIN ANLATIMIYLA Defne o gün uyurken telefonuna 4 bildirim daha gelmeliydi aslında. 4ü de Eren'den olanları. Eren, o gece bir şeyler yazmak istemiş, fakat cesaretini toplayamamıştı. Yazıp yazıp silmişti. 3ü şarkı sözü, 1i iyi geceler mesajı olmalıydı. Eren bunların hiçbirini atmadı. Defne ise bunu hiç bilemeyecekti...
Bölüm 4
4. Bölüm
Bölüm sonu
2 yorum
tatlı yapmışsınız ama biraz tatlı olmus NJSHSCCGS
1Yanıteren nesajı atsaydı nolurdu acaba
1Yanıt

